Sultan Abdülaziz’in ölümü intihar mı, yoksa cinayet mi?

Sultan Abdüzlaziz Han’ın 30 Mayıs 1876 tarihinde tahttan indirilerek 4 Haziran 1876 tarihinde şehit edilmesi, tarihimizin üzerinde en çok tartışılan konuları arasında yer alır. Tartışmanın odağında birbiriyle çatışma halinde olan iki tez bulunur. Bunlardan birisi, padişahın intihar ettiği görüşünü savunan, bu iddiayı ileri süren tezdir. Karşı tez ise, Sultan Aziz’in şehit edildiği görüşünü savunur. Konuyla ilgili olarak değerli tarihçilerimizden rahmetli Yılmaz Öztuna’nın Bir Darbenin Anatomisi isimli eserine dikkat çekmek istiyorum. Ötüken Yayınları arasından çıkmakta olan eserde, konu bütün yönleriyle, ayrıntılı olarak ele alınır. Kitabın ana konusu, Sultan Abdülaziz Han’ın şehit edildiği tezi üzerine kuruludur. Diğer bütün konular, bu ana konu etrafında şekillenir.

Sultan Abdülaziz Han, yazarın belirttiğine göre Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından uzun süre tasarlanan bir darbe neticesinde tahttan indirilir ve daha sonra görevlendirdiği adamlar tarafından feci bir cinayetle şehit edilir. Bu işte Avni Paşa’ya, Mithat Paşa, Sadrazam Mütercim Rüşdü Paşa ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi birinci derecede yardım etmişlerdir. Devletin önemli makamlarını işgal eden devlet adamları, yüksek rütbeli komutan ve askerler ile saray erkânı da hadisede etkin şekilde rol oynamışlar. Eserde, Avni Paşa’dan aktarılan bilgiye göre hadiseyi 63 kişilik bir komisyon gerçekleştirmiş.

Cinayet ve Hüseyin Avni Paşa

Cinayet hazırlıkları, cinayeti işleyecek olanların padişahın haremine sokulmaları, cinayetin kimler tarafından ve nasıl işlendiği çok açık ve net bir şekilde anlatılır kitapta. Altı kişi birden Kur’an-ı Kerim okumakta olan padişaha saldırırlar. Padişahın önce sol bileği, sonra da sağ bileği kesilir. Can çekişmekte olan padişahı, olay yerinden nakledilmemesi gerektiği halde Avni Paşa Feriyye Sarayı’nın karşısında bulunan karakola naklettirir. Cinayet Feriyye Sarayı’nda işlenmiştir. Yanına kimsenin yaklaşmasına müsaade etmez. İlk yardım yapılmasını da engeller. Otopsi için gelen doktorlara bütün vücudu göstermez, sadece kollara bakmalarını söyler. Kan kaybetmekte olan padişah, odada bulunanların gözü önünde can çekişerek ölür. Gözleri sabitleşince Avni Paşa karakolun perdesini asılarak çeker ve padişahın üzerini örter. Avni Paşa doktorlara istediği şekilde intihar raporu yazdırmak ister. Baskı yapar. Direnen bir doktorun orada hemen rütbelerini söker ve ertesi gün o doktoru sürgüne gönderir.

Avni Paşa, cinayetten 11 gün sonra sultan Abdülaziz Han’ın kayınbiraderi olan ve iyi bir asker olduğu belirtilen Çerkes Hasan tarafından öldürülür. Çerkes Hasan’da ertesi gün hemen idam edilir.

Sultan İkinci Abdülhamid Han, 27 Haziran 1881 tarihinde Yıldız Mahkemesi’nde darbeye ve cinayete karışanları yargılar. Mahkemeye çıkarılanlar olayın cinayet olduğunu itiraf etmişlerdir. Mahkeme sanıkları idam cezasıyla cezalandırmış, Sultan Abdülhamid bu cezaları müebbet hapse çevirmiştir. Mahkûmlar Taif’e sürgüne gönderilirler. Mahkemedeki şahitler de hadisenin cinayet olduğu yönünde şahitlikte bulunmuşlardır.

