Wael B. Hallaq’ın “İmkânsız Devlet”i

Modernizmin eleştirisine yönelik yazılan eserler ciddi bir yekûn oluşturuyor. Bu eserlerin büyük bölümü postmodern Batılılar tarafından kaleme alınmış. Son asırda eleştirilerin niceliği ve niteliği artarak devam etmesine rağmen modernite vahşi bir canavar gibi önüne gelen her şeyi yutarak -eleştiriler dâhil- kendini beslemeye devam ediyor. Hâkim bir görüşe göre postmodern aydınların eleştirileri de modernizmin duraklatılmasına değil onun aksayan yönlerine dikkat çekerek kendini onarmasına ve yoluna devam etmesine yarıyor.

Bu aşamada ‘modernizme alternatif bir dünya görüşü ve yaşam tarzı sunabilecek bir birikim var mı?’ sorusu hala cevaplanmayı bekliyor. Aydınlanma ile birlikte insanlığın ortak birikiminin üzerine konan ve onu kendi anlayışına göre dönüştüren -ki en büyük marifeti dönüştürmektir- Batı, kendi nazarında İslam'ı düşman görüp İslam dünyası üzerindeki gayri insani ve gayri ahlaki planlarına devam ettiğine göre İslam'da içkin olan potansiyeli kendisine rakip olarak görüyor demektir. Zaten bu görüşünü gizlemeyip zaman zaman siyasi liderleri aracılığı ile dile getiriyor.

Kritik soru, Müslüman âlemi Bu durumun ne kadar farkında? Müslümanların siyasi alana dair bir iddiaları ve projeleri var mı?

Yıllardır güncelliğini devam ettiren bu tartışma 8 Kasım 2019 Cumartesi günü Konya'da önemli bir buluşmada ele alındı. İnsan ve Medeniyet Hareketi Konya Şube Başkanı Âdem Ceylan'ın organizesinde ve Eğitim Bir Sen Konya Şubesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen buluşmaya akademi, eğitim ve iş dünyasından ilgililer katıldı.

Yayınlandığı günden itibaren doğuda ve batıda tartışma yaratan Wael B. Hallaq’ın “İmkânsız Devlet”[1] kitabı bağlamında Hallaq’ın tezleri ve argümanları tartışıldı. Şehir Üniversitesinden İslam siyaset düşüncesi uzmanı Özgür Kavak'ın özlü sunumu, Akademi'den İslam hukuku ve tarih hocalarının yorumlarıyla buluşma verimli bir müzakereye dönüştü.

Bu yazıda “İmkânsız Devlet” kitabı ile ilgili tespitlerimi ve bu buluşmadan zihnimde kalanları özet olarak aktarmak istiyorum. Hallaq’ın kitaptaki temel tezi, modern İslam Devleti mümkün değildir. Çünkü modern devlet Batının yaşadığı tarihsel sürecin sonucu ortaya çıkmış İslami yönetim tasavvuruna tamamen zıt bir olgudur. Modern projenin en önemli aktörü ulus devlettir. Modern dönem Müslüman düşünürlerin ulus devletin şeriat uygulamasına zıt olmadığını düşünmeleri bir yanılgıdır. Çünkü modern devlet paradigmasında hâkimiyet ulusundur. Fakat devlet elindeki tüm imkânları kullanarak kendi ulusunu yaratır. Ulusal iradeye dayandığı iddia edilen yasama ve buna bağlı olarak şiddet uygulama hakkı devlete aittir. Devlet işleyişini sağlamak için kendi rasyonel bürokrasisini üretir. Kültürel hegemonya ile vatandaş yetiştirilir ve dönüştürülür.

İran İslam Cumhuriyeti örneğinde yaşandığı gibi modern İslami devlet denemeleri orijinaline yani modern devlete bağlı kalmaktan öteye gitmemiş Şeriatı ikincil hale getirip deforme etmiş ve her iki katmanda da başarısız olmuştur.[2]

İmkânsızlık modern projenin doğasından kaynaklanır

Kitabının Türkçe çevirisine yazdığı önsözde bir yandan kendisine gelecek eleştirilerin önünü kesmek bir yandan da gelen eleştirilere cevap vermek için “Şeriatın bizim dünyamızda ya da çocuklarımızın yaşayacağı dünyada hiçbir yerinin olmadığı izlenimini müdafaa etmediğini” belirtme gereği hisseder. İmkânsızlık modern projenin doğasından ve onun ürettiği paradigmatik devlet yapısından kaynaklanmaktadır.

