Zorunlu Osmanlıca dersi çok iyi olacak!

Bu sene eğitim öğretim dönemi nasıl geçti? Öğretmenler kimleri okuttu çocuklara? Eğitim sistemindeki çeşitli yenilikleri nasıl buldular? Öğretmenlere sorduk..

Zorunlu Osmanlıca dersi çok iyi olacak!

 

2012-2013 eğitim öğretim sezonu geçtiğimiz Cuma günü nihayete erdi. Her ne kadar öğretmenlerimiz iki haftalık seminer dönemine girdilerse de öğrenciler için tatil başladı. Kimi öğrenciler yaz Kur’an kurslarına gidiyorlar, kimileri çeşitli kurumların düzenledikleri yaz okullarına, kamplarına başladılar. Peki, bu sene eğitim öğretim dönemi nasıl geçti? Bunu öğretmenlerimize soralım dedik ve onların şu soruları cevaplamalarını rica ettik:

1. Bu eğitim-öğretim yılı sizce nasıl geçti?

2. Derslerin içeriklerinden memnun musunuz? Bu minvalde, gelecek dönemden itibaren mesela Osmanlıca'nın liselerde zorunlu ders olarak okutulacak olmasını nasıl buluyorsunuz?

3. Bu yıl öğrencilerinize kaç kitap okuttunuz? Birkaç örnek verebilir misiniz?

4. Bu yıl mesleki  gelişim için belli programlara katıldınız mı?

5. Öğrencilerinizle kültürel aktivitelere (sinema, tiyatro, sergi, konferans, kitap fuarı v.s) katıldınız mı ya da onları kültürel aktivitelere yönlendirdiniz mi?

6. Geçtiğimiz yıl eğitim dünyasında sizi en çok etkileyen olay nedir?

7. Bu yaz tatilinde neler yapmayı düşünüyorsunuz? Öğrencilere neler tavsiye ettiniz/edersiniz?

Mustafa Uçurum:


1. Kendi adıma ve öğrencilerim adına söyleyecek olursam, verimli bir yıl geçirdik. Özellikle okuma etkinliklerine daha yoğunlaştığımız bir yıl oldu. Geçen yıllara oranla daha fazla dergi takip ettik bu yıl. Yerinde öğrenmenin faydasına inananlardanım. Bu yüzden, fırsat buldukça küçük gezilerle derslerimizi daha zevkli hale getirmeye çalıştık.

2. Derslerin içeriklerinden hiç memnun değilim. Öğrencileri ezberciliğe boğan bir müfredat programımız var. Derslerde o kadar gereksiz bilgi yüklemesi yapılıyor ki bizler gençleri gönüllerince okuyacakları, yazacakları bir ortama çekmekte zorlanıyoruz. Çünkü karşımızda sınav denen bir duvar var. Bu duvarı aşmaya kendini kaptıran gençleri daha sosyal alanlara çekmek çok da kolay olmuyor.

Osmanlıcanın okutulması olumlu bir adım. Gençlerin geçmişleriyle olan bağını bir nebze olsun kuvvetlendirecektir bu karar. Osmanlıcanın bizim bir parçamız olduğunu görmeleri sağlanacak bu derslerle. Geçmişle aramızda kopan bağları belki de tamire vesile olacak.

3. Öğrencilerin kitap okumaları, benim için en önemli artılardandır. Tuttuğum çetelelerin en başında “kitap okuma listeleri” gelir. Kitap okumak ve okuduğunu sınıfta kısaca anlatmak. Çantalarında her zaman okudukları bir kitabı bulundurmak. Bunlar benim için dersteki birçok konudan daha önemlidir.

Bizim derslerde kitap sayısı için sınırımız her dönemde en az beş kitaptır. Elbette bir yıl boyunca yirmi kitap ve fazlasını okuyan öğrencilerim de yok değil. Okumalarını elimden geldiğince yönlendirmeye çalışmakla birlikte öğrencilerin kendi tercih ettiği kitapları okumalarını da istiyorum. Mustafa Kutlu, İskender Pala, Sait Faik Abasıyanık en çok okunanlar arasında sayılabilir.

4. Katıldığım programlar var. Birçoğuna da gönüllü olarak katıldım. Eğitim-öğretimde etik, eğitimde teknolojiyi kullanmak, okuma kültürü konulu seminerler bu yıl içinde katıldığım programlardan bazıları.

