Unutma insanoğlu, "Her ân imtihan oluyoruz!”

Sınanmak için yaratılan biz kullar, dünya denen durakta ebediyet arabasını bekliyoruz. O gelecek, uzun ve çileli yolculuğumuza çıkacağız. Bu yolculuk, herkes için çileli değil elbette… Yolculuğa çıkmadan evvel gerekli hazırlıklarını yaptıysan yolda sıkıntı çekmezsin. Yanına azık aldıysan açlıktan, su aldıysan susuzluktan korkmazsın. Bu uzun ebediyet yolculuğunda yanımıza alacağımız azık amellerimizdir. Onların varlığıyla yolculuğumuz keyfe, yokluğuyla da işkenceye dönüşecektir. Bunu bilerek sonsuzluğa giden yola çıkmalıyız.

Dünyanın maddi varlığı elbette ki bu dünyada kalır. Yanımızda götürebileceğimiz şeyler sadece iyiliklerimizdir. Onların miktarıyla layığımızı bulacağız. Bununla beraber, şairin deyimiyle dünyada bırakacağımız ‘hoş bir seda’dan başka bir şey değildir. Fani hayattan koptuktan sonra, iyi anılabiliyorsak bu, bize yeter. Geride bıraktığımız hayırlı eserler ve hayırlı evlatlar, amellerin devamını sağlar. Bunlar varsa hep yaşarsın, bunlar yoksa amellerin kesilir.

Kulun imtihansız geçen bir ânı bile yoktur.

Dünyanın sınanma ve imtihan yeri olduğunu küçük-büyük hepimiz biliyoruz. Çünkü hayatta Allah tarafından her saniye imtihan ediliyoruz. Oturuşumuz, yatışımız ve kalkışımız hep imtihan dairesi içerisinde geçiyor. Kulun imtihansız ânı yoktur. Onun için şeytanın fitne, fesat ve tuzakları karşısında daima teyakkuzda olmak mecburiyetindeyiz. Yüce Rabbimiz imtihanda bulunduğumuzu bize açık seçik bildirerek bunun farkında olmamızı istiyor:

Andolsun, Biz; sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: ‘Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz.’ Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.” (Bakara, 155-157)

Bu yalancı dünyaya ne ağalar, ne paşalar, ne zenginler, ne makam mevki sahipleri geldi. Neticede hepsi de fani ömürlerini tamamlayıp göçtüler. Çoğunun isimleri unutuldu, nesilleri kesildi, bir fatiha okuyacak kimseleri bile kalmadı. Malları, makamları ve asaletleri onlara bir şey kazandırmadı. İmtihan olduğunu idrak eden, bu şuurla yaşayan insanlar fani ömürle ebediyet âlemini kazandılar. Onlar ne kadar kârlı ve bahtiyar insanlardır. Ne kadar yaşarsak yaşayalım, günün birinde emaneti sahibine teslim edeceğiz. Bu gerçeği Rabbimiz, bize açık seçik bir biçimde onlarca ayette bildiriyor: “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Biz’e döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 35)

Hakikat nazarıyla bakarsak ölüm de hayat da gereksiz değildir.

Biz hakkıyla ve layıkıyla bilemezsek de ölümün de, hayatın da hikmetleri vardır. Hiçbiri gereksiz değildir. Zira iyilerle kötüler  ancak hayat sayesinde anlaşılabiliyor. Dünyaya gönderilen insanlara belli bir mühlet veriliyor. Kişi, iradesini kullanarak safını belli ediyor ve o minval üzere yaşıyor. Nasıl yaşıyorsa öyle de ölüyor ve ona göre muamele görüyor. Rabbimiz “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”(Mülk s. 2) buyurarak hayatın ve ölümün hikmetine atıfta bulunuyor.

Sınırlı bir zaman kalacağımız bu dünyayı bir misafirhane olarak görmeliyiz; zira burada sadece geçici bir süre konaklayacağız. Ömür sermayemizi, ahiret yurdunda huzur bulacağımız bir yatırım için harcamalıyız. Aksi takdirde bütün sermayesini kaybetmiş bahtsız tüccara döneriz. Kadın, çocuk ve para bu yolda önümüze çıkan tuzaklardır. Akıllı mümin bu tuzaklara düşmemek için adımını denk atar. Yüce Allah bu hususta da uyarıyor bizleri:

Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet, insanlara süslü ve çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. De ki: Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (Al-i İmran, 14-15)

Hayat, yani dünya biz kulların tarlası hükmündedir.

Hayat, biz kulların tarlası hükmündedir. Burada ne ekersek ahirette onu biçeriz. Geçici hayat ve maddî lezzetler, hayatımızı rotasından uzaklaştırmamalıdır. Gönül kıblelerimiz sanal ve değişken değil, sabit ve daim olmalıdır. Akıllı insan, dünya hayatına karşılık, ahiret yurdunu satın alandır. Bu da ancak Allah’a gerçek kul olmakla mümkündür. Dünyada her şey alenen gerçekleşiyor. Eden buluyor sonunda. Hiçbir şey, kimsenin yanına kâr kalmıyor. Yüce Allah, sınadığı kulunu yargılamadan evvel uyarıyor, haber gönderiyor. Bizi yaratan, besleyip doyuran ve koruyan Allah, pek çok ayette mümin ve mümineleri sabır ve tahammüllerinden dolayı ödüllendireceğini söylüyor. Bununla ilgili delil olarak şu ayeti gösterebiliriz:

“Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa artık o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.” (Al-i İmran, 185-186)

Rabbimiz isteseydi bütün kullarını cennete koyardı.

