Var olmanın muhtevası

Nurettin Topçu; tarihimizin önemli mütefekkirlerinden olmakla beraber yazdığı kitaplarla, ortaya koyduğu düşünce iklimiyle ve hayata dair felsefesiyle birçok insana tesir eden zatlardandır.

Var Olmak, Topçu’nun çeşitli dergilerde kaleme aldığı düşünce yazılarından teşekkül eder. Eser, ‘’Duygular ve Duyuşlar’’ olarak iki bölümden oluşmaktadır. Nurettin Topçu’nun düşünce dünyasını idrak etme ve tanıma bakımından hayli ehemmiyetli bir yapıt olduğunu düşünüyorum.

Var olmak, düşünmek ve hareket etmektir

Nurettin Topçu’ya göre var olmak, düşünmek ve hareket etmek demektir. Yazarın dikkat çektiği husus salt fiziki hareket değildir. Zira hayvanlar da hareket eder. Topçu, burada şuurlu olmayı ve düşünebilmeyi öne çıkarıyor. Yalın kat bir hareket anlayışından uzak durmamız gerektiğini vurguluyor. Var olmayı hareket etmeye dayandıran Topçu, düşüncenin aslında hareket etmek olduğunu vurguluyor. Düşünce mefhumunu genişleterek bütün hareketlerimizin başı ve sonu olarak ortaya koyuyor. Düşünme kavramını biraz daha eşeleyen yazar, ‘’Gerçek düşünüş, varlığımızın her adımda karşılaştığı muammaları kâinatın bütününe sorarak, oradan da sonsuzluğa duyurarak onlardan cevabını almaktır.’’ diyor. Kâinattan ve tabiattan bağımsız bir düşünce şekli muvaffak olamaz. Topçu’ya göre gerçek manasıyla var olmak, hareketleriyle düşüncesini sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir.

İnanmak ve sevmek

İnanmak, gerçek tanıyış; sevmekse gerçek yaşayıştır Topçu’ya göre. Yazar, sevmeyenlerin ölü ruhlar olduğunu ifade ediyor. Sevmeyen insan dünyanın tadına varamaz ve derinlemesine yaşayamaz. O, adeta çöllerde yetişen kuru ot misalidir. Kâinatın güzelliklerinin farkına varmak için inanmak ve sevmek gerekir ki neticede ulaşılan mertebe hakikate nail olmaktır.

Sevmekle birlikte ele alınan inanış da yaşamın temel taşlarındandır. ‘’İnanışın başladığı yerde alelade tanıyış sönükleşir, değersiz ve adeta manasız kalır.’’ (s.25) Filozof Kant, ‘’Yerine itikadı koymak için bilgiyi ortadan kaldırmaya mecbur oldum.’’ diyerek itikat hâline gelmeyen afakî bilginin bize yabancı olduğunu ve süreklilik arz etmeyeceğini belirtmiştir.

Topçu’ya göre millet ruhuna hayat getirecek nesiller, inanışla sevgi mabedinin mihrabında önce tövbe etmeli sonra da inanmayı ve sevmeyi öğrenmelidir.

‘’Düşünmek, mantık dilinde şuur ile eşya arasında münasebet kurmaktır.’’(s.28) Düşünmek, hem içsel etkenlerle hem de dışsal etkenlerle birlikte ortaya çıkan bir edimdir. Mantığın düşünme tanımıyla insanın gerçeğini tam olarak idrak edemeyiz. Zira psikoloji ilmi, düşünmenin hislerimizden bağımsız olamayacağını bahusus vurguluyor. Dolayısıyla salt düşünüşü insanın isteklerinden ve duygularından ayrı noktada ele alamayız. ‘’İnsanlığın düşüncesine hâkim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır.’’(s.29)

