Şûrâ gazetesi

25 Muharrem 1398/5 Ocak 1978’de yayın hayatına başlayan Şûrâ gazetesi, 30 Ekim 1978’te 41. sayısı ile sona ermiş haftalık bir yayın organıdır.

Her bir gazetenin, derginin ilk sayısı çok önemlidir. İlk sayılar genellikle o yayın organının bir manifestodur. Şûrâ gazetesinde talebimiz başlıklı sütununda Hz. Ebubekir’in “Sizin en iyiniz değilim. Bununla beraber idareciniz oldum. İyi gördüğünüz şeylerde bana yardım edin. Kötü olduğuna inandıklarınızda ise beni düzeltin…” sözlerinden ilhamla “Ey inananlar, Ey Türkiye Müslümanları, sizin en iyiniz, en bilgiliniz veya en müttakiniz değiliz. Bununla beraber İslâm’dan bildiğimiz doğruları size tebliğ etmek ve yine ona aykırı gördüğümüz hususlarda siz ikaz etmek ve sakındırmak gayesi ile bir vasıta olmak üzere, haftalık bir gazete yayınlanmış olmanın mes’uliyetini yüklenmiş bulunuyoruz. Doğru ve hayırlı gördüğünüz işlerimizde bize yardımcı olun, bizi destekleyin. Kötü olduğuna inandıklarınızda ise bizi ikaz edin ve bizi düzeltin. Allah ve Resulünün emirlerine uyduğumuz, O’nun şeriatine bağlı kaldığımız müddetçe bizimle birlik olun ve biz kardeşlerinizi hayırda destek olun. Allah ve Resulünün emirlerine karşı geldiğimiz düşündüklerinizde ise ve ikaz edin.”[1]

Gazetenin çıkış amacı ise şu şekilde belirtilmektedir: “İslâm’ı dünyevi ve uhrevi hayatın her safhasını akılın idrakinden uzak en cüz’i noktalarında tesis ve tanzim eden şeriata malik, noksandan münezzeh, değişmez ve değiştirilemez yegâne nizam kabul eden bir kadronun elindedir. Ancak mü’minler kardeştirler, müslümanlar tek millettir, tebliğlerinin şuuruna vakıf olarak, zamanımızda ‘küfür milleti’nin kültürel ve siyasi baskısı altında esarete düşmüş olan kardeşlerinin yani milletinin ızdırabını bilir. Bu esaretten kurtulmanın mücadelesinde bir direniş, bir taarruz cephesi olabilmek emeliyle neşrolunmaktadır. Yazıp çizdiklerinden dolayı evvela Hakk’a sonra cemaatine karlı mes’uldür. Mes’uliyetinin hesabını veremez vaziyete düştüğü, hasbilikten hesabiliğe kaydığı ve düşmanın âmaline alet olma emarelerini hissettiği an neşriyatına son verecektir.”[2] Bu ifadeler gazetenin diğer İslâmi/dini gazetelerden oldukça farklı olduğunun bir göstergesidir.