Yazar eserinde İslami devlet yerine İslami yönetim tabirini kullanır. Modern öncesi dönemde on iki yüzyıl boyunca İslami yönetim şeriat uygulaması sayesinde -istisnai aksamalara rağmen- geniş bir coğrafyada başarılı bir sınav vermiştir. Çünkü İslami yönetimde dış etkilere ve yönlendirmelere açık ulusal iradenin yerini Tanrı iradesi alır. Hukuki ve ahlaki normal şeriat ile belirlenir. Fakat bu normların yorumlanması -modern projenin aksine- yönetim ve onun atadığı kadılar tarafından değil, halkın içinden çıkan, onların arasında yaşayan, daha çok orta sınıftan çıkmış, sultanla ve yönetimle değil halk ile bütünleşmiş fakihler ve müftüler tarafından yapılır.

Atama ve azletme yetkisi sultan da olsa bile kadı şeriata rağmen hüküm veremez. Verirse sivil toplumun gözünden düşer. Hatta sultanların meşruiyeti bile fakihlerin desteğine bağlıdır. Fakihlik profesyonel bir meslek değildir. Herhangi bir kuruma bağlı olmadığı için sosyo-ekonomik olarak yönetime ve sultana da bağlı değildir. Fakihlik kendini ilme adayan herkese açıktır.

Hallaq sultan-kadı ilişkilerinde bazı dönemlerdeki aksamaların farkındadır ama bunlara kitabında yer vermez. Bu konuda çok iyimserdir. İslami yönetim ahlaki zemin üzerine inşa edilir. Ahlaki normların genel hatları naslar (Ayet ve hadis) tarafından belirlenir. Yerine ve zamanına göre Fakihler tarafından yorumlanır. Modern proje hukuk kuralı - ahlak kuralı ayrımını geliştirip hukuku ahlaktan ve Tanrıdan bağımsızlaştırarak devleti Tanrının yerine koymuş ve hukukun tek kaynağı olmuştur.

Söylendiği gibi modern devlette kuvvetler ayrılığı yoktur. Yasama yürütme ve yargı devletin elindedir. İslam'ı yönetimde ahlaki olan hukuki olan iç içe geçmiştir. Modern devlet politikaları elindeki imkânlarla varlığını devam ettirecek şekilde vatandaş yetiştirebilmek için toplum düzenini, aileyi, hatta özne insanı parçalamış ve yeniden yapılandırılmıştır. Bunu gerçekleştirebilmek için merkezden taşraya örgütlü bir polis teşkilatı ve hapishane sistemi kurmuştur. Modern devlet, eğitim sistemi aracılığı ile zorunlu da olsa devlete itaat eden bireyler yetiştirmeye çalışırken İslam'ı yönetim somut ibadetlerle gönüllü olarak Tanrıya ve şeriatın ahlak kurallarına itaat eden bireyler yetiştirmeyi hedeflemiştir.

Hallaq İslami yönetimin ahlak temelli paradigmasının modern projeye göre üstünlüklerini dile getirmekle birlikte günümüzde böyle bir teşebbüsün sonuçsuz kalacağını, her şeyden önce modern dünyanın kapitalist sistemine cevap veremeyeceğini ve modern olanın saldırılarına maruz kalacağını belirtmektedir.

Hallaq uzun vadede bir orta yol öneriyor

Doğrusu Osmanlı'nın son döneminden beri dünyada yaşananlar ve batının tavrı yazarı doğrulamaktadır. Cezayir'de İslami Cephe'nin, Filistin'de Hamas'ın, Mısır'da İhvan-i Müslimin’in seçimleri kazanmalarına rağmen başlarına gelenler bu duruma örnektir. Türkiye'de yaşanan batı destekli darbeler, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki hanedanlıklara verilen destekler bu görüşü güçlendirmektedir. Kaldı ki bu ülkelerin halkları modern devlet yönetimine talip olan haklardır.

Şeriata dayalı İslami yönetim kavramları ve kurumlarıyla geçmişte kalsa da onun güçlü ahlaki öğretileri ısrarla varlığını devam ettirmektedir. Tam da bu noktada çıkış yolu olarak Müslümanların moderniteye ağır eleştiriler yönelten MacIntyre, Taylor, Larmore gibi postmodern aydınları ve muadillerini ikna ederek hak ve ahlak temelli bir sözlük geliştirmeleri halinde modernitenin dönüştürebileceğini, aksi halde modern projenin de sürdürülebilirliğinin imkânsız olduğunu savunur.

Anladığım kadarıyla Hallaq uzun vadede ortaklığa giden bir orta yol önermektedir. Modernitenin ahlaki olana ihtiyacı var, ahlaki olan ise şeriat geleneğinde var. Şeriatin yeniden kendi kurumlarını ve paradigmasını kurmasına günümüz şartlarında izin verilmeyecek. Modern devlet ise bu haliyle sürdürülebilir değildir. O halde batılı vicdanlı düşünürler ikna edilerek şeriatın engin tecrübesinden faydalanmaya bakılmalıdır.

