Tahtı ve bahtı geç açılan bir padişah: Sultan Mehmed Reşad

          

                                                                              

65 yaşında tahtı ve bahtı açılan bir padişah: Sultan Mehmed Reşad

Osmanlı padişahlarının 35. si, İslâm halifelerinin ise 114. sü olan Sultan Mehmed Reşad, 2 Kasım 1844'te İstanbul'da Eski Çırağan Sarayı'nda dünyaya gelmiştir. Sultan Mehmed Han-ı Hâmis olarak da bilinir. Babası Osmanlı'nın 31. padişahı olan Sultan Abdülmecid, annesi ise Çerkez bir cariye olan Gülcemal Kadınefendi'dir.  Reşad'ın annesi öldüğünde kendisi yedi yaşındaydı. Onun için eğitimine yeterince önem verilememiştir.

Mehmed Reşad, Sultan Abdülmecid'in padişah olan dört oğlundan üçüncüsüdür. Eşleri Kâmuran Kadın, Mihrengiz Kadın, Dürrüaden Kadın, Nazperver Kadın, Dilfirib Kadın'dır. Sultan Mehmed Reşad'ın oğulları Mahmud Necmeddin Efendi, Ömer Hilmi Efendi, Mehmed Ziyaeddin Efendi'dir. Çocuklarının meslek sahibi olmasını çok isteyen Sultan Reşad'ın Mehmed Ziyaeddin Efendi isimli oğlu tıbbiyeyi bitirerek cildiye mütehassısı olmuştur. Yine oğullarından Mahmud Necmeddin Efendi padişahın sağlığında vefat etmiştir.

Saray geleneklerine göre yetiştirilen V. Mehmed Reşad, iyi derecede Farsça, orta derecede de Arapça ve Fransızca öğrenmiştir. Bununla beraber bazı şer'i ilimlere de vakıftı. Doğu'nun (İslâm'ın) kültürünü ve medeniyetini çok iyi bilirdi. Tarihe, ayrıntılara inecek derecede büyük bir merak duymuştur. Onun özellikle Osmanlı tarihine ve dinî menkıbelere de apayrı bir alâkası vardı. Babası Sultan Abdülmecid'in vefatından sonra amcası Abdülaziz zamanında serbest bir şehzadelik dönemi geçirmiştir. Ağabeyi II. Abdülhamid tahta çıkınca o da tahtın varisi, yani veliaht olmuştur. Veliahtlık döneminde (1876-1909) serbestlikleri iyice azalmış, sıkı bir gözetim altında yaşamaya başlamıştır. Bu süre içerisinde Dolmabahçe Sarayı'nın Veliaht Dairesi'nde yaşamaya mecbur bırakılmış, başkalarıyla görüştürülmemiştir. Ağabeyi II. Abdülhamid onu sürekli izlettirmiş, tabir caizse onu adeta göz hapsinde tutmuştur.

Sultan Mehmed Reşad'ın fizikî görünümünün mavi gözlü, beyaz tenli, yassıca burunlu, uzuna yakın orta boylu, şişman ve sarışın olduğu rivayet edilir.  Padişahlar içerisinde ondan başka mavi gözlü olmadığı söylenir. Bunun yanında tarihçiler bu son dönem padişahının tabiatının halim selim, hâlden anlayan, hadiselere hep iyi yönlerden bakabilen, dindar, nazik, mütevazı, merhametli, haya ve edep sahibi olduğunda ittifak ederler.

Sultan Mehmed Reşad'ın engin tevazusu (mahviyeti) ve hoşgörüsü karşısındakilere çok kere padişah olduğunu unutturmuştur. Onca sıkıntıyla boğuşmasına rağmen yine de lâtife yapmaktan hoşlanan Sultan Reşad'ın gayet düzgün, etkileyici ve edibane bir konuşma tarzı vardı. Mevleviliğe büyük bir ilgi duyan ve intisap eden Sultan Reşad, Mevlâna Celâleddin Rûmî'nin şaheser niteliğindeki Mesnevi'sini ve birçok dinî eseri özümseyerek ve de içselleştirerek defalarca okumuş, o eserlerden aldıklarıyla ahlâkını güzelleştirmiştir.

