Sükût sûretinde klas duruşlu bir tavır adamı: Nuri Pakdil’in ardından rahmetle

1. Nuri Pakdil’in Vefatı

Türk edebiyatının önemli isimlerinden büyük Usta Nuri Pakdil’in, üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle tedavi gördüğü Ankara Şehir Hastanesi’nde 85 yaşında iken (18 Ekim 2019 Cuma günü, Saat 14: 54) vefat ettiğini az önce öğrendim.

Allah rahmet eylesin.

Türk milletinin başı sağ olsun.

19 Ekim 2019 Cumartesi günü Hacı Bayram Camii’nde ikindi namazına müteakiben cemaatin “İyi bilirdik ve hakkımızı helal ediyoruz” hüsnü şehadetlerinden sonra Taceddin Dergâhı haziresinde merhum/şehit Muhsin Yazıcıoğlu ile komşu olacak. Bu vakitten sonra bir merhum olarak o Türk milletinin ve Kudüs sevenlerinin kalbinde ve edebi eserlerde ebedî olarak yaşayacak.

Merhumun ismini, ilk kez Akhisar İHL'de öğrenciyken seksenli yılların başlarında, kendisinden çok şey öğrendiğim, edebiyat hocamız Mehmet Ü. Kahraman’dan işitmiştim. Derslerde sık sık ismi geçerdi. Bir gün derste ismi geçtiğinde hocamıza, nasıl biriydi mealinde bir soru soruldu. Hocamız da “Matematik hocanız Ali Sözbir bey ona biraz benziyor” deyince hocanın aramızdaki iki lakabından biri hemencecik Nuri Pakdil oluvermişti. Sınıf arkadaşlarımdan özellikle Salih Çalık, Hasan Basri Akca ve Abdülhalim Sözcüer bunu iyi hatırlayacaklardır. S. Çalık, muhakkak anımsıyordur, bundan eminim. Zira onunla Ali hocayı her gördüğümüzde “Nuri Pakdil geliyor, gidiyor” diyerek tatlı tatlı gülüşürdük.

Bu kısa girişten sonra onu yakından tanımaya çalışalım.

2. Hayatı

Nuri Pakdil, ülkemizin pek çok düşünür ve edebiyatçısının yetiştiği Kahramanmaraş’ta, 1934 yılında, annesinin deyişiyle ilkbahar aylarının birinde, çok güzel güneşli bir günde doğmuştur. Kendisi ise doğum gününü, güzel İstanbul’un fetih günü olan 29 Mayıs 1934, olarak kabul ediyor. Çocukluğu Maraş’ta Yörükselim Mahallesi, Çaldıran Sokak’ta geçmiştir.

Âlimler yetiştirmiş köklü bir ailenin çocuğudur. Dedesi, Maraş Camii Kebir Nebeviye Medresesi Müderrisleri’nden Nakibu’l-Eşraf, Hacı, Hafız, Seyyid Muhammed Emin Efendi; babası Emin Efendi (Ö. 1965); annesi Vecihe Hanım’dır (Ö. 1949). Annesi, babası Şeyh Muhiddin Efendi’nin açmış olduğu bir kolejde okumuş ve anadili gibi Arapça bilmektedir. Anne ve babası ödünsüz bir Müslümandır. İdeolojik ilk mürebbiyesi annesidir. İdeolojik bilinçlendirme bağlamında bir öğretmeni de babasıdır. Babası çok cömerttir. Büyük amcası Ziya Efendi, Maraş’ın ulemasındandır. Şapka Devrimi’nden sonra başına bir defa bile şapka takmamış, zorunlu olmadığı zamanlar hariç evinden dışarıya pek çıkmamıştır. Amcasının bu duruşunu, Rasim Özdenören, Gül Yetiştiren Adam, romanında anlatmıştır.

