Zarifoğlu, Yaşar Kaplan vesile

Hicabi Kırlangıç'a yazmaya nasıl ve nerede başladığını sorduk.

Zarifoğlu, Yaşar Kaplan vesile

Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç, 1966 Amasya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Amasya'da tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Fars Dili ve Edebiyatı alanında lisans (1987), yüksek lisans (1989) ve doktora derecesi (1996) alıp 2001 yılında bu alanda doçentlik unvanı aldı. 1988 yılında araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladığı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görevini sürdürmekte, iki yıl önce profesör oldu. Fars dili ve edebiyatı, özellikle de İran şiiri üzerine çalışmalar yapmaktadır. Kırlangıç, Mevlânâ ve eserleri üzerine bilimsel çalışmalar yapmak üzere kurulan Mevlânâ Araştırmaları Derneği’nin kurucuları arasında yer almış olup Mevlânâ Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi. Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanlığı yaptı.

Hicabi Kırlangıç hakkında 1993 yılında şöyle demişim “Velhasıl demem o ki, ben Ankara’dayken Hicabi Kırlangıç yeni doğmuş Amasyalı bir bebektir.” İlkin Mavera dergisi ”okuyucularla” köşesinde ismini gördüğüm şairle nice yıllar sonra tanıştık. Mavera’dan, Aylık Dergi’den, Düşçınarı’ndan, Yedi İklim’den gelen bir tanışıklık. 

 

Hicabi KırlangıçŞiir ile başladım

İlkin şiir yazarak başladığımı hatırlıyorum. İlkokul üçüncü sınıftayken artık defter sayfalarından yaptığım bir küçük şiir defterimi sınıfa götürüp öğretmene gösterdiğimi hatırlıyorum. Dokuz on yaşlarında olmalıyım..Daha sonra da kendi imalatım olan bu tür defterlerim hep olmuştur ilk ve orta öğrenim hayatım boyunca. Şimdiyse bunların hiçbiri ortada yok. Çocukken okuldan arta kalan zamanımın çoğunu inek otlatmakla geçirirdim. Şehrin kenarında, Alptekin Bağları denilen mahalde yaşardık. Ne şehir ne köy yani... Önümüz bağ, arkamız dağ. Bağın sonunda Yeşilırmak, dağın önünde demiryolu… Bence şairane unsurlardı bunlar. İnek otlatmak için demiryolunu geçip dağa açıldığımda yanımda kitap ve defter olurdu mutlaka. Şiir yazmaya aslında benden birkaç yaş büyük olan Hüseyin ağabeyimden görerek başlamıştım. O, ağaç dikme bayramında şiiriyle birincilik de almıştı. Kafiyeleri önceden hazırlardık ağabeyimle ve her gün üç dört şiir yazıp bitirmeyi hedeflerdik. Şiiri çok severdik, ama önceleri okulda okuduklarımız dışında şiir okumuşluğumuz, duymuşluğumuz yoktu. Bir süre sonra, yani ben ortaokula yeni başlamışken, üniversitede okuyan amcamın oğlu Ahmet Kırlangıç (sonradan eniştem oldu), bize şiir kitapları getirmeye başladı da böylece biraz birikimimiz oldu.  

 

Derme çatma denemeler

Bir süre sonra da okuduğumuz fikrî ve dinî kitaplar sayesinde düzyazıya merak sardık ağabeyimle. Biz de yazmalıyız, diye harekete geçtik hemen ve kısa yazılar yazmaya başladık. Derme çatma yazılardı bunlar ve sonu gelmedi. 

Hicabi Kırlangıçİlkokulda yazdığım bir manzumenin iki dizesini hatırlıyorum:

“Kimisi sağcıdır kimisi solcu

Kimisi bunlardan Allah’a yolcu” 

 

