Yerli Amerikalıların dramı: Şükran Günü

Hindi

“Kabarmasıyla meşhur, parlak esmer renkli, alnı, boynu ve başı tüysüz, ibikli kuş nedir?” desem, hemen “hindi” dediğinizi duyar gibiyim. İngiliz ve Amerikalılar “turkey”, Portekizliler ise “peru” diyor. Nasıl oldu da ülkelerden türeyen bu kelimeler bir kuşa isim oldu? Hadi gelin, bu ilginç ilişkiler ağını birlikte inceleyelim.

Bizim hindiye çok benzeyen “beç tavuğu”, Afrika kökenli bir tavuk türü (Numida meleagris)… “Gine tavuğu” da deniyor. Beç tavuğu, 16. yüzyılda Madagaskar’dan Avrupa’ya Osmanlı Devleti üzerinden getirildi. Avrupalılar, Osmanlılar üzerinden getirildiği için bu kuşa “turkey (bird)” adını verdiler. Gerçek hindi (Meleagris gallopavo) ise Amerika’da yaşıyordu. Beç tavuğunu andıran, ancak daha büyük olan bu kuş, Aztekler tarafından evcilleştirilmişti. “Yeni Dünya” sakinleri hindiyi Avrupa'ya gönderdiklerinde, İngilizler onları da beç tavuğunun bir türü olarak görüp “turkey” olarak adlandırdılar. Daha sonra iki kuş türünün farklı olduğu anlaşılsa da hindi için “turkey” kelimesi kullanılmaya devam edildi. Her ne kadar “beç tavuğu” Osmanlılar üzerinden Avrupa’ya götürülse de daha sonra tekrar Viyana üzerinden Osmanlı topraklarına getirildi. Osmanlı Türkçesi’nde “Viyana için Macarca “Bécs” deniyordu. Bu nedenle, getirilen bu tavuğa “Viyana tavuğu” anlamında “beç tavuğu” dendi.

Hindi (hindî) ise, “Hintli” anlamına gelir. Hindinin ana yurdu Amerika olduğu ve Amerika’nın keşfi sırasında Hindistan’a varıldığı zannedildiği için Amerika’dan getirilen bu kuş için bu ad kullanılmıştır. Benzer kullanım, “Hindistan tavuğu” anlamında Fransızcada “poulet d'inde” olarak yer almaktadır. Hindi kadar kendisi için farklı ülke ismi kullanılan başka bir kuş yoktur herhalde. Portekizliler bu kuşa “peru” diyorlar. O dönemde Peru, Güney Amerika’da daha büyük bir bölgeyi tanımlıyordu ve bu kuşların Peru kökenli olduğunu düşünen Portekizliler “Peru” dediler.

Hindi ile bağlantılı bir diğer kelime de demirhindi. Hindinin etimolojisini zor çözmüşken, şimdi hindinin demir olanını nasıl çözeceğiz? Neyse ki demirhindinin demirle bir ilgisi bulunmuyor. Demirhindi, Arapça “temr hindî-Hint hurması” kelimesinden geliyor. Temr, zamanla bizde demire dönüşmüş. Maçlarda çokça duyduğumuz “bir babahindi tezahüratı” ise “Sakarya Oymağı” izcilerinin karavana sofrasında yemek öncesi söylediği bir tezahürat olarak başlamış, daha sonra yaygınlaşmış ve biraz değiştirilerek maçlarda söylenmeye başlamıştır. Babahindi, “iri ve besili hindi” demektir.

***

Şükran Günü

Peki, hindi yemenin âdet olduğu Şükran Günü ne anlama geliyor? Şükran Günü (Thanksgiving Day), ABD ve Kanada’da yapılan hasada ve geçmiş yılda elde edilen nimetlere şükretmek için kutlanan bir bayramdır. Hasadın farklı dönemlerde yapılması nedeniyle, Kanada’da Ekim ayının ikinci pazartesi günü, ABD’de ise Kasım ayının dördüncü perşembesinde kutlanıyor. Şükran Günü’nün bir resmi tarih söylemi/geleneksel anlatı tarafı, bir de Yerli Amerikalıların dile getirdiği tarafı var.

