Ayşe Sevim'in şiirleri herşeye mesafelidir

Sokaklarda dalgın bir şekilde yürürken karşılaştığınız bir arkadaşınız gibidir Ayşe Sevim’in şiiri. Uzun süredir görüşmemişsinizdir ama o, yine de sizi anlar, halinizi hatırınızı sorar, yüz ifadelerinizden, ses tonunuzdan ne halde olduğunuzu çıkarır. Ayşe Sevim şiiri o şekilde tanıdık duygu, düşünce ve kelimelerle doludur. Buna imgeler, benzetmeler, semboller de diyebiliriz. Çünkü Ayşe Sevim şiiri dümdüz okunabileceği gibi, her mısraı birer sembol veya imge olarak, soyut bir alana çekilerek de okunabilir. O yüzdendir, Ayşe Sevim şiirinin etkisi belirsizdir. Ama vardır, kendini hissettirir. Hayatın acımasızlığı karşısında bir süre sizinle birlikte vakit geçirebilir. Fakat devamı olmaz. Ayaküstü konuşup çekilir.

Bu kitabın içinde şairiyle karşılaşırız

Bunu Ayşe Sevim’in ikinci şiir kitabı İşlenmemiş Suç (2013, Şule y.) için söylüyorum. Ancak ilk şiir kitabı Taburcu’da (2007, 2012, Şule y.) da aynı özelliği görebiliriz. Fakat daha değişik bir biçimde; yani tam olarak Ayşe Sevim’in konuşması, sesi ve edasıyla değil. Taburcu’yu oluşturan şiirlerde daha çok İsmet Özel sesi, ondan da önemlisi imge dünyası ve söyleyişi hakim. İşlenmemiş Suç’ta bunun izine pek rastlanmaz. Burada önemli bir durum var. Ayşe Sevim, İsmet Özel’in düşünce ve hislerinden ziyade söyleyişinden etkilenmiş gibi. Taburcu’da Ayşe Sevim düşünceleri İsmet Özel tarzında söylenmiş. Bu özelliğiyle Ayşe Sevim yaşıtlarından ayrılır. Yaşıtlarının şiirlerine baktığımız zaman, İsmet Özel’in (Erbain’in) sadece şiir söyleyişinden, imgelerinden, sesinin yüksekliğinden değil, ayrıca düşünce ve duygularından da fazlasıyla etkilendiklerini görürüz. Hele İsmet Özel’in siyasi duruşu, hayat karşısındaki tavrı, 71’lilerden 90’lılara kadar şiir yazan genç şairlerin çoğunda kendini gösterir. Kendi düşünce ve duygularını oluşturup, belirginleştirip, İsmet Özel tarzında şiirleştirmek birkaç şairde vardır. Ayşe Sevim bunlardan biri.

İşlenmemiş Suç’ta Ayşe Sevim bulunabilir. Neredeyse bütünüyle bu kitabın içinde şairiyle karşılaşırız. Taburcu’da daha gizli saklıdır. Taburcu’daki şiirler gergindir, sanki uçmayı öğrenen bir kuş gibi çırpınmakta, kendini taşa, toprağa, ağaca vurmaktadır. İşlenmemiş Suç’ta kuş havalanır, gökyüzüne doğru yükselir ve dünyayı oradan izler. İnsanlarla ilişkisi, diyalogu, hayata ve insana dair yorumları, söyleyişleri, yakınmaları veya acıları bir adım ileridedir. Daha doğrusu Ayşe Sevim’in şiirleri her şeye mesafelidir. Kendi acılarıyla bile belirli bir mesafe içindedir. Sevinçleri, hüzünleri, kırgınlıkları yavaş yavaş onu her şeyden uzaklaştırır. Yukarıdan bakışı bu yüzden bir kibir belirtisi veya sonucu değildir. Onun uzaklaşmasında “kırgınlık” etkili olmuştur. Yani kendini ister istemez güvenli bir alana çekmek; çekilmek, uzaklaşmak. Fakat vazgeçmek söz konusu değildir. Onun şiiri vazgeçmeyen, aynı nokta etrafında defalarca düşünen ve acı çeken bir şiirdir.

Şiiri bir iç konuşma veya sayıklama olmaktan kurtarır

Mesafeli lirik şiirler yazar Ayşe Sevim. Onun şiirini bütünüyle kuşatmak mümkün değil. Fakat şiirinden bütünüyle uzaklaşmak da mümkün değil. Ayşe Sevim şiirinin lirizmi, onun kendini şiire bırakmasıyla ilgili. Kendini bırakır, fakat bütünüyle suyun altında kalmaz. Daha doğrusu bir süre kendini bırakır, suyun altında kalır, sonra başını yukarı çıkarır ve nefes alır. Derin nefesler alır. Bunlar şiiri toparlayıcı unsurlardır. Yoksa şiir boğulur. Amacından ve söyleyeceğinden uzaklaşır. Dağınık bir hal alır. O zaman suyun altındaki rengarenk taşlara benzer. Bazı taşlar renkli ve parlak, dikkat çekici. Bazıları sönük, gri, biçimsiz ve gereksiz. Bu tehlikenin farkındadır Ayşe Sevim. O yüzden çok imgesel, soyut söyleyişlerden, konuşma diliyle, günlük konuşmalarda geçen ibare ve sözlerle şiiri toparlar. Görünür ve anlaşılır kılar. Şiiri bir iç konuşma veya sayıklama olmaktan kurtarır.

Uçmaya başlayan kuş benzetmesi önemliydi. Oradan devam edersek Ayşe Sevim’in İşlenmemiş Suç’ta dünya ve insanları kuşbakışı gördüğü, tanıdığı, keşfettiği ve yerli yerine koyduğunu söyleyebiliriz. Onlara dönük henüz herhangi bir müdahalede bulunmamaktadır. Bir savaş, mücadele, yargılama, suçlama veya kalem kırmaya Ayşe Sevim’in iki kitabında da rastlanmaz. Bu, rastlanmayacak anlamına gelmiyor. Aslında Ayşe Sevim şiirinde zamanını bekleyen, ortaya çıkarılmamış bir öfke sezilir. İntikam isteği denebilir mi buna bilmiyorum. Onun için üçüncü şiir kitabını, yani dalgın bir şekilde, ara sokaklarda yürürken, Ayşe Sevim’le üçüncü bir karşılaşmayı, onun alçak ses tonuyla, her şeyi bilir ve anlar bir biçimde yüzünüze gülümsemesini, hal ve hatırınızı sormasını beklemek, belki de ümit etmek gerekir.