Sükût suretinde bir eylem adamı: Mustafa Özçelik

         

                                                                    

Şiirle nesir arasında soluksuz gidip gelen bir edebiyat neferi

Velût bir kalem olan Mustafa Özçelik, 1954 senesinde Eskişehir'in Günyüzü ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini Günyüzü İlkokulu'nda tamamladıktan sonra, 1972’de Eskişehir İmam Hatip Lisesi'ni, 1975’te de Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitirmiştir. 1991’de Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde lisans tamamlayarak Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olmuştur. 1976-1978 yıllarında Nevşehir ve Eskişehir’de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği, 1988 ve 1993 yıllarında da Kütahya’da özel dershane öğretmenliği yapmıştır. 1993-2002 yılları arasında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmış, 2002'de buradan emekliye ayrılmıştır.

Mahir bir kalem olan Mustafa Özçelik'in şiir, deneme, hikâye ve inceleme türündeki eserleri değişik zamanlarda; "Mavera, Yedi İklim, Kayıtlar, Düşçınarı, Güneysu, Bu Meydan, Martı, Hazan, Kubbealtı Akademi, Taşra Edebiyat, Ay Vakti, Yönelişler, İlim ve Sanat, Dolunay, Dergâh, Kardelen, Seviye, Kitap, Kalem ve Onur, Edebiyat Ortamı, Türk Dili, Dil ve Edebiyat, Türk Edebiyatı, Yitik Düşler, Bizim Külliye, Yansıma, Vuslat, Kültür Dünyası, Yolcu, Yeni Dünya, Keşkül, Berceste, Diyanet, Diyanet Avrupa, Kültür, Somuncu Baba, Sarmaşık, Gül Çocuk, Kırağı, Ardıç ve Bir Nokta" dergilerinde yayımlanmıştır.

Sükût suretinde bir eylem adamı olan Mustafa Özçelik, Yunus Emre kokan Eskişehir toprağının yetiştirdiği, maddenin girdabında inleyen bu kokuşmuş çağa bir gül hükmünde ikram ettiği, yerli fikirlerle mücehhez, güçlü ama narin bir kalemdir. İnancımız odur ki bu kalem, hakikatleri tekellüm ettikçe Anadolu'nun ruhu, yönünü hep muhafaza edecektir.

Şair Özçelik, tek başına kalsa da hâliyle ve kaliyle Anadolu'yu temsile muktedirdir. Zira istikamet sahibi oluşuyla, elif gibi dik duruşuyla, tevazu zırhına bürünüşüyle, vav misali Hakk'a ve hakikate eğilişiyle onda Anadolu insanının teslimiyetini ve halim selimliğini ilk bakışta görmek mümkündür. O, kaleminden sızan mürekkeple söz ağacını sulamaktadır.

Mustafa Özçelik, söze sır elbisesini giydirendir.

Hemen her alanda kıymetli eserler veren Özçelik, Mehmet Akif'in deyimiyle "Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek" ölçüsünü kendisine şiar edinmiş, "yaşadıklarını yazan, yazdıklarını yaşayan", samimi, doğrucu, millî ve manevî meselelere duyarlı bir adamdır.

Söze sır elbisesini giydiren Mustafa Özçelik, yaşadığı zamanın tanığı olma azmi ve gayreti içerisindedir. O, "Asr´a yemin olsun ki, insan mutlaka bir ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır."(Asr S. 1-3) diyen ilâhî kelamının izinde ve çile nöbetindedir.   Hattı zatında bütün uğraşı burada dillendirilen mutlak hakikatin gönüllü tellâllığını yapmaktır.

Bilgece bir duruşu olan Mustafa Özçelik, kadim hemşehrisi Yunus Emre'nin karakter özelliklerinden fazlaca nasiplenmiştir. O, tabir caizse Yunus'un gönül teknesinde yunmuştur. Sevgi çeşmesinden kana kana içmiştir. Böylece bu çağın Yunus'u olmuştur. O; hasbiliğiyle, hoşgörü ve sevgiye olan inancı ve bağlılığıyla sanki Yunus Emre'nin bu çağdaki mücessem hâlidir. O, şair Mustafa Celep'in yerinde deyimiyle "Sekizinci Güzel Adam"dır.

İlhamını kadim söz ağacının köklerinden alan Mustafa Özçelik'in şairliği

Mustafa Özçelik çok yönlü bir edebiyat işçisidir. O; bazılarına göre bir şair, bazılarına göre de bir yazardır. Bana göre ise hem şair hem de iyi bir araştırmacı-yazardır.