Önce resmî söyleme bakalım. Konunun geçmişi 16. yüzyıla dayanıyor. O dönemde Katolik bir ülke olan İngiltere, Avrupa’da etkili olmaya başlayan reformcuların etkisinden uzak kalamadı. Özellikle Kral VIII. Henry ile Papa VII. Clemens’in arası bozulunca, İngiltere de Protestanlığın etkisi altına girdi. Ancak bazı Protestanlar, Roma Katolik Kilisesi’nden ayrılmayı yeterli görmeyip, “arı” bir inanç savunusuna girdiler, bunlara “Püritenler” denildi. Püritenlerin içinden çıkan ve “Bağımsızlar” olarak adlandırılan bir başka grup da her cemaatin ulusal kiliseden ayrılarak kendi kendini yönetmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu grup, sonrasında dini baskılarla karşı karşıya kaldı, bir ara Hollanda’ya gitseler de sonunda inançları için Avrupa’dan uzaklaşmaya karar verdiler, bu nedenle onlara Pilgrimler (Hacılar) denmeye başladı. Pilgrimler, Eylül 1620’de Kuzey Amerika’ya doğru yola koyuldular. Aralık 1620’de Plymouth dolaylarına yerleştiler. Gelenlerin önemli bir kısmı öldü. Wampanoag Yerlileri, Pilgrimlere çok yardımcı oldu, başta mısır olmak üzere bazı ürünlerin ekimini, hindi avlamayı ve balıkçılığı öğretti. Pilgrimler, bol miktarda mısır, arpa, fasulye ve balkabağı hasadı yaptılar. Nihayetinde 1621’in Kasım ayı geldiğinde, kendilerine yardımcı olan Yerliler için İngiliz Vali William Bradford tarafından büyük bir ziyafet hazırlatıldı. Yerlilerin şefi Massoit, 90 kişi ile bu yemek davetine katıldı. O günden sonra her hasat sonrasında bu yemek geleneği başlamış oldu. 1827 yılına gelindiğinde, dergi editörü ve yazar Sarah Josepha Hale, Şükran Günü'nü ulusal bayram yapmak için bir kampanya başlattı. 36 yıl boyunca verdiği mücadelenin sonunda, Hale isteğine Amerika’nın İç Savaş yaşadığı bir ortamda kavuştu. Abraham Lincoln, 1863'te Şükran Günü'nü ulusal nitelikte bir kutlamaya dönüştürdü. Şükran Günü’nün başyemeği hindidir. Amerika’daki Ulusal Hindi Federasyonu'na göre, Amerikalıların yaklaşık yüzde 90’ı Şükran Günü'nde hindi yemektedir. Hindinin geleneksel bir yemek hâline gelmesi, 19. yüzyılın başında gerçekleşti. Hindi sayısının bolluğu, çiftlikte yetiştirilen hindilerin kesime hazır olması, hindinin bir aileyi doyuracak kadar büyük olması ve ineklerin süt, tavukların yumurta veriyor olması, hindilerin yemek için tercih edilmesini sağladı. Ayrıca, Charles Dickens’ın “Bir Noel Şarkısı” adlı kitabı ile Sarah Josepha Hale’in “Northwood” adlı kitaplarında geçen hindi imgelerinin, yemeğin yaygınlaşmasına katkıda bulunduğu öne sürülmektedir. Diğer geleneksel yiyecekler arasında ekmek dolması, patates püresi, yeşil fasulye, tatlı patates, kızılcık sosu ve balkabağı turtası gibi çeşitler yer alır.