Gazeteyi tanımlamak adına bu cümleyi biraz daha açmak gerekirse şunları belirtmek gerekir. Gazete daha ilk sayısında “Şeriatçı Gazete Olabilir Mi?” sorusuyla başlıyor ve “Müslümanların gönlü arzu eder ki, günlük veya haftalık periyodu ne olursa olsun, bir gazetede başlık altında şu ibare ile karşılaşsınlar: Şeriatçı Gazete. “Sadece bir hüviyet açıklaması olarak değil, gazete, yazıp çizdiği her sahifesinde şeriatın nasıl bit nizam olduğunu, bugün, yarın ve ebediyyen kâinatın canlı-cansız her zerresini birbirleriyle münasebetlerinde nasıl tanzim ettiğini haykırsın Müslümanlar, hadiseler ortaya getirilsin, deliller birer birer gösterilsin hükümler (…) bütün insanların kafasına sokulsun...” diye bir soru yönelttikten sonra 2. sayıda bu soruya cevap vereceklerini yazıyor.[3] Yine aynı sayıda Yalçıner, “Eveeet” diye başlayan yazısında “Muhterem okuyucularımız. Şûrâ ile huzurunuzdayız. “Şeriatçı gazete olabilir mi? Sualiyle neşir hayatımıza başlıyoruz. Gazetemizin ilanlarını yaparken, şu ibareye ısrarla verdik: Şûrâ haftalık bir gazete… Fakat hem gazete hem silah! Bu silah, evvela Hakk’ın, müteakiben cemaatimizin rızasını kazanmak için kullanılacaktır. Bu silah, Allah ve Resulü’nün yolunda, tek ve yegâne saadet nizamına kavuşabilmemiz için kullanılacaktır. Bu cümlelerle birlikte, ilk sahifelerimizden itibaren ilan ettiğimiz ve apaçık yazmak gayretini gösterdiğimiz maksadımızın dışında hiçbir hesabımız yoktur.”[4] diyerek Şûrâ gazetesinin kimliğini açıklamaktadır.

Bu şekilde radikal bir çıkışla yayın hayatına başlayan gazetenin başyazarı Yalçıner daha sonraki bir mülakatında, 32 yıl sonra Yeni Şafak[5] gazetesi tarafından kendisiyle yapılan bir röportajda çıkarmış olduğu gazete hakkında birtakım açıklamalarda bulunmaktadır: “O günün İran'ında devrim öncesinin hararetli bir İslami atmosferi söz konusuydu. Bu Türkiye'ye de yansıyordu. İran sürekli kargaşa içindeydi. Arap Baharı gibi değil, bütün bir halk ayaktaydı. İran devrimi tabandan gelmektedir. Humeyni'nin Fransa'dan yazdığı beyannameler önce Türkiye’ye geliyordu. Hüccetül İslam mertebesinde, İran Caferilerinin önderi Ali Ekber Mehdipur tarafından Farsçadan tercüme ediliyordu. Biz Şûrâ’da yayınlıyorduk. Şûrâ, devrimin Türkiye'deki sözcüsü konumuna gelmişti. Bu bizi ister istemez çok radikal, Humeyni'nin dile getirdiği, radikal İslami söylemi yazmak çizmek noktasına getirdi. Biz Cuma günü çıkıyorduk, Pazartesi günkü Hürriyet gazetesinde “Humeyni şöyle dedi” diye bizden alıntı alarak manşet yapıyorlardı.”

‘Keşke yapmasaydım’

Aynı röportajda, ’ın “İlk sayınızın kapağı “Şeriatçı gazete olabilir mi?” diye soruyordu. Olabilir mi?” sorusuna Yalçıner şu cevabı vermektedir: “Olamaz, bugün de olamaz. Aslında hangi Müslüman’a sorsanız, hiçbirinin kafasındaki Şeriat diğerine uymaz. Şeriatçı bir gazete olmaz. Şeriat adına kul kısmının bir ülkenin egemenliğini ele geçirmesiyle yapacağı dayatmaların tümüne kendi adına Şeriat diyecektir ve bunu İslam'a mal edecektir. Bugünkü düşüncemle bunu söyleyebilirim.” Yalçıner daha sonra radikal görüşlerinden vazgeçmiş gibidir.

Adı geçen röportajda, Yalçıner, ’ın “Fikri açıdan şu an neredesiniz? Değiştiniz mi?” sorusuna verdiği cevapla değiştiğini ifade etmektedir. Tabii. Ben uçak kaçıran adam değilim. Şûrâ'yı, Tevhid'i çıkaran adam da değilim. Arkadaşlarım zaman zaman beni teselli etmek için, ‘Onlar o günlerde yapılması gereken şeylerdi’ diyorlar. Ben de ‘Keşke yapmasaydım’ diyorum. Çünkü iyi niyetle de olsa yanlışlıkla başarılı olsaydık, mazallah Türkiye'yi de İran misali bir diktatörlüğe sürüklemiş olacaktık. Adı İslâmi bir diktatörlük olacaktı. Bu İslâm'a da bühtandır, halka da zulümdür. Vebal altına girecektik. Bugünkü düşüncemde özgür bir ülkeyi düşlüyorum. Hâlâ özgürlük istiyorum.”