Orta birinci sınıfta kitap yayınlatacaktım

Bir de hatırladığım  şu var. Afgan kurtuluş savaşı sırasında Afganistan konulu çok sayıda şiir yazdık ağabeyimle ve bu şiirleri kitaplaştırmaya karar verdik. Bildiğimiz bir iki yayınevi ismi vardı. Bunlardan biri de Nur Yayınlarıydı. Bu şiirleri Nur Yayınlarına gönderecektik. Bu arada Şura, Tevhit ve Sebil dergileri de çıkıyordu ve o dergileri satan ağabeyler MTTB’de bulunuyorlardı. MTTB’ye uğrayıp bu kitap yayımlatma işini onlardan birine açtım. O zaman orta bire gidiyordum. Orada bulunan bir ağabey bu fikrimize gülümsedi ve bunun iyi bir fikir olmadığını söyledi. Şiirinizin olgunlaşması lazım, dedi. Bize hemen bir dergi hediye etti. Edebiyat alanında ilk tanıştığım dergiydi bu: Mavera. Kitap işinden vazgeçtik. Hemen dergiye abone olduk. Abone parasını ablamdan almıştık ve ablama ilk maaşımla bu borcu ödeyeceğimi söylemiştim. O yaşta, maaş alacak yaşımın gelmesine daha çok var nasıl olsa diye düşünmüştüm. Hâla ödemedim!

Hicabi Kırlangıç

Mavera ve Aylık Dergi günleri

Böylece diyebilirim ki ciddi anlamda yazma denemelerime 13 yaşımda Mavera’yı tanıdıktan sonra başladım. Bu arada Mavera’da reklâmını gördüğüm Aylık Dergi’ye çevirdik rotayı ve Mavera’ya aboneliğimizi bir iki dönemden fazla sürdürmedik o zaman. Çünkü Aylık Dergi bizim çalışmalarımıza mektup yazarak cevap veriyordu. Bu bize cazip gelmişti. 

İlk manzumem Mavera’da merhum Cahit Zarifoğlu’nun hazırladığı “Seçtiklerimiz” bölümünde çıkan “Gönül”dü. Daha sonra 1982’de Aylık Dergi’de Yaşar Kaplan tarafından redakte edilmiş küçük şiirlerim çıktı. Böylece başlamış oldum. 
 

Hicabi Kırlangıçİlkokul üçte defterim olduğunu hatırladığıma göre dokuz on yaşlarında olmalıyım. İlk manzumem yayımlandığında on dört yayımdaydım. 
İlk başlarda bir teşvikten söz edemem. Ancak yukarda andığım amcaoğlumun teşvik sayılacak katkıları var.  

 

İlk Yunus’u okudum

İlk okuduğum kitap Yunus Emre Divanı. Hangi basımdı bilmiyorum. İlk şiir hangisiydi bilmiyorum. Düzyazı olarak Şule Yüksel Şenler’in küçük hacimde bir kitabını okuduğumu hatırlıyorum. İlkokulda bir ara çok politize olmuştum. Millî Gazete alayım derken Milliyet almışım yanlışlıkla. Daha sonra Cuma namazı çıkışında satılan haftalık Şura, Tevhit ve Sebil gazetelerini (dergi mi demeliydim?) kıyısından köşesinden okuyormuş gibi yapıyordum. Yaşıma uygun değilmiş ama ben kendi yetişkin kabul ediyordum o zaman. Mavera dergisi ise ilk okuduğum edebiyat dergisidir. 

İlk şiirim Mavera'da okuyucuların gönderdikleri ürünler arasında yapılan seçmelerin yayımlandığı bölüm olan "Seçtiklerimiz" bölümünde yayımlandı (Mavera, Yıl: 4, sayı: 41, Nisan 1980, s. 38). Bu şiir yayımlandığında kendimi çok farklı hissettim. Şiirimin bulunduğu sayfayı belki yüz kez açıp adımı okumuşumdur. Büyük bir iş başarmış duygusu vardı bende. Oysa aslında bu edebî bir ürün sayılmazdı; Yunus Emre'yi takliden yazılmış, biraz şiir cevheri olan bir manzumeydi.

 

Hicabi KırlangıçAsıl şiir dediklerim Aylık Dergi’de

Asıl şiir kabul edebileceğim ilk ürünlerim Aylık Dergi'de yayımlandı. 1982 yılında Aylık Dergi'de yayımlandı ilk ciddi şiirim (Yıl: 4, Sayı: 39, Şubat 1982). Elbette Yaşar Kaplan'ın, fazlalıkları atarak redakte ettiği şekliyle. Şiirin adı "Güllerin Adını Bir Sen Bilirsin" di. Sadece iki dizeden oluşuyordu. Şiirin yayımlanması benim için sürpriz olmuştu. Şiirin adı da değişmişti. Benim şiire koyduğum adı hatırlamıyorum. Yine de benim için güzel bir duyguydu. Ayrıca bu şiir, derginin ilk sayfasında çıkmıştı. O da beni gururlandırıyordu. 