Bu hayatta her şey imtihan sırrıyla tecelli ediyor. Rabbimiz isteseydi bütün kullarını cennete koyardı. O’nun cenneti ve nimetleri bütün insanlara yetecek kadar büyük ve sonsuzdur. Fakat yüce Allah; iman edenlerle etmeyenleri; günahlardan sakınanlarla, günah bataklığı içinde yaşayanları ayırmak için kullarını sınamaktadır; o, başıboşluğa asla izin vermemektedir. Bunun için de kurallar koyup bunu Peygamberlerle kullarına duyurmaktadır.

Biz insanların idrak sahası sınırlıdır. Bizler görünenin ötesini bilemeyiz. Bazen başımıza gelen nahoş hadiselere öfkelenir, isyan ederiz. Fakat nahoş olarak nitelendirdiğimiz olaylar Allah katında hayra, hoş zannettiklerimiz de şerre vesile olabilir. Bunu Allah-ü Teâlâ, “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216) şeklinde ifade ediyor.

Bu dünyada her şeyinizi kaybetseniz de çok önemli değil...

Dünyevî imtihanlara harıl harıl çalışıp hazırlanan insanlar, ne yazık ki ebedî hayatı ilgilendiren uhrevî imtihanlara o derece hazırlanmıyor. Oysa dünyada her şeyinizi kaybetseniz de çok önemli değil, zira kaybettiğinizi dönüp kazanabilirsiniz. Ya öbür dünyanızı(cenneti) kaybederseniz son nefesinizi verdikten ve imtihan bittikten sonra onu, nasıl kazanabilirsiniz? Bunu düşünen, bununla dertlenen ve ona göre yaşayan insanların sayısı ne kadar da azdır.

İnsanlar sabırsız ve tahammülsüz olduğu için hep ân'ı düşünüyor; tavır ve davranışlarını mevcut ân'a göre düzenliyor. Başka bir ifadeyle söylersek insanlar, hep peşin istiyor, kimsenin veresiyeye tahammülü yok. Oysa yüce Rabbimiz, bu dünyada yaptığımız olumlu eylemlerimizin mükâfatını; olumsuz hâl ve hareketlerimizin de cezasını peşin vermeyerek, ahirete bırakıyor. Rabbimiz’in ceza ve mükâfat konusunda bizim gibi acelesi yok.

Hayatta her şeyin bir anlamı, önemi ve hikmeti vardır. Hiçbir şey anlamsız ve hikmetsiz değildir. Olaylara ve varlıklara yüzeysel baktığımız için bu anlam ve hikmetleri ne yazık ki çok kere ıskalıyoruz. Bu ıskalama bahtsızlığı çok kere tefekkür derinliğinden yoksun olmamızla ilgilidir. Tabiatıyla iç göz kör olunca dış gözün de bir kıymet-i harbiyesi olmaz. Hayattaki imtihan sırrına bir de bu pencereden bakmak lazım. Bu bakış açısı, eylemlerimizi daha anlamlı kılacaktır. Böylece iç huzuru sağlamada önemli merhaleler kat etmiş olacağız.

Belli bir ömrü olan dünya da eninde sonunda kıyamet vaktinde yıkılacaktır.

Yaratılan her şey gibi dünyaya da Rabbimiz tarafından mahdut bir ömür biçilmiştir. Sonunda belli bir ömrü olan dünya da kıyamet vaktinde yıkılacaktır. İşte o zaman insanlar kıyametin şiddetinden ortalığa dökülecektir. Şaşkınlık ve telaş bütün insanları çepeçevre saracaktır. O zaman hesap sırasını beklemekten başka yapılacak bir şey yoktur. Rabbimiz’in dediği gibi işte o zaman “Artık kim, zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.” (Zilzal 7-8)

Nasıl ki dünya imtihanlarına günlerce, haftalarca, hatta aylarca önceden titizce hazırlanıyorsak öyle de ebedî saadetimiz için uhrevî imtihanlara da o ciddiyette hazırlanmalıyız. Dünyanın hengâmeleri içerisinde maneviyatımızı ihmal etmemeliyiz. Ruhî ihtiyaçlarımızı ihmal edersek iç huzurumuzu sağlayamayız. Dünya imtihan meydanıdır ve hizmet yurdudur; lezzet, ücret ve mükâfat yeri değildir. Mükâfat sadece Allah’a tâbi olanlara ahirette verilecektir. Ne mutlu imtihanın sırrına varıp gereğini hakkıyla yerine getirenlere!...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zehra atak
Zehra atak - 2 ay Önce

Çok güzel

banner19

banner13

banner26