Zarf bedense mazruf ruhtur

Bir ruh ve bir bedenle doğar öylece hayata katılırız. Ne ruh bedensiz ne de beden ruhsuz bir değere sahip olabilir. Zarf bedense mazruf ruhtur. Bedendeki canlılık ruhun marifetidir, ruhtaki hayatiyet mütemadiyen bedene sirayet eder. 

Bedeni harekete geçiren ruhtur. Ruhun eksikliği pasif ve cansız olan beden için ölümcül bir kopuştur. Bedeni cana dönüştüren onda bir canlılık peydahlatan ruhtur. Ruh her bir insan tekinin, onu başka tüm canlılardan ayıran temel birtakım özelliklerini içinde barındıran bir merkezdir. Entelektüel ilgiler de ahlaki tercihler de duygusal yönelimler de bu mecra üzerinden kendilerine bir yol bulur. Ruhun varlığı onun emsalsiz enerjisine muhtaç beden için bir varlık sebebidir.

Ruh bizim maddi olmayan gerçekliğimizdir. Beden ise her durumda maddiliğe, cismaniliğe dolayısıyla da geçiciliğe işaret eder. Yoktan var edilmiştir ve yokluğa gark olması da an meselesidir. Beden ruhtan da zihinden de bağımsız bir varlık alanıdır. Maddi bir gerçeklik olarak beden cevvaliyet kazandığı her seferinde anlamlılık kazanmakta, canlılık belirtisi taşıdığı hemen her anında kuşkusuz görece ama mutlak değerli bir varlık hüviyetine bürünmektedir. Ruh ise oldukça çeşitlenmiş bilinç hâllerinin yegâne birleşim noktası olarak hem benliğin bilfiil takdim mercii hem de insanı diğer tüm cinslerinden ayıran hemen tüm öznel nitelikleriyle kuşatıcı bir yetkinlik, kişilik ve kendine özgülük ifade etmektedir.

“Ruh kirlenir, beden çürür”

Ruh ölümsüzdür, onda niteliği ne olursa olsun bir tür maneviyatın varlığından söz etmek her zaman mümkündür. Beden maddi gerçekliğiyle dışa dönük somut bir gövde olarak arzı endam ederken ruh bütünüyle iç dünyamızda bir yerlerde gezinip durmaktadır. Ruhumuz bizi, biz onu takip ederiz. Onun bizi terk etmesiyle bizim dünya maceramız ilelebet son bulur. Ruhun insandan çekilmesi artık defterlerinin kapandığına ve bir daha ondan kendi iradesini takip eden hiçbir niyet, hareket ve eylemin sadır olmayacağına işaret eder.  Öte yandan niyet ve eylemlerimizin hayatiyet bulmasında kalbin, irade ve ihtiyarımızın, akıl ve vicdanımızın ağırlığı göz ardı edilemez. Ancak bütün bunların hayata geçirilmesi için her şeyden önce sıkı bir cevvaliyete, enerjik bir harekete ve kendi kendini tazeleyen bir dinamizme ihtiyaç duyulur. Bedeni canlandıran ruhtur, ona bir ruh üflenmedikçe sadece bir cesettir. Ruhsuz bir bedenin bir heykelden, bir taş ya da demirden hiçbir farkı yoktur.

Ruh da beden de yaratılmıştır. Bununla birlikte bedeni harekete yönelten ruhtur. Her birinin kaderi bizi aşan bir evrende kayıt altındadır. Bize düşen hem ruhu hem de bedeni doğru ve akıllı bir çizgide seferber etmektir. Ruh kirlenir, beden çürür. Ruhu arındırmak emek ister, çevre kuşkusuz belirleyicidir, kalp yön vericidir. Öte yandan arzu ve isteklerin, heva ve heveslerin bir kez ipinin ucu kaçırıldığında onlardan her birinin bizi kendi istekleri etrafında şekillendirmekten asla imtina etmeyeceğini bilmek akıl kârıdır. Bedeni nasıl koruyacağımız tek başına sağlık bilgileriyle halledilecek bir konu değildir. Bedenin her azası, yapıp ettiklerinin hesabını vermek üzere kayıt altındadır. Ne yaptığımız, nereye gittiğimiz, kime yaklaştığımız, kimden uzaklaştığımız, nerede durduğumuz, velhasıl kendi imkânlarımızla çoğaltabileceğimiz sahici sorularımızın hepsine sahip olduğumuz beden bütün azalarıyla şahitlik eder. Beden sonradan vakti saati gelince devre dışı kalmış bir şekilde hesaptan düşmüş gibi görünse de onun hemen her aktivitesinde asıl enerji kaynağı ruhtur. Onun yokluğunda bir robottan farkı olmayan beden ruhun varlığıyla evrende yeni bir dinamizm yakalar ve biz hem beden hem de ruhun varlığıyla tabiri caizse resmen kanatlanır, bazen süfli bazen de derin manevi tatların eşiğinde kendi sınırlı zaman dilimimizde habire dolaşırız. Eşiği geçmemize imkân veren akıl ve kalptir. Akıl ve kalp tarafından onaylanan irade tasarrufuyla beden harekete geçer.