Ailesi küçük Pakdil’i “Resmi öğreti’ye ve yeni kurulan devletin okullarına duyulan güvensizlik ve kaygıdan” dolayı bilinçli ilkokula üç yıl geç göndermiştir. Ortaokula da belki aynı kaygılarla üç yıl geç kaydolmuştur. “Çocukluk, insanın rüzgârla yarışmasıdır”[1] diyen Pakdil bu dönemlerinde Maraş’ta bulunan kitapçılardan ve şehir kitaplığından ödünç kitaplar alarak ilk okumalarına başlamıştır. Lise yıllarında özellikle Fransızca ve Edebiyat derslerine ilgi duyar. Bu ilgisinden dolayı olmalı ki hayatının daha sonraki dönemlerinde Rus ve Fransız edebiyatının büyük eserlerini hassasiyetle okumuş ve Fransızcadan çeviriler yapmıştır. Lise yıllarında Hamle dergisini iki veya üç sayı çıkartmıştır. Nurullah Ataç bir yazısında Hamle dergisinden ve Pakdil’den sitayişle bahsetmiş ve “Nuri Pakdil’in iyi bir yazar ve düşünür olacağını umuyorum” demiştir. Yine bu yıllarda Demokrasiye Hizmet gazetesinde sanat ve edebiyat sayfaları düzenlemiş; müstear isimlerle yazılar ve günlüklerinden örnekler yayınlamıştır.

İstanbul’u çok sevdiğinden İstanbul Hukuk Fakültesi’ni tercih eder. Ancak bu fakültede isteyerek okumamıştır. Zira bu fakültede inançlarına aykırı bir hukuk düzeni anlatılmaktadır ayrıca bizimle hiç ilgisi olmayan yasaları ezberletilmektedir. İstanbul sevgisinden dolayı bu fakülteyi bitirir ama hiç avukatlık yapmaz. 1962-1963 yıllarında askerliğini yedek subay olarak Bitlis’te yapar. Babasının manifaturacı olması sebebiyle mal almak için Gaziantep, Mersin’e ve İstanbul’a gidip gelen Pakdil, öğrencilik yıllarında Fatih, Çarşamba Pazarı’nda ve birkaç yerde daha pazarcılıkla meşgul olur, maişetini temin eder.

1967 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışmaya başlamıştır. 1977-1978 yıllarında Milli Gazete ve Yeni Devir gazetelerinde Sanat ve Tartışma sayfalarında müstear isimlerle yazılar yayınlamıştır. İstanbul’da öğrenciliği sırasında kendisi gibi bir Kahramanmaraşlı olan Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu ile tanışır ve üstad vefat edinceye kadar (25 Mayıs 1983) bağlılığı devam eder ve bu bağlılığının semeresini de 3 Kasım 2014 tarihinde Necip Fazıl Büyük Onuru Ödülü’nü almakla görür. Ardından Diriliş dergisi ile güçlü bağlar kurmuştur. Diriliş Dergisi’nin yayına ara verdiği ve çıkıp çıkmayacağı belli olmayan bir dönemde Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt ve Akif İnan ile birlikte “Sabır üssü” dediği Edebiyat Dergisi’ni yayınlamaya başlarlar. Bu durum Sezai Karakoç ile aralarının bozulmasına neden olur. 1969’ın Şubat ayında (derginin basımı hazır olmasına rağmen Ocak ayının Hristiyanlıkta yılbaşı olması sebebiyle) okuyucuların karşısına çıkmıştır. Dergi, Türkiye’de Tanzimat’la (1839) başlayan yabancılaştırma girişimleri 1923’le birlikte insanımız ve tarihi birikimimiz arasındaki bağlantının kopması, düşün, sanat, edebiyat alanındaki yabancılaşmaya karşı yeni kuşaklarla ilişki kurmak amacıyla yayına başlamıştır. Ona göre Edebiyat’ın çizgisi köktenciydi. Muhalifti Edebiyat dergisi. Edebiyat’ta yazan arkadaşlar uygarlığımızı yeniden canlandırma geleneğinin bilinci içinde yazıyorlardı. Biz sanatın, edebiyatın işlevinin “tüm sömürülere karşı durmak” olduğunu söylüyorduk. “Yazı ezen sınıfı ezmek için yazılır” diyorduk. İnandıklarımızı yazıyor, yazdıklarımıza inanıyorduk.”

