Vefatının 150. yılında Şeyh Şamil ve Gazavat ruhu

Kazan Hanlığı’nın 1552’de Ruslar tarafından yıkılmasıyla yeni kurulan Çarlık Rusya tarafından bölgede Müslümanlar üzerinde asimilasyon politikası uygulanmaya başlar. Müslümanlar’ın toprakları zorla ellerinden alınıp Ruslar’a verilirken, Ortodoks Hıristiyanlığı’na geçmeleri için baskılar da yapılır. Bu zulme ilk maruz kalanlar Kazan Türkleri’ydi, Tatarlar’dı. Zamanla Rusların bu politikası diğer Müslüman bölgelere de yayılmaya başlar. Ruslar Kafkasya’nın yanı başına geldikleri 1700’lü yıllara kadar İdil-Ural ve Türkistan’ın çoğunu kontrolleri altına almışlardı. Kafkasya, Ruslaştırılması’ndan ziyade stratejik bir konumda olmasından dolayı epey kıymetliydi Rusya için. Bölgenin dağlık coğrafi yapısı Rusya’yı bir kale duvarı gibi güneyden, özellikle Osmanlı ve İran’dan gelecek olan tehlikelere karşı koruyacak diğer yandan ise bu güzergahtan Hindistan’a rahatlıkla gidip oradaki İngilizler’in egemenliğine son verip ardından da küresel ekonomide büyük bir pay sahibi olacaklardır. Öte yandan Ruslar Kırım’dan Pamir Dağları’na kadar ulaşmış ve yanı başlarındaki Osmanlı ve İran ile kimi zaman gergin günler yaşarken kimi zaman da savaşmaktaydı. İşte böyle bir dönemde Güney Kafkasya’da yer alan Karabağ’ın birçok yerine egemen olan Ruslar Kuzey Kafkasya’daki yerli halklarla mücadele etmekteydi ve bir türlü sonuca varamıyordu.

Kuzey Kafkasyalılar, o dönem bölgenin stratejik önemi bir yana Ruslaştırılma’ya ve sömürülmeye karşı savaşmaktaydı. Bunun yanı sırada dinlerini muhafaza etmek zorundaydılar. Bölgenin coğrafi yapısı her ne kadar Kuzey Kafkasyalılar’dan yana olsa da tam teçhizatlı bir askeri donanımları olduğu söylenemez.

Ruslar, 1785 yılında Kafkasya Valiliği’ni kurarak bölgede egemen duruma geldiklerinde, asırlardır işgal ettikleri Müslüman topraklarda yaptıkları zulmü buraya da taşımışlardı. Aynı yıl Ruslar’a karşı Gazavat’ı başlatan İmam Mansur bir yandan camilerde ve çeşitli ortamlarda vaazlar vermeye başlarken diğer yandan bir beyanname hazırlayarak bölgedeki Müslümanları cihada davet eder:

“Ey halk, gaflet ve tembellik içinde olmayın. Günah işlemekten, tütün içmekten kaçarak tövbe edin. Mücadeleden kaçınmayın. Başkasının aleyhinde konuşmaktan kaçının. Affedin. Teshil-i teehhümedin, tasadduğa davet edilince gelin. Boş yere bağırıp çağırmayın. Cihada koşun.”

Mücadele anlamına gelen ve Rusların “Müridizm” dediği Gazavat’ın çizgisini İslami esaslara ve tarikat anlayışına göre belirleyen İmam Mansur kendisinden sonra gelen hareketin liderleri İmam Hamzat Bek, İmam Gazi Muhammed ile İmam (Şeyh) Şamil gibi din tahsili almış ve yüksek eğitimliydi.

Kafkasya’daki tarikat yapılanmasının benzerini başka bölgelerde bulmak imkansızdır. Buradaki tarikatlar ‘kafir’e karşı şeyhlerin komutanlığında mücadele ediyor ve müritleri de asker ve savaşçı kimliğindeydi. İmam Mansur’dan önce bölgede Ruslar’a karşı mücadele vardı ama zayıf kalmaktaydı. Bunun nedeni de her kabile, her köy, her boy ayrı ayrı Ruslar’a karşı mücadele etmekteydi. Bu toplulukların ayrı olarak savaşmasının bir nedeni de bölgenin coğrafi yapısıydı.