Nurettin Topçu, ‘’Düşüncenin Derinlikleri’’ başlıklı yazısında akıl, duygu, sezgi, aşk, ihtiras, merhamet gibi mefhumlara değiniyor. Onun bakış açısına göre akıl, insanoğlunu dünyaya sultan yapan cevherdir.(s.39) Duygu ise aklı kımıldatan veya harekete geçiren kuvvettir. Aynı zamanda insanın kendi varlığının farkına varmasını sağlar. İnsan denen ağacın güzel, hoş, çirkin ya da kötü meyveleri veya kokuları duygulardır. Sezgi, bekadan bir ışık gibidir. Sezgi derinleşmedir, kabuğundan sıyrılıp uyanmadır. Şuur hâlinin en üst mertebesidir. ‘’Aşk, ümitsiz varlığımızı sonsuzluğa doğru uçuran kanattır, sonsuzluğun ümididir.’’(s.40) Aşk ile eşyanın mahiyetini birleştiren bir anlayış sunan Topçu, aşkın, zaman ile mekânın birleşen vücudu olduğunu vurgular. İhtiras, insanın her şeye sahip olma arzusudur. Doymak bilmeyen nefislerimizin feryat ede ede iştiyak duymalarıdır. ‘’Merhamet ise bambaşka bir haslettir. Merhamet, Allah’la ansızın vaki olan buluşma hâlidir.’’(s.40) İnsanı kuşatan, ona en çok yakışan ve gönülleri ısıtan nadide bir duygudur merhamet.

Duyuşlar ve cemiyeti yoğuracak ruh

Eserin ikinci safhasını teşkil eden ‘’duyuşlar’’ kısmı ehemmiyet arz eden denemelerden oluşuyor. Namus, yazarın değindiği konular arasında yer alıyor. Ona göre namus kavramı herkesin diline pelesenk olmuş ama çoğu kişi namus mefhumundan bihaber.

‘’Cemiyeti Yoğuracak Ruh’’ başlığını taşıyan yazı, 1963 yılının Şubat ayında kaleme alınmış. Yazarın bu yazısı günümüze değin ulaşmış tespit ve telakkilerle imtizaç etmiş vaziyette. ‘’Ona göre cemiyeti yoğuracak ruh ne bir sihirbazın ruhudur ne de Gordiyon’daki düğümün üzerine kılıcını indiren kahramanın ruhudur. O, bir halaskarın zafer neşesiyle sarhoş ruhu olmadığı gibi kara kaplı, kara cüsseli kitapların üzerine eğilen bilgiçlerin ruhu da değildir. Cemiyeti yoğuracak ruh, eski Asya’nın hikmetiyle Kuran’daki ilhamı kendinde birleştirdiği hâlde Garp’ın dört asırlık ilmine hayran zihniyetine sahip, felsefesine aşina olacak Anadolu dervişinin ruhudur.’’(s.110) Nurettin Topçu’nun bu ifadeleri meseleye bakışını doğrudan yansıtıyor. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi, mazisinde yer alan kültürel kodlarından ya da ulvi hikmetinden ayrı tutulamaz. Ecdadından ilham alan ruha ihtiyacımız var. Mamafih makinelerin tekelindeki sıkışmışlığa ve onların esareti altında ezilmeye razı göstermeyecek isyan ahlakına muhtacız.

‘’Kalbin Emirleri’’ adlı yazıda Topçu, “Bizde gizlenmiş bir Allah sesi var” diyerek kalbi irdeliyor. Onun nezdinde kalp, yapısı arzu ve haset olan, etten ve kemikten başkadır. Aklın tanıyışını içsel bir kaynaşmaya evirerek aynı mayada yoğurandır. Yazara göre mukaddesatın kaynağı kalptir. Bundan dolayı kalp ile yapılmayan ibadet faydasız bir yorgunluktur, belki de alışkanlık hâlidir veya kör bir itaattir. ‘’Her şeyi kırmak caiz olur, kalp kırmak cinayettir. Fetihlerin en güzeli kalplerin fethidir.’’(s.136)

Var Olmak, Nurettin Topçu’nun düşünce dünyasını idrak etme bakımından hayli kıymetli bir eserdir. Böyle muteber şahsiyetlerin meydana getirdiği metinlerden istifade edelim ki zihinlerimizin pası silinsin ve varlığımızın farkına erişelim.

TOPÇU, Nurettin, Var Olmak, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2020.

YORUM EKLE

banner26