Zikir kurtuluşun anahtarı, ruhların kandilidir

13 Cemâziyelevvel 709 / 19 Ekim 1309 tarihinde Kahire’de, Medrese-i Mansûriyye’de âlem-i cemâl’e göçen Benî Cüzâm kabilesine mensup İbn Atâullah el-İskenderî hazretleri, şiddetli bir tasavvuf muhalifi olan Mâlikî fakihi dedesi Abdülkerîm İskenderi’nin aksine, Şâzeliyye tarikatında, Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî ve halifesi Ebü’l-Abbas el-Mürsî’den sonra üçüncü büyük şahsiyet olarak tarihe geçmiştir. Mustafa Kara hocanın tespitiyle; vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûd arasındaki dengeyi çok dikkatli bir şekilde koruyan ve eserlerinde riya, şöhret, zikir, taat, tevekkül, teslimiyet, recâ, ümit, aşk ve cezbe gibi tasavvufi kavramları, tefekkürün incelikleriyle yoğurarak ön plana çıkartan İbn Atâullah el-İskenderî hazretlerinin şanı, Kuzey Afrika başta olmak üzere bütün İslâm ülkelerine yayılmıştır.[1]

Kurtuluşa anahtar, ruha kandil olarak zikrullah

Nefes Yayınları’nın Zikir adıyla yayımladığı eserinde İbn Atâullah el-İskenderî hazretleri, zikrullahın insana olan tesirine vurgu yapmış; zikrin faziletlerini ve faydalarını, zikir adabını ve zikri terk etmenin sakıncalarını açıklamıştır. İbn Atâullah el-İskenderî hazretlerine göre zikir “Hakk’ı daima hatırda tutmak” demektir. Nitelim zikrullah hakkında İmam Gazzâlî hazretleri de gerçek zikri, “zikredilenin kalbe bütünüyle hâkim olması ve zikrin ortadan kaybolması” olarak tanımlamış ve zikrin üç katman olduğunu, bu katmanların ardında ise özün/cevherin bulunduğunu ifade etmiştir (Şekil 1).

Şekil 1: İmam Gazzâlî'ye göre zikrin katmanları

İmam Gazzâlî, öze/cevhere ulaşmak için insanın zikrin üç katmanını geçmesi gerektiğini belirtir. Dil zikrinde, zâkirin durmadan diliyle zikrettiğini ve bunu yaparken kalbi, dilin zikrine ikna etmeye çalıştığını söyler. Kalp, dilin zikrine ikna olduğu vakit, zâkir ilk katmanı geçmiş olur. Gazzâlî hazretleri, kalbin dil zikrine ikna edilmediği durumda, insanın düşüncelere dalıp gideceğini ve zikrin sadece dilde kalacağı, kalp dille ortak zikre başladığında ise kalbin nurlanacağını ve şehevî arzular ve şeytanî düşüncelerin yanarak yok olacağını belirtir. Kalp, zikrin hâkimiyetini devralınca, dilin zikri azalır. Bu zikrin ikinci katmanıdır. Kalbin zikri yavaş yavaş tüm azalara yayılmaya başlar. İmam Gazzâlî âdeta, kalbin vücuda kan pompalayarak insanı “hayy” kılan yapısını resmeder. Kalb, Zikrullah ile vücuttaki kirin atılmasını sağlar. “İllâ men tâbe ve âmene ve’amile ‘amelen sâlihan feulâ-ike yubeddilullâhu seyyi-âtihim hasenât ve kânAllâhu ġafûran rahîmâ[2] sırrı aşikâr olur. Kalbin metabolizma faaliyetleri sonucu oluşan atık ürünleri vücuttan uzaklaştırması ve temiz kanı vücuda pompalaması gibi “kalbin zikri” de günahları sevaplara çevirmeye yardımcı olur. Böylelikle “kalp ağyardan arınır ve artık ona şeytan yaklaşamaz”. Zikir, kalb vasıtasıyla insanın tüm organlarına, uzuvlarına, his ve düşünlerine yayılır. İnsan tüm varlığıyla Allah’ı zikretmeye koyulur. İmam Gazzâlî hazretleri bu hâlin zikrin üçüncü katmanı olduğunu belirtir. Zikrin üçüncü katmanına erişen zâkir, öze/cevhere komşu olur. Cevhere varış, “Ben onun işiten kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum” sırrının bir tecellisidir.[3] İbn Atâullah el-İskenderî hazretleri, İmam Gazzâlî hazretlerinin yapmış olduğu bu sınıflandırmanın insanda açığa çıkışını şu şekilde tarif etmiştir (Şekil 2): “Huşû duymadan kelimelerle yapılan zikir, dilin zikri. Huşû içinde kalple yapılan zikir, kalbin zikri. Kendinden geçerek, zikrettiğiniz varlıkta kaybolup giderek yaptığınız zikir ise gizli zikirdir.”[4]

Şekil 2: İbn Atâullah el- İskenderî hazretlerine göre zikrin üç şekli

İbn Atâullah hazretleri, zikrin, vücutta fiziki olarak da bir takım değişimler zuhura getireceğini ifade eder. Zikir “vücutta fazla yemekten ve haram lokmalardan kaynaklanan fazlalıkları yok eder. Helâl gıdalarla oluşan hücrelere ise dokunmaz. Vücut bu şekilde temizlendikten sonra, her bir organ zikretmeye başlar.[5] İbn Atâullah hazretleri, insanın bünyesinde toprak, su, ateş, hava gibi yerde ve göklerde bulunan birçok maddenin/elementin mündemiç olduğunu belirtmiş ve buna bağlı olarak da zikreden azaların su şırıltısı, rüzgâr uğultusu, ateş tutuşması, değirmen dönüşü, at koşturması, yaprak hışırtısı gibi sesler çıkarttığına dikkat çekmiştir. İnsanın varlığında bu elementler mündemiç olduğundan zikir anında kendisinden bu seslerin duyulduğu kişi, Allah’ı pek çok lisanla zikretmiş olur.