Sultan V. Mehmed, “Elhamdülillah Cenab-ı Hakk’a bir rek'at bile namaz borcum yoktur” diyecek kadar dindardı. Komitacılar, Hazine-i Hassa’ya el koydukları için, Sultan Reşad çok az bir maaşa mahkûm edilmiştir. Yani ekonomik açıdan rahat yaşayamamıştır.

Sultan Mehmed Reşad'ın taht yılları ne yazık ki baht yılları olamamıştır.

Sultan Mehmed Reşad, 31 Mart Olayı'nın ardından, ağabeyi II. Abdülhamid'in büyük bir zorbalıkla tahttan indirilmesiyle 27 Nisan 1909 tarihinde "V. Mehmed" adıyla tahta çıkarılmıştır.   İttihat ve Terakkicilerin kararı gereği "V. Mehmed" unvanıyla tahta çıkarılsa da halk onu hep "Sultan Reşad" olarak bilmiş ve öylece adlandırmıştır. İttihatçıların ona özellikle "V. Mehmed" demeleri Hareket Ordusu'nun İstanbul'a ayak basmasını, "ikinci fetih" olarak saymalarından ileri gelmektedir. Bu da II. Mehmed (Fatih)'in İstanbul'u Bizans'tan alışına sembolik bir göndermedir. Fakat onun teslimiyetçi tavrı göz önünde bulundurulduğunda çağ kapayıp çağ açan II. Mehmed'le kıyaslanması bile son derece abestir.

Onun padişahlığı, İttihat ve Terakki'nin iktidarda olduğu II. Meşrutiyet yıllarına rastlar. Cülus töreni Harbiye Nezareti'nde yapılan Sultan Reşad, biat duasından sonra "Hürriyetin ilk padişahı benim ve bundan müftehirim" demiş, sonra da "Meşrutiyet Padişahı" olarak anılmıştır. Fakat İttihatçılara sözü geçmediği için ne yetkili ne de etkili olabilmiştir.

Sultan V. Mehmed tahta çıktıktan sonra ağabeyi Sultan II. Abdülhamid'in terk ettiği Yıldız Sarayı'nda oturmak istemediği için babasının inşa ettirdiği Dolmabahçe Sarayı'na yerleştirilmiştir. Buradaki taht yılları hep sıkıntılarla geçtiği için ne yazık ki baht yılları olamamıştır. Kendini bir padişah gibi hissedememiş, yetkileri hep sembolik kalmıştır.

Osmanlı'nın son padişahlarından Sultan Mehmed Reşad, İttihatçı Paşalar yüzünden devlet yönetiminde ciddi bir varlık gösterememiş, tabir caizse onların bir çeşit kuklası olmuştur. Saltanatı gölge saltanattan öteye gidememiştir. Buna birçok delil gösterilebilir. En önemli delil de Osmanlı'nın padişaha sorulmadan İttihatçılar tarafından bir oldubittiyle Almanlarla ittifak yapılarak I. Dünya Savaşı'na sokulmasıdır.  Sultan Reşad'ın "Çanakkale" şiirine yapılan tahmisteki şu mısralar bunun delilidir: "Haberim yoktu olup bitmiş olan şeylerden,/Mesnevîler okuyordum oturup ezberden,/Bir de baktım ki haber geldi bizim Enver’den,//Savlet etmişti Çanakkaleye bahr ü berden/Ehl-i İslâm'ın iki hasm-ı kavîsi birden"

İttihat ve Terakki Fırkası'nın devlet yönetimine müdahalesi Sultan II. Abdülhamid zamanında da mevzubahisti. Fakat o dönemde dilediklerini yapma imkânına sahip değillerdi. II. Abdülhamid tabir caizse sert kayaydı. Fakat onların ifadesiyle V. Mehmed baskılar karşısında direnen bir padişah görüntüsü vermiyor, devlet işlerine fazla karışmıyordu. Bundan dolayı Sultan Reşad dönemi İttihatçıların istedikleri gibi at oynattıkları bir dönemdir. Meclise ve hükümete hâkim olmaları bunun göstergesidir. Ama onlar bununla da yetinmeyerek sadrazamın ve bakanların (o zamanki tabirle nâzırların) İttihatçı olması için padişaha büyük baskı uyguluyorlardı. Sadrazam Tevfik Paşa'nın istifasının nedeni de buydu zaten. Onun yerine gelen Hüseyin Hilmi Paşa da İttihatçıların baskılarına fazla dayanamamıştı.

