Yetkin halifelerin beşincisi yiğit adam Ömer b. Abdülaziz

Bu kitapta Ömer b. Abdülaziz’in dönüşüm yolunu, değişimini, Ömer’i yakan aşkı, büyük hedeflerini,  tebliğ-harp ve siyasetini, ekonomi ve maliye alanlarında yaptıklarını, yönetim ve planlama alanlarında ki çalışmalarını, eğitim ve öğretim alanlarında ki adımlarını, Ömer b. Hattab’ın torunu olan Ömer b. Abdülaziz’i ve Halife Ömer b. Abdülaziz’i tanıyacaksınız.

Ben Ömer’i yakan aşkı, âşık Ömer’i çok merak ettim önce, acaba siz hangi Ömer’i tanımak istersiniz ilk önce? Peygamberimiz şöyle buyurdu: “İhsan; sanki Allah’ı görüyormuşçasına, kulluk şuuru içerisinde hareket etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni her daim görmektedir.” İşte Ömer’i yakan aşk buydu.

Herkesin iç yolculuğu farklıdır

Herkesin iç yolculuğu farklıdır. Kimisi kendisini keşfetmek, zati mutluluğunu elde etmek için dışardan içeriye doğru bir seyir hâlindedir. Bu yol onu sevdiği ve istediği şeylere bağlar. Kimisi de içerden içeriye doğru seyir hâlindedir. Bu yolculuk son derece zor dönemeçlerle doludur. Çünkü söz konusu seyir dış dünyada ki yerin üzerinde adım atılarak gerçekleşmez. Bu, vicdan denilen alanda, ruh ve sinir hücreleri üzerinde yapılan içsel bir yolculuktur. Zannediyorum bu zor ve yüce yolculuğu yapan kişinin kim olduğunu anladınız. İşte o; Ömer b. Abdülaziz.

Refah içinde yaşayan bu insan yeryüzünde kibirle yürürken elbiselerini yerlere sürüyor, geçtiği yollar boyunca süründüğü kokuları etrafa yayıyor, saçının sakalının kokusu karşısında amber gibi güzel kokular bile çaresiz kalıyordu. Dışındaki güzelliği göstere göstere kendini beğenmiş tavırlarla yürüyordu. Kendisini Emeviler içinde en çok mülkü bulunan eşsiz bir ferd olarak görüyor ve en büyük saltanat sahiplerinden biri olduğunu düşünüyordu. Rahatına düşkün bir emir gibi büyüyordu.  İnsanlar onun için şöyle diyordu: “Bu kişi insanlar arasında en güzel giyinen kişidir, en güzel kokuları sürer ve en mükemmel şekilde yürür.”

Ömer b. Abdülaziz,  hayatı boyunca büyük halifeler görüyor, bol ve geniş nimetlere erişiyor. Nimetlerle, süslerle, eğlencelerle, refahla, güzel kokularla, cariyelerle geçen rengârenk bir hayatın ardından son derece kıymetli ve yüce bir hayatın zirvesine adım atıyordu. Tarihte ancak çok az insanda görülebilecek büyük bir kahramanlıkla zor bir sorumluluğun altına giriyor ve onu hakkıyla taşıyordu.

İç dünyası tamamen değişmişti

“Ömer b. Abdülaziz, hilafet görevini devraldıktan sonra ilk hutbesini veriyor ve önemi hiçbir zaman bitmeyecek olan devlet işlerini halletmek üzere makamına doğru mescitten çıkıyordu. Hizmetliler atlarla, bineklerle onun kapısının önünde beklerken O şöyle seslendi: ‘Bu hayvanları Şam pazarına götürün, almak isteyenlere satın. Parasını devlet hazinesine ekleyin. Bana da şu kır renkli katırım yeter!’”