70 çeşit dilin konuşulduğu Kafkasya’da derin vadilerinde, sık ormanlık alanlarında ve geçit vermeyen dağlarında onlarca çeşit topluluklar yaşamaktaydı. Birbirleriyle iletişimlerinin bu şartlarda hayli zor olduğunu düşünürsek ve üstüne de ağır silahlı Rusların bölgede dehşet saçtığını ve toplulukların sınırlarını kontrol ettiklerini de hesaba kattığımızda bir araya gelmelerinin imkânsız yahut zor olduğunu kolayca anlayabiliriz.

Gazavat’ın esaslarını Nakşibendi Tarikatı’nın öğretileri belirliyordu. Tarikatta düzenli bir hiyerarşi, disiplinli olmak ve tam bağlılık esastı. Kafkaslardaki Nakşiler birleştirici olmaktan yanaydılar ve tarikatları Ruslarla iş birliğini kesinlikle yasaklıyor ve kutsal direnişi mutlak suretle emrediyordu. Yukarıda zikrettiğimiz kahraman Gazavat liderleri aynı zamanda bir ‘İmam’ özelliğini taşımaktaydı. Bunların en bilineni ve Ruslar’a kök söktüren şahsiyeti ise İmam Şamil olarak da bilinen Şeyh Şamil’dir.

İmam Mansur 1785-1791 yıllarında mücadele etmiştir. 1791’de Ruslar’a esir düşen İmam Mansur, Osmanlı’nın araya girmesine rağmen Çariçe Katerina ikna edilememiş ve 1794 yılında korkunç işkencelere maruz kalmasından sonra idam edilmiştir. Bu yıldan itibaren Kafkasya Dağları’nda uzun bir sessizlik olurken Ruslar, Kafkasya Ötesi’ne yani Güney Kafkasya’ya geçerek Karabağ’ın demografik yapısıyla oynamaya bölgedeki Müslümanlar’ı sürmeye, yerlerine Ermeniler’i getirmeye başlamışlardır. Yine bölgedeki Türk hanlıkları da birer eritilmeye başlamıştır. Ruslar bölgedeki vurucu darbeyi İran ile yapığı Türkmençay Anlaşması’yla 1828 yılında gerçekleştirir. Kafkasya’daki sükunet esnasında İran ile çeşitli savaşlar yapan Rusya dayattığı Türkmençay Anlaşması’yla da günümüze kadar sirayet eden bölgedeki meselenin fitilini ateşlemiş olur. Buna göre Azerbaycan Türkleri ikiye bölünmüş olur. Günümüzde yaklaşık 35 milyon Azerbaycanlı İran topraklarında yaşamaktadır. Bunun yanında Ermeniler’in sözde devletleri de ortaya çıkmış olur.

Türkmençay Anlaşması’ndan hemen sonra, 1829 yılında Gazavat ruhu, uzun bir aradan sonra tekrar canlanır. Mücadeleyi İmam Gazi Muhammed, 1829-1832 yılları arasında devam ettirir. İmam Gazi Muhammed’in Gimri’nin savunmasında şehit olmasıyla beraber yeni imam; Hamzat Bek’tir. İmam Hamzat Bek 1832-1834 yılları arasında mücadeleyi sürdürür. Hamzat Bek’i Ruslar ne kadar uğraşsa da öldüremez. İmam Hamzat Bek, bir Müslüman tarafından, kan davası da diyebileceğimiz bir sebepten dolayı şehit edilir. Hamzat Bek daha hayatta iken yerine geçecek ismi vasiyet etmişti. Bu sağ kolu Şeyh Şamil idi. Önceleri liderliğe, diğer bir deyişle imamlığı kabul etmez. Israr ederler. Şamil biraz daha diretir. Şeyh Şamil, Gazavat’ta çok katı kurallar uygulayacağını ve her alanda İslami esaslara göre hayat süreceklerini müritlerine bildirir. Şamil’in şeriat kuralları çerçevesinde imamlık yapacağını ve Gazavat’ı da öyle sürdüreceğini müritleri kabul eder. 25 yıl sürecek Şeyh Şamil dönemi 1834 yılında başlamış olur.