Yerli Amerikalıların söylemi ise daha farklı. Yerlilerin önemli bir kısmı, Şükran Günü anlatısının Avrupalı göçmenler ile Yerliler arasındaki ilişkilerin gerçek mahiyetini gizlediğini düşünmekte. Bu nedenle, bir kısmı yas tutup protesto yaparken, bir kısmı da en azından Şükran Günü’nü kutlamaktan uzak kalmaktadır. Yerlilere göre, bir kere geleneksel anlatıda olduğu gibi “ziyafete davet”, “hasadı kutlama” gibi unsurlar bulunmamaktadır. Birlikte yemek yeme, iki grup arasındaki ittifakın sonucu olarak Pilgrimlerin silah atışına Yerlilerin yardımcı olmak üzere koşmasıyla gerçekleşmişti. Hasadın kutlanması ise Avrupalı yerleşimcilerin gelmesinden önce de Yerlilerin süregelen bir geleneğiydi. Bu anlatı, Yerlilerin katledilmelerini gizlemeye yönelik olarak romantik unsurlarla efsaneleştirilmiş; İç Savaş’tan sonra ABD’nin birliği için inşa edilmiş figürlerden biridir. Konuya ilişkin olarak, Susan Bates tarafından yazılan bir makalede 1637’de (Şükran Günü’ne ilişkin resmi anlatı tarihi olan 1621’den kısa bir süre sonra) Pequot Yerlilerinin uğradığı katliam şöyle anlatılıyor: “1637'de, Connecticut Groton'da, Pequot Kabilesi’nden 700'den fazla erkek, kadın ve çocuk, Şükran Günü kutlamamız olan yıllık Yeşil Mısır Festivali için bir araya geldi. Şafak öncesi saatlerde, uyuyan Kızılderililer, onlara dışarı çıkmalarını emreden İngiliz ve Hollandalı paralı askerler tarafından kuşatıldı. Uzun evin içinde toplanan korkmuş kadın ve çocuklar diri diri yakılırken, dışarı çıkanlar vurularak veya sopayla vurularak öldürüldü. Ertesi gün, Massachusetts Körfezi Kolonisi Valisi John Winthrop (1588-1649), 700 silahsız erkek, kadın ve çocuğun katledilmesi nedeniyle “Bir Şükran Günü” ilan etti…. Her başarılı katliamın ardından günlerce şükran günü şölenleri düzenlenerek cinayetler giderek daha çılgın hâle geldi. George Washington nihayet her katliamı kutlamak yerine yılda Şükran Günü'nün yalnızca bir gününün ayrılmasını önerdi. Daha sonra Abraham Lincoln, Şükran Günü'nü İç Savaş sırasında yasal bir ulusal bayram olarak ilan etti -aynı gün askerlere Minnesota'da açlıktan ölmek üzere olan Sioux'lara karşı yürüme emri verdi….”

Time dergisi bile “The ‘First Thanksgiving’ Story Covers Up the All Too Real Violence in Early America” başlıklı makalesinde konuya bigâne kalamamıştır. Yerlilere karşı uygulanan şiddet örneklerine yer verilen yazı şu ifadelerle bitiriliyor: Bu kadar iyi belgelenmiş dehşet karşısında, küçük bir sömürge kasabasında tek bir hindi ve geyik ziyafeti efsanesi, Amerika'nın 17. yüzyılı hakkında anlatmamız gereken en önemli hikâye gibi görünmüyor. Tatiller genellikle cömertlik jestlerini ortaya çıkarsa da Şükran Günü kutlamalarını, zaptetme ve sömürgeleştirme çağında Yerli toplulukların maruz kaldığı korkunç şiddeti maskeleyen güven verici bir hikâyeden ayırmamız iyi olabilir.” (Bkz. https://time.com/6123111/first-thanksgiving-story-covers-up-real-violence/).

Amerika’da Şükran Günü, Yerliler tarafından “Ulusal Yas Günü” olarak anılmaktadır. 1970 yılında Wamsutta Frank James, Pilgrimlerin gelişinin 350. yıldönümü anısına düzenlenen Massachusetts Şükran Günü kutlamasına davet edildi. Ancak, konuşması yetkililer tarafından sakıncalı bulunarak sahneye çıkarılmadı. Bunun üzerine, James konuşmasını Plymouth’taki Cole Hill'de bulunan Massoit heykelinin yanında yaptı ve burada Kızılderililerin Şükran Günü kutlamalarına ilişkin bakış açılarını anlattı. Akabinde bu toplantı, aynı yerde her yıl düzenlenen bir yas/anma günü hâline geldi.

Cole Hill’de bulunan kitabe (Massachusetts-Plymouth)

Wampanoag halkının büyük “sachem-şefi” Massasoit’nin heykeli (Massachusetts-Plymouth)

Şükran Günü, Amerika’nın sadece filmlerinde değil, tarih ve gelenek kurgulamada da ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Ne yazık ki yaşanan trajik katliamların üzerinin, dostluk teması serpiştirilmiş ögelerle bezenmiş milli birlik bilincini güçlendirmeye yönelik kutlamalarla örtüldüğünü görüyoruz.   