Hallaq’ın kim olduğu tezlerinin anlaşılmasına ve yorumlanmasına katkı sunar mı? Onun fikirleri İslam dünyasına mevcut halini kabullendirmeye ve Arap baharı ile hızlanan arayışlardan vazgeçirmeye yönelik mi? Oryantalist bir düşüncenin ürünü mü?

Lübnan asıllı bir Hristiyan Arap aileye mensup Hallaq 1955 doğumlu. Lisans eğitimini Hayfa’da, yüksek lisans eğitimini Washington Üniversitesi'nde almış, Kanada, Singapur, Endonezya gibi ülkelerde İslam Hukuku dersleri vermiş. 1990 yılından bu yana Washington Üniversitesi hukuk Fakültesinde çalışıyor.[3]

Fatma Betül Altıntaş'ın Hallaq ile 2011 yılında yaptığı söyleşiden anlıyoruz ki her ne kadar İmkânsız Devlet kitabında mevzubahis etmese de Osmanlı tarihine vakıf. Osmanlı'yı emsalsiz bir imparatorluk olarak görüyor. “Osmanlı İslami olduğu kadar Avrupaiydi aynı zamanda” diyor.[4]

Osmanlı İslam’ın ruhundan vazgeçmek istemedi

Hallaq’a göre Osmanlı ilk başlarda modern projeyi geliştirmeye başlamıştı, ama sonra bir yerde durdurdu. Çünkü İslam'ın ruhundan vazgeçmek istemiyordu. O noktadan sonrası ahlaksız (ımmoral) denemese de ahlak alanı dışındaydı. Mesela Avrupa'da para için her şey mübah sayılırken Osmanlı “pazarın ve fiyatların korunması gerekir” deyip tekelleşmeye engel oluyordu. Şu an dev anonim şirketleri ahlaksızdır. Hatta modern devletten daha ahlaksızdır.

Altıntaş'ın “şeriatın yeniden canlanması mümkün mü?” sorusuna Hallaq “Eğer ahlaki bir proje olarak ele alırsak kurtarılabilir tabii” cevabını veriyor.

Oryantalizm hakkında; her birimiz birçok yönden oryantalistiz. Çünkü modern dünyada yaşıyor olmak oryantalist tecrübeyi yaşıyor olmak demektir. Oryantalizm Avrupa'da ve Amerika'da yaşayan ve İslam hakkında yazanlardan ibaret değildir. Aynı zamanda İslam dünyasındaki bilim adamlarını üreten ve üretmiş olan bir kültürdür, diyor.

Hallaq oryantalizmin İslam dünyasına etkisine değindikten sonra kendisini anti-oryantalist olarak tanımlıyor. Avrupa ve Amerika'da İslam ile ilgili üretilen bilgi İslami bilgiye yapılmış bir katkı değildir. Eğer İslami bilgi üretilecekse İslam dünyasında olmalı, burada değil, diyor.

Söyleşinin sonunda Altıntaş'ın “İslam ve İslam Hukuku ile ilgilenmeye başladığınızdan bu yana fikirleriniz de herhangi bir değişme oldu mu?” sorusuna “Oldu tabii ki. Olmaya da devam ediyor” şeklinde cevap veriyor.

1998-2000 yılları arasında yoğun olarak yaşadığı değişimi Bir nevi kendi içinde bir devrim olarak nitelendiriyor. Değişimin devam ettiğini, bu değişmenin henüz zirveye çıkmadığını, fakat üzerinde çalıştığı Devlet, Cihat ve Kur'an'daki ahlaki paradigma ile ilgili kitaplar da daha belirgin olacağını belirtiyor.

Bu değişimin zirvede hayra ulaşmasını temenni ediyoruz. Müktesebatı bu derece geniş ilim adamları kolay yetişmiyor.

Hallaq, günümüz şartlarında İslam Devleti mümkün değil, diyerek tartışmayı başlatmış bulunuyor. Cılız da olsa cevap niteliğinde makaleler yazılmış. Söylenecek sözü olanları merakla bekliyoruz.

 

[1] Wael B. Hallaq, İmkânsız Devlet, Babil kitap, İstanbul, 2019

[2] Sarıtaş, Murat, [Wael b. Hallaq, The Impossible State: Islam, Politics, and Modernity’s Moral PRedicament, New York: Columbia University Press, 2013, xiv+256 sayfa] İslâm Araştırmaları Dergisi,2015, sayı: 34, s. 187-192

[3] Aybakan, Bilal, Batıda İslam Hukuku Araştırmalarında Farklı Bir Ses: Wael B. Hallaq, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2004, sayı: 4 [Oryantalist İslâm Hukukçuları Özel Sayısı], s. 149-174

[4] Wael B. Hallaq ile İslam Hukuku ve İslami İlimler Üzerine Bir Söyleşi, Röportaj F. Betül Güney Altıntaş, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2011, sayı: 18, s. 143-155

YORUM EKLE