Utanma ve utandırma

Çocuklarımızı kötü olduğunu düşündüğümüz şeylerden sakındırmak için günlük hayatta sıklıkla kullanıveririz “ayıp” kelimesini. Çoğu zaman bakmayız bile bu kelimenin yerli yerinde kullanılıp kullanılmadığına. Örneğin çocuğumuz ayaklarını uzatıp yattığında, sakız patlattığında, camide konuştuğunda, büyüklerine karşı kendini ifade etmeye çalıştığında bu kelime kolayca çıkıverir dilimizden. Hatta dini bir vecibeyi yerine getirmeyen, örneğin namazını kılmayan çocuklarımız bile nasiplenir bu kelimeden. Bir sorunu etraflıca ele alıp çocuklarımız için en doğru olanın ne olduğu üzerine düşünmektense “ayıp!” deyip kısa yoldan işin içinden çıkıvermek işimize gelir belki de. Halbuki bu kelimenin böylesine yoğun ve bilinçsiz kullanımının nelere mâlolduğunu, bunun nasıl bir maliyet doğurduğunu iyi hesap etmek gerekir. Acaba bu kelimenin sıklıkla kullanımı nasıl bir şahsiyet zedelenmesine sebep olmaktadır? Bu kelimenin sık kullanımı çocuklarımızın bilincinde ve bilinçaltında ne türden kalıplar oluşturmaktadır? Psiko-sosyal davranışları bu kelimenin yerli yersiz kullanımından nasıl etkilenmektedir?

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki çocuğun sürekli olarak ayıplanması, onda suçluluk ve mahcubiyet duygularının gelişimine sebep olacaktır. Çocukluğun gereği olarak yapılan ve aslında son derece masum olan, hatta çocuğun kendini ve çevreyi tanıması için gerekli bile görülebilecek kimi davranışlar bile bu tavır dolayısıyla çocukta suçluluk ve mahcubiyet oluşturabilmektedir. Örneğin büyük bir merak duygusuyla çekmeceleri karıştıran bir çocuğun bu girişimi bile ayıp olarak nitelendirilebilmektedir. Halbuki çocukta güven ve ona bağlı olarak gelişen özgüven şahsiyetin en temel unsurları arasındadır. Her yaptığı şeyde ayıplanan, kınanan bir çocuğun özgüven geliştirmesi mümkün değildir.

“Ayıp” kavramı TDK sözlüğünde “toplumun ahlâk kurallarına aykırı olan, utanılacak durum veya davranış” manasıyla isim, “utanç veren” anlamıyla ise sıfat olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu kavram daha çok dışsal bir denetimi çağrıştırmakta, sosyal kontrol süreçlerini öncelemektedir. Ayıp kavramının sık kullanımı hem ailede hem de çocukta “Elâlem ne der?”, “Başkaları ne düşünür?” türünden bir kaygıyı beslemektedir. Hatta başkalarının ne düşündüğü kısmı; kendisinin ne düşündüğü, hakikatin, doğru ve iyi olanın ne olduğu sorusunu gölgeleyebilmektedir. Hiç şüphe yok ki sosyal denetim hepimiz, özellikle de çocuklarımız için gereklidir. Utanma eylemi ise insanın en ayırt edici vasıflarından biridir. Zira insan dışında hiçbir varlığın yaptığı bir hata sonrasında kızardığı, mahcubiyet duyduğu vaki değildir. Ancak utanma duygusunun çocuk davranışlarını yönlendirmede baskın bir motivasyon aracı olarak kullanılması şahsiyet gelişimi açısından ciddi mahsurlar taşımaktadır. Ahlâki anlamda kişiden beklenen; sahiplendiği, doğru olduğuna inandığı, içselleştirdiği değerler üzerinden davranışlarına yön vermesi, hatta yeri geldiğinde dıştan gelen baskılara göğüs gerebilmesidir. Sırf başkaları istiyor diye yapılan, başkaları ayıplıyor diye de sakınılan davranışların gerçek anlamda ahlâki bir hüviyet taşıdığı söylenemez. Çocuğumuzu bir davranıştan “ayıp!” diyerek sakındırmaya çalışmak ile o davranışın neden sakınılması gereken bir davranış olduğunu ona anlatmak ve kavratmak arasında sonuçları açısından ciddi farklar vardır. Çocuklara karşı kullandığımız dilde bu kelimeyi ne kadar sıklıkla kullandığımız üzerine kendimizi gözlemlemeye ne dersiniz?

İnsanın kendine dair farkındalığı arttıkça başkasından utanmaktan çok kendinden, insanlığından/fıtratından utanma daha öne çıkmaya başlar. Bu durumda davranışlara yön veren dıştan gelen tepkiler değil içten gelen bir motivasyon olur. “Kendimden utandım”, “insanlığımdan utandım” şeklinde günlük dilde kullandığımız kalıplar da esasında bunu yansıtır. İnsan onur ve haysiyetini zedeleyen, fıtratımıza aykırı düşen bir davranışın içinde bulunduğumuzda kendimize ve o fıtratı bize veren, bizi insan olmakla payelendiren Yaratıcı’ya karşı kendimizi mahcup hissederiz. Bu yönüyle kendinden utanmak Yaratıcı’dan utanmak anlamına gelir ve hiç şüphesiz utanılmaya en layık varlık Allah’tır. Günlük dilde utanma karşılığı olarak kullandığımız “haya” kavramı da temelde Yaratıcı’ya karşı beslenen utanma duygusunu ifade etmektedir.  Bu kavram Allah için kullanıldığında “kötü ve çirkin bir işi yapmayı zâtına lâyık görmeme, daima iyi olanı yapma”[1] anlamına gelmektedir ki Allah’ın sıfatlarından gücü ölçüsünde hisseder olması beklenen insana yaraşan da kötü iş ve fiilleri kendine layık görmemesi ve hep iyilik peşinde koşmasıdır. Utanma, başkasının bize bakışı üzerinden değil bizim kendimize yakıştırmadığımız hâl ve tavırlar üzerinden anlam ve değer kazanabilir.

 

[1] DİA, “Haya”, 1997, C. 16, S. 554

YORUM EKLE

banner19

banner36