2009 yılına gelindiğinde, Amerika’da Şükran Günü'nden sonraki gün “Ulusal Kızılderili Mirası Günü” olarak kabul edildi. Bu tarihte, Yerli Amerikalıların kültürleri, başarıları, katkıları ve mirasları kutlanmaya başladı. Ancak bazı Yerliler, “Ulusal Kızılderili Mirası Günü”nün saldırgan kapitalizmin sembolü olan “Black Friday-Kara Cuma” ile aynı güne getirilmesini ironik olarak görüyorlar.

***

Kara Cuma

“Kara Cuma” Şükran Günü olan Perşembe’den sonraki Cuma gününü ifade eder. Kara Cuma, 1932'den bu yana Noel alışveriş sezonunun başlangıcı kabul edilir. Mağazalar büyük indirimler yaparlar ve tabiri caizse bir “alışveriş furyası” yaşanır. Furya, Türkçede “aşırı bolluk” anlamında kullanılıyor olsa da aslında İtalyancadan gelmekte olup “çılgınlık, aklın baştan gitmesi, kudurma, öfke” gibi anlamlara geliyor. 1950'lerde, Philadelphia şehri polisi bu terimi, Şükran Günü'nden sonraki gün, büyük Ordu-Donanma futbol maçından önce banliyö alışverişçilerinin ve turistlerin şehre akın etmesiyle ortaya çıkan kaosu tanımlamak için kullandı. Polisler, büyük izdihamla, sıkışan trafikle, oluşan kazalarla ve kalabalığın çoğalmasıyla artan hırsızlık olayları ile başetmekle zorlandılar. “Kara Cuma” tabiri yerleşmeye başladı. Philadelphia esnafı olumsuz çağrışımları ortadan kaldırmak için “Büyük Cuma” olarak değiştirmeye çalışsa da değiştirmeye muvaffak olamadı. 1975 yılında New York Times’ın ilgili haberinde de bu tabir kullanıldı. “Kara Cuma” ülkenin geri kalanında yaygınlaşamamış olsa da 1980'lerin sonlarında yeniden keşfedilerek ülke çapında kullanılır hâle getirildi.

“Kara Cuma” geleneği, kısa bir süre önce aynı adla Türkiye’ye getirildi. Ancak alışveriş mağazaları ilk yıl gelen tepkiler üzerine “Kara Cuma” ismini kullanmayı bıraktılar. Kültürel ve inançsal farklılığa dikkat etmemenin ne gibi olumsuz sonuçlara yol açabildiğini yaşayarak tecrübe ettiler. Zira Cuma mübarek bir gün olduğundan, “kara” olarak sıfatlandırılması hassasiyete neden oldu. Sonrasında birçok önde gelen firma, reklamlarını “Efsane Cuma”, “Beklenen Cuma”, “Muhteşem Cuma” ve “Şahane Cuma” gibi ifadelerle değiştirdi. Cuma’nın ruhuna en uygunu ise herhalde “Bereketli Cuma” olsa gerek. Ancak, İslamofobik birçok yasakçı uygulamaya ev sahipliği yapan Fransa’da, 2021 yılında bir Türk firmasının yaptığı “Blessed Friday” ve “Blessed November” şeklindeki reklamların yasaklandığını da belirtelim. Alışverişi sevmeyen azdır ama siz siz olun, hiç olmazsa alışveriş yaparken -furyanın gerçek anlamından esinlenirsek- “aklınızın başınızdan gitmesine” izin vermeyin.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hacı Arif
Hacı Arif - 6 gün Önce

Tarihi galipler yazıyor. Burada da aynı durum geçerli, elinize sağlık Erdinç hocam

Mustafa Küçük
Mustafa Küçük - 5 gün Önce

Selamünaleyküm,
Kıymetli bilgilendirici yazınızdan dolayı Allah razı olsun.
Güneş çamurla sıvanamayacağı gibi, batının, abd'nin sahte ve vahşi makyajı da bir gün, gün yüzüne çıkacak.
O günler uzak değil inşaAllah...

banner19

banner36