Tercüman olmak modern aydına yetmez, o Tanrı’nın yerine göz dikmiştir

Son zamanlarda ilginç bir kitap okudum: Entelektüeller. Kitabın yazarı, İngiliz bir gazeteci, tarihçi ve yazar Paul Johnson. Çevirmeni ise Ayşe Polat. 2008 yılında Paradigma Yayınları arasında yayınlanan eser, orta boy, 492 sayfadan müteşekkil, başka bir ifadeyle hayli hacimli. Kitap Türkçe yayınlanalı hayli zaman olmuş ama ben yeni okudum. Ziyanı yok.

Burada tanıtımını yapacağım kitabı, doktorantım Sv. Dr. Muhammed (İkbal) Özdil’in SDÜ İlahiyat Fakültesi’ndeki odasında karşıdan gördüğümde hemen dikkatimi çekmişti. (Burada izninizle parantez arası iki farklı konuda birkaç cümle kullanacağım. Bunlardan ilki ben akademik çevrelerde veyahut başka bir yerlerde bir kişinin odasına gittiğimde kitaplığını ve masasında nelerin bulunduğunu, dolayısıyla hangi kitapları okuduğunu incelerim. Bu incelemelerimin çok faydasını gördüm. İkincisi Özdil’in din sosyolojisi alanıyla ilgili özel, güzel ve geniş bir kütüphanesi var. Ve iyi bir kitap okuyucusu olduğunu buradan duyuruyorum. Güzel bir kütüphaneye sahip ve iyi bir okuyucu olmasından dolayı belirli bir birikim ve donanımı hâiz olduğunu iddia edebilirim. Lakin bu donanım ve birikimlerini, kendine saklamamasını, artık bir şekilde yazmak suretiyle diğer insanların istifadesine sunmaya başlamasını; sıkı bir akademisyen olmasını her gördüğümde, odasına uğrayıp her çayını içtiğimde söylüyorum).

Eseri, ayaküzeri şöyle bir incelediğimde konu ve dilinin beni sardığını ve hemen okuyabileceğimi düşünerek ödünç aldım, odama gelir gelmez okumaya başladım ve kısa sürede bitirdim. Okuduktan sonra bir adet kendime alarak kitaplığıma koydum. Beni saran, beni cezbeden kitapları okurken benim için önem arz eden yerlerine, kurşun kalemle, bir mim koyar, sayfaları kıvırmadan aralara küçük kâğıtlar iliştirir veya boş bir yerlere not eder, vakit buldukça bunları bir yerde toplar, okumalarım bittiği anda da hepsini bir araya getirir, başkalarının da okuması için yayınlarım. Daha önce, “Cabiri'nin Kitabı Üzerine”, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Yıl: 2002, S. 9, Isparta, s. 165-173 ve “Çağdaş Sosyoloji Kuramları Kitabına Dair”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S: XXIII, İzmir 2006, s. 166-180, gibi iki adet uzunca sayılabilecek kitap tanıtım yazıları yayınlamıştım. Kitap okumasını sevenlere, okumasını bilenlere benzer şeyleri tavsiye ederim. (Yukarıda izni aldığımı farz ederek tam burada ikinci bir parantez arası cümle sarfedeyim. Çok kitap okuyan dostlarıma, okudukları şeyleri bir yerde en azından sosyal medyada yayınlamalarını öneriyorum.)

Burada kısaca okuduklarımdan elde ettiğim notları bir araya getirmek suretiyle oluşan kısa bir kitap değerlendirme yazısını okuyacaksınız. İnşaallah bu yazım kitapseverle buluşur, onlara ilham olur, bu esintiyi yakalayanlar kitabı bir şekilde edinip okuma, faydalanma ve değerlendirme yoluna giderler.

Seküler entelektüellerin yükselişi

Kitabın ana konusunu önde gelen belli başlı entelektüellerin, insanlara, işlerini nasıl görecekleri konusunda nasihat etmek için ahlâkî ve hükmî faaliyetlerinin olup olmadığı oluşturmaktadır. Yazar bu incelemeyi yaparken mümkün olduğunca bulgulara, belgelere dayalı bir yöntem izlediğini, bir başka ifadeyle öncelikle incelemiş olduğu entelektüellerin eserlerinden, mektuplarından, günlüklerinden, hatıralarından ve nakledilen konuşmalardan faydalandığını belirtmektedir. Entelektüellerin hayatları hakkında daha derinlemesine bilgi bulabilmek için birçok biyografiye, kaynağa başvurduğunu ifade etmektedir.