Dağıstan’ın Gimri Köyü’nde 26 Haziran 1797 tarihinde dünyaya gelen Şeyh Şamil çok küçük yaşlardan itibaren ilim tahsilini görürken Kur’an-ı Kerim eğitimini de Gazi Muhammed’den alır. İlerleyen yıllarda devrinin önemli âlimlerinden Şeyh Cemaleddin, Hunzaktan Laçin, Şeyh Yaraği, Hacı Muhammed ve Gazi Kumuklu gibi birçok isimlerden dersler alan Şeyh Şamil, imamlığa seçilmesinin ardından Gazavat’ı başlatmaz. Önce Müslümanlar arasında iş birliğini sağlayarak şeriat düzenini uygulamaya koyan Şeyh Şamil, ardından bölgeden sorumlu Rus generale de bir mektup yazar. Mektubunda bölgede şeriat düzenini tesis etmeye çalıştığını ve bundan başka da arzusu olmadığı, barış istediğini ve Ruslar’ın bunu kabul etmemesi halinde çatışmaktan sakınmayacaklarını belirten Şeyh Şamil:

“Müslüman kardeşlerim arasında şeriatı yaymaktan başka arzum ve başkaca aradığım bir şey yoktur. Kendi istekleriyle şeriatı kabul edenleri ben güzellikle bırakırım. Kabul etmeyenlere zorla onu, kabul ettiririm. Ümit ediyorum General, benim barış işlerimi sen de tasdik ediyor ve bunların neticelendirilmesini istiyorsundur. Ama general bu doğrultuda benim sana inancım sarsılıyorsa benim davamla senin davan çatışmadan durmayacaktır.”

Rusların barıştan yana bir yol izlememesi üzerine Gazavat’ı yeniden başlatan Şeyh Şamil, karşısındaki tam donanımlı Çar ordusuna karşı muazzam direnişler sergiler. Şamil’in savaşına Osmanlı Devleti açıktan destek veremese de manevi olarak hep yanlarında olur, el altından maddi desteklerin yanı sıra Doğu Anadolu’dan savaşacak adam toplamalarına göz yumar. Kars, Ardahan ve Iğdır’dan Gazavat’a katılanlar olduğu gibi Hakkari Şemdinli’deki “Şeyh Seyyid Taha Dergâhı” bir Nakşi dergahıydı ve her türlü lojistik desteği de sağlamıştır. Gazavat adına bir nevi askerlik şubesi görevini de gören bu dergah, 1926 yılında devlet tarafından top atışlarıyla yerle bir edilmiştir. Yakın zamanda restore edilse de pek aslına benzediği söylenemez. Bu arada Osmanlı Devleti Şamil’in katibi vasıtasıyla bir gemi dolusu cephane yardımı yapsa da yerine ulaşamaz. Gürcistan sahillerinde gemiye Ruslar el koyar.

Şeyh Şamil’in Ruslarla her çarpışmasının sesi, Avrupa ve Amerika’dan duyulur hale gelir. Daha 1850’li yıllarda Batı dünyasında hakkında onlarca kitap ve makaleler yayımlanır. Rusya’da ne kadar şöhreti yaygınsa bir o kadar da Avrupa’da vardır. Batılılar Şeyh Şamil’i “muazzam bir savaşçı” olarak tanımlamaktadır. Elbette Batı’nın bu ilgisinin altında Rus karşıtlığı vardı. Zira Kafkaslar Rusya tarafından kontrol edildiğinde Ruslar aşağıya doğru, İran’a ve Hindistan’a gideceklerdir. Hatta İngilizler Şeyh Şamil’e destek bile olur. Fakat Şeyh Şamil her şeyin farkındadır. Bir devlet adamı gibi hareket eden Şamil, Batı’dan gelen maddi ve manevi desteklerin ne anlama geldiğini de anlamaktaydı. Batı’nın desteği esasında Rusya’nın kendileri gibi bir sömürge ülkesi olmasını engellemektir. Şeyh Şamil, Gazavat ile Osmanlı Devleti’ni bir şekilde korumuş da oluyordu. Nefes alamayan Ruslar Anadolu’ya bir türlü giremezler.

