Sultan Galiyev’i idama götüren Müslümanca söylemleri

Çarlık Rusya’da Bolşevik İhtilâl’in gerçekleşmesinde büyük pay sahibi olan Müslüman sosyalistlerin lideri Sultan Galiyev, Moskova ile iş birliği sürecinde Stalin’in yardımcısı konumundaydı. Ne var ki dört yıl süren korkunç iç savaştan sonra Sovyet sistemi düzene girerken Müslümanlar bir kenara konmaya başlanır. Kuzey Türkleri ve Rusya Müslümanları öyle günümüzde bilinen sosyalistler değildi. Üstelik Bolşevikliği ve sosyalistliği kendilerine göre yorumlamaktaydılar.

Kuzey Türkleri, Rusya ve Türkistan bozkırlarında kendi bağımsız devletlerini kurabilmeleri adına Bolşeviklerle iş birliğine girmişlerdi. Az evvel bahsettiğimiz gibi 1918’den başlayan ve 1922’de sonlanan Rusya iç savaşından Bolşevikler galip çıkmıştır. Bu süre zarfında fırsat buldukça Lenin’e ve Stalin’e bağımsız Müslüman devletlerinin kurulması için ısrarcı oldular. Ne yazık ki istekleri her seferinde ötelenmiştir. Ötelemeden ziyade, rejimleri sağlamlaşan Bolşevikler Müslümanlara karşı da bir tavır almaya başlar. Son görülmesinden 12 yıl sonra, 28 Ocak 1940 tarihinde bir KGB görevlisinin tabancasından çıkan kurşunlarla idam edilen Sultan Galiyev’i bu sürece götüren nedenlerden biri de 1921 yılının Aralık ayında kaleme aldığı ve iki bölüm halinde Milletlerin Yaşamı dergisinde yayınlanan makalesidir. Yine bu makalesi Devrim’e ihanet olarak görülür ve hakkındaki suçlamalara delil olarak gösterilmiştir. Galiyev söz konusu makaleyi, Moskova’nın halk arasında dine karşı propaganda yürüttüğü sıralarda yazar. Bolşevizm’den, Komünizme tam olarak geçiş yapan Sovyetlerin merkezi yöneticileri bu yıla kadar din işlerine karışmamış, insanların inançlarına müdahalede bulunmamıştı.

1917’de, Lenin’in vaatleri arasında yer alan “dinlerinizi özgürce yaşayacaksınız” sözü tarihe karışırken, yerini dine karşı kampanyalara bırakır. Müslümanların yanı sıra, Hıristiyanları da kapsayan propaganda ile toplum dinden uzaklaştırılmak istenir. Milletler Halk Komiserliği’nde, Stalin’den sonra ikinci isim olan Galiyev, görevi gereği halk arasında yaptığı araştırma ve izlenimlerde din karşıtlığının hangi boyuta geldiğini tespit eder. Müslüman’dır, Sovyetlerin din karşıtlığına dayanamaz, propagandanın daha yumuşak olması yönünde görüşlerini açıklar. “Müslümanlar Arasında Din Karşıtı Propagandanın Yöntemleri” başlığındaki makalesinde Müslümanlar arasında dine karşı yürütülen propaganda yöntemleri meselesinin çok karışık olduğunu ifade eder. Bunun nedenini İslâm’ın Müslümanların yaşantılarındaki özel yeri ile halkların genel sosyal ve siyasi durumlarıyla açıklayan Sultan Galiyev, komünistler için dine karşı yürütülen propagandanın, sadece Rusya Müslümanları arasında değil, ülke dışında da tartışılmaz şekilde gerekli olduğundan yanadır. Müslümanları tanımadan karşı propagandaya geçmenin en baştan yenilgiyle sonuçlanacağını, bu nedenle İslâm dininin ne olduğunu tanımlamanın zorunlu olduğunu savunur. Müslümanlar arasında yürütülen dine karşı propagandada Rusya’daki halkların sosyal yapısına da dikkat edilmelidir. İslâm’ın konumunu belirleyen en büyük özelliğinin yeni ve diri olduğunu vurgulayan Sultan Galiyev:

“Bütün dinler arasında en genci olan İslâm, dolayısıyla da en sağlamı, etkilisi ve güçlüsüdür. Avrupalı İslâmbilimcilerin hepsi bu hususları kabul etmektedir. Sosyal ve siyasi unsurları en iyi şekilde muhafaza eden İslâm’dır. Diğer dinler çoğunlukla, geleneksel ve dinsel unsurlara sırtını dayamaktadır. İslâm hukuku; Şeriat, bir yasadır. İnananların tüm davranışlarını yönetir. Şeriat içinde ibadet şekilleri; çalışma, sosyal, aile ile gündelik yaşantıyla alakalı bütün davranışlar en ince detayına kadar düzenlenmiştir. İslâm’da emirlerin çoğu olumludur. Eğitimde Hz. Muhammed’in hadisi, ‘Beşikten mezara kadar ilimi arayın’dır.”

Devamında, hukuktan, çalışma ve ticaret hayatına, israftan alkole, çocuk eğitimine, aileye kadar İslâm’ı anlatan Galiyev, Müslüman din adamlarının, diğer dinlerin liderlerinden daha güçlü bir konumda olduğunu da detaylandırarak:

“Son yüzyıl içinde Müslüman dünyanın tümü Avrupa emperyalizmi tarafından sömürüldü. Batı’nın ekonomisine katkı sunarken, Müslümanların dinlerini derinden yaraladı. Batı emperyalizmi başlangıçta Haçlı Seferleri şeklinde yayılırken, sonraları ekonomik fetihler halini aldı. Fakat Müslümanların çoğu, emperyalist savaşı her dönem siyasal çekişme olarak algıladı. İslâm, pek çok Müslüman’ın nazarında, ezilmiş, savunmaya terk edilmiş bir din olarak görünmektedir. Bu nedenler inananlar arasında dayanışma duygusunu sağlamlaştırmaktadır. Müslümanların nazarında İslâmiyet, ulus ve kavim ayrımı olmayan bir bütündür.”

Müslümanlar arasındaki dayanışmanın, dine karşı yapılan propagandayı güçleştireceğini, özellikle bu işin Rusya’da daha zor olduğunu anlatan Galiyev sebebini de açıklar:

“Müslümanlar arasında dine karşı propaganda yürütürken, bizler, İslâm’ın son düşmanları olan ve bu uğurda milyonlarca para harcayan Rus misyonerlerine benzetilme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Dikkatsizce gerçekleştirilen dine karşı propaganda, Müslümanların yakın geçmişteki anılarını tazeleyebilir ve olumsuz neticeler verebilir. Propagandada Müslüman sosyalistler yer almalıdır. İslâm’ın özel konumu nedeniyle yeni yöntemler kullanılmalıdır. Bürokratik tavırlar ve saldırganlıklar terk edilmelidir. Mesele dine karşı savaş değil, dine karşı propagandadır. Hiçbir dinle savaşmadığımızı yüksek sesle duyurmalıyız. Sadece dinsizlik hakkındaki görüşümüzü yaymak istiyoruz ve doğal olarak da bu hakkımızdır. Bu yaklaşım bizleri, gerici Rus misyonerleriyle karıştırmaktan kurtaracaktır.”

Makalesinde İslâm’ı olduğu gibi anlatan Sultan Galiyev, dine karşı propagandada sertlik yanlısı değildir. Burada bile Bolşeviklerle iş birliği kapsamındaki geçiş sürecinde, Müslümanları üzmek istemediği, sosyalizmden kopmalarını istemediği açıkça görülmektedir. Yazının başlığı her ne kadar din karşıtlığı gibi algılansa da ileride suçlanacağı İslâm’ın propagandasını yapmaktadır. Kavimler arasında propagandanın nasıl olacağına da değinir:

“Tatarlar arasında dine karşı propaganda zorluklara neden olur. Propaganda olumsuz sonuçlar doğurabilir. İdil – Ural, İç Rusya ve Sibirya’daki Tatar din adamları, Kırgızistan ve Türkistan’daki din adamlarından daha iyi şekilde örgütlenmişlerdir. Tatar din adamlarının gücü, geçmişte Rus misyonerlerine karşı verdikleri mücadeleden gelmektedir. Mücadele, Tatarları tecrübe sahibi yapmıştır. Türkiye’de gerçekleşen 1908 devriminin sonuçları, Tatar din adamlarını kendilerini geliştirme bakımından etkilemiştir. 1908’den sonra çeşitli kongreler ve toplantılarla örgütsel yapılarını düzelterek, daha esnek ve demokratik hale geldiler. Başlarına yeni bir İç Rusya ve Sibirya Dinsel Yönetimi geçirdiler.”

