Su gibi, toprak gibi aziz yaşayan Mahmut Kanık Hoca'ya rahmetle...

“Allah’ım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra

Allah’ım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum”
(Cahit Zarifoğlu)

Bu şiiri bilirdim, severdim, dua niyetine de okurdum. Mesaj kutuma bakıyorum dua niyetine üstadın şiiri düşmüş başka bir Üstad göndermiş. Mahmut Kanık Hocam en son bana bu şiiri göndermişti. Akşam yapacağım canlı yayın programında okumam için. “Okurum tabi hocam, ben de çok severim zaten” demiştim.

Üniversite yıllarında Güvercin Gerdanlığı’nı okumuştuk. Hocamız, modern zamanlara, mezkûr çevirileri adeta yüreğinde duyumsayarak, yeniden yorumlayıp bugünün insanına sunarken derinlikli, tefekkür kuşanmış, sağlam bir dille ilmek ilmek örüyordu eserlerini. Güvercin Gerdanlığı ruhumuzun seven, aşka meyilli hâlini ıslah ediyor, onarıyor, dermansız dertlerimize, deva bulmaz yaralarımıza merhem oluyordu. Sonra şiirler okuyorduk, hem Doğu’dan hem Batı’dan şairleri keşfe çıkmıştık. Bir şair, ancak bir şairi çevirebilir diye düşünüyorum. Şiir çevrilmez, şiirin ahengi, ritmi nasıl çevrilir ki?.. Ama işte bir şair incelikle, naif dokunuşlarla yüreğinin tüm derin sularına dalarak, duyumsayarak, kelimelerin yüzeyselliğinden sıyrılıp başka bir memleketten yazmış bir şairin yüreğine kelimeleri mihmandar eyleyerek dokunabilirdi. Arthur Rimbaud’un, “Cehennemde Bir Mevsim” şiir kitabını okurken, hocamızın derin duyarlılıklara yaslı, aşkla ve şevkle büyük bir titizlikle ruhunun her zerresine içirerek yazdığını anlıyorduk.

Konuşmalarımızda kendisine söylemiştim: “Hocam üniversite yıllarında sizin çeviri kitaplarınızdan ne çok beslendik, onlarla kendimizi yetiştirdik.” Ama isterdim ki sağlığında yazdıklarımız ona ulaşsın. Ne yazık her zaman böyle oluyor, değerlerimizi, önden yürüyenlerimizi sağlıklarında hak ettiği kadar anamıyor, kalem erleri olarak onlara gerekli duyarlılığı gösteremiyoruz. Bu nedenle bu yazıyı büyük bir üzüntü ve mahcubiyetle yazıyorum.

Hocam toprak gibi aziz, su gibi berrak bir yapıya sahipti. Dostluklar yaşamış, dostluğa değer vermiş, güzel insanlar biriktirmiş. Bursa güzel insanlar diyarı, askerliğini yapmak üzere geldiği Bursa Işıklar Askeri Lisesi’nde kendisini ziyarete gelenlerden bahsetmişti. Elinde dini bir kitaptan ziyade Fransızca bir kitap okuduğunu görmüştü gelen gençler, üzerinde askeri kıyafetle karşıladıkları; Hasan Aycın, Osman Bayraktar, Ahmet Kot ve Vedat Şahin’di. Gül bahçesi gibi bir yuvada dört hayırlı evlat büyütmüş. Yazışmalarımızda onlardan da bahsederdi. Ben de kendi evlatlarımı tanıtırdım. Her görüşmemizde evlatlarımın isimlerini teker teker yazar, eşime, hepsine özel selam yollardı. O kadar naif, o kadar duyarlı bir insandı.

Program öncesi bana yazmış, beni yüreklendirmiş, çekindiğimi görünce; “Rabbim sizin gibilerin sayılarını artırsın, sizi ilgiyle dinliyorum kardeşim” diye beni yüreklendirmişti. Öylesine utanıyordum ki hocamın bu sözleri karşısında, mahcup oluyordum. Program sonunda da beni dinlemiş ve notlar almıştı konuşmamdan, mahcubiyetim daha çok artmıştı hocamın bu duyarlılığı ve ilgisi karşısında…

Ama O, toprak gibi azizdi. Yüreğinden seven, yüreğinden akıttığı şefkat ve sevgi damarı ile tüm öğrencilerini, okurlarını da evlat bilip hepsine münbit bir toprak gibi tohumlar ekmeyi gösteren bir baba şefkatiyle yaklaşan bir güzel insandı.