Şekil 3: İbn Atâullah el-İskenderî hazretlerine göre varlığın gıdası

İbn Atâullah el-İskenderî hazretlerine göre varlık âlemi çeşitli yollarla gıdalanır. Bir bütün olarak varlık âleminin gıdası “cisimlerin hareketi”dir. Yaradılıştan kastın “insan” olduğu göz önüne alındığında, İbn Atâullah hazretleri bâtıni âlemin gıdasının “insan kalbinin hareketleri”, sırlar âleminin gıdasının “insanın sükûneti” ve aklın gıdasının “insanın fenâ hali” olduğunu ifade etmiştir (Şekil 3).

Zikrin fazileti ve zikri terkin sakıncaları

İbn Atâullah el-İskenderî hazretleri, Ahzâb 41-43, Ahzâb 35, Bakara 152, Ra’d 28, Âl-i İmrân 41, İnsan 25. âyetlerinin ve Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (sav) “Cennet bahçelerine uğradığınız zaman dilediğini kadar istifade edin… Cennet bahçeleri, zikir halkalarıdır (meclisleridir)” ve “Şeytan aralarını bozmak için zikir halkasının etrafında dolaşıp durdu da buna güç yitiremedi. Derken dünyevî meselelerden bahseden bir topluma uğrayarak onları fitneye düşürdü. Onlar da aralarında kavgaya tutuştular. Derken zikir ehli aralarına giderek onları ayırdı.” hadislerinin zikrin fazileti konusunda önemli referanslar olduğunu belirtmiştir.

İbn Atâullah el-İskenderî hazretleri, zikri terk etmenin sakıncaları konusunda da “Kim Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz” (Zuhuf, 36) âyeti ile “Herhangi bir topluluk, eğer oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarsa, eşek leşi bulunan bir meclisten kalkmış gibi olurlar. Pişmanlıktan öte bir şey ellerine geçmez” ve “Cennet ehli Allah’ı anmadan geçirdiği bir ânın dışında başka bir şey için üzülmeyecek” hadislerine dikkat çekmiştir. Ayrıca zikri terk konusunda Hz. Sehl’in (ra) “Allah’ı anmayı terk etmekten daha çirkin bir günah bilmiyorum” buyurduğunu da aktarmıştır.[6]

Hasan Basrî (ra) hazretleri de insanlara lezzeti üç şeyde aramayı tavsiye buyurmuştur; namaz, zikir ve Kur’an okuma. Mâlik bin Dinar (ra) hazretleri de Allah’ı anmakta huzur bulmayan insanların kalplerinin kör olduğunu ifade etmiş ve bu nevi kimselerin ömürlerini boşa geçirdiklerini belirtmiştir.

Zikirde ihlas ve ciddiyet

İbn Atâullah hazretleri “ihlas”ı zikrin olmazsa olmazları arasında sayar. Ona göre ihlas kişiyi “bir amel işlemeye sevk eden ruhanî etkendir.”[7] İbn Atâullah hazretleri Zikrullah’ı ihlas ile yapmak için zâkirin zikre başlamadan önce tövbe etmesini ve bu yolla zihnini zikre alıştırmasını, etrafıyla alâkayı kesmesini ve zikrin nurlarından kendisini mahrum bırakacak düşüncelerden uzaklaşmasını tavsiye eder. Zâkir, zikir esnasında tüm varlığıyla zikre konsantre olmalıdır. İbn Atâullah hazretleri, bunun önemini şu şekilde ortaya koyar:

“Zâkir zikrullah esnasında zikrin manasını düşünmelidir. Zikir lafzı her tekrarlandığında başka bir mânâ düşünülmelidir. Zîra zikir esnasında mâsivallahla ilgilenen onu kendine ilâh edinmiş gibi olur.”[8] Hazret, bu duruma Furkân sûresinin 43. âyetini delil getirir: “Hevâsını ilâh edineni gördün mü?”

Yapılan zikrin kabul olması için Zikrullah esnasında mâsivallahın kalpten atılması gerektiğine dikkat çeker. Nitekim “zâkir zikir esnasında dalgınlıkla bile başka bir şeyle meşgul olursa, cezaya müstahak olur. Zîra hükümdarın huzurunda edebiyle oturmayan azarı işitir”[9], sözleriyle, zikrullahın ciddiyetini ön plana çıkarmıştır. Çünkü zâkire boş ve bâtıl şeyleri terk ettiren zikir, “geçmişe dair kayıpların telafisi, geleceğe ise bir hazırlıktır.”[10]

 

[1] Mustafa Kara, 1999, “İbn Atâullah el-İskenderî”, İslam Ansiklopedisi 19. Cild, s.337-338. Erişim için bkz: https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-ataullah-el-iskenderi

[2] Furkan suresi, 70. Âyet.

[3] İskenderî, A., Zikir, Çev: M. Akıncı, Nefes Yayınları, 2015, s.12.

[4] A.g.e., s.15.

[5] A.g.e., s.12.

[6] A.g.e., s. 24; 31.

[7] A.g.e., s.37

[8] A.g.e., s. 42

[9] A.g.e., s. 50

[10] A.g.e., s. 48

YORUM EKLE

banner26