Beni yazmaya iten neydi bilmiyorum. Bir şiir okuduğumda ben de yazmalıyım, diyordum. Bir yazı  okuduğumda ben de fikir yazısı yazmaya kalkıyordum. Hatta Tommiks, Teksas okurken ben de bu tür kitaplar hazırlamalıyım diye düşündüm ve bir deftere hamasi konuları anlatan çizgiler çizmeye çalıştım. Ama resim becerim pek yoktu. Bu yüzden bu alanda ısrar etmedim. Daha sonra Mavera’da Cahit Zarifoğlu’nun yönlendirmelerinin bana çok katkısı oldu. Yine de henüz çocuktum ve olayı tam algılayamıyordum. Çevremden de pek katkı olmuyordu. Mavera’ya hem şiir hem öykü göndermiştim. Öykü yazmak da istiyordum. Fakat şiirim yayımlanınca öyküyü biraz ikinci plana iter gibi oldum. Aylık Dergi’ye yöneldikten sonra Yaşar Kaplan, şiir yeteneğimin olduğunu, ama öyküde aynı şeyi söyleyemeyeceğini belirterek benim şiirde karar kılmama vesile oldu. Ağabeyime de tersini yaptı. Şiiri bırakıp öyküye yönelmesini istedi ondan. Böylece şiir işine daha bilinçli olarak devam etmeye başladım. Artık şiir okuyordum. Yaşım da bazı şeyleri anlayabilmem için elverişliydi. Lise’ye başlamıştım artık. 

Yukarıda hep çocukluğumu anlattım aslında. Çocukluğum, bir bakıma özellikle okuma yazma imkânları açısından mahrumiyet içinde geçti. Modern bir dönemde yaşıyor olmama ve bir bakıma şehirde yaşamama rağmen birçok imkândan mahrumduk. Evimiz şehrin bir buçuk km. dışında bir bağ eviydi. Elektrik yoktu. Liseyi bitirdiğimde hâlâ gelmemişti elektrik. Ulaşım araçları yoktu. Hep yürürdük. Şehirdeki etkinliklerden pek az haberimiz olurdu. Olsa bile pek gidemezdik. Çünkü yol uzaktı. Dönüş geceye kalmamalıydı vs. Yazın yaylaya giderdik. Büyük ailede yaşardık biz ve aile aynı zamanda koyunculuk yapardı. O yüzden yaylaya gitmek gerekirdi. Yayla zamanları bizim için çok güzel zamanlardı aynı zamanda. Büyük aileden uzaklaşmış olurduk. Anne-babamla daha çok vakit geçirme imkânı bulurdum yaylada. Başka zamanlarda bu imkân kısıtlıydı. Ama bu görünürdeki imkânsızlıklar bizim için başka besin kaynakları anlamına da geliyordu. Şimdi dönüp baktığımda bunu düşünüyorum. 

 

Lisede öğretmenlerle arkadaştım

Çok karmaşık bir duygu bu...  Bizim bir şeyler yazmamızın pek bir karşılığı yoktu galiba. Hatta kimseye belli etmemeye çalıştığımı, hatta liseye giderken bile, yüzümün kızardığını hatırlıyorum. Ama sonunda dergide şiirler yayınlıyor olmam beni ayrı bir kültür kesimiyle tanıştırdı. Lisede bazı öğretmenlerle arkadaş gibi olmaya başladım. Bu öğretmenler, genellikle kendi okulum dışındaki öğretmenlerdi. Bu arada bana ve ağabeyime daktilosunu ödünç veren İmam Hatip Lisesi öğretmeni Arif Tokmak öğretmene minnet duygum hâlâ canlı. Kendisi Yaşar Kaplan’ın liseden sınıf arkadaşıydı. 

Henüz tereddütlüyüm yazar mıyım, değil miyim? Artık oldum, diyeceğim zamanı bekleyeceksek, bu söyleşi gerçekleşmeyebilir!

Vesselam.

 

Nurettin Durman bir merakla Hicabi Kırlangıç’ın yazma halini öğrenmek istedi

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2009, 11:05
banner12
YORUM EKLE

banner19