Pakdil, Edebiyat dergisi aracılığıyla yeni kuşaklarla iletişim kurmak istiyordu. Pakdil'i ünlendiren bu dergi olmuştur. Edebiyat dergisi ve yayınlarının mutfağında kendisi vardır. Kitap kapaklarını kendisi tasarlar. Bir kitabın kapağını beğenmeyip defalarca değiştirdiği ve bu yüzden matbaada sabahladığı olmuştur. Bunun için dergiyi çıkarırken kullandığı Nurullah Ataç’ların özellikle kullandığı, Öztürkçe, yani yeni sözcükleri yeğlediği için pek çok eleştiriye maruz kalmıştır. Pakdil neden bu dili yeğlediğini şöyle açıklamaktadır: “Biz, yeni kuşaklarla iletişim kurmak istiyorduk. Yerli edebiyatın varoluş savaşıydı bu. Bu varoluş savaşı da yıpranmamış, pörsümemiş, eskimemiş bir dille, gerçekten yepyeni bir söylemle verilebilirdi. Yeryüzündeki tüm inananların birlikteliği yeni kavramlarla, yeni kelimelerle savunulmalıydı.” Bu cümleden olarak “alınteri”, “sömürü, “emek”, “sorumluluk”, “uygarlık”, “kirli mülkiyet”, “başkaldırı”, “karasiyasa” vb. gibi sözcükleri kullanmayı tercih etmiştir. Neden bu sözcükleri yeğlediği mealindeki soruya “Bu kelimeler ve kavramlar rastgele seçilmiş ve yazılmış değildir. Bu kelime ve kavramlar kimliğimin kopmaz parçalarıdır. Hepsi de kendi bağlantısı içinde, İslâmî bir aidiyet taşır. Benim kişiliğim, bu kelimelerin, bu kavramların içinde oluşmuştur. Bu kelime ve kavramlarla daha sahih düşünebiliyorum çünkü” şeklinde cevap vermiştir. Ona göre edebiyat sadece güzel söz üretme eylemi değildir. Edebiyat bir duruş, bir tutum alış, karşı koyuş ve muhalefet aracıdır. Kendisi de çıkardığı Edebiyat dergisi tümüyle, emek sömürücülerine, kara siyasaya karşı bir duruş sergilemiştir. 1972 yılında Edebiyat dergisi yayınlarını kurmuştur. Aylık olarak yayınlanan Edebiyat, 1984 yılının aralık ayına kadar çıkar. Belirli aralıklarla dergiye ara veren Nuri Pakdil, toplamda 159 sayı çıkartmıştır. Yazar, derginin çık(a)madığı yıllarda da hiç boş durmamıştır. Her koşulda, her şeyi dikkatle yazma alışkanlığı vardır. Sürekli notlar yazar. “Her yere serptiğim tohumlar” dediği mektuplar yazmıştır. “Mektuplar düşünce ile eylem arasında kurulan köprülerdir” diyen Usta bunları daha sonra kitaplaştırmıştır.

Mehmet Ü. Kahraman hocamdan duyup aklımda kaldığına göre 1928 yılında bir müddet nişanlı kalmasına karşın hiç evlenmemiş olan Usta tüm mal varlığını veyahut varını yoğunu bu dergi için harcamış(tır). Duyarlıdır, hassastır, paylaşımcıdır, cömerttir. Atasoy Müftüoğlu ağabeyin bir anısı Pakdil'in bu konudaki duyarlılığına güzel bir misaldir:

“...Babasından kalan mirası elinin tersiyle itecek kadar mülkiyetten uzak bir ilişkisi vardır. Ankara’da onunla evinde soğan-ekmek yiyerek günlerimizi geçiriyorduk. Paramız olsa da yine yiyeceğimiz buydu. Bir gün 10 saat kadar birlikte yürüdük, Hacı Bayram’a kadar geldik. Orada yarımşar simit yememizi önerdi ve bir simit yersek dünyadaki açlardan sorumlu olacağımızı söyledi. Bunu fiilen yaşadığı için söylüyorum. Sonra akşam eve geliyoruz. Pakdil masanın üstüne pat diye vuruyor, soğanı ikiye bölüyor ve çeyrek ekmekle ‘soframız hazır efendim’ diye bize sesleniyor. Günlerce gözyaşları içinde soğan ekmek yedik, çünkü soğanlar çok acıydı...”