5. Yaşadığım şehir olan Tokat şartlarında imkân oldukça sinema başta olmak üzere tiyatroya ve sergilere katılıyoruz. Ben yönlendirmeden daha çok birlikte bir şeyler yapma taraftarıyım. Bu sebeple, her türlü aktiviteye birlikte katılıyoruz. Konferanslar oldu bu yıl. Özellikle tarih konulu. Bunlara katıldık.

6. 4+4+4 sistemini en etkili adım olarak görüyorum. Elbette olumlu bir adım değil bu. Öğrencilerin küçük yaşta kendileri için dizayn edilmemiş okullarda eğitim-öğretim görmeleri, büyük çocuklarla aynı mekânları paylaşıyor olmaları önemli sorunlar arasındaydı. Ayrıca serbest kıyafete geçilmesi de ileride ortaya çıkacak büyük sorunların başlangıcı olabilecek kararlardandı. Bu hem ahlakî yönden hem de ekonomik yönden bizim toplumumuza uygun bir karar değil. Sorunları yaşadıkça birlikte göreceğiz.

7. Tatilde “gezmek” benim için yapılabilecek en anlamlı  etkinliklerden biridir. Gerek ziyaret amaçlı gerekse şiir etkinlikleri dolayısıyla birçok yere gitme imkânım olacak. Kafamı dinlendirecek doğa gezilerine daha bir ağırlık vereceğim.

Öğrencilere, alanı ne olursa olsun kendilerine faydalı olacak kurslara devam etmelerini tavsiye ettim. Yaz kursları artık bizimki gibi küçük şehirlerde bile yaygınlaştı. Çok çeşitli etkinlikler oluyor. Bunlara katılmalarını istedim. Birçok öğrenciye de bizzat bu konuda rehberlik yaptım. Okumalarını istediğim kitapların listesini verdim. Kendilerine vakit ayırmalarını, ailelerine yardımcı olmalarını istedim.

Ceylan Ergin:


1. Felsefesi değişmeyen sistem bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Bu yıl verilen umut verici ilave dersler bir yanda, “iyi vatandaş” üretme merkezli müfredatlar ve temalar bir yanda. "Okul" hâlâ içimizi kurutmaya devam ediyor. Çünkü genele baktığımızda rıza-yı ilahi gayesi, okuyup adam olma gayesinden önde değil. Umut yok da değil, öyle güzel şeyler oluyor ki bazen, dünyayı kurtaracağımıza inanıyoruz.

2. Özellikle Türkçe dersi içeriklerinde seçilen metinlerin çok yerinde olmadığını söyleyebiliriz. Leandros'la Hero'nun aşkını okuyacağımıza şehit hikâyelerine yer verilebilirdi. Kutsalları nefsanî arzuların şekillendirdiği, başörtümüzün hâlâ gerilik sebebi gösterildiği, ahlâki meziyetlerin dinî temelden bağımsız bina edildiği, milli kültür temalarının ümmetten bihaber -güreş ve davul bağlamında- verildiği düşünülürse hem eğitimci olarak hem de öğrenci olarak bu açıdan memnun olmadık. İmam Hatip okullarının ana dersler bağlamında içeriklerinde hiçbir değişiklik yok. Yine de çeşitli sebeplerden dolayı imam hatipli olamayanların da bazı güzelliklerden ve özgürlüklerden yoksun kalmamasını isterdik.

3. Cahit Zarifoğlu'nun “Gülücük” serisi en önemli kaynağımız, panzehirimiz oldu. Mehmet Nuri Yardım'ın Yıldızlarla Uyumak, Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları kitaplarını daha sınırlı olsa da okuduk. Küçük Prens’siz bir yıl da düşünemezdik tabii.

4. Mesleki gelişimden ziyade insani gelişimimize önem verip tefsir ve hadis derslerine ağırlık verdik.

5. Ekonomik yetersizlikler, etkinlikler yönünden bizi biraz sınırlandırsa da kütüphanelere ziyaretlerimizi ihmal etmedik. İstanbul genelinde yapılan "Yazarlar Okulda" projesiyle çocuklarımız Mehmet Nuri Yardım'ı ilk canlı yazar olarak tanıdı. Yazılarımızın dergilerde çıkmasını da sağladık.

6. Dar anlamda söyleyecek olursak çocuklarımızın kendiliğinden Suriyeli komşularına sağladığı destek, yardım kampanyaları bizi çok mutlu etti.

