Yüz yıl sonra teknolojik yaşam

(1 Ocak 2100, Saat:06.15)

“…Yavaş yavaş yataktan dışarı kendinizi sürüklersiniz ve isteksizce banyoya yönelirsiniz. Yüzünüzü yıkarken ayna, tuvalet ve lavaboda saklı yüzlerce DNA ve protein alıcısı sessizce harekete geçer, nefesinizden ve vücut sıvılarınızdan yayılan molekülleri analiz ederler, herhangi bir hastalığın moleküler seviyesinde en ufak bir belirtisi olup olmadığını kontrol ederler.

Banyodan çıktıktan sonra, başınızın etrafına, evinizi telepatik olarak kontrol etmenizi sağlayan telleri takarsınız. Zihinsel olarak dairenin sıcaklığını yükseltirsiniz, rahatlatıcı bir müzik açarsınız, mutfaktaki robot aşçıya kahvaltıyı ve biraz kahve hazırlamasını söylersiniz ve manyetik aracınızdan garajınızdan çıkmasını ve sizi almaya hazır olmasını söylersiniz. Mutfağa girerken, robot aşçınızın mekanik kollarının tam da sizin sevdiğiniz şekilde yumurta hazırladığını görürsünüz.

Sonra kontakt lensleriniz takar ve internete bağlanırsınız. Gözünüzü kırpınca, gözünüzün retinası üzerine düşen interneti görürsünüz. Sıcak kahvenizi içerken, kontrol lenslerinizde beliren haber başlıklarını taramaya başlarsınız…”*

(Michio Kaku, Geleceğin Fiziği, s: 473, ODTÜ Yayıncılık)

Tarih iyimserler tarafından yazılır

Bugün özellikle genç kuşakların gözdesi olan Fransız yazar ve gezgin Jules Gabriel Verne (1828-1905) 1863 yılında ‘Yirminci Yüzyılda Paris’ adlı bir romanı yazdığında pek ilgi görmedi ve zamanın sisi arasında kayboldu. Ta ki bu kitap dördüncü kuşaktan torunu tarafından 130 yıl sonra (1994) basılınca romanın üzerindeki sis bulutları dağıldı ve elden ele dolaşmaya başladı. Romanı çok okunanlar listesine koyan ne dili ne de üslubuydu. Verne’nin geleceğe dair öngörüleri onu tekrar ilgi odağına koymuştu ve halen de en çok okunan yazarlar arasında yer alıyor. Aynı şekilde 1865 yılında yazdığı ‘Dünyadan Aya’ kitabı da aradan 100 yıl geçtikten sonra (1969) aya astronot gönderilince kıymeti anlaşılmıştı.

Bazen küçük bir şekil bile yüzyıllar sonrasının şifresi olabilir. Örneğin Leonardo da Vinci’nin 1400’lü yıllarda gökyüzüne çizdiği paraşüt, helikopter, askılı planör… ancak 400 yıl sonra icat edilebildi.

Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün. Bütün bunlar geleceğe dair birer işaret fişeği gibidirler.

Şüphesiz dünya öylesine baş döndürücü bir hızla ilerliyor ki, insanın hayalleri bile bu hıza yetişmekte zorlanıyor. Yüzyıl sonra insanların yaşamını, alışkanlıklarını, teknolojik yenilikleri tahmin etmek bile istemiyor insan. İçinde yaşadığımız an itibariyle bile 10-20 yıl öncesine kıyasla çok şey değişmiş durumda. 

Gerçi son yılların teknolojik imkanları daha çok insanlık aleyhine kullanılıyor. Bu da ayrı bir mevzu!… Öyle ki bu süreçte teknolojinin de olumsuz etkisiyle; insan insanın yurdu olmaktan çok, kurdu haline getirildi adeta.

Her şeye rağmen geleceğe dair iyimser olmak durumundayız. Çünkü ‘tarih iyimserler tarafından yazılır, karamsarlar tarafından değil.’ O nedenle gücün iyimserler tarafından kontrol altına alınması gerekir.

Yüz yıl sonra yaşam

Yazının girişinde 2100 yılında yaşanması muhtemel gündelik hayatın küçük bir kesitini alıntıladık. Belki bu öngörü daha erken de yaşanabilir. Bunu zaman gösterecek hiç şüphesiz. Çünkü tıpta, bilgisayarlarda, yapay zekada, nanoteknolojide, enerji üretiminde, uzay yolculuğunda devrimsel gelişmeler yaşanıyor. Mesela bugünlerde Spacex’in kurucusu Elon Musk tarafından uzay yolculukları için tasarlanan Starship’in ilk denemelerinin yapılacağı konuşuluyor. Böylece artık uzaya turistik seyahatlerde bulunabileceğiz.

