Yabancı gözüyle isyan günlerinin bir fotoğrafı

31 Mart vakası, üzerinden geçen bir asra yakın zamana rağmen hâlâ tüm yönleriyle aydınlatılmamış, herkesin kendi fikrine göre bir köşesinden çekiştirip bütünün sadece bir parçasını göstermeye çalıştığı bir olaydır. Aslında bu olayı incelemeden önce İlber Ortaylı tarafından “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” olarak adlandırılan dönemi de ayrıntıları ile incelemek yerinde olacaktır.

“İsyan Günlerinde İstanbul”, Anadolu’nun iç bölgelerine gitmek için yola çıkan fakat saldırı sebebi ile 17 gün boyunca İstanbul’dan çıkamayan üç gezginin günü gününe yazdıkları deneyimlerden oluşur. 1909 yılında 12 Nisan’ı 13 Nisan’a bağlayan gece yarısı, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından yaklaşık sekiz ay önce ilan edilen II. Meşrutiyet’i ve Kanun-i Esasi’yi korumaları için Selanik’ten getirilen avcı taburlarına bağlı askerler, başlarında çavuşları olduğu hâlde subaylarını hapsederek kışlalarını terk etmişlerdi. Böylece modern Türkiye tarihinin en önemli kırılma noktalarından birini başlatacak gelişmelerin fitilini ateşlemiştir.

Çevredeki diğer kışlalarda bulunan askerlerin katılımıyla sayıları 3000-4000 civarında olan bu askerler havaya ateş ederek “Şeriat isteriz” sloganlarıyla Ayasofya Meydanı’nda bulunan Meclis-i Mebusan binası önünde toplanmışlardı. İlerleyen saatlerde, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa alınacak tedbirleri ve izlenecek hareketi belirlemek amacıyla hükümeti toplantıya çağırmıştı. Bir taraftan isyancıların talepleri öğrenilmeye çalışılırken bir taraftan da takip edilecek siyaset belirlenmeye gayret ediliyordu. Bu sırada isyancılar işgal ettikleri Meclis-i Mebusan’da okuttukları dilekçe ile taleplerini şu şekilde sıralamışlardır:

-Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti’nin istifası,

-Ahmet Rıza Bey’in meclis başkanlığından istifası,

-Kamil Paşa’nın sadrazamlığa getirilmesi,

-İttihatçı subayların değiştirilmesi,

-Tasfiye edilen ‘alaylı’ subayların geri getirilmesi,

-İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kapatılması,

-Şeriat hükümlerinin tam anlamıyla uygulanması.

Silah tehdidi altında kabul edilen talepler

İttihatçı mebusların büyük bir kısmının kaçmış olmasına ve Mecliste karar almak için yeterli çoğunluk olmamasına rağmen isyancı askerlerin silah tehdidi altında bu taleplerin kabul edildiğini beyan eden Meclis Beyannamesi ilan edilmiştir. Telgrafla Yıldız Sarayı’na bildirilen bu kararın Sultan II. Abdülhamit tarafından onaylanması üzerine aynı gün öğleden sonra, Sadrazam Hüseyin Paşa istifa etmiştir. Sultan, hükümeti kurma görevini Ahmet Tevfik Paşa’ya vermiştir. İsyanın ikinci gününde Ahmet Tevfik Paşa başkanlığında kurulan hükümet göreve başlamıştır. İsyanın ilk gününde çıkan karışıklıklarda yüze yakın kişi isyancı askerler tarafından öldürülmüştür. Binbaşı Ali Kabuli Bey, sarayın bahçesinde Sultan II. Abdülhamid’in gözleri önünde isyancı askerler tarafından linç edilmiştir. Sultan II. Abdülhamid başlangıçta bu olayların kendisine karşı düzenlendiğini düşünse de kendisine ulaştırılan ve kaynağı belli olmayan olayların bir bilgi üzerine rahatlamış ve sonucunu görmek için beklemiştir.

Sonrasında, isyanı bastırmak amacıyla İstanbul’a yürümek üzere Makedonya’da ki III. Ordu ile Edirne’deki II. Ordu askerlerinin yanı sıra gönüllülerden bir ordu oluşturulması ve bu orduya “Hareket Ordusu” adı verilmesi kararlaştırıldı. İttihatçılar tarafından büyük bir süratle organize edilen Hareket Ordusu’nun öncü birlikleri 19 Nisan’da trenle Yeşilköy’e ulaşmayı başarmışlardır. 22 Nisan’da, Hareket Ordusu’nun kumandanı olan Mahmut Şevket Paşa da Yeşilköy’e gelmiştir. İsyancıların elinden kurtulan mebuslar ve diğer devlet adamları da akın akın Yeşilköy’e gitmiştir. Yeşilköy’de bir araya gelen mebuslar ve ayan üyeleri Sait Paşa’nın başkanlığında Meclis-i Milliyi toplamış ve Hareket Ordusu ile birlikte hareket etmişlerdi. 24 Nisan’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu büyük bir direnişle karşılaşmadan şehri kontrol altına alıp isyanı bastırmıştır. İsyanın bastırılmasının ardından sıkıyönetim ilan edilmiş ve isyanın sorumluları belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak bütün bu yaşananların ardından iktidarı büyük ölçüde kontrol altına alan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı devlet idaresini kendi politikaları çerçevesinde doğrudan yönlendirebileceği bir konum elde etmiştir.

İkbal Çobanoğlu, “İsyan Günlerinin Ayrıntılı Bir Fotoğrafı”, Kitabın Ortası dergisi, Eylül 2019, sayı 31.

YORUM EKLE

banner26