Ömer b. Abdülaziz, bu büyük hilafet sorumluluğunu üzerine aldıktan sonra iç dünyası tamamen değişmişti. Sanki geçmişini silip atmış büyük dedesi olan Ömer b. Hattab’dan başkasını düşünmüyordu. Onu kendisine tek örnek kabul ediyordu. Ömer b. Abdülaziz artık zirvedeydi ama o artık o eski adam değildi…

“Cuma günü insanlar camide toplanmış Halife onlara hutbe versin diye bekliyorlardı. Cami hınca hınç doluydu. Ömer daha gelmemişti. Sonunda Ömer geldi. Gömleği daha kurumamıştı. Kendisini bekleyenlerden özür diledi. Tek olan gömleğini yıkadığını ve kurumasını beklemek zorunda olduğu için geç kaldığını söyledi.”

Ömer, balı ekmeğe katıp yemeği çok seviyordu.  Bir gün ailesinden bal istedi ancak evde hiç kalmadığını öğrendi. Çok az bir zaman sonra önüne bir miktar bal geldi. Çok sevinen Ömer biraz yedi, sonra şaşırarak ailesine sordu: “Nereden geldi bu bal?” Zevcesi: “Hizmetçiye 2 dinar verdim ve posta katırı ile gönderip aldırdım.” deyince, Ömer: “Allah rızası için bu balın hepsini satın ve devlet hazinesine verin diye emretti. Sonra da hanımına dönerek sitemli bir ses ile: Sen, Ömer’in arzusu için Müslümanların ortak malı olan bir hayvanı yordun! Eğer midemdeki bal Müslümanların işine yarasaydı, şimdi istifra ederdim.” dedi.

O, Ömer b. Hattab’ın torunu…

Ömer b. Abdülaziz’in dedesi Ömer b. Hattab da dünyayı ayaklarının altına alan büyük bir hükümdar olmasına rağmen zeytinyağı ve kuru ekmekle karnını doyuruyor, lüks yemeklerden kaçınıyordu. Medine’de yaşanan kıtlık zamanında da şöyle diyordu: “Halkımın çektiği sıkıntıyı ben de çekmezsem, nasıl onların sıkıntılarını anlayabilir ve dertlerine derman olabilirim?”

Ömer’in hilafete geçer geçmez yaptığı ilk şey; sahip olduğu tüm mal varlığını satarak üzerinde var olan tüm kul haklarından kurtulmaktı. Devlet hazinesinden kendisine sadece günlük olarak yetebilecek miktar olan 2 dirhem maaş alıyordu. Onu tanıyanlar diyor ki: “Ömer, Cuma namazından sonra hilafet makamına geçti. İkindi namazından sonra eski hâlinden eser kalmamıştı.”

Ömer, ilmi seviye konusunda çok üst makamdaydı. Birçok âlim onun hakkında şahitliklerde bulunmuşlardır. Onun için şöyle dahi denmiştir: “Âlimler, Ömer’in talebeleridir.”

Ömer b. Abdülaziz’in hilafeti 2 sene 5 ay sürdü. Bu sürede gerçekleştirdiği birçok büyük icraatı var. Birçok büyük başarısı, kültür, ekonomi, eğitim, yönetim, siyaset ve savaş alanlarında yaptığı devrimleri bu kitapta okuyabilirsiniz. Ömer b. Abdülaziz’in vefat ettiğinde 39 yaşında olduğunu biliyor musunuz?

Öldü mü? Öldürüldü mü?

Ömer hakkında araştırma yapan eski ve yeni tüm araştırmacıların bilme konusunda aciz kaldığı soru: Acaba Ömer, saltanatları ellerinden alınacak korkusu yaşayan kişiler tarafından mı öldürüldü? Yoksa hem iç hem dış âleminde ki yorucu uğraşları, yoğun çalışmaları neticesinde bitkin düşen ruhu semaya çekilmek istediği için mi ani bir ölümle vefat etti?