Ayrıca uyurken gördüğümüz rüyaların videosunu izleme denemeleri yapılıyor.  Karşımızda oturan kişinin zihnini okuma ile ilgili ciddi çalışmalar var.

Hayal dünyamızı biraz daha açalım ve zaman tünelinde 100 yıl sonrasına gidelim:

2120 yılına geldiğimizde belki de eşyanın nakli mümkün olacak, neredeyse bütün arabalar sürücüsüz olacak, hatta hava yastıkları üzerinde yolculuk yapacak yani uçan arabalar olacak. Öyle ki insanlığın ölümsüzlük arayışı devam edecek, yaşlanma durdurulacak hatta tersine gençleşme sağlanabilecek. Çok küçük cisimler aracılığıyla uzay yolculuğu yaşamın rutin bir parçası olacak. Nanoteknolojideki hızlı gelişmeler neticesinde gezegenler arası yolculuk asansörler aracılığıyla yapılabilecek. Bir kattan diğer kata gider gibi uzayda yolculuklar yapılabilecek yani.

Duvarları yarıp geçebileceğiz artık. Zihnimizle nesneleri yönlendirmek (telekinezi) mümkün olacak. Bilgisayarı zihnimizle kontrol edeceğiz. Rahatlıkla zihin okuma yapabileceğiz.

Duygusal robotlar olacak ve neredeyse insanları geçecek. Bununla birlikte yapay zekâ sayesinde makineler bilinçlendirilecek. Yani robotlarla müşterek bir yaşam başlayacak bundan böyle…

Yaşlanmayı tersine çevirme ile birlikte ölümsüzlüğün sınırları zorlanacak lakin büyük bir ihtimalle ölümsüzlük hayalde kalacak. Biyolojik savaş dönemi başlayacak.

Nanoteknoloji sayesinde her şeyi çoğaltma yeteneğine sahip makineler üretilecek ve bir düğmeye basma ile milyonlarca nanorobotlar üretilecek.

Petrol devri kapanacak artık. Enerji ile ilgili yeni kaynaklar (yenilenebilir enerji) gelişecek. Manyetik arabalar ve trenler devri başlayacak.

Uzay asansörleri sayesinde bir gezegenden başka bir gezegene gitmek bir mahalleden başka bir mahalleye dolmuşla gitmek gibi sıradanlaşacak. Nanogemiler olacak. Diğer gezegenlerde yaşam başlayacak böylece.

En çok da kapitalizm etkilenecek. Ticari mal kapitalizminden ‘Entelektüel Kapitalizme’ geçiş olacak.

Hayal dünyamızı zorlayacak gelişmeler

Böylece ‘Gezegensel Uygarlık’ dönemi başlayacak. Uygarlıklar yeni bir form alacak. Ve gelecekte Bilgelik kazanacak.

Ve bugün belki de hayal dünyamızı zorlayacak birçok yeni gelişmelere sahne olacak yeryüzü ve diğer gezegenler.

İyi de insanda heyecan uyandıran hayal dünyamızı niye bu kadar zorladık? İtiraf etmeliyim ki bütün bu fantastik öngörülerin esin kaynağı Japon kökenli Amerikalı teorik fizikçi Michio Kaku (1947-…)* oldu.

Bugün adeta sihirli bir formüle dönüşen matematik menşeli teknoloji, kontrolsüz bir güce dönüşmek üzeredir. Yukarıda yüzyıl sonraki yaşamdan kesitler sunduğumuz durumun kontrol dışı olduğunu düşünmek bile korkunç bir tablo çıkarıyor önümüze. Bu da insanlık adına kelimenin tam anlamıyla felaket demektir.

Tez elden yapılması gereken; hayatla ilintili matematiğin yol açtığı geleceğin teknolojik gücünün kontrol altına alınmasıdır. Bu kontrol da ancak eşyanın tabiatına ve de ruhuna uygun diğer bütün disiplinlerden faydalanmak ve bir potada harmanlamakla mümkün olabilecektir. Çünkü kontrolsüz güç, güç değil bilakis dünyanın kıyametidir.

Netice itibariyle; "Mühendisliğin ürünü olan teknoloji, sindirim sistemine benzer. Bir insan için sindirim sistemi ne kadar önemli ve vazgeçilmez ise, bir toplum için de teknolojinin ehemmiyeti ve vazgeçilmezliği aynı düzeydedir aslında. Midenin yani teknolojinin hastalıklı veya sağlıklı olması da öyle… Bu nedenle, bir insanın midesine/sağlığına verdiği/vermesi gereken önemin daha fazlasını, birey veya toplum olarak teknolojiye vermek gerekir."**

Kaynaklar:

*Geleceğin Fiziği, Michio Kaku, s: 473, ODTÜ Yayıncılık.

**Mühendis ve Hayat, Yusuf Tosun, s: 36, Çıra Yayınları.

YORUM EKLE