“Yeryüzü genişliğine rağmen dar gelmişti”

Bazen neden yeryüzü genişliğine rağmen bize dar geliyor. Çünkü gönlümüz daralıyor. Gönüllerimize bir inşirah lazım. Daralıyoruz, darlanıyoruz. Yeni, taze başlangıçlar yapamıyoruz. Her güne yeniden doğamıyoruz. Yenilenemiyoruz. Her gün yeniden doğan güneş içimizi ısıtmıyor, ışıtmıyor. Her güne güneşle doğamıyoruz. Bismillah ile başlamıyor günlerimiz. İbadet takvimimiz bozuk. Peşinde koşulacak iyilikler listemiz yok. Zihnimiz gereksiz ilgiler ve bilgiler çöplüğüne döndü. Sevindirmiyoruz ki sevinelim, güldürmüyoruz ki gülelim.

Gönüllerimiz daraldı çünkü çevremiz daraldı. Kabuklarımızı, ağlarımızı kendimiz ördük. Dostluk, akrabalık, komşuluktan geriye sadece kelimeler kaldı. Telefonlarımızın rehberleri dolu fakat arayanlar ve arananlar kısmı mahdut. Gelenlerimiz ve gidenlerimiz azaldı.

Bize ne oldu? Bizi boğan, içimize daraltan ne?

Yurdumuzdan ve yuvamızdan mı edildik? Düşmanlar mı sardı etrafımızı. Evlatken yetim kalıp ebeveyn olunca evlatlarımızı mı kaybettik? Yakınlarımızın ihanetine mi uğradık? Yoksa büyük sıkıntıları tatmamış nefislerimize küçük şeyler acı mı geliyor?

Belki de boyumuzu aşan planlar yapıyor sonrada altında eziliyoruz. Bizim üzerimize ezelden planlar takdir eden yaratıcı iradeyi yok sayıyoruz. Olanlarla bize göre olması gerekenler arasındaki fark açılınca karamsarlığa düşüyoruz.

Nasıl bu hale geldik sorusunun cevabını içimize inşirah veren, hikmetin kaynağı, gönüllere şifa olan Allah'ın kitabında buluyoruz: “Allah geriye bırakılan (savaşa katılmayan) üç kişinin de tövbesini kabul etti. Sonunda, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamış, vicdanları daralmış ve Allah’a karşı O’ndan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da eski durumlarına dönmeleri için onlara tövbe nasip etti. Hiç şüphesiz Allah, tövbe kapısını alabildiğine açık tutmakta ve rahmetiyle kuşatmaktadır.” (Tevbe suresi, 118)

Bu ayet Ka'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. er-Rabî hakkında nazil olmuştur. Ayetin nüzulüne sebep olan olayı kısaca özetleyelim. Ka'b b. Mâlik Tebük Seferine katılmamıştı. Geniş hurma bahçelerine, güzel bineklere sahip olan Ka'b b. Mâlik’in temel hatası ihmal ve ertelemeydi. Kendine ve bakımlı bineklerine güvenip “Bir kaç gün sonra sefere çıksam bile orduya yetişirim” diye düşündü.

Onun cihada katılmamasını diline dolayanlar oldu. Ama Muaz bin Cebel onları susturdu. Ka'b b. Mâlik’in olmadığı yerde onun hakkında konuşulmasına engel olmaya çalıştı. Peygamber Efendimiz Ka'b b. Mâlik’in neden cihada katılmadığını sordu. Çünkü Uhud, Hendek gibi savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermişti.

Sefer dönüşü cihada katılmayan münafıklarla beraber Ka'b b. Mâlik ve diğer iki Müslüman hakkında Allah'ın kınamasını bildiren ayetler nazil oldu. Sonra Rasulullah sahabeye bazı yaptırım talimatları verdi. 1. Selamlaşma dışında bu kimselerle hiç kimse konuşmayacak. 2. Bu üç Müslüman yeni bir haber gelinceye kadar eşlerini babalarının evlerine yollayacaklar.

