Türkistan’ın Ruslar tarafından keşfi ve işgali

Türkistan’ın Keşfi

Dünya tarihinde iz bırakan büyük Türk devletlerinin hüküm sürdüğü Türkistan coğrafyasının Ruslar tarafından nasıl hâkimiyetleri altına alındığının ipuçlarını Murat Özkan’ın, 2019 yılında Kronik Kitap’tan çıkan “Türkistan’ın Keşif Çağı/Rus Seyyah Burnaşev’in Gözünden Buhara” isimli kitabında görebilmek mümkün. Seyyahların kaleme aldığı notlar, gezi ve gözlem yazıları dünya tarih yazıcılığında önemli bir yer tutar. Neredeyse bütün tarih kitaplarında seyyahların kaleme aldıklarını dipnotlarda, kaynakçalarda yahut söz konusu eserin satır aralarında fark edebiliyoruz.

Seyyahların meşhur olanı olduğu gibi fazla veya hiç bilinmeyenleri de mevcut. Yazar Murat Özkan işte bu bilinmeyen seyyahlardan Rus Burnaşev’in Türkistan’a dair tuttuğu gözlemlerini merkeze alarak ve ilave bilgilerle daha da dolgun hale getirdiği kitabında bir seyahatnameden daha fazlasını önümüze düşürmektedir. Bu arada Burnaşev sıradan bir seyyah değildir ve Çarlık Rusya yetkilileri özel olarak Türkistan’a göndermiştir.

Rusların 1552’de Kazan’ı, 1556’da Astrahan’ı işgal etmesini, bu hanlıkları ele geçirmesiyle Türkistan’da gerçekleşen ticaretin tekelini de elinde tutmak istediğinin anlatıldığı “Türkistan’ın Keşif Çağı/Rus Seyyah Burnaşev’in Gözünden Buhara”da Moskova’nın Türkistan’a bilgi almak amaçlı yolladığı İngiliz Anthony Jenkinson’dan da bahsedilmiş. Yazar Murat Özkan mealen şu bilgileri vermektedir: Avrupa ülkeleriyle aynı ligde olmak için sömürgesinin dolayısıyla verimli topraklara sahip olması gerektiğinin farkında olan Ruslar, isteklerinin karşılığını Türkistan’da bulabileceklerine 16. yüzyılın yarısından itibaren kanaat getirirler.  Ruslar bölgeye ve özellikle Buhara Hanlığına özel bir önem veriyordu. Zira Buhara Türkistan’ın tam merkezi konumundadır, nüfusu kalabalıktır ve en önemlisi de İran, Afganistan, Hindistan ve diğer ülkelere giden ticari yolların kesiştiği noktadır. 18.yüzyıla kadar Türkistan’ın keşfini tamamlayan Ruslar, 19.yüzyılda bölgeye işgale başlar.

Türkistan’ın işgali

Rus tarihinde 19.yüzyılın yeri bir başkadır. Bu yüzyılda dört büyük devlete karşı savaşan Ruslar, Osmanlı’yı tehdit ederken İran’ı da kontrol altına almış, Kafkasya, Karabağ ve Türkistan’da hâkimiyetini ilan etmiştir. Aslında yüzyıl boyunca güçlü olarak ilerlemesinin nedeni maddi olarak sıkıntı çekmesiydi. Kontrol altına alacağı bölgeler için titizlikle planlar hazırlayan Ruslar, büyük bir disiplin içerisinde harekete geçmişlerdi. İşgal edilme planları neredeyse yüz yıl süren Türkistan sahası, 1856 yılında gerçekleşen Kırım Harbi’nden Rusya’nın mağlup olarak çıkmasıyla Ruslar tarafından hızlıca işgal edilmeye başlanır.

Osmanlı Devleti ile gerçekleştirdiği Kırım Harbi neticesinde hayli maddi sıkıntılar çekmeye başlayan Çarlık Rusya kendisine yeni stratejiler belirlerken, sağlıklı bir işgalin, mükemmel bir subay sınıfından geçtiğinden oldukça emindi. Kırım Harbi sonrası yapılan askeri reformlarla bilgi dolu subaylar yetiştirip bunları da başta Türkistan olmak üzere işgal edeceği veya kontrol altına alabileceği bölgelere yollayan Ruslar, bunda hayli başarılı olurken kendi tarihinde önemli kahramanları da ortaya çıkarır. İşte bu kahramanlardan biri “Beyaz General Skobelev” namıyla da Rus tarihinde bilinen Mihail Dmitrieviç Skobelev’dir.

Türk kaynaklarında fazla yer bulmayan Skobelev, esasında Osmanlı-Rus savaşında, Balkanların dağılma sürecinde ve en önemlisi günümüze kadar gelen Türkistan’ın işgal edilip sömürülmesinde ve buralarda gerçekleştirilen korkunç katliamların baş aktörlerinden biridir.

Murat Özkan’ın birincil kaynaklara dayanarak hâkim bakış açısıyla kaleme aldığı, Mart 2020’de Kronik Kitap Yayınları’ndan “Türkistan’ın İşgal Çağı/Beyaz General Skobelev 1843-1882” adıyla okurun ilgisine sunulan kitap ile Skobelev’in hayatı Türkiye’de ilk defa anlatılırken, söz konusu çalışmanın Türkistan’ın işgal süreci hakkında farklı ve yeni bilgileri muhteva etmesiyle bölge tarihine meraklılar ile konu hakkında araştırma yapanlar için bir başucu kitabı olacağına şüphe yoktur.

