Vizyonunuz olmasa da televizyonunuz var

Ekranların yüzü neden değişmez hiç düşündünüz mü? “Topu topu bu kadar mıyız? “ dedirtir adama bu sırıtkan görüntüler. Elâlem “on yılda on milyon genç” yarattığını söylüyor her yaşta, sizin sayınız onu geçmiyor hâlâ. Ali, Veli, Selami… Bir de Yalaka Hilmi. Bütün kanallarda siz varsınız. Bütün cümlelerde ne yapıp edip yer bulan işlevsiz sözcükler gibisiniz. Allah hayrınızı versin! Hiç mi çoğalmazsınız, hiç mi uğramaz size bereketin “b”si.

Aha yine aynı adamlar hilal şeklinde oturmuşlar yüzleri birbirine dönük, lakin gözleri sönük. Neyi tartıştıklarını inanın bilmiyorlar. Hiç bir cümle sakız olup ağızda şişer mi? Şişirdiği sözcük ağzında patlıyor Hilmi’nin. Ağzında patlayan sakızı burnu duymuyor. Yalnız yaşadığı ahşap evin penceresinden bakan Döndü Nine’nin aşağıya sarkan yüzü gibiydi ekrandaki adamların yüzü. Sadece bir farkları vardı Döndü Nine’den çoktular, ama yalnızdılar. Azlık kafalarına vurmuştu.

Siyasetten bu adamlar anlıyorlardı yalnız, ekonomiden bu adamlar, kültürden bu adamlar… Ya hu hiç olmazsa haftada bir üzerlerindeki gömlekleri değiştiremezler mi? Şu sol taraftaki adam, hani o programda yedek kulübesinde duran futbolcu gibi duran adam bir aydır aynı kazakla çıkıyor ekrana. Anladık, her programa aynı kişileri çağırıyorsunuz, bu konuda gayet istikrarlısınız. İyi de hiç olmazsa üzerlerindeki kıyafetleri değiştirseniz olmaz mı? Böyle giderse sadece “Kanal İstanbul”u seyredeceğim penceremden.

Düşüncelerinize bakıyorum günlük gazeteden farksız, hayat pratiğinizi hiç sormayın “Pazar eki” gibi. Bankaların önünden geçmemek için arkalarından dolaşarak işlerine giden sizler, şimdi de haramların, mekruhların ve dahi müfsitlerin arkasından dolanıyorsunuz. Ne çok reklam var kanallarınızda. Sadece Amerika’yı ya da ondalık sayıları değil parayı da Müslümanlar keşfettiler; bunu artık rahatlıkla söyleyebiliriz. Konuşurken mikrofona çarpan bir kelimeniz bozuk para gibi ağzınızdan yuvarlanarak ayağınızın dibine düştü.

Televizyon kanalları gibi gazetelerin ve dergilerin de artık kadrolu yazarları var. Kadro on biri tamamlayan on, onun yerini alan dokuzdur. Kadro varlığından geçip varlığını bulunduğu yerin varlığına armağan eden yapının adıdır. Boş kadro mekanizmaya hareket kazandıracak dişlilerden biri olmaya gönüllü kimse onun doldurduğu makama denir.

Çağrılmayan Yakup var bir de ağzında kelimelerle dolaşıyor. Kalabalıklarla aynı anne babadan dünyaya gelmiş. Bilmediği, kayda geçmemiş suçlarla itham ediliyor. Henüz literatüre girmemiş kabahatlerle dosyası kabarık. Çimleri ezmemekten hüküm giymiş. “Çanakkale Türküsü”nü Selami’den de Hilmi’den güzel söylüyor. Üstelik Çanakkaleli değil. Sakarya Türküsü ’nü onun gibi ezbere okuyan yok. Üstelik o da Sakarya’ya ömründe hiç gitmemiş. Ne zaman kavga olsa Yakup’u çağırıyorlar. “Seni de çağırdık, bu jestimizi unutma!” demek için. Fakat ne zaman mükellef sofralar kurulsa Ali, Veli, Selami bir de Yalaka Hilmi çağrılıyor. Bir gün Yalaka Hilmi Yakup’a yolda rastlar ve aralarında şöyle bir diyalog geçer:

-Yakup kardeşim seni unuttum sanma müsait bir zamanda geniş geniş oturacağız, emin ol bundan.

-Hilmi Beyciğim zararı yok. Siz bize ait olan zamanın nöbetini tutun yeter.

-O nasıl söz Yakup kardeş, zaman hepimizin. (Bir müddet duraksadıktan sonra) Ya ben sana bir şey diyecektim neydi o? Hah şimdi hatırladım. Çarşamba günü Bozukparaoğulları ile kavgamız var seni de bekliyoruz.

-Hilmi Beyciğim iki seferdir dayağı ben yedim karşı taraftan, yüzüm gözüm dağıldı, insan içine çıkamadım. Bu sefer kavgada ön tarafa siz geçseniz olmaz mı?

- İlahi Yakup kardeş, o şeref sana layık. O yaralar öbür dünyada şefaatçi olacak sana, haberin var mı? Hem kötü mü oldu yediğin iki dayak da haber oldu ve televizyona çıktın! Ekranlarda göründün. Biliyorsun biz hep ekranlardayız. Siz de yavaş yavaş ekranlarda görülmeye alışın.

- Hilmi Beyciğim geçen ciğer yahnisi ziyafeti yaptığınızda niye ben aklınıza gelmedim?

- O da soru mu güzel kardeşim, bizler ciğer yahnisine koşarken sen şahadet şerbetine koş diye elbette! Bu fırsat her Allah’ın kulunun ayağına gelmez. Hem sen hiç böyle sorular sormazdın, yoksa senin aklını o dunyabizim.com sitesinde yazan Hüseyin Akın mı çeliyor?

-Yok be abi o sadece haftada iki gün orada yazı yazıyor, siz her Allah’ın günü cam fanustan ne var ne yok insanları izliyor, üstüne üstlük insanların da sizi izlemesi için tahrik ediyorsunuz. Vizyonunuz olmasa da televizyonunuz var!