Rusya Kafkasya’daki savaşa ayrı bir önem veriyor, Çar en iyi generallerini bölgeye gönderiyordu. Fırsat buldukça da Şeyh Şamil’e teslim olması için çağrıda bulunan Ruslar, “el üstünde tutulma, devlet hazinesinden istediği kadar altın ve hatta krallar gibi taç giydirilme” gibi vaatlerde vermekteydiler. Davasına olan inançla teklifleri ve vaatleri umursamayan Şeyh Şamil, Ruslar’a savaşmaktan vazgeçmeyeceğini bildiriyordu.

1859 yılına gelindiğinde Şeyh Şamil, mücadelesinde 25 yılı doldurmuş ve yorulmuştu. Yaşı da epey ilerleyen Şamil, Gunip Kalesi’ne çekilmek zorunda kaldı. Ruslar etrafını sardıklarında sadece 12 arkadaşı vardı, bir de ailesi. Şeyh Şamil teslim olmamak için direnir. Aynı zamanda silah arkadaşı olan oğlu Muhammed Gazi, bugüne kadar kendisine hiç karşı gelmemiş, aldığı kararları her zaman yerine getirmişti. İşte bu Gunip Kalesi’nde oğlu Muhammed Gazi teslim olmak için Şeyh Şamil’e ısrar eder. Oğlunun ısrarlı sözlerine daha fazla dayanamaz. Teslim olacaktır. Şeyh Şamil 12 adamıyla beraber atların yönünü Ruslar’a doğru çevirir. Rus ordusunun yanına vardıklarında General Baryatinski bir taşın üstünde oturmaktadır. Atından inen Şamil, generale teslim olacağını söyler. General:

“Esaret hayatına hoş geldin.”

Şeyh Şamil kılıcını kınıyla beraber generale teslim eder. Kendisine neden teslim olduğu sorusu yöneltilir. Soruyu şöyle yanıtlar:

“Direniş bitmiştir. Allah böyle diledi.”

Teslim olmasından 12 yıl sonra hac farizasını yerine getirerek Medine’ye yerleşen Şeyh Şamil, hastalanır. Artık son günlerini yaşamaktadır. 4 Şubat 1871 günü akşamüzeri hasta yatağında doğrularak gür bir sesle, “Allah Allah” diyerek Hakk’ın rahmetine kavuşur. Kafkaslar’ın ve İslam dünyasının önemli şahsiyetlerinden Şeyh Şamil, Cennet-ül Baki Kabristanı’na defnedilir.

Mehmet Poyraz

Kaynakça:

  1. Mehmet Poyraz, Kafkasya’nın Kudüs’ü Karabağ, SR Yayınevi, Ankara, Kasım 2020.
  2. Mehmet Poyraz, Kafkasya’daki Rusya-İran Düellosunun Kurbanı: Karabağ, Derin Tarih Dergisi, Aralık 2020.
  3. Nurhan Aydın-Elif Ergün, Kafkasya Gazavatı ve Şeyh Şamil, Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 12, Kars 2019.
  4. M. Murat Yeşil, Batılı Kaynakların Penceresinden 19. Yüzyılda Kuzey Kafkasyalıların Ruslara Karşı Verdiği Bağımsızlık ve Özgürlük Mücadelesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Cilt/Vol:6, Sayı/Issue:5, 2017.

YORUM EKLE

banner26