Plevne Savaşı’nda Gazi Osman Paşa’yı esir alan Rus subaylardan biri olan, Türklerin “Ak Paşa”, Rusların “Beyaz General” dediği Skobelev, varlıklı bir ailede 1843 yılında dünyaya gelir. Ailesinin son iki kuşağının Rus soylularından olduğu bilinirken daha öncesi hayli karmaşıktır. Kendisi atalarının Rus kökenli olmadığını söylerken, sıradan birer Rus köylüsü olduğunu ifade Skobelev’in babası ve dedesi de subaydı. Babası Kafkasya’daki Şeyh Şamil direnişine karşı savaştığından ve evde haliyle bu savaşın sıkça sohbeti olduğundan Skobelev, daha çok küçük yaşlardan itibaren askerliğe merak sarmaya başlar. Yine çok küçük yaşlardan itibaren Şeyh Şamil’in kim olduğunu da öğrenmiştir. Türk düşmanı olan ve ölümüne kadar da bu düşmanlığını sürdüren Skobelev’in annesi Olga Nikolaevna Skobeleva, 1870’lerin sonlarına doğru Filibe’de Kızıl Haç’ta görev almasıyla bilinir. Görünürde hayır işiyle uğraşan annesi aslında oğluna iyi bir gelecek hazırlamak için buraya gelmiştir. Annesi, Balkanlar Osmanlı’dan çözülüp Rusya’ya bağlandığında oğlu Skobelev’in buranın genel valisi olması için zemin hazırlamaktadır. Bu arada Skobelev bu dönemlerde Balkanlara gelmiş Slavist duygular içeren ateşli konuşmalar yapmaktadır.

“Türkistan’ın İşgal Çağı/Beyaz General Skobelev 1843-1882” kitabında Skobelev’in, Osmanlı’ya karşı Balkanlar’da çıkan isyanların tetikleyicisi olmadan önce Türkistan’ı kan gölüne çevirdiği de anlatılmakta. Binlerce Türkmen’i çocuk, yaşlı, kadın demeden kılıçtan geçirtir. O dönem katledilenler hâlâ ölüm yıl dönemlerinde anılmaktadır. Eğitim politikasında Rusya’nın Türkistan hedefi olan ve Kırım Harbi sonrası yapılan reformlar neticesinde kurulan Nikolaevskaya Akademisi askeri okulundan mezun olan Skobelev, ilk başlarda orduda başına buyruk hareket etmesiyle dikkat çeker, kendince “küçük işler” olarak değerlendirdiği bazı emirleri yerine getirmek istemez. Kendi başına hareket eden Skobelev’in böyle davranmasındaki cesareti damarlarında dolaşan asilzade kanından aldığı söylenebilir. Bu arada Türkistan’ın işgalinde yer alan subayların tamamı Nikolaevskaya Akademisi’nden mezun olmuştur.

18.yüzyılda hayli eğitimli ve donanımlı insanlar sayesinde Türkistan’ın keşfini tamamlayıp bilgiler toplayan Ruslar, 19. yüzyılda savaşlar sonrası girdiği maddi sıkıntıdan elindeki bölgeyle ilgili verilerle ve özel olarak yetiştirdiği subaylarla Türkistan’ı işgal edip kurtulacaktır. Fergana Valiliği de yapan Skobelev, Ahal Teke Türkmenleri ile Hive ve Hokand’da yaşayan çok sayıda Türkmenleri de katletmiştir. Neticede Rusların kazandığı Türkistan savaşlarında Rusya’nın önceden, yani neredeyse 100 yıl öncesinden bölgeye kaşifler yollayarak hazırlık yapması avantaja dönüşürken işgal esnasında bölgedeki Türk hanlıklarının birbirleriyle sürtüşmeli olması bozkırların elden gitmesini kolaylaştırmıştır.

Rusların Türkistan’a hâkim olmasıyla Rusya’nın ekonomisi düzelmiş, çeyrek asır sonra Japonya ile savaşırken Balkanların dağılmasına da yardım edip Kafkasya’ya yatırımlar yaparak buradan Anadolu’nun doğusunu da işgal etmiştir. Devamında 1. Dünya Savaşı’na dahi güçlü şekilde giren Rusya, Bolşevik Devrim’i sonrasında, Sovyetler Birliği döneminde de Türkistan’dan olabildiğince faydalanmıştır. Sovyetler Birliği bölgenin tarıma dayalı ekonomisinden fayda sağlamak adına günümüze kadar bölgenin ekosistemini bozarak toprağın çoraklaşmasına sebep olmuştur.

İşte Türkistan’ın bu noktaya nasıl geldiğini Murat Özkan’ın kaleminden okurken emin olun bölgeyi yeniden tanıyacaksınız. Özellikle Hive ve Hokand bölümlerini.

Kimi kaynaklarda “Kokand” olarak geçen Hokand’ı zikretmişken bir hatıramı da paylaşmak istiyorum. Beş yıl oldu sanırım, Türkistanlı bir akademisyen arkadaş ile Hokand sohbeti yaparken kendisi “Kokand” demişti. Bende “aslında Hokand değil mi?” diye aklımca düzeltme yoluna gittim. Verdiği yanıt ilginçti, “Aslında bende Hokand dersem bilmezsin diye Kokand dedim. Fakat sen Hokand dediğine göre, bölgeyi tanımışsın” demişti. Murat Özkan Türkistan’ı okura tanıtmıyor, siz neredeyseniz bölgeyi oraya getiriyor.

YORUM EKLE

banner26