Beden ve ruh dengesi her daim aranılan bir şeydir. Bazen yorulan ruh olur, beden alır başını gider. Bazen de tersi olur, beden ruhun izini takip eder. Aslolan dengedir ve bedeni yok sayan bir ruhi perhiz kadar ruhu ihmal eden bir bedensel çılgınlık da hayatı tehdit eder. Ne var ki aranılan şeyi gerçekleştirmek de bir hayli emek ve bir hayli bedel ister. Ruh korunmayı, himaye edilmeyi, onarılmayı ve dikkate almayı talep eder. Beden ise her durumda takip edilmeyi, gözetilmeyi ve beslenmeyi talep eder. Birbirinin varlığını yok sayan bir güç tasarrufu bize dünyayı zehir eder.

Beden ve ruh arasındaki denge

Hayat her ikisini de dikkate almayı, her ikisini de ihtiyaç ve beklentiler düzleminde değerlendirmeyi zorunlu kılar. Kendini unutmak hem bedeni hem de ruhu göz ardı etmektir. Birinden birine yönelik olarak öne çıkarılacak bir çaba, ayrıcalıklı bir iltimas hayatta tutunulacak dengeleri alaşağı eder. Hayat tek tek her birimiz için ayrı birer evren tasavvuru içinde biraz da beden ve ruh arasındaki dengeyi mütemadiyen kollayan bir dikkatle ancak sürdürülebilir bir gerçeklik üretebilir.

Bir ruh ve kalple hayata katılır, bir ruh ve kalple de varlığımızı sürdürür, bihakkın ona yatırım yaparız. Hayatın türlü talepkârlıklarla yürüyen akışı içinde her bir insan tekinde varolmanın kışkırtıcı etkilerine denk gelmek, ona ram olmak ya da bir hamleyle püskürtme çabası mümkündür. Nitekim insan ruh ve beden dengesini her fırsatta korumaya azmettiğinde gerek ruhunu gerekse bedenini yeniden yeniden inşa etme derdiyle sınırlarını aşındıran mihrakların etkisini püskürtmekte de şaşırtıcı bir cesaret sergiler. Beden bir tüketim nesnesi olarak yeni bir pazar içinde ele alınıp değerlendirilmek üzere hemen her geçen gün bir kere daha tartışılmakta ve analize tabi tutulmaktadır. Aynı şekilde ruhun da türlü telkinlerle bastırılmaya çalışılan dinî ve kültürel bir atmosferde nasıl olup da sayısız yol gösterici ve misyoner etkileri altında kendi bağlamından koparılarak çarpıtıldığına dikkat kesilmek gerekir.

Hayata katılmak istemdışı süreçlerin etkisine açık bir şekilde devam eder. Ne var ki beden ve ruh arasında sorgusuz sualsiz bir denklik ve özdeşlik arayanlarla, kılı kırk yararak düşünenlerin bunların arasını açma konusundaki gayretkeş yönelimlerine karşılıklı bir şekilde bakıldığında hayatın en çok da bütün bunlardan azade bir ruh-beden ortaklığına izin verdiğini görüyor; hayallerimizi bu dengenin nasıl korunacağı konusundaki belli başlı perspektifleri tek tek elden geçirerek güncellememiz gerektiğine kani oluyoruz.