Akıncılar, Seriyye ve Akıncı Güç

1980 öncesinde, talebelik yıllarımızda en etkin gençlik teşkilatlardan biri Akıncılar idi. Gazetelerde gördüğümüz kadarıyla sakallı, yeşil (askeri) parka giyen ağabeylerimiz idi Akıncılar. MTTB daha çok “talebe teşkilatı” hüviyetinde idi. Ama Akıncılar, sivil ve daha aktivist bir teşkilat... MSP’ye çok yakın. Ne kadar yakın, bilmiyorum. Ama 12 Eylül’den sonra yargılanan Merhum Erbakan Hoca ve arkadaşlarına Akıncılar’la ilgili sorular yöneltildiğini okuduk gazetelerden. Güya Çanakkale’de silahlı eğitim yapmış bu gençler, siz de bu organizenin içindesiniz, filan demişler. Sonradan basın dedikodusu olduğu anlaşıldı. Bazı mihraklar sağcı-solcu çatışmasına, şeriatçı-milliyetçi çatışması da eklemek istemiş ve birtakım gençleri kullanmış olabilir. Bilmiyorum. Üstad Necip Fazıl’ın iki teşkilatından biri idi Akıncılar. MTTB bilgi, kültür, ilim, entelektüel ayağını; Akıncılar da aktivist ayağını oluşturuyordu, denilebilir.

Akıncılar denilince kimleri hatırlıyoruz?

Başkan Mehmet Güney’i... Bir zaman gazetelerden Afganistan’a gittiğini okumuştum Mehmet Güney’in. Sonra tutuklandığına dair haberler yazıldı, çizildi. Suçu şeriatçılık idi.

Akıncılar denilince önce Metin Yüksel gelir akla. Şehid Metin Yüksel. Metin Yüksel, öncelikle bir Fatih Akıncısı’dır sonra da İslam Akıncısı. Askeri darbeye hazırlık olsun diye solcu-sağcı çatışması çıkaranlar bunu yeterli görmeyip üstüne İslamcı-Milliyetçi çatışması da eklemek istedikleri için, hedef seçilmiş, şehit edilmişti Metin Yüksel (23 Şubat 1979). Seksen öncesinde bunun fikri zemininde İslam’da ırkçılık-milliyetçilik anlayışının farkı yatıyordu.

“Tanrı Dağı Kadar Türk, Hira Dağı Kadar Müslüman”lığı savunan Ülkücü Gençlik, “Şe……n Üstünlüğü Tartışılmaz” diyen Akıncılarla mücadele ediyordu/ettiriliyordu. 21 Eylül 1969’da Mustafa Bilgi’nin açtığı şehadet yolunu Aralık 1977’de Erdoğan Tuna, 1979’da Metin Yüksel ve 1980’de Sedat Yenigün takip edecekti.

Yeşil komünistler

Denildiğine göre 1980’den önce, ülke komünizmin pençesinde idi, devlet bugün yarın komünistlerin eline geçecekti, ülkücü gençlik ülkeye komünistler hakim olmasın diye mücadele ediyordu. Bundan dolayı Demirel “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz.” demişti. Milliyetçi-ülkücü gençlik İslamcıları yeterince cesur bulmuyordu. Hatta bazı konularda komünistlere yakın görüyordu İslamcıları. Bundan dolayı milliyetçilerin dilinde İslamcılar için “yeşil komünist” ifadesi dolaşıyordu. Sembolik meyvesi de vardı bunun : Karpuz. (Dışı yeşil, içi kırmızı). Bu ortamda “pasif” olunmadığını göstermek için kurulmuş olmalı idi Akıncılar. MTTB’nin bıraktığı pasif alanı dolduracak ve aktif olacaklardı. Belki yukarıdaki töhmeti üstlerinden atmak için bazı öğrenci olaylarına girmiş bile olabilirler. Bilmiyoruz.

Kimler vardı o dergilerde

Ben Akıncılar’a yetişemedim. Daha doğrusu bizim talebeliğimiz sırasında Çine’de Akıncılar yoktu, MTTB vardı. Biz, Akıncılar’ı çıkardıkları Akıncılar, Seriye, Akıncı Güç gazetelerinden takip ettik. Sıkı yönetim, Akıncıları’ı hem dernek hem gazete olarak kapatmış, devreye hemen “Akıncı”nın Arapçası “Seriyye” girmişti.

Kimler yazıyordu Akıncılar’da dersiniz? Akif İnan, Rasim Özdenören, Arif Altunbaş… Sanırım Rasim Özdenören’in bu dergideki yazıları kitaplara girmemiştir. Gazete kapanıp adı Seriyye olunca yazar ve yayın müdürü olarak Abdurrahman Dilipak’ı görüyoruz. Yanında Sadık Albayrak, Mehmet Taha (kim bilmiyorum), Akıncı Gençler Derneği Genel Başkanı Tevfik Rıza Çavuş, Erdem Bayazıd, Mehmet Kerim ( kim bilmiyorum) ve Akıncı Güç’te Hüsnü Kılıç, Zübeyir Yetik, S. Mirzabeyoğlu, Atilla Özdür.

Akl-ı selim sahiplerine

Şimdi durduk yerde ben bunları neden yazdım ? Şu iki şeyden :

Birincisi; nerden geldik, gelirken hangi bedeller ödendi, geldiğimiz yer bu şehidlerimizin gözettiği yer miydi diye sormak için ve niyetinden, ihlasından şüphe etmediğimiz nice insanımızı tekrar hatırlayalım, hayırla yad edelim diye...

İkincisi ve en önemlisi şu: Memleketin askeri, polisi, mahkemeleri, meclisi, hükümeti varken komünizme ve faşizme karşı devlet adına mücadeleye girişen (veya itilen), kendini kurtarmadan memleketi kurtarmaya kalkan nice sağcı-solcu genç toprak altında bugün. Onların kanları üzerinden siyaset yapan, makam, servet  sahibi olan siyasilerin metodlarını benimsemeden, gençlerini ileriye dönük olarak yetiştiren Merhum Erbakan Hoca’yı yad etmek için yazdım bunları. Eğer Erbakan Hoca “haydi arslanlarım, pasif olmadığınızı gösteriniz” deyip o zamanlar MTTB’de, Akıncılar’da fikri mücadele veren gençleri “aktif” olmaya teşvik etseydi, belki Tayyip Erdoğan’ı bugün Başbakan, Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı, Bülent Arınç’ı Bakan olarak göremeyecektik. Bu ve diğer devletlularımız, akademisyenlerimiz belki gök ekini gibi biçilecekti. 

Akl-i selim sahiplerinin dikkatine sunayım dedim.