Sultan Mehmed Reşad döneminde padişaha rağmen İttihatçı olmayanlara makam ve mevki verilmiyordu. Onlarca yıllık tecrübesi olanlar sırf İttihatçı olmadıkları için devletin önemli makam ve mevkilerinden el çektiriliyordu. Onların yerine, hiçbir tecrübesi olmayan İttihatçılar getiriliyor, bu da devlet işlerinin aksamasına ve yönetim zaaflarına yol açıyordu.

Sultan Mehmed Reşad tasavvufa ve edebiyata ilgi duymuş, şiirler yazmıştır.

Sultan Mehmed Reşad tasavvufla ve edebiyatla da yakından ilgilenmiştir. Edebiyatın özellikle şiir alanında kalem oynatmıştır. Çanakkale üzerine yazdığı epik ve duygusal şiiri (gazeli) çok beğenilmiş, adeta dilden dile dolaşmıştır. Söz konusu gazel bestelenerek çalınıp söylenmiştir. Hatta aynı şiir başka şairler tarafından tahmis edilmiştir. (Bir gazelin ya da bir kasidenin her beyitinin önüne aynı vezin ve kafiyede üç mısra eklenerek muhammes haline getirmeğe "tahmîs etme" ve ortaya çıkan muhammese de tahmis denir.) Çok beğenilen bu Çanakkale gazelini önemine binaen paylaşmak istiyorum: "Savlet etmişdi Çanakkal'aya bahr ü berden/Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden//Lâkin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza/Oldu her bir neferi kal'a-i pûlâd-beden//Asker evlâdlarımın pişgeh-i azminde/Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen//Kadr u haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr/Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken//Kapanıp secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ/Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men"

Memleket meselelerine son derece duyarlı olan Sultan Mehmed Reşad'ın bu gazel-i hümayununu günümüz Türkçesiyle aktarırsak şu anlamlar ortaya çıkar: "Müslümanların iki kuvvetli düşmanı, Çanakkale’ye denizden ve karadan saldırmıştı. Fakat ordumuzun her bir neferi, Allah’ın yardımıyla çelik bedenli bir kaleye dönüşmüştü. İslâm’ın kalbine nüfuz etmek (İstanbul’u almak) için gelen düşman, asker evlâtlarının azminin önünde sonunda aczini anlamış, şeref ve haysiyetini ayaklar altına alarak kaçıp gitmişti. Ey Reşad, şükür secdesine kapanarak şöyle dua et: Hüda, İslâm âlemini daima korusun, tehlikelerden emin kılsın!"

Dokuz sene boyunca Osmanlı tahtında kalan Sultan Mehmed Reşad etkili ve yetkili bir yönetim gösterememiştir. Zira onun döneminde on kez hükümet değişikliği olmuştur. Bu sıkıntılı dönemlerde işleri yola koymada ve dengeleri korumada aciz kalmıştır. Zira tahtta padişah otursa da devletin gidişatını ve idarecilerini İttihat ve Terakki belirliyordu.

Sultan Mehmed Reşad, kendisinden önceki üç padişahın tahttan indirildiğine bizzat şahit olduğu için kendi başına da böyle bir şeyin gelebileceğinden endişe duyar, hatta bu endişeleri korkuya inkılâp ederdi. Bu yüzden de İttihatçılara karşı mücadeleyi değil, teslimiyeti seçmişti. Tahtta o otursa da işleri İttihat ve Terakki'nin adamları çekip çevirirdi.

Özetle söylemek gerekirse Sultan Mehmed Reşad zamanı, padişahın etkisinin son derece azaldığı, adeta sembolik bir hüviyete büründüğü, onun tam aksine meclisin gücünün arttığı bir zamandır. O dönemde İttihat ve Terakki, padişahı devre dışı bırakarak devleti yönetmiştir. Yeterli ve tecrübeli kadroları olmadığı için de devlet işleri sürekli sarpa sarmıştır. Çok az olan iyi işleri kendi hanelerine, kötü işleri de padişahın hanesine yazdırmışlardır.

Sultan Mehmed Reşad dönemi savaşlar ve felâketlerle geçmiştir.