7. Yaz tatilinde Ürdün ve Filistin'e gidip bir sonraki eğitim öğretim yılında öğrenciler için malzeme toplayacağım. Onlar yaşanmışlıkları seviyor ve bunlardan etkileniyorlar. Bazen, çektiğimiz bir fotoğraf okutulan birçok metinden daha fazla iz bırakabiliyor.

http://www.sonpeygamber.info/’dan yararlanmalarını, genelde Ramazan’da yayına giren Hz. Ömer dizisini izlemeyi, okuduğumuz kitapları tekrar okumalarını ve bol bol yazmalarını tavsiye ettik.

Emrah Ayhan:


1. Oldukça verimli geçti. Öğrencilerimi edebiyat müfredatı ve ders kitabı adı altındaki katliamdan olabildiğince uzak tutarak, onlarla okuma, dinleme, gezme, bunlar üzerinde düşünme, ayrıntılarda keşifler yapma ve bunları ifadelere dökme egzersizleri yaptık. Onların vesilesiyle ben de çok şey öğrendim.

2. İçerikten memnun olmamanın ötesinde okullarda yaşanan tam bir beyin ve yürek katliamı. Mevcut okul sisteminin içine ne girse sıradanlaşıyor, değerini kaybediyor. Buna sistemle birlikte, sisteme adapte olmuş öğretmenler de sebep oluyor. Anlam problemi var. Tek anlam ne yazık ki not. Her şey sınavlar ve not için. Böyle olmama mücadelesini veren bir avuç hoca ve etraflarına toplanan bir grup öğrenci. Biz öğrenciye gerçekte neye ihtiyacı olduğunu belirlemeyi öğretirsek (yani talebe olmalarını sağlarsak) o öğrenci Osmanlıcayı ya da idealist bir yaklaşımla zorunlu olsun diye düşündüğümüz daha pek çok dersi bir yolunu bulup öğrenir.

3. Okumak isteyen, buna ihtiyacı olduğuna inanan/ikna olan okudu. Lise öğretmeni olduğum için özellikle deneme okumalarını öğütledim hep. Rasim Özdenören'i iyi tanırlar. Mesela, Ben ve Hayat ve Ölüm'ü isteyen kimi sınıflarda kitap saatinde sene boyu mütalaa ettik.

4. Mesleki gelişim için hazırlanan programlardan Allah herkesi korusun. 'Gelişim' adı zaten oldum olası sinir bozucu.

5. Elbette bu konuda İstanbul’da olmak avantajını değerlendiriyoruz. Öğrencilere bu etkinlikleri takip etme, dinleme, not alıp üzerinde düşünme birikimleri kazandırmak çok önemli. Okullarda elde edilemeyen pek çok kazanım bu etkinliklerde elde edilebiliyor. Seminerlere, söyleşilere, anma günlerine katılmayan öğrenci sınıfı geçemez. (!)

6. Şu akıllı tahta olayı beni hakikaten çok etkiledi. Bir kere en başta ders kitabından kurtulmak için iyi bir vesileydi. Şiirler, fotoğraflar, çizgiler, karikatürler, videolar, belgeseller, klipler... Hakikaten çok istifade ettik.

7. Bizde tatil kavramı ne yazık ki kelimenin kökü ile de alakalı olarak atalet şeklinde algılanıyor. Tatili kesinlikle kendimizi ıskartaya çıkartmak şeklinde bir duruma sokmamalıyız. Tatillerde geceler gündüzlere karışıyor. Gecemiz gece gibi geçmezse gündüzümüz de gündüz olmaktan çıkar. Diğer taraftan “tatilde ne yapacaksın” sorusuna, “yazlığa gideceğim”, “memlekette olacağım” gibi cevaplar veriyoruz. Sorunun cevabı bu olmasa gerek. Nerede olacağımız değil, ne yapacağımız soruluyor. Önümüzdeki 2-3 ayı ıskalamadan geçirmek istiyorsak hedeflerimizi belirleyerek bu sürece girmeliydik. (Henüz geç değil) Mesela okuyacağımız kitapları, ziyaret edeceğimiz yer ve kişileri belirlemeliyiz. Vesselam.

