Yeni Çar: Vladimir Putin'in Yükselişi ve İktidar Dönemi

Şüphesiz son yılların en dikkat çekici liderlerinden biri Vladimir Putin’dir... Gerek görevde kalma süresi gerek kararlı duruşu ve gerekse de birçok konudaki acımasız tavırları bunda etken olmuş ve onun daima başrollerde yer almasını sağlamıştır. Ayrıca seçimle gelen liderler içinde en fazla görev başında kalan birkaç liderden biri olarak da incelenmesi gereken yanları vardır.

Bir lideri değerlendirmek için geçmiş örneklere bakmak özellikle de kendisinden önceki isme bakmak, önemli fikirler verir. Rusya, Boris Yeltsin dönemiyle bir ara dönem geçirmiş ve Putin'le beraber çarlık dönemini aratmayan genişlemeci bir döneme girmiştir. Sanayi ve teknoloji alanındaki ilerlemeler askeri alanda da kendisini göstermiş, Rusya'nın açılım politikasıyla "kaybettiği toprakları"nı fiziksel olmasa da geri almasının önünü açmıştır. Özellikle Putin'in izlediği politika soğuk olarak bildiğimiz Rusları bir hayli heyecana getirmiş olacak ki onu tekrar tekrar seçmekle izlediği aktif politikanın devamını talep etmişlerdir.

“Yeni Çar: Vladimir Putin'in Yükselişi ve İktidar Dönemi” kitabı, yıllarca Rusya'da bulunmuş bir muhabirin kaleminden çıkmış. Genel olarak eğer casusluk faaliyeti gütmüyorsa ülkede çalışan muhabirlerin söz konusu devletin politikalarını daha çok içselleştirdiğini görürüz. Yazar Steven Lee Myers hakkında çok fazla bir bilgimiz olmasa da bir Amerikalı için Rus politikalarına yaklaşımı dikkat çekicidir diyebiliriz.

Epey hacimli olan bu kitapta Putin'in hayatını okumak mümkün ama bu hayat hikâyesi, üstünkörü geçilmiş bir hayat hikâyesi değil. Kaleme alınan bu eser, ayrıntılı psikolojik tahlillere yer veren ve bazı yerlerinde, "Peki ben olsam ne yapardım?" sorusunu sorduran bir eser aynı zamanda... Kitap, bir lideri ve esasında lider doğmuş bir kişinin yükselişini anlatıyor ancak burada önemli olan Putin’in dünya liderliğini neye borçlu olduğunu anlatması.

Sovyetler Birliği'nin dağılması ve aynı anda peyk devletlerin bir anda bağımsızlıklarını kazanması ve “imparatorluğun” Sovyetler Birliği'nden Rusya Federasyonu'na dönüşen bir ulus devlet hâline gelmesi, ister istemez bir güç zafiyetine yol açacaktı. Rusluğundan şüphe edilmeyen Yeltsin, durumu idare etmiş ve sonrasında yerini daha genç ve aktif Putin'e bırakmıştır. Bu değişim için “uyuyan güzelin ya da uyuyan devin uyanması” ifadesini kullanabiliriz. Özellikle ABD Başkanı Reagan’ın görev başına gelmesiyle beraber uyumaya başlayan ve son Genel Sekreter Gorbaçov'la beraber tamamıyla uyuyan bir Rusya gördük. Uzun uzun yıldız savaşları projesi, uzay hâkimiyeti, uydular, Sovyet halkının Batı dünyasına öykünmesi, yüzyılın beklentileri gibi konulara girmeyeceğim ama şunu diyebilirim ki Sovyetler Birliği yeni dünyaya göre epey demode bir yaşam vaat ediyordu. Son noktada yıkılmasındaki en büyük faktör de kendi vatandaşının cevap alamadığı sorular olmuştur, diyebilirim.

Kitapta bırakın bizleri, Rusya'da yaşayıp Putin'e oy veren-vermeyen kimselerin dahi bilmediği birçok bilgi var. Bu bilgiler detaylarına inilerek sabırla işlenmiş ve üzeri aynen Rus politikaları gibi bir şekilde örtülmüş. Ana karakter Putin ama bazı yan karakterler de onunla aynı anda anılıyor. Bu karakterlerden biri eski Devlet Başkanı ve Başbakan Medvedev. Medvedev'in anlatıldığı satırlarda onun tam bir görev adamı olduğunu görüyoruz. Putin’in politikalarına uyum gösterecek, ona ayak bağı olmayacak güvenilir biri Rusya’ya ve Putin’e zaman kazandırmıştır. Fakat bu uyumda sadece onun kişiliği değil Putin'in baskın karakteri de bir faktördür.