Büyük boy olarak 16 sayfa halinde Ankara’da yayınlanan gazetenin iç kapak sayfasında “Perşembe günleri çıkar, haftalık siyasi gazete” ibaresi vardır. İlk 20 sayısı perşembe günleri neşredilen gazete, 21. sayıdan itibaren pazartesi günleri çıkmaya başlamıştır. Sahibi İhsan Aslan; sorumlu yayın müdürü olarak Yılmaz Yalçıner’in ismi görülmektedir. 2. sayıdan itibaren ise Hüseyin Akgün ismi yer almaktadır. İlan şartları adı altında “Gazetemiz inancına taarruz ifadesi taşımayan ilanlara sayfalarında yer verir ifadelerinin hemen ardından ebatlara göre fiyatlar belirtildikten sonra “Allah ve Resulü’nün yoluna hizmet maksadını taşıyan ilanlar ücretsiz neşrolunur” ibaresi dikkat çekmektedir. Dağıtım başlığıyla verilen açıklamada da “Ankara, İstanbul ve Ege’de yerel dağıtım şirketlerince; diğer il ve ilçelerde İslâmcı Kitabevleri ve Gençlik Teşekkülleri vasıtasıyla okuyucularına ulaştırılmaktadır.” İslâmcı Kitabevleri ibaresi gazetenin kimliği konusunda açık bir gösterge olarak ele alınabilir.

Sebil dergisinden gelen isimler tarafından yayınlanan yayın organının yazar kadrosu içerisinde Yılmaz Yalçıner (Abdullah Birisi), Selahaddin Eş Çakırgil, Mekki Yassıkaya, Ömer Yorulmaz başta olmak üzere Ahmed Selami, Erdem Murat, Seyfullah Fethi, Celaleddin Karakılıç, Abdullah Gündüz, Ali Şafak, Turan Kurtulmuş, Yavuz Ulvi, Yahya Özcüoğlu, M. Bala, Fatih Selim, Refed Beyazaltun, Ahmet Akgül, Hasan Selim, İbrahim Taha Emre, Bilal Öncü, Melahat Aktaş, Mehmet Saffet, Abdullah Gülcemal, Sadrettin Yüksel, Mehmet Kerim, M. Eryarsoy, Hayreddin Bulut, Eyyüb Salah, Hüsnü Aktaş, Atila Özdür gibi isimler yer almışlardır.

İlk sayısının kapağındaki tarih, hicri takvimle verilirken 2. sayıdan itibaren hicri takvimle birlikte miladi takvim de verilmeye başlanmıştır. Lakin 1. sayının arka kapak yazısında “Dikkat ediniz. İslâm Devleti’nin ikinci halifesi Hz. Ömer devrindeyiz. Halen kullanılmakta olan takvim miladi takvim Nasrânîlere aittir. Bundan böyle İslâm diyarında, başlangıcı Hz. Peygamberimiz (sav)’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl kabul edilmek üzere düzenlenecek hicri takvim tatbik edilecektir. Biline.”[6] denilmektedir.

Gazetenin dini ve dünyevi kavram ve meselelere bakış ve duruşu “Beyanname 1398 Efendiler Hâkimiyet Allah’ındır” başlığı altında ayrıntılı bir şekilde verilmiştir. Burada hâkimiyet, millet, vatan, devlet, tarih, hürriyet, mülkiyet, sermaye-faiz-kâr-ticaret, emek-ücret-sendika-grev-lokavt, tüketim, banka, vergi, toprak, enerji kaynakları-ormanlar, sağlık hizmetleri, kadın, çocuk ve gençlik, basın-yayın-TV, dış politika gibi din, siyaset, ekonomi, insan, kültür, medya ve sağlık gibi alanlarda dünyada ve Türkiye’deki uygulama, açıklama ve yorumlar verildikten sonra ‘inancımız odur ki’ veya ‘kanaatimiz odur ki’ şeklinde başlayan cümlelerle gazetenin görüşleri serdedilmektedir. Buradan da gazetenin ele aldığı konuların bir kısmına bakarak dünya görüşünü çıkarsamak mümkündür. 