Tatarlar arasında propagandanın olumlu sonuç vermesine de değinen Galiyev, 1905 Rus Devrimi ve İran Devrimi ile Türkiye’deki 1908 Devrimi’nin etkisiyle oluşan yenilikçileri de konu ederek bölünmüş toplumu anlatır. Musa Carullah Bigi, Abdullah Bubi ve Ziya Kemali gibi isimlerin reformlarından da bahsederken, Ayaz İshaki’yi de yazısında konu eder. Galiyev, Ural Tatarlarının çevrelerindeki diğer Müslüman halklara göre daha kültürlü olduğunu yazar. Ural çevresi Tatarlarının son 15 - 20 yıllık yaşantılarının milli uyanış dönemi olarak tanımlayan Sultan Galiyev, 1905 Rus Devrimi’nin, İran demokratlarının ve Genç Türkler’in devriminin “Milli Uyanış”a büyük ölçüde yardımcı olduğunu belirtir:

“O sırada Tatarlar için çekim merkezi gücü rolü oynayan, aslında onlar arasında kültürel durgunluk ve dinsel fanatizmin yayılmasının merkezi olan Türkistan ve Buhara, bu vakitten itibaren yerini İstanbul, Beyrut ve Kahire’ye bıraktı. Bu şehirlerin üniversitelerinde bulunan Tatar öğrenciler, Rusya’ya döndüklerinde yeni fikirler, kültür ve ilerleme fikirleri yaymaya başladı. Uykuya dalmış 5 milyon kişilik Tatar dünyası, Tatar yazarlardan biri olan Ayaz İshaki’nin ‘Dirilen dünya’ dediği, Tatar dünyası uyandı. Kadimciler ve Cedidciler arasında şiddetli bir mücadele başladı. Müslüman mezhep okulu, mektep ve medreselerin reformu gerçekleştirildi. 1905 Devrimi’nden sonra Tatar dilinde ilk gazete çıktı.”

Sultan Galiyev, 1906 yılında Kazan’da ilk kez Tatar dilinde tiyatro oyunun sahnelendiğini ve ardından gerici Müslüman din adamları ile fanatik yapılı bir kalabalığın tiyatroyu protesto etiğini yazar:

“Çok geçmeden büyük Tatar merkezlerinde; Kazan, Astrahan, Orenburg ve Ufa’da, daha sonra Moskova’da bile gazeteler, dergiler çıkmaya başladı. Bu süreç içerisinde Tatar edebiyatı meydana geldi. Kazan’da bir takım büyük yayınevleri kuruldu. Kadın sorunu da ele alındı. Yenilikçiler, Tatar kadınların çarşafının kaldırılmasını istediler. Ruhbanlar ve kadimciler buna umutsuzca karşı çıktılar. Yenilikçilere ‘lanetler’ edildi. Köylerde, onlar tarafından açılan ya da ‘yeni usul’ adı verilen okullar kapatıldı. Laik konularda yazılmış okul kitapları yakıldı. Öğretmenler linç edildi. Fakat bütün bunlar işe yaramadı. Sonunda zafer yenilikçilerin oldu.”

En sonunda Tatar edebiyatının ortaya çıktığını, Tatar kadınlarının çarşafı çıkardığını, gerici din adamlarına karşı toplumdan acımasız eleştiriler geldiğini de ekleyen Galiyev, yenilikçiler ile kadimciler arasındaki rekabete din adamlarının da dahil olduğunu, gerici, çürümüş ve fanatik her şeyin kadimcilerden çıktığını ifade eder.

Musa Carullah Bigiyev’e hayran olduğunu bu yazısında gördüğümüz Sultan Galiyev’e göre ikiye ayrılan Müslümanların üzerindeki propagandanın olumlu neticelenme ihtimali yüksektir: “Bu iki sınıf arasındaki savaş din adamlarına kadar yayılıyordu. Tatar din adamlarının gelenekçileri, yeni fikirler getiren genç Müslümanlardan toplumu korumak adına harekete geçiyor, iğrenç bir şekilde bunları Çarlık polisine İslâmbirlikçi diye ihbar ediyorlardı.”