Bu hassasiyetinden, dünya malına tamah etmemesinden, paylaşımcılığından ve babasından miras cömertliğinden dolayı daimî bir evi olmamış; kiralarda ve bir müddet de bir otelde kalmıştır. Kendi hesaplamasına göre 7 yıl, 8 ay 6 gün devamlı Posta Caddesi’ndeki ünlü Zümrüt Palas Oteli’nde kalmıştır. Sekiz yıla yakın kaldığı bu otel odasında, Otel Gören Defterler üst başlığıyla yayınlanan 6 serilik kitapları ortaya çıkmıştır.

ir Yazarın Notları adlı kitabında yazmak eylemi için “Benim için yazmak bir bakıma savaşa girmektir, savaşmak demektir.” der. Bu yüzden eserlerini bir mücâhid tavrıyla yazmıştır denebilir.

Klas Duruş isimli kitabında da klas duruş kavramını tarif eder. “Klas duruş, bir insanın bir yazarın hiçbir engelle yılmadan amacına doğru yürüyüşünü ifade eder. Ona göre klas duruş, çok sabırlı olmaktır, vicdanlı olmaktır, yazdıklarınızla yaşama biçiminiz arasında çelişki olmamasıdır. Her koşulda, doğru bildiğiniz şeyin arkasında durmaktır.”

Devrimci bir yazar olarak tanınır. Bu hususta “Ben antikapitalist, antifaşist, antisiyonist, antiemperyalist ve en önemlisi Türkiye özelinde olmak üzere antifiravunist bir bilince ve iradeye sahibim.” der ve devamla “Bugün onurlu bir insan olabilmek, ancak, ciddi bir antikapitalist ve antifiravunist olmakla mümkündür. Benim devrimciliğimin temelini bu ilkeler bağlamında İslâm dinine olan sarsılmaz bağlılığım oluşturur.” diye devrimcilik huşundaki görüşlerini pekiştirir. Yine ona göre kitap okumayan insan devrimci olamaz. Devrimci insan cömert olur. Cimrilikle devrimcilik bağdaşmaz. Pakdil aynı zamanda “devrimci dindarlık” kavramını geliştiren bir yazardır. Ona göre devrimci dindarlık, yurdunu düşünmek, açları düşünmek, işgal altındaki Kudüs’ü düşünmek, hızla faize koşanları düşünmek, mülkiyete tapanları düşünmek, işsizleri düşünmek, secdede ağlamayanları düşünmektir. Devrimci dindarlık karasiyasayı cânilerden, uygarlık cânilerinden, soygunculardan, vurgunculardan, istifçilerden, emek düşmanlarından hesap sormaktır. Devrimci dindarlık İslâm uygarlığının savunucularından olmaktır. Devrimci dindarlık ezilenleri, hakları yenenleri, yoksulları, özgürlük savaşımcılarını, emekçileri savunmaktır. Zulme ve haksızlıklara karşı başkaldırmaktır.

Ona göre “emek” ve “alınteri” bizim aslî kavramlarımızdır.

Paldil Usta bir ‘Tavır Adamı olarak ta ünlenmiştir. Kendisine tavır adamı denmesini şöyle açıklar: “Her şeyden önce bir yazarım. Benim yazarlığım kimliğimi, kişiliğimi tayin eder. ‘Tavır adamı’ olarak anılmamın sebebi, insanların hayatımla yazdıklarımın özdeşliğini vurgulamaya isteği olabilir”.

Pakdil, rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun (1940-7 Haziran 1987) bir şiirinden mülhem Yedi Güzel Adam’dan (Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören ikizi Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu) biridir. Yedi Güzel Adam’ın arkadaşlığı Maraş Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında başlamış ve Ankara’da ve İstanbul’da gitgide artarak, yoğunluk kazanmıştır. Ona göre Yedi Güzel Adam’ı bir araya getiren şey şunlardı: “İdeolojimiz ortaktı. Hepimiz sapına kadar İslâm devrimcileriydik. Bir her zaman yazmayı ve düşünceyi önceledik.” “Ülküsel konumunu algılayan her insan güzeldir. Güzel insanlar da ülkülerini ülkelerinde yaşatmak için yaşarlar.” diyen Pakdil’e göre Yedi Güzel Adam’ın her biri bugün iyi öykücü, iyi şair ve iyi deneme yazarı olmuşlardır.

Evet Pakdil Usta, bir ‘Tavır Adamı’dır, bir ‘Klas Duruş’tur, bir ‘Devrimcidir’ ve bir ‘Protesttir’. Hepsinden önce iyi bir Müslümandır.

