Sudan'ın yetimhaneleri

Sudan'ın başkenti Hartum’un bir bölgesine doğru yola çıktık. İstikamet Cebel-i Evliya… Rivayete göre bir veli (Ne zaman olduğu meçhul ebet), yanında bir dağ ile oraya gelir ve yerleşir. Kendisi, dünyadan göçer ama dağ orada kalır. Dağ dedikse kocaman bir Ağrı Dağı veya Erciyes beklemeyin. Bizim gördüğümüz küçük, minik bir tepecik işte…

Cebel-i Eytam

Buranın adı Cebeli Evliya olsa da biz buraya “Cebel-i Eytam” dedik. Yetimler Dağı yani… Bölgede bolca yetimhane var. Bu yetimhanelerin her biri ayrı bir dram içeriyor. İlk gördüğümüz mekân, sonradan Müslüman olmuş Güneyli koca yürekli bir Müslüman’ın hizmet verdiği yetimhane oldu.  Çocuklar çoğunlukla güneyli ailelere ait. İçerde 2 -3 yaşlarından 18 yaşına kadar çocukları vardı. 25 -30 metrelik küçük bir alan vardı. Üzeri saçla kapatılmış. Kışın yağmurdan korursa da yazın altını fırın gibi yapar… Çocukların hepsi orada namaz kılsa secde edecekleri yer yok. Tıkış- tıkış oturuyorlar. Kenarları yarım duvarla kapatılmış. Önlerinde çok küçük bir bahçe var ama çok şanslılar. Sayılarının milyonları bulduğu tahmin edilen yetimler içinde kendileriyle ilgilenen şefkâtli bir el var. Ülkenin içinde bulunduğu sosyal şartlar, durmadan bu sayıyı artırıyor. Acı bir gerçek bu…

Hocaların kaldığı bir odaya girdik önce. Tek kişilik iki adet demir yatak vardı. Burası da gayet sade ve basit… Ama ülkede demir işçiliği çok önemli… Evler harabe görüntüde olsa da demir kapıları çok güzel. Burada yatakların başlığındaki demir işçilik de öylesine zarif bir el emeği ürünü.

Biraz sonra dar bir geçitten arka tarafta yetim kızların kaldığı ve hanımların eğitim gördüğü bölüme geçiyoruz. Yani burası sadece yetimler için değil mahallenin hanımları için de bir eğitim merkezi. Orası daha küçük bir yer… Mahcup, mağrur ve mütevekkil yüzler… Hediyelerimizi orada da dağıttık. Yan taraftaki bahçede fotoğraf çektirmek hepimizi mutlu etti. O küçücük alanda aralarına bir top atıldı. Sanıyorum hiçbir top, bugünkü kadar sevinçli ve mutlu olmamıştır. Çünkü dağıttığımız kıyafetler, şekerler, poşetlerle muzlar… O çocukları bu kadar güldüremedi. Yani topu kıskandım desem yanlış olmaz…

Himaye ve tebliğ

Burada kalan çocukların çoğu Hristiyan ailelerin çocukları. Bir kısmı ailelerinin Hristiyan olduğunu ve kendisinin de Hristiyan bir gelenekle büyüdüğünü biliyor; bu bilinçte olanların çoğu da Müslüman olmuşlar. Henüz Kelime-i Şehadet getirmeyenleri de var. Ama onlar da kendileriyle aynı kaderi paylaşan Müslüman yetimlerle yan yana kalıyor. Aynı sofrada bulabildikleri mısır lapasına “Bismillah!” diyorlar.  Buradan dualarla ayrılıyoruz.

Sonra başka bir yetimhane… 280 yetimin kaldığı yine Güneyli Nur Abdullah Hanımefendi’nin başında olduğu bir kurstayız. 70 yaşın üzerindeki Mücahid bir sima; Nur Abdullah hanımefendi… Orası da hem bir barınak hem de bir eğitim yuvası… Sadece midelerini doyurmuyorlar. Aynı zamanda gönüllerini de doyuruyorlar. Onun rahle-i tedrisinde olan yetimlerin gözlerine bakmak ayrı bir saadet…

Duvarsız sınıflar

Açık alanda derslerin işlendiği duvarsız sınıfların sahiplerini de gördük. Buradaki sınıfların sınırı yoktu. Bir öğrenci dersini okuyordu. Hem hoca hem de talebe ayakta ve ondan ezber dersini dinliyor.  Binası olmayan medreseleri yüreğimiz burkularak ziyaret ettik.

Hele yatakhanelerindeki yürek yakan manzaralar… Soğuğa karşı kartondan yapılmış korunaklarla gördüğümüz yataklar, her şeyi boğazımıza düğümlemeye yetti.

Yakın olunca Peygamber Efendimize (SAV) komşu yapan, incitince de Allah’ın en çok gazap ettiği kişi olmaya yol açan yetimlerin hâli, bize çok şey anlattı. Cennette Habib-i Kibriya’ya komşu olmak bir bahtiyarlıkmış, hiç de uzak değilmiş bunun kaynağı…   

Ne kadar da çok Cebel-i Eytam varmış çevremizde…