Bir söz mühendisi olan Mustafa Özçelik'in ilk şiiri bundan 35 yıl evvel, henüz 21 yaşında bir delikanlıyken 1975 senesinde "Gelişme" dergisinde yayımlanmıştır. Bu ilk kıvılcımdan sonra asıl şiir yangını Mavera dergisinde devam etmiş, ilk şiir kitabı da söz konusu dergi bünyesinde oluşturulan Akabe Yayınları arasında okurla buluşmuştur.

"İfşa" (1985), "Güle Yağmura ve Bahara Selâm" (1992), "Serenat" (1995), "Dünyanın Tenhasında" (1996), "Güneş ve Ayna" (1997), "Diriliş Türküsü" (1997), "Gül ve Hançer" (2002), "Aşk ve Niyaz" (2006), "Bir Irmak Düşü" (2011), "Ateş Denizi" (2012) ve "Dilim Ol Söyle" (2012) onun şiir adına kaleme aldığı metinlerin iki kapak arasına alınmış şekilleridir.

Şiirde gelenekselle modern anlayışı birleştiren şair Mustafa Özçelik'e göre "Şiir edebiyat türleri içerisinde çok önde ve özel bir yerdedir. Her şeyden önce ilhama ve duyguya dayalıdır. Kalbimizin sesidir. İnsan yanımız en iyi şiirde ortaya çıkar. Diğer yandan en kadim türdür. 'Önce söz vardı' ifadesini 'Önce şiir vardı' şeklinde okumak gerekir. Yüce kitabımızda şairlerle ve şiirle ilgili bir surenin bulunuşu önemlidir. Bu yüzden şiir çok özel bir türdür amma bir o kadar da sorumluluk gerektiren bir türdür. Şüphesiz her şair kendi türküsünü söyler. Bu bakımdan her şair, benim gözümde değerlidir. Şiir, hakikatin sesi, şairler de hakikatin şahitleri ve sözcüleri olmak durumundadır." (Bir Nokta Dergisi / Sayı 171)

Şair Mustafa Özçelik, şiirlerinde dupduru bir dil kullanmıştır.

Şair Mustafa Özçelik şiirde 'az ve öz yazan kalemler' sınıfına sokabileceğimiz bir kelime avcısıdır. O, şiirde kemiyete değil keyfiyete önem veriyor. Şiir yazarken alabildiğine titiz davranıyor. Tabir-i caizse kılı kırk yarıyor. Şiirlerinde kelimeleri istiflerken bir hayli tasarruflu davranıyor. Hani deriz ya "Ne bir eksik ne bir fazla." İşte tam da öyle. Yazarken takındığı aşırı hassasiyet tavrı, onun şiirlerinin edebî kıymetini ve kalıcılık süresini artırıyor.

Şair Özçelik, şiirlerinde dupduru bir dil kullanıyor. Yazarken gereksiz sözcüklere asla yer vermiyor. Bu hususta adeta dikkat kesiliyor. Şiir yazarken kenarda köşede kalmış, başka bir tabirle söylemek gerekirse hayatiyetini kaybetmiş Arapça ve Farsça kelimelere meyletmiyor. Türkçenin mevcut imkânlarıyla şiir yazıyor. Fakat bu durum onun şiirlerinin kolay anlaşılabileceği anlamına da gelmiyor. Çünkü onun şiirleri güçlü imgelere yaslanıyor.  Edebî sanatlardan istifade ediyor. Bu tarz şiirleri anlamak için belli bir şiir bilgisine sahip olmak gerekiyor. Vasat okuyucu, derin okuyucuya göre o şiirlerden daha az nasiplenebiliyor.

Şiiri duygusal bir eylem vasıtası olarak gören Mustafa Özçelik, şiirlerini serbest tarzda kaleme alıyor. Şiir yazarken klasik anlamda, o bilindik nazım şekillerini (koşma, semai, mesnevi...vb.), yaygın nazım birimlerini (beyit, dörtlük, bent...vb.) ve 'parmak hesabı' da denen heceyi (7'li, 8'li, 11'li...vb.) kullanmıyor. Aslında böyle yazmak, şairin işini daha da zorlaştırıyor. Çünkü o, şiirin bariz kusurlarını örten ahenk unsurlarından yararlanmıyor.

Şair Özçelik'in şiirde şahsına münhasır bir üslûbu vardır.