Ka'b b. Mâlik mescide gittiği zamanlarda Peygamber Efendimizin yüzüne bakıyor, onun da eskiden olduğu gibi gülen gözlerle kendine bakmasını, bir şey söylemesini bekliyordu. Beklediği ilgiyi Peygamber Efendimizden ve sahabeden göremeyince toplum içine çıkmak istemiyor, namazlarını evinin damından kılıyordu. En çok sevdiği Ebu Katâde’den (amcasının oğlu) bile selam dışında karşılık alamayınca evine kapanıp günlerini ağlamakla ve ibadetle geçiriyordu. Fakat durumu kurtarmak için münafıkların yaptığı gibi yalanlara, mazeretlere başvurmuyordu. İşte yukarıdaki ayet böyle bir zaman diliminden nazil oldu.

Özetlediğim bu olay üzerine nazil olan bu ayetten yola çıkarak günümüzde Müslümanlar dâhil olmak üzere birçok insanın içine düştüğü ‘genişliğine rağmen dünyanın dar gelmesi’ meselesini anlamaya çalışalım. Ka'b b. Mâlik’in zenginliği onu hayra değil hataya yönlendirdi. Her hata büyüklüğüne göre vicdanda bir daralmaya sebep olur. Depremlerin artçı sarsıntıları gibi kalbi sarsar durur. Tabii ki bu durum vicdanını yitirmemiş insanlarda olur. Kalbini nifak ve küfür kaplayanlar hatalarına onlarca yalan ve mazeret uydurarak hem kendilerini hem de başkalarını kandırmaya çalışırlar.

Ka'b b. Mâlik cihada katılmayarak toplumun doğal hareket akışının dışında kaldı. Sefer dönüşü uygulanan ‘toplumsal mesafe koyma’ cezası onu yalnızlaştırdı. En sevdiği insanların bile iletişim bağlarını koparmaları onun çok zoruna gitti. Peygamber Efendimizin talimatı gereği eşi de babasının evine gidince Ka'b b. Mâlik’in yalnızlığı daha da derinleşti.

Allah tarafından kınanmak, Rasulullah tarafından uyarılmak, dostları tarafından dışlanmak ve eşi tarafından yalnız bırakılmak, sevdiklerinin yüz çevirmesi dünyayı dar etti Ka'b b. Mâlik’e. İşte bu çıkmazdan kurtulmak için kendini namaza ve ibadet etmeye verdi. Çok ağladı. Münafıklar gibi yalana başvurmayıp tevbe ve istiğfara sarılmış olması onun Allah tarafından bağışlanmasına ve müjdelenmesine sebep oldu:

 “Allah geriye bırakılan (savaşa katılmayan) üç kişinin de tövbesini kabul etti. Sonunda, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamış, vicdanları daralmıştı…”

Ka'b b. Mâlik affedilmiş olmanın sevinciyle kendisini hayırdan/cihattan alıkoyan malının tamamını Allah yolunda bağışlamak istedi. Rasulullah ‘bir kısmını alıkoy’ buyurdu. Daralmış olmanın acısını infak etmenin huzuru ile giderdi. Gönlü inşiraha kavuştu. Huzura ermek için Allah'tan başka sığınacak yer olmadığını fark etti.

Gönlümüzün daralması, belimizin yük ettiklerimizden dolayı bükülmesi sadece bize mahsus değildir. Benzer durumlar Peygamberlerin hayatında da olmuştur. Sıkıntıların en büyüğünü onlar çekmiştir. Fakat her zorlukla beraber onu takip eden bir kolaylık, bir çıkış yolu vardır. Yapılması gereken boşluktan kurtulup her işten sonra başka bir işe sarılmak ve sadece Allah'a rağbet etmektir. İnşirah Suresi bize işte bu gerçeği öğretir.

“Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?

Senin şânını yükseltmedik mi?

Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.

Ancak Rabbine yönel ve yalvar.”