Sultan Mehmed Reşad dönemi siyasî çalkantılar, felâketler ve savaşlarla içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. Tahta çıkar çıkmaz Arnavutluk'ta ayaklanma gerçekleşmiştir. Önce Çırağan Sarayı yanmış, sonra Bâbıâli... Ardından 1911'de Libya, İtalyanlar tarafından işgal edilmiş, Uşi (Lozan) Antlaşması imzalanarak bölgedeki İtalyan hakimiyeti kabul edilmiştir.

8 Ekim 1912'de I. Balkan Savaşı patlak vermiştir. Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ birleşerek Osmanlı İmparatorluğu'na saldırmışlardır. Osmanlı ordusu bu birleşik güçler karşısında mağlup olmuştur. 1913'te imzalanan Londra Antlaşması'yla Edirne dahil olmak üzere, bütün Rumeli toprakları elden çıkmıştır. Balkan topraklarındaki yerini yurdunu kaybeden yüz binlerce Türk, tek sığınılacak yer olarak gördükleri İstanbul'a ve Anadolu'ya göç etmişlerdir. Balkan devletleri kendi aralarında anlaşamayınca bu sefer de II. Balkan Harbi patlak vermiş, Bulgar ordularının Trakya'yı tahliye etmesini fırsat bilen Enver Paşa komutasındaki Türk güçleri 1913'te serhat şehrimiz olan Edirne'yi düşmanlardan geri almıştır.

Sultan Reşad döneminde felâketler dur durak bilmemiş, 1914 yazında I. Dünya Savaşı patlak vermiş, 11 Kasım'da da Osmanlı Devleti bu savaşa Enver Paşa tarafından Almanya'yla yapılan bir ittifakla adeta bir oldubittiyle sokulmuştur. 14 Kasım'da "Cihad-ı Ekber" ilân edilmiştir. Yeterli donanımdan yoksun olan ve birçok cephede savaşmak zorunda bırakılan Osmanlı ordusu, Çanakkale cephesi dışında bu savaşta ciddi bir varlık gösterememiştir. Bu çerçevede gerçekleştirilen ve büyük bir hezimetle neticelenen Sarıkamış Harekâtı'nda binlerce askerimiz düşmana kurşun atma fırsatı bile bulamadan donarak şehit olmuştur.

Siyaseten arafta kalmanın ceremesi yahut çileli ve bahtsız bir ömrün nihayeti

İyi niyetli olmasına rağmen gafletten bir türlü başını kaldıramayan Mehmed Reşad, uzun yıllar boyunca şeker hastalığından muzdaripti. Daha evvel bir de prostat ameliyatı geçirmiş, mesanesindeki taşları aldırmıştı. O, ameliyat geçiren ilk ve tek padişahtır. Ameliyat masasına yatarken, “Ey büyük Allah'ım, eğer ben milletim ve vatanım için hayırsız ve bahtsız isem, beni şu ameliyat masasından kaldırma” diye dua edişi enteresan bir anekdot olarak anlatılır. Ömrünün son demlerinde Avusturya İmparatoru için düzenlenen yoğun program onu fazlasıyla yorarak hastalığını iyice ilerletmişti. Öyle ki Ramazan ayının 15. günü geleneksel olarak gerçekleştirilen hırka-i saadet ziyaretini bile zor yapabilmişti. Yaşanan hadiseler yüzünden ruhu ve bedeni yorulan padişah, Mondros Mütarekesi'nin arifesinde 3 Temmuz 1918 tarihinde bir Kadir Gecesi'nde ruhunu çok sevdiği Yaradan'ına teslim etmiştir. Yaşarken Eyüp Sultan haziresinde, ilk mektebin yanında yaptırmış olduğu türbesine defnedilmiştir. 

Sultan Mehmed Reşad da her fâni gibi bir iz bırakarak bu dünyadan göçmüştür. Sur dışında medfun ilk ve tek padişah Sultan Reşad'dır. Memleketimizdeki son padişah cenazesi de onunkidir. Zira kendisinden sonra tahta çıkan son padişah Sultan Vahdeddin, Osmanlı coğrafyası dışında, İtalya'nın Sanremo şehrinde vefat etmiştir. Hepsine Allah rahmet eylesin.

         

           

YORUM EKLE

banner19

banner36