3. Deneme, şiir, oyun ve çeviri türünden eserleri

Kahraman hocam ile birlikte özellikle ikinci dönem okul çıkışı hep birlikte merhum İmam-Hatip Halil İbrahim ve Ethem Müezzinoğlu kardeşlerin işlettiği Müezzinoğlu Kitap Kırtasiye’ye gider oradan hocanın tavsiye veya hediye kitapları alır, okurduk, hafta sonları yine bir araya geldiğimizde de bunları yorumlardık. Bu vesileyle lise çağlarımda çok kitap biriktirmiştim. Yine bu vesileyle Nuri Pakdil’in alıp okuduğum ilk kitapları Biat I, Batı Notları ve Put Yapımevleri olmuştu. O gün için bunları ne kadar anlayabilmiştim şimdi hatırlamıyorum. Bu kitaplar hâlâ kitaplığımda durmaktadır.

Okumayı ve yazmayı çok ciddiye alan Pakdil Usta, yazıya başlamadan önce, dışarıya çıkacakmış gibi giyinirmiş. Sanatın, edebiyatın işlevi, tüm sömürülere karşı durmaktır diyen Usta’nın 41 eseri vardır:

Batı Notları (gezi-izlenim), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2015.

Biat-I (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2014.

Umut (oyun), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2014.

Harikalar Tablosu (çeviri), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1974.

Ay Operası (çeviri), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1975.

Biat-II (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1977.

Biat-III (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1982.

Bağlanma (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1979.

Put Yapımevleri (oyun), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1980.

Bir Yazarın Notları-I (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1980.

Bir Yazarın Notları-II (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1981.

Kasırganın Çatırtıları (çeviri), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1982.

Bir Yazarın Notları-III (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1982.

Bir Yazarın Notları-IV (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1982.

Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş (oyun), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1982.

Edebiyat Kulesi (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1984.

Sükût Sûretinde (şiir), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2012.

Derviş Hüneri (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1997.

Arap Saati (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1997.

Ahid Kulesi (şiir), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1997.

Korku (oyun), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1997.

Klâs Duruş (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1997.

Arap Şiiri- Güldeste-I, Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1998.

Arap Şiiri- Güldeste-II, Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1998.

Kalem Kalesi (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1998.

Osmanlı Simitçiler Kasidesi (şiir), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1999.

Otel Gören Defterler-I: Çarpışan Sesler (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 1999.

Otel Gören Defterler-II: Yazının Epik Resmi Çekildiği Sırada, (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2000.

Otel Gören Defterler-III: Büyük Sorgu (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2001.

Otel Gören Defterler- IV: Simsiyah (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2002.

Otel Gören Defterler- V: Ateş Hattında Harf Müfrezeleri, (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2003.

Otel Gören Defterler-VI: Yazmak Bir Mucize (deneme), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2005.

Bakır Dönemi (oyun), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2014.

Belge (oyun), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2014.

Günlük / Anna Grigoriyevna Dostoyevski,(çeviri), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara.

Günlük’ten / Eugene Ionesco (çeviri), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2014.

Bir Öldürme Töreni (oyun), Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2014.

Konuşmalar, Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara 2014.

Mektuplar I, Haz. Hüseyin Su, Edebiyat Dergisi Yayınları 2014.

Mektuplar II, Haz. Hüseyin Su, Edebiyat Dergisi Yayınları 2014.

Mektuplar III, Haz. Hüseyin Su, Edebiyat Dergisi Yayınları 2014.

+

Edebiyat (Şubat 1969- Aralık 1984), Haz. İdris Hamza, Edebiyat Dergisi Yayınları, Ankara ty.

4. Özlü sözlerinden bazıları

-“Kuşkusuz, en etkili ve evrensel silah, kelimedir. Okumadığın gün karanlıktasın.”

-“Dilimin döndüğü kadar sustum…!”

-“Biz sükûtu seçtik ama susmadık.”

-“Çoğu zaman, susmak, konuşmaktan daha kıymetlidir, hayırlıdır. Söz bitebilir, fakat sükût hiç bitmez. Çünkü o, dünyanın en uzun cümlesidir.”

-“Kalem benim kal’em.”

-“Yazı: Doruk noktasına ulaşmış aşktır.”

-“Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?”

-“Yüreğimizin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.”