P. Johnson, son iki yüzyıldır entelektüellerin etkisinin sürekli arttığından bahisle konuya giriş yapıyor. Seküler entelektüellerin yükselişinin modern dünyanın şekillenmesinde ana unsurlarından biri olduğunu vurguluyor. Geçmişte veya geleneksel toplumda râhip, kâtip, kâhin olarak beliren entelektüeller, ta başından beri topluma yol gösterme hakkını kendilerinde gördüklerini dile getirmişlerdi(r). Ancak hem geleneğin sınırlandırması hem de söz konusu bu entelektüellerin yeteri kadar özgür akla sahip olmadıkları gibi maceracı da olmadıklarından kavramın içini dolduramadıklarını iddia etmektedir (s. 1). 18. yüzyılda, Aydınlanma, Reform ve Rönesans hareketleri ve modernleşme ile birlikte kilisenin gücünün azalmasıyla hem bu boşluğu doldurmak hem de toplumun dikkatini çekmek için yeni bir âkil adam tipi ortaya çıktı. Seküler entelektüel denen bu tip, ateist, deist veya septik olabilirdi. Bu yeni tip en az bir papaz veya kilise/din adamı kadar, insanlığa neyi nasıl yapması konusunda yani yol göstericilik hakkına sahip olduğunu belirterek, deyim yerindeyse, kendi kendini bu göreve atamıştır.

Burada seküler entelektüelin ve görev tanımı yapılmaktadır. Buna göre entelektüel, papaz atalarının aksine, Tanrı’nın kulu veya tercümanı olmayıp, bizzat Tanrı’nın yerine geçmiştir. Örnek aldığı kahraman ise, kutsal ateşi tanrılardan çalan Prometheus’tur. Entelektüel, kendini semavî dinlerin hiçbir eseriyle bağlı görmemiştir. Geçmişten gelen ortak bilgelik, geleneğin birikimi, ataların tecrübesinden süzülüp gelen kanunlar ve hepsinden önemlisi bunlar artık onun kendi anlayışına göre vereceği karara bağlıydı. Yeni seküler entelektüelin en ayırt edici özelliklerinden biri, dine ve onun esaslarına yönelik geliştirdikleri eleştirel incelemeden aldıkları hazdı. Gündeme getirdikleri sorulardan bazıları şunlardı: “Bu büyük inanç sistemlerinin insanlığa ne faydası dokundu veya ne kadar zarar verdi? Papalar veya rahipler ne derece saflık, doğruluk, hayırseverlik gibi kendi vazettikleri ilkelere uygun yaşadılar? Bu gibi iki ana soru etrafında düşünce üreten ve görüş bildiren seküler entelektüellerin de sicilini incelemek gerekir değil mi?

Entelektüellerin sicili ne kadar temiz?

Johnson, buradan hareketle entelektüellerin insanlara, işlerini nasıl yapacakları konusunda nasihat vermek için ahlâki ehliyetlerinin ve hüküm verme haklarının olup olmadığını odaklanmak istediğini ifade ediyor. Bu ana soruna odaklanan ve bu konuda derinleşmek isteyen yazar, aşağıdaki sorulara cevap arayarak Entelektüeller kitabını ortaya çıkarmıştır:

- Bu entelektüellerin, insanlara nasihat etmek, yol göstermek konusunda ahlaki ve hükmi ehliyetleri var mı?

- Düşüncelerinde, tavır ve davranışlarında her zaman tutarlı oldular mı?

- Kendi vazettikleri düşüncelere ve değerlere kendileri de bağlı kaldılar mı?

- Üzerlerine vazife olmayan ya da yeterince bilgili ve uzman olmadıkları alanlarda da gelişi güzel hükümler verdiler mi?

- Para, şöhret veya siyasi ve ideolojik amaçlar için diğer insanları istismar ettiler mi?

- İşlerine gelmeyen gerçekleri görmezden geldiler ya da saptırmaya kalkıştılar mı?

- Diğer entelektüellerle, aileleriyle ve çevrelerindeki insanlarla ilişkileri nasıldı?

- Bu insanlar kendi hayatlarını nasıl geçirdiler?

- Angaje oldukları izm'ler uğruna şiddeti, savaşı, ırk ve sınıf ayrımı vs. meşru ya da mazur gördüler mi?

-  İnsanlar için' ürettikleri düşüncelere, ideolojilere, ütopyalara insanların üstünde, insanlardan daha fazla değer verdiler mi?

- Kendi ailelerine, arkadaşlarına, ortaklarına ne kadar dürüst bir biçimde davrandılar?

- Onlarla sadece cinsel ve maddî ilişki içinde miydiler?

- Hakikati anlatıp, hakikati mi yazdılar?

- Onların kendi sistemleri zaman ve pratiğin testi karşısında hükmünü nasıl ve nereye kadar koruyacak?

Johnson, kitabında, kendine göre önde gelen belli başlı entelektüellerin farklı yan ve yönlerini 12 bölüm halinde inceliyor. Bu bölümlerde yazar, sırasıyla Jean Jack Rousseau, Percy Bysshe Shelley, Karl Marx, Henrik İbsen, Tolstoy, Ernest Hemingway, Bertolt Brecht, Bertrand Russel, Jean Paul Sartre, Edmund Wilson, Victor Gollanez, Lillian Hellman gibi entelektüelleri farklı, bilinmedik ya da az bilinen yönleriyle ele alıp incelemiş. 13. ve son bölümde ise yazar, George Orwell (1903-1950), Evelyn Waugh (1903-1966), Cyrill Connolly (1903-1974) gibi entelektüeller başta olmak üzere Norman Mailer, (1923-), Rainer Werner Fassbinder, James Baldwin, Kenneth Tynan ve Noam Chomsky gibi bazı entelektüellerin pek bilinmeyen, özgün, ayrıksı yan ve yönlerini ortaya koymuş. Kendi kriterlerine göre toplam 21 entelektüeli seçen yazar, burada adı geçenlerin nasihatlerini ortaya çıkartıp, onları dinlemenin sosyal ve siyasal sonuçlarına da değiniler yaparak günümüze ışık tutmaya çalışmış(tır).

Kitap, 1789 Fransız İhtilâli'nin hazırlayıcısı ve de Romantizmin kurucusu kabul edilen büyük filozof Jean Jacques Rousseau ile birlikte başlıyor. “İlginç Bir Çılgın” alt başlığıyla başlayan bölümde yazar, Rousseau’nun özgün görüşleri hakkında görüşlerini belirttikten sonra bölümün son paragrafında “onun olağanüstü bir yazar olduğunu, ancak gerek hayatında gerekse görüşlerinde ölümcül biçimde dengesiz biri de olduğunu” (s. 39) belirtiyor ve onu en iyi özetleyen, tek aşkı olduğunu söylediği Sophie d’Houdetot adlı kadına ait bir cümledir diyor. Sophie, “Beni korkutacak kadar çirkindi ve beni ona cezbeden tek şey aşk değildi. Sadece acınacak bir figürdü ve ona kibar ve nazik davrandım. Kısacası o, bir çılgındı” (s. 39) diyor.

Kişilikleri ele veren başlıklar

Yazar her bir entelektüeli anlatırken bir alt başlık kullanmış. Buradan o entelektüel hakkında bir ipucu yakalayabiliyorsunuz. Örneğin Percy Bysshe Shelley’i anlatırken kullandığı alt başlık “Fikirlerin Kalpsizliği” (s. 41-76); öteki önde gelen entelektüelleri anlatırken kullandığı alt başlıklar da dikkat çekici mesela Karl Marx: “Ağız Dolusu Küfürler” (s. 77-116); Henrik İbsen: “Aksine”, (s. 117-150), Tolstoy: “Tanrı’nın Büyük Kardeşi”, (s. 151-193); Ernest Hemingway’in Derin Suları”, s. 195-243); Brecht: “Buzdan Bir Kalp”, (s. 245-277); Bertrand Russell: “Mantıklı Zırvalar Vakası”, (s. 279-317); Jean Paul Sartre: “Küçük Bir Kürk ve Mürekkep Hokkası”, (. 319-355); Edmund Wilson: “Bir Yangın Artığı”, (s. 357-379), Victor Gollancz: “Huzursuz Vicdan”, (s. 381-405), Lillian Hellman: “Yalanlar, Lanet Olası Yalanlar”, (s. 407-430) alt başlığı kullanılıyor. Diğer entelektüelleri anlattığı 13. bölümün başlığı ise “Aklın Firarı”, (s. 431-480) şeklinde kullanılmış.

Entelektüeller adlı kitapta incelenen entelektüeller bağlamında bir modernite eleştirisi yapılıyor. Bunun yanı sıra özellikle I. ve II. Dünya Savaşları, Soğuk Savaş yılları, İspanya İç Savaşı, Vietnam ve Küba Krizleri, 1968 Öğrenci Olayları, Kamboçya Katliamı ve ekonomik, siyasal ve toplumsal krizler gibi yakın dönem olayları da okuyucuların istifadesine sunuluyor. Ayrıca kitabın entelektüeller için bir tür özeleştiri niteliği taşıdığını, bu sebeple ayrı bir önemi hâiz olduğunu söylemek rahatlıkla mümkün gözüküyor.

“Her güzelin bir kusuru olduğu” veya “O kadar kusur kadı kızında da olur” atalar sözünde dile getirildiği gibi yazı boyunca bahsettiğimiz kitabın (bana göre) bir kusuru var. Ne yazık ki kitapta bir kaynakça kısmı bulunmuyor. Yazarının ifade ettiği üzere kitap yazılırken birçok kaynağa müracaat edilmiş, bunlar dipnotlar halinde ayrıntılı bir şekilde verilmiş ancak faydalanılan eserler, kaynakça kısmı olmadığı için, toplu halde gösterilememiş. Buna karşın kitabın güzel bir indeksi var; kaynakça kısmı da var olsaymış herhalde daha bir güzel olurmuş, diye düşünüyorum. Bilmem sizler ne düşünürsünüz?

Çeviri dili anlaşılır, akıcı olan, dolayısıyla yorulmadan okunan Entelektüeller nam eseri, ilgi duyanlara tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum.

Not: Bu yazı tarafımızdan 21.09.2017 tarihinde tyb.org.tr’de yayınlanmıştı. Burada yayınlanan yazı onun tekrar gözden geçirilmiş, geliştirilmiş ya da genişletilmiş halinden müteşekkildir. Bu haliyle okuduğunuz işbu yazı bir şarkı sözünde geçtiği gibi “eski halinden bir eser” kalmamış, oldukça değişmiş, adeta yeniden yazılmış bir hale evrilmiştir.)

YORUM EKLE