Sonra su gibi berrak, duru, aziz bir akışla her sözü, her kelamı büyük bir nezaket kuşanmış sizi yüreğinizden yakalar o an yeşermek istersiniz, ilham olur hocanın sözleri. Böyleydi işte… Kendisini muhterem ailesini ziyarete gidecektik ailece ama nasip olmadı.

“Azimle, sabırla kendi sanat ve edebiyat dünyamızı ihya etmeliyiz. Geçmişimiz bu manada zengindir. Geçmişin bir envanterini çıkarmak ve geleceğe yönelik yeni makamlar ihdas etmek çok önemlidir” derken Anadolu topraklarından yetişmiş, kompleksiz bir şekilde öğrendiği yabancı dillerle hem Batı hem Doğu kültürüne hâkim olmayı göstermiş bir ender, örnek şahsiyet.

Düşünce ve sanat dünyasına kazandırdığı pek çok eserle, arkasından gelecek kuşağa büyük bir izlek oluşturmuştur Mahmut Kanık hocamız. Nurlar Risalesi (İbn Arabî), İslâm’ı Anlamak (Frithjof Schuon), Modern Dünya’nın Bunalımı (Rene Quenon), Aziz Kur’an (Muhammed Hamidullah), Niceliğin Egemenliği Çağın Alametleri (Rene Quenon), Marifet ve Hikmet (İbn Arabi), İslâm’ın Metafizik Boyutları (Frithjof Schuon), Arzuların Tercümanı (İbn Arabi), Allah’ın Resulü Hz.Muhammed(Anne Marie Delcambre) bu eserlerin başlıcaları. Schuon’un Quenon’un ve İbn Arabi’nin neredeyse tüm kitaplarını dilimize büyük bir özen ve ustalıkla çevirerek arkasında büyük bir kültürel miras bırakmıştır.

Böylesine çaplı eserleri çeviren, akademik çalışmaları bulunan, nice öğrenciler yetiştiren hocamız nasıl ki dolu başaklar boyunlarını eğer, tıpkı onlar gibi mütevazı, kendine ait dünyasında, kurduğu sağlam ve güçlü dostluklarla, derinden akan sessiz bir çağlayan gibiydi.

1951 yılında Kırşehir’in bir köyünde doğan Mahmut Kanık Hocamız, çocukluğunda okumaya meraklı, kendini geliştirmeye istidadı olan birisi olarak; “Okumak için kitap bulamazdık” diye o günlerin yoksunluklarından bahsederdi. Onun yaşantısı, azmi, yaptığı tüm çeviri çalışmaları bugünün gençliğine çok şey anlatıyor. Yokluk, yoksulluk, köyde olmak, imkânlarının olmaması, insanın kendisini yetiştirmesine engel değildir. Bu zorlu yolları aşan birisidir rahmetli hocamız. Azmin, çalışkanlığın, mütevazılığın, hocalığın nasıl olacağını yaşantısı ile göstermiştir.

Hocamızla en son bayramda ailece görüşmüştük. Hastalığını öğrenince doğrusu sarsıldık. Dualarımızdaydı. Ümitle, umutla hep hayırlı güzel haberler bekledik. Aramaya bile çekiniyordum. Hasan Aycın hocama, Osman Bayraktar abimize soruyordum sağlık durumunu. Gidiyor kıymetli, güzel insanlar bir bir hayatımızdan. Dünya yolculuk mekânı. Bir gün bizler de menzilimize doğru yola revan olacağız.

Manevi bir abimi, hocamı, Rahmet-i Rahman’a uğurlamanın hüznünü yaşıyorum. Tüm önden gidenlere büyüklerimize rahmet olsun. Yaşayan tüm hocalarımıza, üstatlarımıza, büyüklerimize hayırlı ömürler diliyorum…

YORUM EKLE

banner26