Başkırlar arasında propagandanın, Tatarlara nispeten daha kolay olacağını ve olumlu sonuçlar vereceğini, neden olarak da dinsel ve kültürel geçmişlerinin olmadıklarını ifade eden Sultan Galiyev buradaki zeminin iyi kullanılması gerektiği yönünde vurgu yapar.Propagandanın en iyi sonuç vermesi gereken bölgenin Kırgızistan olduğunu, Başkırlar gibi Kırgızların da göçebe bir hayat sürdüğünü söyleyen Sultan Galiyev:

“Kırgızlar dini önyargılara ve gericiliğe diğerlerinden daha az meyillidir. İslâm’a geçişleri Başkırlar gibi Tatarlar üzerinden olmuştur. Kırgızların din adamlarının tümü Tatar’dır. Tatarlar arasında kenara atılmış en zayıf mollalar din adına sömürmek için Kırgızistan’a gitmektedirler. Tatarlar arasında camii hademesi bile olamayacak kişiler, Kırgızların arasında Molla olmaktadır. Şüphesiz bu durum Müslümanlar üzerinde sağlam dinsel etken bırakmamaktadır. Kırgızların gelenekleri, görenekleri her türlü dış etkenden uzak kalmıştır. Burada İslâm kadının durumunu bile değiştirememiştir. Her tarafta kadını köleliğe mahkûm ettiği halde, buralarda kadınlar özgürlüğünü muhafaza etmiştir. Kırgızistan’da kadın haklarındaki kısıtlamalar dinsel değil, töreseldir.”

Türkistan, Hive ve Buhara bölgelerini Orta Asya’nın tutucu kesimlerinin yaşadığı yerler olarak tanımlayan Galiyev, buralarda laik okulların Ekim Devrimi’nden sonra kurulduğuna dikkat çeker. Yakın geçmişte yenilikçi olarak suçlanarak öldürülen insanlardan da bahseder:

“1918 yılında, Buhara Emiri’nin öncülüğünde din adamları sınıfı, Tatarlara karşı büyük bir soykırım gerçekleştirmiş, cedidcilikle suçladıkları beş binden fazla insanı kesmişlerdi. Sovyetlerin kurulmasından sonra bile bazı bölgelerde Şeriat kanunlarının geçerli olduğunu anımsatmak, İslâm’ın gücünü ortaya koymaktadır. Buralarda dine karşı propaganda, Tatarlar ve Kırgızlar arasındakinden daha zordur.”

Azerbaycan’da sanayinin gelişmesiyle ortaya çıkan kültür değişiminin dine karşı propagandayı kolaylaştıracağını savunan Galiyev, aynı durumun Kırım için de geçerli olduğuna işaret eder. Sultan Galiyev’e göre, Dağıstan ve Kafkas dağlıların arasında propaganda zorluklarla karşılaşacaktır. Bolşeviklerin yanında savaşmalarına rağmen ortam daha hazır değildir:

“Birkaç bölgesine Şeriat mahkemesinin daha yeni girdiğini hatırlayalım. İç savaş sırasında bazı köylerin, hatta koca koca dağlı aşiretlerin sırf dinsel nedenlerden dolayı, Sovyetlerin yanında yer aldığı, Bicerahov ve Denikin güçleriyle savaştığı görülmüştür. ‘Sovyetler bize daha fazla dini özgürlük tanıyor’ demekteydiler. Kafkas Kızılordu saflarında Şeriat’a bağlı süvari bölükleri ve birlikleri mevcuttu.”

Kaynakça: Mehmet Poyraz-Fatih Bayhan, İslam’ın Rusya’daki Ayak İzi: Sultan Galiyev, Sebilürreşad Yayınevi, Ankara 2019.

…….

BAYRAK GÖRSELİ AÇIKLAMASI:

Başkurdistan Sosyalist Şura Devleti'nin "Bütün Dünyanın Proleter Başkurtları Birleşin" yazılı, hilal ve yıldızın içine Bolşeviklerin simgesi orak çekiç işlenmiş bayrağı.

YORUM EKLE

banner26