İki zıt görüş ve yansımaları

Sultan Aziz’in şehit edilme hadisesi, üzerinde konuşulacak birçok yönü bulunan bir hadise. Eserde bunların hepsine temas ediliyor. En başta geleni de intihar ve cinayet tezlerinin günümüze kadar uzanan yansımalarıdır. Yazar bu iki zıt görüşün varlığını, tarihteki konumlarını ve yansımalarını şu şekilde açıklar:

1) Sultan Aziz intihar etmiştir: 1876 – 1881 arasında ve 1908’den sonra günümüze kadar resmi görüştür.

2) Sultan Aziz öldürülmüştür: 1881 – 1908 arasında resmi görüştür.

Yazarın belirttiğine göre her iki devirde de aksi kanaatte olanlar bulunmuş ve bunlar rejime muhalif, hatta vatan haini muamelesi görerek zarara uğramışlardır.

Mutlakiyet devrinde (1878-1908), Meşrutiyet devrinde (1908-1922) ve Cumhuriyet devrinde de en büyük tarih otoritelerinin Sultan Aziz’in başına gelenleri açıkça yazdıklarını, Avni Paşa’nın tertibiyle öldürüldüğünü söylemekten çekinmediklerini belirten Öztuna; Cevdet Paşa, Mahmud Celaleddin Paşa, Memduh Paşa, Lütfi Efendi, Abdurrahman Şeref Efendi, İbnülemin Mahmud Kemal İnal, İsmail Hami Danişmend gibi o devri en iyi bilen tarihçilerin olayın cinayet olduğunu bütün delilleriyle gösterdiklerini ifade eder.

İntihar fikrini savunan resmi devlet görüşünün yanında yer almakta menfaatleri bulunan veya öyle olduğuna inanan yazarların konuyu bütün genişliğiyle incelemeye asla cesaret edemediklerini söyleyen yazar, bunların bazı gerçekleri bilhassa unutmaya veya unutturmaya çalıştıklarını vurgular.

Öztuna konuyla ilgili olarak ilginç bir hatırasını nakleder. Tanıdığı bir yazarın bütün hususi konuşmalarında Sultan Aziz’in öldürüldüğünde tereddüt dahi edilemeyeceğini tekrarlamasına rağmen, bütün yazılarında intihar ettiğini yazdığını söyler. Öldürüldüğü fikrini savundukları halde, sonradan korkutularak veya menfaat sağlanarak aksi yazdırılmış olan yazarların varlığına dikkat çeker. Özellikle İttihat ve Terakki taraftarlarının körü körüne intihar fikrini tuttuklarının altını çizer.

Eser, resmi görüşle karşı görüş ayrışmasını iyi yansıtan örneklerden

Biz, kitapla alakalı olarak sadece “intihar mı, cinayet mi?” tartışmasına odaklandık. Kitabı önemli kılan daha başka birçok husus var bence. En başta, resmi tarih görüşü ile karşı görüşün bu olay üzerinden nasıl ayrıştığını yansıtan en güzel örneklerden biri olarak görüyorum eseri. Çünkü bu hadiseyle bağlantılı olarak başka konular da aynı yaklaşımla ele alınıyor.

Bir de, böyle bir hadisenin yabancı ayağının olmaması mümkün değil. Bu yüzden Sultan Aziz hadisesinde İngiltere’nin gizli fakat kesin şekilde işin içinde olduğu belirtilir eserde. Avni Paşa’nın İngiltere’den onay aldığı, Mithat Paşa’nın İngilizlerle olan yakın münasebeti de geniş bir şekilde incelenir.

Çok yaygın tabirle “ezber bozulan” eserde, döneme damga vuran birçok tarihi şahsiyetin geniş biyografileri veriliyor. İlgi duyanların döneme ait birçok konuda sahih bilgi edinebileceği bir kaynak.

Bu vesileyle Öztuna’ya Allah’dan rahmet diliyoruz.