Z kuşağı değil, A kuşağı…

Bir süredir bir grup edebiyatçı, yazar dostlarımızla birlikte Anadolu’nun değişik şehirlerinde gençlerle buluşup kültür, sanat, şiir, edebiyat, medeniyet, hayat… çerçevesinde konuşmalarda bulunup sohbet ediyoruz. Okullarda genç beyinlerle buluşup okuma, yazma, kitap, gelecek üzerine interaktif hasbihallerde bulunuyoruz. Bir taraftan da dikkatlice onları dinleyip gözlem yapmaya çalışıyoruz. Tabii ki yetişkinlerle de yüz yüze geliyoruz bu arada… Çünkü gençliği anlamanın, onlara ulaşmanın yolu yetişkinler güzergâhından geçiyor. Uzatmadan sonda söyleyeceğimizi başta ifade edelim: Gençliği ihya ve inşa etmenin de, ifsat ve iğfal edip yıkmanın da başrolünde yetişkinler yer alıyor. O nedenle ‘gençler’ diye başlayan bütün cümleleri ‘yetişkinler’ olarak düzeltmemiz gerekiyor öncelikle.

Her şeye rağmen ifade edelim ki cıvıl cıvıl bir gençlik manzarası ile karşı karşıyayız. Bilinenin ve söylenenin aksine genç kuşaklar berrak bir zihne, son derece özgün fikirlere ve ümit dolu bir geleceğe sahipler. Mükemmel bir potansiyelleri var. Öz güvenleri son derece iyi olan genç kuşakların en büyük ihtiyaçları ise sanal değil, reel doğru bir yönlendirme ile ilgilenme beklemeleri…

Bu çerçevede geçtiğimiz Eylül ayı sonunda Sinop-Boyabat’ta Gençlik Merkezi’nin organizasyonuyla bir dizi program gerçekleştirdik. Yorucu olmakla birlikte iki günde birçok ortaokul ve lisede öğrencilerle yaptığımız interaktif programda, bilinçli olarak alfabenin son harfi ile insanlığın sonunu ima edercesine adına “Z Kuşağı” denilen aslında nazarımda “A Kuşağı” olarak adlandırabileceğimiz genç beyinlerden çok şey öğrendik. Üstüne bir de Kültür Merkezi’nde umuma açık Gençlik Paneli yapınca gözlemlerimiz iyice detaylandı. Gençler hem duruşlarıyla, hem de konuşmalarıyla bizi şaşırtmaya devam ediyorlar. En son 15 Temmuz hain darbe girişiminde bu gözlem şokunu yaşamıştım. O, nazarımızda pek de umarsız, silik, sanal görünen gençlik bir anda ayağa kalkmış, devleşmiş “Asımın nesli”ni aratmayan cansiperane bir gayretle destan yazmışlardı adeta.

Genç yaşta büyük hayalleri ve de hedefleri olanlar var. Ve bu fotoğraf hepimizi hem sevindiriyor hem de umutlandırıyor. Bir defa zihinleri bulanık değil bu gençlerin ve en önemlisi yetişkinler kadar endişeli de değiller. Gene de gençliğin genel vaziyeti, kaygılı olmamızın önüne geçemiyor. Belki de bu hâl, genel geçer yetişkin tavrı, diye düşünüyorum.

Her şeye rağmen bu nesle “A Kuşağı” demek gerekir. Çünkü bu gençlikten umutluyuz, daha doğrusu ümitvar olmak istiyoruz. Z Kuşağı, biraz da tarihin sonuna gelindiğine inanıp tanrıyı öldüren ve tanrısallaşma yoluna doğru direksiyon kırmak isteyen adına transhümanizm dedikleri akımın algı pompalamasından başka bir şey değil kanımca. Ve biraz değil, bayağı abartılıyor bu kavramsallaştırma. Tıpkı geçtiğimiz yıllarda –ve hâlen- deizmde yaşandığı gibi… Son zamanlarda bu furya hızla yayılmaya başladı. Öteden beri içime sindiremediğim önyargılı bir adlandırma olarak geliyordu bana bu durum. Anadolu Kültür Buluşmaları vesilesiyle Anadolu’nun farklı şehirlerinde karşılaştığımız gençlik manzarası bu Z Kuşağı kategorileştirmesi tezini tekzip edercesine gelecek adına ümit verdi. Endişeye, telaşa, kaygıya… Gerek yok dercesine kendi kozasını örüyor gençlik. Sanırım sorun yetişkinlerde!

Aynı şekilde Samsun’da Büyükşehir Belediyesi’nin himayelerinde gerçekleştirdiğimiz Gençlik oturumunda da kültür, sanat ve edebiyata ilginin hala tahminlerin üzerinde olduğunu müşahede ettik. Samsun’da yıllardır genç bir öğretmen kadronun yönetiminde istikrarla yürüyüşüne devam eden Yolcu adında bir dergi var ve sadece Samsun’da değil bütün yurtta gençlere ocak vazifesi görüyor adeta. Bu örnek bile başlı başına dev bir umut!

Bir kez daha anladım ki gençlere karşı önyargılarımızı yıkmak gerekiyor. Onları kalıplara sokmak yerine, rahat bırakmak en iyisi. Sorunu onlarda aramak yerine, kendimize yönelmemiz gerekiyor öncelikle. Aynı şekilde onlara bol bol nasihat edip akıl vermek yerine, onları dikkatlice dinlemek daha faydalı. Zaten onlar seni hal, hareket ve tavırlarınla hep dinleme pozisyonundalar. Farkında olmadan göz ucuyla da olsa takipteler.

Unutmayalım ki yetişkinler icra makamındalar ve lisan-ı hâl ile hep konuşuyorlar zaten. Gençler ise yaşları gereği daha çok yetişme, gözlemleme ve tecrübe safhasındalar.  O nedenle yetişkinler olarak yapıp-ettiklerimiz hep gözlemleniyor ve dikkatlice dinleniyor aslında. Bir de gençlere taşrada yaşayanlar-metropolde yaşayanlar, zengin-fakir ya da şu okulda, bu okulda okuyanlar olarak da bakmamak gerekiyor. Çünkü yaşadığımız iletişim çağı, bütün teorilerimizi ters-düz etti ve yerine bambaşka bir şey inşa etti. Bir kere gençler dünyanın bütün bilgilerini kucağında bularak doğuyorlar.  Dahası artık günümüzde dünya global bir köy haline geldi ve bilgi paylaşımı için mekânın pek de bir önemi kalmadı. -Ama mekân da son derece önemli ve bu ayrı bir yazı konusu şüphesiz.- Dolayısı ile gençler dijital platformlar aracılığıyla hızlı etkileşim-iletişim halindeler ama ayaklarının yere basması hususunda kaygan bir zemindeler aynı zamanda. Gülden Dayıoğlu’nun da bir söyleşisinde yerinde tespitiyle ifade ettiği gibi; “Z kuşağını sevip sayıyorum. Onlara yarınlar için umut bağlıyorum. Ancak bu çocuklara her yönden çok emek vermek gerekiyor. Çünkü onların eğitmenleri hatta nerdeyse aileleri dijital makineler. Oysa böyle üstün niteliklerle dünyaya gelen Z kuşağı çocuklarına her şeyden önce ‘insan olma’ özelliği kazandırılmalı. Yoksa hızla makineleşerek insanlıklarını unutabilirler. Yazık olur onlara, ülkemize, dünyamıza…”

Evet, gerçekten yetişkinler olarak bu durumun bilincinde hareket etmek gerekiyor. Aksi taktirde bu pırlanta gençliğe yazık olur.

YORUM EKLE

banner26