-“Kudüs’süz ve İstanbul’suz aşk yoktur…”

-“Bir ülke, utanma duygusunu yitirmişlerle dolunca, sürgünler ülkesi olur.”

-“İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Ne emek, ne ekmek; önce kalbimiz bozuluyor çünkü.”

-“Gerçek İman: Dönüştürücüdür: Tüm yeryüzünü; Hakka doğru…”

-“İnsanın özü artık yok. Tüm çılgınlıklar bundan kaynaklanıyor olmalı. Çağın kanseri, bu ‘insan özü’nden yoksunluk.”

-Sen hiç martı yüreğinin çarpıntısını duydun mu? O, bir mücadeleci yüreği gibi, dik dik atar.. Kıyıya inince besmeleyi unutma.!”

-“Tarih Tekbir öğreti, Görmek en büyük yeti”

-“Yasa batmış Kudüs bu! Elinizi uzatınız; zincirleri mi kıracaksınız? Yurtsuz kalan Filistinlilerin direniş ateşinin çıngıları göklere saçılır ve İstanbul gecelerinde toplarsınız bunları.”

-“İslâm ülkelerine baktığımız zaman bütün umudun Türkiye’de olduğu görülecektir. ‘Umut’ kelimesi yerine ‘Türkiye’ yazsak yeridir.”

-“Türkiyeli Müslümanlar olarak, dünyanın neresinde insan onuru çiğneniyorsa, bununla ilgilenmeli ve gereken adımları atmalıyız.”

5. Bir şiirsel denemesi: ‘Anneler ve Kudüsler

Konuşmalar II’de Ben şair değilim, yazarım. Onlar düşünce şiirleridir. Şiirsel denemelerdir.” dese de bazı çevreler onu “Kudüs Şairi” olarak ünlemişlerdir. Şiir kitapları ve çevrileri vardır. Ben edebiyatçı değilim; şiirsel denemelerini tartabilecek, eleştirebilecek, değilim. Bunun karşısında hem kendisinin bizzat dediği ve edebi çevrelerde ve kitaplarda, Nuri Pakdil denince şair değil; yazar olarak tanıtıldığını bilirim. Ancak Usta, bir Kudüs sevdalısıdır. Kudüs sevgisi, davası ve hassasiyeti vardır, bunu bilirim, bunu söylerim.

Ama “Yüreğimizin yarısı Mekke’dir, geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.” ve “Kudüs’süz ve İstanbul’suz aşk yoktur…” vb. gibi özlü sözler yazması onun bir Kudüs sevdalısı olduğunun somut bir göstergesidir, diyebilirim.[2]

Yeri gelmişken Anneler ve Kudüsler isimli kitabında yer alan bir şiirsel denemesinden bir alıntı yaparak yazıyı hitama erdirmeye çalışalım:

III

“Tûr Dağını yaşa

Ki bilesin nerde

Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum

Ayarlanmadan Kudüs’e

Boşuna vakit geçirirsin

Buz tutar

Gözün görmez olur

Gel

Anne ol

Çünkü anne

Bir çocuktan bir Kudüs yapar

Adam baba olunca

İçinde bir Kudüs canlanır

Yürü kardeşim

Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin

(Ocak 1972).

***

**

*

Son cümle olarak onun bir tavır adamı ve klas duruş sahibi bir Müslüman olarak inanıp yaşadığına ve kavî bir Müslüman olarak vefat ettiğine şahitlik ederiz.

Allah rahmet eylesin.

Mekânı cennet olsun.[3]

***

(Not: Bu yazı, daha önce Şehir ve Kültür, S. 64, Kasım 2019, s. 66-69; bu makalenin geliştirilmiş hali Ayrıntı Dergisi, C. 7, S. 80, Kasım 2019, s. 59-64’te yayınlanmıştır. Buradaki yazı da yeni ilavelerle genişletilmiş ve güncellenmiştir).

 

[1] Nuri Pakdil, Kalem Kalesi, Edebiyat Dergisi Yay., Ankara 1998, s. 85.

[2] Nuri Pakdil, Anneler ve Kudüsler, Edebiyat Dergisi Yay., 6. Bası, Ankara 2018, s.58-61.

[3] Bu çalışmada ağırlıklı olarak yazarın Konuşmalar 2 , Edebiyat Dergisi Yay., Ankara 2016 kitabından istifade edilmiştir.

YORUM EKLE