Mustafa Celep:


MEB bünyesinde kadrolu eğitimci olarak görev almak, onca çalışmama rağmen mümkün olmadı. 6 yıl vekil öğretmenlik yaptım, vekilliğim esnasında öğrencilerime başta doğruluk, gerçek-hakikat sevgisi, dürüstlük, vatan ve millet bilinci, İstiklâl Marşı ve kitap okuma ilgisi vb. birçok milli ve manevi değerlerimizi anlatmaya, körpe dimağlarına mesela tek ve kalıcı değerin mal biriktirme-çokça para kazanma ve zengin olma hırsı yerine doğruluk-bilgiye yönelmeyle tezahür edebilecek hakikat sevgisi olduğunu kavratmaya, yerleştirmeye çalıştım.

Görev yaptığım Pamukova Şeyhvarmaz İlköğretim Okulu’nda 1. 2. ve 3. sınıf öğrencilerine kitap okuma davranışını hakkıyla ve kalıcı bir biçimde yerleştirdiğimi düşünüyorum. Hepsi de cennet kokusu taşıyan, günahsız ‘gül çocuk’lar olarak anlam dünyamda yer ettiler.

Bu çocuklar başta Ömer Seyfettin’in hikâyeleri olmak üzere, Cahit Zarifoğlu ve Mustafa Özçelik’in çocuklar için ama elbette yetişkinlerin de okuyabileceği hikâye kitaplarını okudular, kendi zihin dünyalarına misafir ettiler. Mesela Zarifoğlu’nun bir fotoğrafını sınıfa getirdiğimde bu şairin artık ömür boyu unutamayacakları ‘Şair Amca’ları olduğunu iyice kanıksadılar. Bu şair amcayı hiçbir zaman unutmamaları gerektiğini sürekli telkin ettim, defalarca kitaplarını okudular.

Geçen gün validem ilçe otobüsünde bu öğrencilerle karşılaştığında, elinde bir poşet kitap olan bir öğrencimin, ‘Mustafa öğretmen bize kitap okuma sevgisi kazandırdı, bunların hepsini okuyacağım’ yollu sözlerine tanık olmuş. 3 yıl geçti aradan ama hâlâ dünyalarında ‘kitap’ var. Ve ilelebet olacak.

6 yıllık vekil öğretmenliğim süresince ilköğretim ve lise öğrencilerinin de derslerine girdim. Onlar da mesela Safahat’ın ve İstiklal Marşı metninin öneminin sahicilikle farkına vardılar. Telkinlerim hep vatan ve millet sevgisi doğrultusunda oldu. Düştüysek çünkü fert ve millet olarak, İstiklal Marşı metni ve ruhu sayesinde ayağa kalkacaktık. Bunun öneminin iyice anlamına vardılar.

Bu esnada kendi şiir kitaplarımdan da haberdar oldular. İlk kitabımı sorduğumda elbette ezbere biliyorlardı: Ateş Bandosu. İkincisinde biraz karışıklık oldu. 2. kitabımın ismini ilk aşamada “Barbarlar Sofrası” olarak belirlemiştim, bunun bilgisine sahiptiler. İlçe içinde karşılaşmalarımızda ‘Barbarlar Sofrası’ çıktı mı Hocam, sorularına karşılık ‘2. kitabımın ismini İnsanı Aşan Kan olarak belirledim ve çıkalı epey oldu’ vb. diyologlara da tanık oldum.

Velhasılı kelam Pamukova ilçe ve köylerinde yaşayan bu öğrenciler, 6 yıllık bir zaman zarfında ‘farklı bir dünya’ ile karşılaştılar.

Merhum babamın çocukluğumda Türkiye Çocuk ve Diyanet Çocuk alarak ve Abdussamet’in Kur’an kasetlerini dinleterek şekillendirmeye çalıştığı, bugün de farklı kitap ve dergilerle zenginleşen bu ‘başka’ dünyayı, yeni görevimde (bugün itibariyle müezzin-kayyım adayıyım, ‘Şu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli’ mısraının muhafızı olarak) tüm benliğim, azmim ve gayretimle genişleterek sürdüreceğim.

Benim gözümde tek değer, malca birikim yapmak değil, Hakikat’e icap ettiği şekliyle layık olmaktır. Ve kaderce en güzel buluşma ‘İstiklâl Marşı’ metninde ve ruhunda buluşmaktır. Onlar bu gerçeği kavradılar. Bundan mesut ve bahtiyarım. İstiklâl Marşı’nda buluşalım.

 

Harun Doyran sordu

Güncelleme Tarihi: 22 Haziran 2013, 15:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13