Uçurumlar tehlikeli olsa da öyküsü heyecan vericidir

Şu günlerde kendimizi iyice kitaplara, dergilere verdik. Yeni kitaplar ardı ardına geliyor.  Dost yazarlar var olsun! İmzalı kitaplarını gönderiyorlar. Okuma listemiz kabardı, sırada bekleyenler var derken, Mustafa Uçurum’un yeni öykü kitabı çaldı kapımızı. Tam da virüsün ortasına düşen bir öykü kitabı oldu. Şule Yayınları dergisiyle, kitabıyla bir mektep gibi çalışıyor. Uçurum’un yeni kitabı da Mayıs 2020’de Şule’den çıktı. Adı da ilginç: “Uçurum’da Bir Gömü”. Bakalım Uçurum’un gömüsüne, hazinesine.

Mustafa Uçurum, günümüz edebiyatının üretken yazarlarından. Şiir, deneme ve öykü alanlarında eserlerini gördüğümüz Uçurum’un yeni öykü kitabı “Uçurumda Bir Gömü” daha basılmadan daha doğrusu öyküleştirilmeden öyküsü bilenen bir eserdi benim için. Öykülerin de bir öyküsünün olduğuna inanırım. Zamanın içinden çekip alınan, bir forma sokularak yazıya aktarılan, yazarın tanık olduğu veya bizzat yaşadığı, yaşayamadığı, bilinçaltında yatan, hayalinde kalan ne varsa hepsi öykümüze konu olmuştur, öykümüz olmuştur. Öykümüzün tasnifi bile değişmiştir. Tüm bu teorik yaklaşımları bir tarafa bırakıp Uçurum’un öykülerine bakalım.

Editörlüğünü Naime Erkovan’ın yaptığı  “Uçurum’da Bir Gömü” nün kapağını Ayşe Ural hazırlamış. Kapakta mavi bir zeminde oluşturulan grafik, ortadan kalın, yatay bir çizgiyle ayrılmış, altta, solda küçük beyaz bir kuş var. Kapağın tam ortasında,  sağda, kalın çizginin hemen üstünde şapkalı, kaşkollü bir genç resimlenmiş. Güzel bir renk ve grafik olduğunu söyleyebilirim. Arka kapakta ise, üstte “Anarşist Domates” adlı öyküden alınan bir bölüm var. Bu bölümün hemen altında da kitaba dair kısa bir görüşe yer verilmiş. Dış özelliklerini anlatmaya çalıştığımız kitabımızın içinde gizlenen gömüye gelelim.

Elbette her öykü gömüdür de. Toplumun içinden bu gömüyü çekip çıkartan, toplumsal yapıda kazılar yapan, şahit olduğumuz, yaşadığımız ama farkına varamadığımız nice durumu ve olayı öykü formunda sunan kişiye de yazar diyoruz. Yazarın sanatçı kimliğidir eseri ortaya çıkaran. Burada eser güzel bir benzetme ile “gömü” ye benzetilmiştir. Mustafa Uçurum, toplum hayatında veya bireyin iç dünyasında gömülü duran öykü hazinelerini birer birer ortaya çıkarıyor, bu hazineleri topluma sunuyor. Müzeci bir tarafını da göstermiş oluyor. Uçurum’un öyküleri biraz da böyledir.  Artık gün yüzüne çıkmıştır,  görülen, dokunulan, izlenen ve her okurun izafi düşüncesiyle yeniden kurgulanan öyküler olarak karşımızda duruyor. “Uçurum’da Bir Gömü” de 30 öykü var. Eser 160 sayfadan oluşuyor.

Hayatımızdan bir fotoğraf

Kitabın son öyküsü “Yatsının Sünneti” ile başlamak istiyorum. Günümüz insanının bir gününün fotoğrafını görüyoruz. Alışverişe çıkan bir babanın koşuşturması, bakkaldan markete ve sonrasında AVM’ye dönüşen bir yerde görülen ihtiyaçlar. Sığınılan ev, yorgun düşen beden, günün sonunda özet geçilen bir haber, kanepedeki kısa şekerlemeler, sonucu merak edilen maçlar ve birden bastıran uyku… Yorganı üstüne çekmek üzere olan babaya sorulan şu soru dikkat çekiyor: “Yatsıyı kıldın mı?”

Uçurum’un öykülerinde hayatın doğal seyrini izliyoruz. Abartmadan, olduğu gibi sunulan öykülerdir, neredeyse şu soruyu bile sorarsınız: Kahraman anlatıcı yoksa Uçurum mu? Uçurum olsa bile artık kurguya aittir o kişi. Ama bu toplumdan bir parçadır, sahici kimliği ve kişiliği ile karşımızda duruverir. “79 K” isimli öykü de böyledir. Kahramanımız her sabah aynı duraktan aynı otobüse biner. Otobüsteki manzaraları aynen aktarır. Siz de o otobüste işe giden bir insan olursunuz.  Hayatın hengamesine kapılan insanların günlüğü gibidir öykü. “Bi’ Polar Alabilir miyim?” isimli öyküde de yine aynı hayatın içinden görüntüler sunar Uçurum. Kahramanımız sahilde kahvaltı yaparken üşür, garsonu çağırır ve şöyle der: “Bi polar alabilir miyim?”  Nereden bilirsiniz ki garsonun bipolar bozukluğu olduğunu. Böylesine rastlantılar da vardır Uçurum’un öykülerinde.

Bol Tebessümlü Psikoloji” de ise, hayatın gelgitleri içinde mesai harcayan kahramana arkadaşları tarafından koyulan tespit toplumun tümü için geçerli hâle gelmiş durumdadır. Evde,  mutfakta, sokakta, işte nerede olursa olsun, sıra dışı davranıldığında,  “bunun psikolojisi bozulmuş” deniliyor. “Çizgi” adlı öyküde bir Müslüman şahsiyetin hayattaki istikametine dikkat çekiliyor. Her şeyi belirleyen bir çizgiden söz ediliyor. “Çok Kalabalık” adlı öyküde anlatılanlar, köyden şehre giden kahramanımızın şehrin kalabalık yapısında kendisini bulmasından başka bir şey olmasa gerek.

Topluma ve içimize bakalım

“Kırık Ahmet” adlı öykü ise, hemen herkesin karşılaşabileceği bir yol hikâyesidir. İki kafadarın yolda rastgele durdurdukları araçlarla yaptıkları yolculuklar vardır. Tabii ki biraz da kafadan kırıktır kahramanlarımız. Merhamet yüklü olduğu kadar, toplumsal mesajlara da açık olan öykünün kahramanı Kırık Ahmet belki de mahallemizin delisidir, kim bilir. Uçurum biraz da buna dikkat çekiyor. “Manav”da bölgesel kültür farklılıklarını, “Mayko” da bir dönem yaşanılan siyasî olayların dramını, “Püsküllü”de bir kış günü yolda kalanların ve kamyoncuların macerasını, “Rahatı Kaçan Şair”de parkta kafayı çekip,  bir şairin heykelini yakan sarhoşların gülünç ama ibretlik hâllerini, “Taşeron”da sosyal dramları ve geçim derdini, “Selman” da meczup ama duyarlığı son derece yüksek ve bilinç sahibi birisinin esrarengiz yaşamından kesitleri okuyoruz.   

“Uçurum’da Bir Gömü”nün de bir öyküsü vardı ama o da ayrı bir yazı konusu. Mustafa Uçurum; okuru sıkmadan, yormadan, ağır betimlemelere girmeden, derin tahlillerle uğraşmadan hayatın rutinini aktaran, gösteren, günübirlik hayatın fotoğrafını çeken, hızlı adımlarla yürüyen, iddiadan uzak ama inancını gösteren, duyarlığını hissettiren, zaman zaman asiliğini gördüğümüz, isyancı ruhuna şahit olduğumuz, mazlum, mağdur, yalnız, fakir, köylü, kimsesiz, deli, kültür çatışmaları yaşayan, metropollere uyumda sıkıntılar çeken, bir taraftan modernizmi öğrenen ama geleneği de bırakmayan tipleri taşımıştır öyküsüne. Herkesin bir gömüsü olduğuna inandıran öyküler okuyacaksınız, yeter ki içinde yaşadığımız topluma ve kendi içimize bakalım, dönelim.

Tavsiye olunur, uçurumlar tehlikeli olsa da öyküsü heyecan vericidir. “Uçurum’da Bir Gömü” sizi bekliyor, okudukça yakınlaşacaksınız, hem gömüye hem kendinize.

YORUM EKLE