Kur'an'ı anlama niyetiyle okuduğumuzda ilk fark ettiğimiz şey Allah'ın rahmeti olur. Daha ilk ayette kelâmın kaynağı olan Allah, kendisini Rahman ve Rahim[1] olarak bildirir. Rahman sıfatı ile her
Fark ettiğimiz ikinci şey ise Allah'ın ikramı/bereketi olur. Çünkü Allah kerimdir. Allah'ın kerim sıfatı kitabına geçmiş ve Kur'an da kerim olmuştur. Daha sonra bu sıfat Kur'an'dan Mü’mine geçer. İlk inen ayetlerde Allah bu berekete dikkatimizi çeker. “Oku, Rabbin ekrem/en cömert olandır.”[2]
Kur'an'ın bereketini her alanda hissederiz. Onu anladığımızda Rabbimizi, hayatı, insanı, eşyayı, evreni, ahireti daha iyi anlarız.
Kuran'ı okumaya başladığımızda daha ilk ayette Allah'ı tanımaya, bilmeye başlarız. O an muhteşem bir an’dır. Çünkü daha öncesinde Allah hakkındaki bilgimiz dolaylı bilgiydi. Anne ve babamızdan, hocalarımızdan ve çevremizden öğrendiğimiz kadar biliyorduk. Oysa şimdi bu kitap/Kur'an sayesinde dolaysız olarak Allah'ın kendi anlatımından/kelâmından Allah'ı bilme imkânına kavuşmuş oluyoruz.
Allah öncelikle kendisinin Rahman ve Rahim olarak bilinmesini istiyor. Kur'an'ın ilk ayetinde önümüze getirdiği bu sıfatlarını üçüncü ayette bir daha tekrar ediyor. Üstelik o âlemlerin Rabbi, yaratıcısı, terbiye edicisi, sahibi olduğu gibi; din gününün, hesap gününün, ahiret günün de sahibidir. Bu özelliklere sahip olan başka hiçbir ilah olmadığına göre hamd edilmeye layık olan sadece odur. Her şeyin sahibi olduğu halde ısrarla merhametini ön plana çıkaran Allah elbette övülmelidir, hamd edilmelidir.
Daha dört cümlelik bu kısa ayetlerden Rabbini tanıyan bizler onu merhametiyle bilince, kendi üzerimize düşenleri ve kendi konumumuzu da bilir, ilan ederiz: “Biz ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz.”
Allah'a kul olduğumuzu ilan etmekle kalmaz hemen bunu eyleme dökeriz. Onun merhametinden cesaret alarak ilk ve en önemli duamızı yaparız. “Bizi hidayete/doğru yola ilet”
Sadece Allah'a kul olmak diğer tüm varlığa karşı bizi özgürleştirir. Kulluğun ve özgürlüğün huzurunu yakaladığımızda sonucu, son durağı istemek yerine, sonuca/cennete götürecek yola talip oluruz. Çünkü gayret göstermeden ve emek harcamadan sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını biliriz. Talip olduğumuz bu yol ilk ve bilinmedik bir yol değildir. Daha önce nice nebiler, sıddıklar, salihler, şehitler bu yolu takip etmiş ve felâha ulaşmıştır. Üstelik önümüzde yaptıklarıyla ve yaşadıklarıyla usvetün hasene/en güzel örnek olan Rasülullah’ın mesajları var.
Bir de aynı yola çıkıp da felaha ulaşamadan sapan ve gazaba uğrayanlar olmuştur. Çünkü onlar yolu, yolun işaretlerini, kurallarını, rehberlerini dikkate almadılar.
Kuran'ı anlayarak okumaya başladığımızda daha ilk sayfada bu kitabın özeti, anahtarı, girişi, sunuşu olan Fatiha Suresi’nden birçok şeyi öğrenmiş oluruz: Allah ve onun öne çıkanı sıfatları, âlemler, din
Biz öğrendiklerimizi düşünürken çoktan kendimizi hidayet yolunda buluruz. Bu öyle muhteşem bir yoldur ki; artık bu yolun sahibini biliyoruz (Hem de kendi kelamından.) O âlemlerin sahibi olduğu gibi bizim de sahibimiz.
Yolu bulmamız ve yola çıkmamız çok önemli, ama yetmez. Allah'a ulaşmak, yoldan çıkmamak, sapmamak için bir haritaya, bir rehbere ihtiyaç duyarız. Uzakta aramaya gerek yok, rehber elimizde: “Elif, Lam, Mim. Şüphesiz bu Kitap muttakileri doğru yola iletir.”[3]
Bize düşen muttaki olmaktır. Haddini bilip; hududu aşmaktan, ölçüleri koyan Allah'ın rızasını kaybetmekten sakınmaktır.
Allah bizi felâha çağırıyor. Felâh; kurtuluş, gayeye ulaşmak, huzura ulaşmak, açmak, yarmak gibi anlamlara gelir. Kur'an, ilk sayfada hidayet isteyen kullara hemen ikinci sayfada felâha ulaşmanın yolunu gösteriyor: Muttaki olup bu kitaba tabi olmak. Günde beş defa ezanla hayye alel-felâh/haydin felâha çağrısı alıyoruz.
Kur'an-ı Kerîm, müminlerin, namazlarını huşû ile kılanların, sabırlı olanların, takva sahibi kimselerin cimrilikten sakınanların, nefislerini tezkiye edenlerin, Allah yolunda cihâd edenlerin, tövbe edenlerin, Allah teâlayı samimiyetle ananların, felâha/kurtuluşa ereceklerini müjdeliyor. (Bakınız; Mü'minun, 23/1, A'lâ, 87/14, Şems, 91/9, Bakara, 2/189, Maide, 5/100, Hacc, 22/77, Cum'a, 62/10, Nasr, 59/9, Teğabün, 64/16).
Kur’an Allah'a iftira edenlerin, kâfirlerin, zâlimlerin, mücrimlerin, sihirbazların da asla iflah olamayacaklarını haber veriyor. (Bakınız; En'âm, 6/21, 131; Yunus, 10/77; Yusuf, 12/23; Taha, 20/69; Müminun, 23/117; Kasas, 28/37, 82; Yunus, 10/69; Nahl, 16/116).