Vladimir Putin'in uyuyan güzeli uyandıran bir prens olduğu, Rusya'yı eski ihtişamlı yıllarına dönüştürebilmek için özellikle muhalif sesleri kestiği, çevre ülkelerde çıkan karışıklıklarda çok da masum olmadığı gözle görünen gerçekler... Daha önce “Bağımsız Devletler Topluluğu” adı altında gördüğümüz eski Sovyet Cumhuriyetleri hâlâ Rusya'nın uydusu gibi hareket ederek bir anlamda sırtlarını sağlama almış vaziyetteler. Ukrayna ve Gürcistan belki bu dairenin dışında tutulabilir. Onlar da fiili işgallerle bu hâle geldiler. Maalesef bir Çeçenistan gerçeği de var. Yeltsin döneminde başlayan kanlı bastırma hareketleri, Putin zamanında artarak devam etmiş ve Çeçenistan’daki bağımsızlık ateşi şimdilik söndürülmüştür. Gerek kahramanlarıyla gerekse de yazdıkları direniş destanıyla Ruslara kan kusturan Çeçenler, bağımsızlık türküsünü bir başka bahara bırakmış durumda.

Kitabın adında yer alan “Yeni Çar” ifadesi tümüyle Putin’i tanımlayan ve az önce bahsi geçen uyuyan güzelin uyandırılmasına yönelik hamleleri yapabilecek kişi olarak görülmesiyle ilgili bir ifade. Çarlık döneminde, bizim tarih kitaplarında çokça zikrettiğimiz şekliyle sıcak denizlere açılma hususu onun tarafından başarılmıştır. Suriye’de, Libya’da oyun kurucu ülkelerden biri olması özellikle son dönemde bunu “başarıyla” yapması Rusya’nın dış politikada uyguladığı yayılma stratejisinin sonuçları olarak değerlendirilebilir. Bu arada kitapta; Putin politikalarının 2010’lu yılların ortalarına kadar anlatıldığını belirtmek gerekiyor. Özellikle son birkaç yılda ortaya çıkan ve ülkemizin de müdahil olduğu bazı konular kitapta yer almıyor. Suriye, Libya, Ukrayna ve Azerbaycan’da ortaya çıkan fiili durum ve Putin’in bu bölgelerdeki refleksi belki bir başka kitabın konusu olacak.

Kitabın anlattığı yükselişte içerideki sindirme politikasının yanında dışarıdaki sindirme politikasının etkisi tartışılmaz. Steven Lee Myers, olayları nispeten olumlu bir bakış açısıyla yansıtsa da Müslüman dünyanın Rusya ve destekçisi olduğu gruplardan çektiği de ortada. Bu mânâda Amerika’dan gelip sadece enerji, demokrasi! hassasiyetiyle hareket eden birilerinin böyle ince noktalara kafa yorması, mazlumların çektiği sıkıntıları görmesi ve bu sıkıntıları dert edinmesi beklenemez. Yazardan da böyle bir hassasiyet beklemediğimi tekrar edeyim.

Bir siyaset adamının göreve geldikten hemen sonra yaptığı şey içeride bir temizliğe girişmektir. Başkan, kendisine ayak bağı olacak, onu bir sonraki aşamada koltuğundan edebilecek kişi ve kurumları tasfiyeyle işe başlar. Hele Rusya gibi demokrasi kültürüne yabancı ülkelerde bunu yapmak daha kolaydır. Putin’in şansı on yıllarca sosyalizmle, onun öncesinde de çarlıkla yönetilmiş bir ülkeye yüzde yüz demokrasi idealiyle başkan olmamasıdır. Eski ajan soyundan gelen yöneticilerin etkinliği belirli alışkanlıkların değişmesine engel olmakta ve bu da muhaliflere uygulanan sindirme eylemleriyle benzerlikler göstermekte. Son yıllardaki zehirlenme vakalarına ya da bir biçimde denklem dışı bırakılma eylemlerine göz atmakta fayda var.

Kişiler, coğrafya ve olaylar soğuk olsa da eserin sıcak bir üslupla yazıldığını söylemek mümkün. 90’lı yıllardan itibaren oluşturulan demokratik kurumlarıyla kâğıt üstünde demokratik bir yönetime sahip olan Rusya’da herkes bilir ki kapalılık daima vardır. Belki o coğrafyanın gereği budur. Hece Yayınları’ndan çıkan “Yeni Çar: Vladimir Putin'in Yükselişi ve İktidar Dönemi”, sadece hafızalarımızı tazelemekle bırakmıyor aynı zamanda hiçbir olayın sebepsiz gerçekleşmeyeceğini de gösteriyor. Vladimir Putin’in iktidara yürüyüşü ve iktidarını sağlamlaştırırken ördüğü ağlar, sade ve akıcı bir dille anlatılıyor. Küçük ve sık puntoyla basılmış 600 sayfayı aşan bu eseri okutturan da bu özellikleri olmuş.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Erdoğan KILIÇ
Erdoğan KILIÇ - 7 ay Önce

Kalemine kuvvet. Harika bir kitap tanıtımı.

banner19

banner26