İkinci sayısı toplatıldı

Günlük siyasi, kültürel ve dini tartışmalarda keskin bir dil kullanan gazete bu yüzden daha ikinci sayısında toplatılmış ve ara ara kesintiye uğramıştır. 12 Ocak 1978/3 Safer 1398 tarihli 2. sayısının ön kapak sayfasında “toplatıldık” ve “tutuklandık” ifadeleri yer almaktadır. 2. sayının 3. ve 4. sayfalarda gazetenin başına gelenler hikâye tarzında anlatılmaktadır. Yılmaz Yalçıner tarafından kaleme alınan yazıda toplatılma ve tutuklanma bütün ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Yazının ilerleyen yerlerinde gazetenin toplatılma kararının diğer yayın organları tarafından nasıl ele alındığı, gazetenin nasıl değerlendirildiği ele alınmaktadır. Gazetenin toplatılma olayının yalnızca bir sağ cenah gazetesi olan Yeni Devir gazetesi tarafından haberleştirildiği ifade edilmektedir. Yeni Devir gazetesi olayı şu şekilde duyurmuştur: “Ankara’da İslâmcı bir gazete toplatıldı.” Devamında ise Ankara’da yayınlanmakta olan haftalık Şûrâ gazetesi, Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesine muhalefette bulunduğu gerekçesi ile toplatılmıştır. Gazete yayın itibariyle İslâmcı bir yayın politikası güdüyordu.” şeklindeki yorumları verilmektedir. Öte yandan Yeni Ulus gazetesinin ise mezkur gazetenin ilk çıkışını endişe ile karşıladığını “Türkiye Cumhuriyeti bütün sonuçlarıyla reddediliyor… Şeriat devletini savunan gazete çıkarıldı” başlığıyla okuyucusuna sunduğu anlatılmaktadır.

Bu cümlelerden sonra gazetenin “Milli Selamet Partili gençler tarafından şeriatı savunan haftalık gazete çıkarılmaya başlanmıştır. İlk sayısı dün piyasaya verilen gazetede baştan sona şeriat özlemi dile getirilmektedir. İhsan Aslan’ın sahibi, Yılmaz Yalçıner’in sorumlu müdürü gözüktüğü şeriat gazetesinde ‘Efendiler!... Hâkimiyet Allah’ındır’ başlıklı ana yazıda şeriat devletinin anayasa taslağı yayınlanmıştır. Gazetenin bazı yazılarında yüzeysel bir anti-emperyalist dış politika görüşü savunulmuşsa da genel değerlendirmede, çağdışı din devleti öngörülmektedir. Sözünü ettiğimiz anti-emperyalist dış politika görüşü İslâm dünyasının ilkel yöneticilerinin ağzını taşımaktadır….” vb. gibi uzun uzun gazeteden alıntılar yaparak nelerle suçlandıklarını açıklamaya çalışılmaktadır. Yazının sonlarında ise Katkı ismini taşıyan bir derginin logosunun altında yer alan ‘Türkiye Komünistlerinin Fikir Dergisi’ ibaresine dikkat çekerek söz konusu derginin sekiz yıldan bu yana yayın hayatını sürdürdüğünü buna karşın “İslâm adına ortaya çıkan bir gazetenin birinci sayısının bile piyasaya çıkmasına tahammülü olmayanlara” karşı demokratik bir duruş sergilemelerini ön görmektedir. Burada basın yayın özgürlüğünden, demokrasiden, devletin veya kurumların herkese eşit olmasından dem vurulmaktadır.

