Zekeriya Kökrek: İnsan, Birinci Sınıf Kafa ile Muhatap Olunca Gıpta Ediyor

‘’Nedendir bilmem insanı anlatan her kitapta kendimden bir şeyler bulurum. Kitapta karşılaştığım tasvirler, tarifler, tahliller, tenkitler ve teklifler karşısında eserin tesiriyle kendiliğinden uyanan hayranlık ve gıpta hisleri yaşadığım olur.’’ Dünyabizim Kitap Söyleşileri’nde bugün Zekeriya Kökrek’i ağırlıyoruz.

Zekeriya Kökrek: İnsan, Birinci Sınıf Kafa ile Muhatap Olunca Gıpta Ediyor

Bugün Dünyabizim Kitap Söyleşileri'nde misafirimiz Dr. Zekeriya Kökrek. Şu an İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde akademik vazifesini sürdüren Zekeriya Kökrek, uzmanlık eğitimi sırasında ülkemizin kıymetli nöropsikiyatri hocalarından Prof. Dr. Ayhan Songar ve Prof. Dr. Nedim Zembilci ile çalıştı. Yurtiçi ve yurtdışında yayınlanmış makaleleri, kongrelerde sunulmuş tebliğleri bulunan Kökrek, ayrıca Türkiye Psikiyatri Derneği’nin de kurucu üyelerinden.

Kültür, uygarlık ve bilim tarihi konularıyla yakından ilgilenen Zekeriya Kökrek’in mesleki ilgi alanları ise şöyle: klinik psikiyatri, adli psikiyatri, epilepsi, sosyal psikoloji, sibernetik.

Şu an başucu kitaplarınız hangileri? Döne döne okuduğunuz kitaplar var mı? Tabii niçin bunlar?

Her zaman birden fazla kitap vardır başucumda. Ama hangilerini döne döne okuduğum sorusuna gelince, önce döne döne okumaktan ne anlamamız lâzım? Tabii ki siz tekraren okumayı kastediyorsunuz ama aklıma derinleşerek okumak geliyor. Bazı kitaplar, bazı temel kitaplar demeli belki, sair zamanlarda sair anlamlar kazanır. Herkesin hayatında böyle kitaplar vardır. Temel metinler bakımından benim için İmam-ı Gazali’nin El-Münkız Mine'd-Dalal eseri, Yunus Emre’nin Divan’ı böyle eserlerdendir. Bu eserler benim fikir dünyamın temeli ve zirvesidir.

Daha yakın dönem eseri ve taşıyıcı metin olarak Necip Fazıl Kısakürek’in Çile’sini dehanın edebî ifadesi; S. Ahmet Arvasi Bey’in Kendini Arayan İnsan, İnsan ve İnsan Ötesi ve Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz eserlerini fikrî ifadesi olarak zikretmem gerekir. Zira rahmetli hoca çok çeşitli disiplinlerden istifade ederek kendi üslubunun imbiğinden geçirdiği bu üç eseri öyle derinlikli yazmıştır ki, her okuyuşta bir şeyler keşfetmek mümkündür. Siz derinleştikçe eserler de derinleşir… Kendini Arayan İnsan kitabı yeni bir disiplin teklifidir. “insan bilgisi bilimi” diye yeni bir disiplini teklif eder, ama hoca bu isim çok iddialı geldiği için Kendini Arayan İnsan ismini vermeyi tercih etmiştir.

Elimin altında veya başucumda bulunan kitaplardan bahsetmem gerekirse, George Ritzer’in Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek, Neil Postman’ın Teknopoli, Will ve Ariel Durant’ın Tarihten Alınacak Dersler ve Ernst Mach’ın Bilgi ve Hata kitapları döne döne okuduğum kitaplardandır. Doğan Özlem, İhsan Fazlıoğlu ve Şahin Uçar’ın kitaplarını daima elimin altında tutuyorum, tekrar tekrar okuma ihtiyacı hissediyorum.

Çalışırken, yolculuk yaparken veya okurken ne tür müzikler dinlersiniz?

Müziğe özel bir alakam olduğunu söyleyemem. Ama denk geldikçe Türkü dinlerim.

Nasıl okumayı severseniz? Sizin için ideal bir okuma biçimi ve ortamı var mı?

Hiç öyle bir lüksüm olmadı. Okumak benim için artık olağanlaşmış bir davranış haline geldi diyebilirim. Kitapta bir şey yakaladım mı, bir ışık gördüm mü oturur okurum kitabı. Nereden okuduğum, nerede okuduğum bir önem taşımıyor. Hayat şartları imkân verdikçe okuyorum. Tek celsede tamamlarım genelde kitapları. Bazı kitaplar ilgimi çeker, istekle okumaya başlarım ama hakkıyla nüfuz edemediğimi hissettiğimde okumayı bırakırım. Bir şeylerin eksik olduğunu anladığımda okumayı ertelerim; böyle kitapları vakti gelince okurum. Bazı kitapların okunma vakti için uygun ruh halinde olmak gerekiyor.

Arayıp da ulaşamadığınız veya çok zor bulduğunuz kitaplar var mı?

Eskiden olmuştur. Kitapların dipnotlarında atıf yapılan eserleri okumaya çalışırdım eskiden, temel eserlere ulaşmak için… Şimdi imkânlar kitapları bulmaya daha elverişli. Elektronik nüshalara ulaşmak da oldukça kolay hâle geldi.