Şair Özçelik'in şiirde şahsına münhasır bir üslûbu var. Onun şiirleri, serbest tarzda yazan diğer şairlerin şiirlerine hiç de benzemiyor. Zira kendine ait özgün bir imge ve hayal dünyası var. Onun içindir ki şiir yazarken taklitten alabildiğine uzak duruyor. Kendi şiir kozasını kendi örüyor. Başka bir söyleyişle kendine özgü rengârenk bir şiir evreni inşa ediyor.

Mustafa Özçelik, şiirlerini serbest tarzda yazsa da bu tavır onu kadim şiir geleneğinden koparmıyor. Çünkü şiir sadece şekilden ibaret değildir. Şiirdeki şekil unsurları, insandaki elbise hükmündedir. Oysa insanı insan yapan, onu kıymetlendiren elbise değil, mahiyetini bilmediğimiz ruhtur. Şiirde ruh, merkeze oturtulmazsa o şiir bir anlam ifade etmez.

Özçelik; iyi şiirlere imza attığını düşündüğü zamanlarda adeta bir zamane dervişi tavrıyla ve edasıyla bunu kendi meziyeti olarak değil, kudret-i ilâhînin bir tecellisi olarak görmüş, kendi tabiriyle tevazu elbisesini giyinip şükür makamında secdeye kapanmıştır.

Şiirin insanları ve toplumları değiştirme ve dönüştürme gücüne inanan şair Mustafa Özçelik, şiiri bu anlamda hayatın tam da merkezinde görse de hiçbir zaman geniş kitleler tarafından okunma, tanınıp bilinme gayesi gütmemiştir. Onun içindir ki kaleme aldıkları asla piyasa şiiri (yığın şiir) değildir. O, kitlesel meselesi ve toplumsal duyarlılığı olan derin bir münevverdir. Birkaç derin hafıza vasıtasıyla olsa da yarına kalacak köşeli şiirlerin peşindedir. O, bu durumu bir konuşmasında şöyle ifade etmiştir: "Bizi kurtaracak kelimelerdir, bizi kurtaracak şiirdir. Çünkü şiir bize bir Cebrail fısıltısıdır, bir Cebrail ilhamıdır. Nefs putuna prim vermediğimiz sürece, bugün bizi üç kişi beş kişi okuyabilir; hiç önemli değil, tarihe kayıt düşüyoruz. Her şey yok olsa, kağıtlar kitaplar yok olsa, kütüphaneler yakılsa hafızalarda ve gönüllerde olan mısralar insanı yeniden insanlık katına yükseltir."

Millî ve manevî değerlerine gönülden bağlı ve vefalı bir insan olan şair Mustafa Özçelik, az da olsa yaşarken kadr ü kıymeti ilgililerce bilinen ender ediplerimizdendir. Bunun delili olarak 1984'te Suffe Yayınları Şiir Ödülünü, 1997'de Gençlik Dergisi Şiir Ödülünü, 2015'te Bursa Edebiyat Günleri Âşık Yunus Şiir Ödülünü ve 2017'de de Kazakistan Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni Mağcan Cumabay Şiir Ödülünü almıştır.

Milletinin dertleriyle dertlenen Mustafa Özçelik'in yazarlığı

Şiirle düzyazı arasında gidip gelen Mustafa Özçelik; kanaatimce iyi bir kalem erbabı, fevkalâde bir nesir yazarıdır. Özçelik'in ilk yazısı 1976 senesinde Mavera dergisinde yayımlanmıştır. O günden beri memleketi ilgilendiren her edebî mesele onun konusudur.

Araştırmacı yazarlığıyla da inkişaf eden Mustafa Özçelik, İslâmî camianın güçlü seslerinden olan Yunus Emre ve Mehmet Akif mütehassısıdır. İlk "Yunus Emre" kitabını 1984 yılında yazmıştır. Onu "Bizim Yunus" (2007), "Minyatürlerle Menakıb-ı Yunus Emre" (2009), "Dilimiz Yunus Söyler-Yunus’a Adanmış Şiirler Antolojisi" (2012), "Yunus Emre’nin Dostları" (2014), "Yunus Emre Menkıbeleri" (2016), "Anadolu’nun Manevî Irmağı Yunus Emre" (2018), "Anadolu’nun Sönmeyen Işıkları Mevlâna ve Yunus Emre" (2011) kitapları izlemiştir. Mehmet Akif'le ilgili olarak da "Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı" (2003), "Mehmet Akif ve Çanakkale" (2009), "Mehmet Akif Ersoy/Kronolojik Hayat Hikâyesi" (2009), "Gençler İçin Mehmet Akif ve Safahat" (2009) adlı mühim eserleri kaleme almıştır.  Yine onun, mizahımızın köşe taşı Nasreddin Hoca'yla ilgili yazdığı "Nasreddin Hoca" (2005) ve "Minyatürlerle Menakıb-ı Nasreddin Hoca (2009)" adlı kıymetli eserleri de vardır.

Mustafa Özçelik, şairliğinin yanında usta bir deneme yazarıdır da. Deneme yazmayı şiir yazmak kadar önemseyen Özçelik, hemen her konuda birbirinden kıymetli denemeler kaleme almış, bunları önce dergilerde yayımlamış, sonra da kitaplaştırmıştır. "Şiir İklimi" (1998), "Gece Işıltısı (2005)", "Nun ve Kalem" (2006), "Eylül Irmakları" (2007), "Şairin Şiirle İmtihanı" (2015), "Gönül Gözü Gönül Sözü" (2017), "Kitap Kitabı Çağırır" (2017) bunlar arasında sayılır. Onun, "Şairin Duası (Dua Şiirleri Antolojisi" (2002), "Sufî Şiirler" (2005), " Dünyanın Bütün Çiçekleri/Öğretmen Şiirleri Antolojisi" (2006), " Gül’e Salâvat-Hz. Peygamber Şiirleri" (2006), "Ben Öğretmenim Çocuklar/Öğretmen Hikâyeleri Antolojisi" (2007), " Eğitime Adanmış Hayatlar/Unutulmayan Öğretmenler Antolojisi" (2008), " Dilimiz Yunus Söyler-Yunus’a Adanmış Şiirler Antolojisi" (2012) isimli antolojileri de mevcuttur.

Yazdıkça kalemi ve kelâmı bereketlenen Mustafa Özçelik ve çocuk edebiyatı

Hem büyükler hem de küçükler için yazmak kolay değildir. Her iki kesim için de yazabilmek ayrı bir beceri gerektirir. Mustafa Özçelik bu maharete sahip az sayıdaki yazarımızdan biridir. O, kalem yolculuğunda geleceğimizin teminatı olan çocukları da unutmamış, onlar için de yazmıştır. Onun çocuk edebiyatı sahasında yazdığı eserler şunlardır; "Hikâye: 'Balıkçıl Kuşu ile Yengeç, Bir Testi Su, Denizdeki Hazine, Seyfi Baba, Zengin Dilenci, Papağan Hikâyeleri, Gülün Sırrı, Son Günün Sevinci, Yaralı Serçe, Hasan Dedenin Bahçesi, Kırmızı Uçurtma, Ay Güzeli, Başak Anne, Küçük Fidan, Aybüke’nin Çiçekleri, Uyuyan Güzel'; Roman: 'Şehitler Tepesi'; Masal: 'Ayna Yıldız ve Uçurtma, Gül Bebek, Keloğlan Masalları'; Düzenleme: 'Kelile ve Dimne'; İngilizce: 'Tales From Mevlâna".

Özçelik; tüm bu emeklerinin karşılığında 2004'te Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği Çocuk Romanı Ödülünü, 2008'de de TYB Çocuk Edebiyatı Ödülünü almıştır.

Dinî ve millî birliğimizin çimentosu olan güzel Türkçemizi hakkıyla ve lâyıkıyla kullanan şair Mustafa Özçelik, şimdilerde hayatını "Okumak ve Yazmak" olarak özetleyerek "Yazmanın Büyülü Dünyası"nda, "Ateş Denizi"nden geçip bir "Gece Işıltısı"nda "Aşk ve Niyaz"la "Şiir, Şair, İnsan ve Hayat"a dair "Diriliş Türküsü" ve "Serenat"lar söylemekte, "Bir Irmak Düşü" görerek gönlünü "Eylül Irmakları"nda yıkayıp arındırmaktadır.

Yazmayı bir vazife ve yaşam tarzı olarak gören Mustafa Özçelik, hâlâ bıkmadan, usanmadan, ilk günkü aşkla yazmaya devam etmektedir. Onunla aynı dergilerde sayfa arkadaşı olmak benim için şereftir. Allah ömrünü uzun, kalemini ve kelâmını daim eylesin.

Ihlamur Dergisi/Temmuz 2020

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Demirel
Ahmet Demirel - 4 ay Önce

Selamlar
Mustafa Beyi bu kapsamlı ve guzel tanıtımınızman dolayı teşekkür ederim
Muhabbetlerimle

banner26