Gazetenin toplatılması ve Yalçıner’in tutuklanmasını İsmet Özel, Yeni Devir gazetesindeki köşesine taşımıştır. Konuşmak sütununda “Sıkıntılı Bir Yazı” başlığı altında Şûrâ gazetesinin “Temiz bir baskıyla, etkili bir sunuşla yayınlanmasından ve dinamik bir yapıya sahip olmasını önemsediğini” belirtmekte ve gazetede yazılanların birçok Müslüman yazarın söylediklerinden, piyasada satılmakta olan birçok kitabın sahifeleri arasında bulunanlardan farklı şeyler olmadığını” ifade etmektedir. Ona göre gazetenin toplatılma ve Yalçıner’in tutuklanma sebebi sadece “Gazete rejimim ruhundan da rejimin garantörü olan herhangi bir gruptan da icazetli değildi. Kendine dayanak olarak yalnızca İslâm savaşçılarını ve Müslüman okuyucuyu seçmiş olmasıdır.”[7]

26 Zilkade 1398/30 Ekim 1978 tarihli 41. sayısının kapağındaki, az rastlanan bir şekilde, (az rastlanan dedim genelde gazete ve dergiler, yayın hayatına başladıklarını bariz bir şekilde duyururlarken tatile sessiz sedasız girerler) “Sizleri bir kere daha Tevhid bayrağını yüksekte tutmaya çağırıyoruz ve neşriyatımızı tatil ediyoruz” duyurusuyla yayın hayatını sona erdirmiştir. Aynı kadro, Şûrâ’nın devamı olarak Tevhid isminde yeni bir gazete çıkarmıştır. Yalçıner aynı konuşmasında “Tevhid’i çıkarttım. Bu gazetede çok radikal görüşler vardı” demektedir.

Sonuç olarak son paragraftan başlara doğru giderek öz bir değerlendirme yapmak gerekirse Yalçıner ve yazar kadrosunun birkaç isim istisna olmak kaydıyla büyük oranda radikal dolayısıyla her iki gazetenin de aynı çizgide olduğunu belirtmek gerekir. Bir yıl bile değil yaklaşık on ay yayınlanabilen, kısa ömürlü diyebileceğimiz gazetedeki haber başlıklarının ve içeriklerin oldukça ateşli, heyecanlı, eylemci, sloganik ve alt yapısının yeterince dolu olmadığını ifade etmek lazımdır. Bununla birlikte gazetenin, zamanı gereği, Türk kültür ve basın-yayın tarihinde yer aldığını söylemek mümkündür, diyerek yazımızı hitama erdirelim.

 

[1] “Talebimiz”, Şûrâ, 25 Muharrem 1398, s. 3.

[2] “Bu Gazete”, Şûrâ, 25 Muharrem 1398, s. 2.

[3] Şeriatçı Gazete Olabilir mi? Şûrâ, S: 2-3.

[4] “Eveet”, Şûrâ, 25 Muharrem 1398, S. 1, s. 6.

[5] “İyi ki O Uçağı Kaçırmamışız”, Yeni Şafak, 11 Aralık 2011.

[6] “Hicri 1400”, Şûrâ, 25 Muharrem 1398, s. 16.

[7] Yeni Devir gazetesindeki bahsi geçen yazı aynıyla gazetede verilmiştir: Bkz. İsmet Özel, “Sıkıntılı Bir Yazı Şûrâ, 12 Ocak 1978, S. 2, s. 5.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Tahir Ceylan
Tahir Ceylan - 3 ay Önce

Hocam yazı yine enfes, tebrik ederim...

Adem Efe
Adem Efe @Tahir Ceylan - 3 ay Önce

Teşekkür ediyorum Tahir Ceylan hocam.

Adem Efe
Adem Efe - 3 ay Önce

Tesekkur ediyorum Ceylan hocam.