1. Rivayet: Ömer bir gece hastalandı ve bu hastalıktan dolayı vefat etti.

2. Rivayet: Ömer’in hastalığı Deyr Sem’an denilen yerde başladı ve bu hastalık yirmi gün boyunca sürdü.

3. Rivayet: Ömer’in zevcesi Fatma’ya göre bu hastalığın başlangıcı ya da tamamı Allah korkusudur.

4. Rivayet: Ebu Zeyd ed-Dımeşkı söyle diyor:

“Ömer ağırlaşınca bir doktor çağrıldı. Doktor onu inceleyince şöyle dedi: ‘Bu adam zehir içmiş. Yaşayacağı konusunda emin değilim. Sonra Ömer’e dönüp ey müminlerin emiri, zehir içtiğinizi fark ettiniz mi?’, dedi.

Ömer: ‘Evet, mideme iner inmez zehir olduğunu anladım’, dedi. Bu olay üzerinden çok geçmeden vefat etti.”

İbn Kesir ve Suyûti gibi bazı son dönem tarihçiler Ömer’in zehirlendiğini iddia eden rivayetlere vurgu yaparlar. Suyûti bu rivayetlere bazı ayrıntılar ekleyerek daha detaylı bir şekilde aktarır: “Ümeyyeoğulları, kendilerine çok sert davrandığı ve gasp ettikleri malları ellerinden alıp devlet hazinesine kattıkları için Ömer’den bıkmışlardı. Tedbirsiz olduğu bir andan faydalanarak ona zehir içirdiler.”

Ömer B. Abdülaziz’in yolculuğu

Ve şöyle bir ekleme yapar: “Ömer, kendisine zehir içiren hizmetlisini çağırtır ve ona neden yaptığını sorar. Köle şöyle cevap verir: ‘Bana bin dinar teklif ettiler ve azat olacağımı söylediler. Bende kabul ettim.’ Ömer aldığı parayı köleden ister devlet hazinesine aktarır ve karşılığında köleyi affeder.”

Aslına bakarsanız tüm bunların bizim açımızdan bir önemi yok. Her hâlükârda Ömer zaten vefat etmişti. İsterseniz bitirmeden önce Ömer’in son anlarına şahitlik edelim. İbn Hattab’ın torununun ağzından çıkan son kelimeleri dikkatle dinleyelim. Zevcesi Fatma bize şunları aktarmaktadır:

Geceleyin çok acısı vardı ve uyuyamadı. Onunla beraber tüm gece bizde uyanıktık. Fecir vakti olunca Mersed isimli hizmetliye sen müminlerin emirinin yanında kal, bir ihtiyacı olursa yerine getirirsin dedim ve bir süreliğine çıktık. Güneş açılınca Ömer’in yanına gittim. Bir de baktım ki Mersed evin dışında. ‘Ey Mersed! Neden dışarıdasın?’ diye sordum. Mersed, Ömer’in kendisine şöyle diyerek dışarı çıkardığını söyledi: ‘Yanımdan uzaklaş ve dışarı çık! Yüce Allah’a yemin ederim ki şu anda gördüğüm şey ne insandır ne de cin!’

Yanından çıktıktan sonra şu ayeti okuduğunu duydum: ‘Bu ahiret yurdu olan cenneti; yeryüzünde büyüklük taslayarak kibirlenmeyen ve fesat peşinde koşarak bozgunculuk çıkarmayanlar için güzelce hazırlarız. Eninde sonunda mutlak hayra doyasıya erecek olanlar her daim kulluk şuuruyla hareket eden takva ehli değerli insanlardır.’ Sonunda tekrar yanına girdim, yüzünü kıbleye dönmüş, gözlerini kapatmış, ömrünü tamamlamıştı. Yüce Allah ona merhamet buyursun…” dedi.

Ömer b. Abdülaziz’in bu yolculuğu bana tarihe damgasını vurmak ve dünyaya düzen getirmek isteyen insanın iç âlemini nasıl değiştireceğini, nefsini nasıl terbiye edeceğini gösterdi, kendi yolculuğumu gözden geçirmemi sağladı. Mutlaka okumanızı ve sizin de kendi yolculuğunuzu tekrar düşünmenizi çok isterim…

İkbal Çobanoğlu, “Yetkin Halifelerin Beşincisi Olan Yiğit Adam” Kitabın Ortası dergisi, Temmuz 2019, sayı 28.

YORUM EKLE

banner26