Okurken “bunu ben yazmalıydım” ya da “tam da beni anlatıyor” dediğiniz kitaplar oldu mu?

Beni anlatıyor diye okuduğum kitap olmadı. Nedendir bilmem insanı anlatan her kitapta kendimden bir şeyler bulurum. Kitapta karşılaştığım tasvirler, tarifler, tahliller, tenkitler ve teklifler karşısında eserin tesiriyle kendiliğinden uyanan hayranlık ve gıpta hisleri yaşadığım olur. Fikir eserlerinde kavramlaştırmalar böyle hisler yaşatır bana. İlmi eserlerde yöntem beni büyüler. İnsan, birinci sınıf kafa ile muhatap olunca, gıpta ediyor, imreniyor. Stefan Zweig’ın biyografilerinde bu hissi çokça yaşarım. Spinoza’nın Etika’sını okuduğumda bu hissi çok net yaşadım. Ernest Mach’ın Bilgi ve Hata’sı için de benzer şeyler söyleyebilirim. Doğrusu, “Bunu ben yazmalıydım” diyebileceğim bir duygu yaşamadım. “Ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım” der Bedri Rahmi Eyüpoğu… Şimdilik hakkıyla okumak bana yetiyor galiba...

Filmi yapılsaydı mutlaka izlerdim dediğiniz roman, hikâye, tarihi olay ve şahsiyet var mı?

Yakın zamanda kaybettiğimiz Mehmed Niyazi Ağabey’in romanlarını zikredebilirim. Çanakkale Mahşeri, Yemen Ah Yemen, Dahiler ve Deliler… Özellikle Osmanlı’nın dağılma ve Cumhuriyet’in kurulma dönemine ışık tutan tarihi filmler çekilse izlerdim. Mesela Kuvvacı cemiyetler de burada sayılabilir. Mim Mim Cemiyeti, Karakol Cemiyeti, Hamza Grubu hakkında nice filmler çıkar.

Yine aklıma geldi Mehmed Niyazi Bey, Zenci Musa’nın İngiliz General Harrington’la harpten sonra karşılaştıkları bir sahneyi nakleder. Zenci Musa sırtında hamal küfesi ile Karaköy’dedir yanlış hatırlamıyorsam, General Harrington, savaşta büyük kahramanlıklar göstermiş bu askeri o halde görünce yaverini gönderir ve kendi yanında çalışmasını teklif eder. Zenci Musa teklifi reddeder ve “daha sizinle görülecek hesabımız var” der. Bu sahneden müstakil romanlar, filmler çıkar. Yine bir İngiliz gazetecinin cihan harbinden sonra sırtına giyecek urba bulunamayan çocuklara “Gazanfer, Muzaffer, Mücahit” isimlerinin verildiğini duyunca hatıralarına “Savaşı kaybetmiş ve en kötü zamanında çocuklarına bu isimleri veren bu milleti yenemezsiniz” yazdığını nakleder bunun da filmi çekilmelidir.

Bununla birlikte rahmetli Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Kilit, Kapı, Konak, Çatı diye devam eden roman serisinin de filmleri belki dizileri çekilse isabetli olur. Selçuklu’nun kuruluşundan alınan süreç tarihi bir bütünlük içinde nakledilse güzel olur. Bu günlerde Selçuklu vurgusu çok yapılıyor ama nedir Selçuklu? Bunun etrafında da düşünmeye vesile olacaktır.

Tabii ki bunlar romandır ve sinemaya nakledilmesinden bahsediyoruz. Ancak, bunlar vesilesi ile bir nesle ruh üflenebilir. Popülizmden daha uzak ve uzun bir emeğin ürünü olan bu eserlerden ilhamla sinemaya bir aktarım daha yerinde olacaktır diye düşünüyorum.

Ailece okuduğunuz veya bilhassa çocuklarınıza okuttuğunuz kitapları soralım bir de?

Doğrudan şu kitabı okuyun diye asla tavsiyede bulunmam. İhtiyaç hissettikleri konuda talep ederlerse, kitap isimleri söylerim. Evde herkes kendi seçtiği kitabı okur. Bunun bir istisnası olarak, Emine Işınsu’nun Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri eserini zikredebilirim.

Aile sohbetlerinde kitapların isimleri geçer, konularından veya özelliklerinden bahsedilir; eğer ilgilerini çekerse okurlar. Evde okuduğum kitaplardan çocuklar da okudu diye tahmin ediyorum. Bazen çocukların okuduğu, etkilendiği, sitayişle bahsettiği kitapları okuduğum oldu. Ahmet Yüksel Özemre’nin Gel de Çık İşin İçinden kitabını böyle okudum.

Genellikle tatil nazarıyla bakılan yaz ayları başladı, siz nasıl dinlenmeyi tercih edersiniz?

Sohbetin içeriğinin yönlendirmesiyle zannediyorum kitap okuyup okumayacağımı kastederek soruyorsunuz. O da olacak tabii ancak esasen ailem ve dostlarımla dinlenmeyi tercih ederim.

Kitaplarınızı nereden temin edersiniz?

Şahsi kütüphanem artık kendimin de kitap temin edebileceği kadar oldu zannediyorum. Ama yeni çıkan yayınları internet üzerinden sipariş ettiğim de oluyor, kitapçıda görüp aldığım da.

 

Röportaj: Munise Şimşek

Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2018, 11:35
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER