Yusuf rüyası görmekteyim

Zeki Bulduk ile delileri anlattığı Müstesna Deliler adlı kitabını konuştuk.

Yusuf rüyası görmekteyim

Sanırım herkesin hayatının bir döneminde deliler yer etmiştir. Mahallesinde, yanında yöresinde oturup kalkan, tuhaf ama kendince anlamlı seslerle iletişim sağlayan, bazen söyledikleri bir sözle ya da eyledikleri bir halle bizi hayretten hayrete sevk eden bu Allah’ın garipleri… Zeki Bulduk bir yılı yakın bir zamandır Dünya Bizim’de onları yazıyor, onları anlatıyordu. Bu müstesna güzeller nihayet iki kapak arasında girdi: Müstesna Deliler Albümü. Kitabını fırsat bilerek bu ilginç mi ilginç insanları, güzelleri konuşalım dedik.

Öncelikle şöyle başlayayım müsaadeniz olursa: Âlemde akıllı mı kalmadı  da deliler ile ilgili yazılar yazdınız peşi sıra? Nedir sizi biz akıllıların (!) saltanatından uzaklaştırıp delilerin sefilliğine ram eden? 

Âlemde sefil olan yok; aklını baş tacı edip gönül gözünü kapatandan gayrı. Bunu dedikten sonra söyleyeyim neden “deliler”? Efendim, aklın insanı nerelere götürdüğüne âlem şahit. Aklını yele verenlerin ise insanı gayya kuyusuna değil de ya cennete ya da insanın özüne geri götürdüğü malum… Zira, insanoğlunun durup dinlenmeye, düşünmeye, yaptıklarını şöyle bir gözden geçirmeye ihtiyacı var. Bu sebepten olsa gerek Amak-ı Hayal’deki deliler bir ay bekletirler aklı evvel olanları başlarında da ondan sonra söylerler bildikleri sırrı. Sanırım, akıllıların unuttuğu, meczupların hiç unutamadığı o kadim sırrı öğrenmek için onların peşine düştüm. 

Delilik ile meczupluk ne ola ki? Farkı var mıdır? 

Bana kalırsa deli için de meczup için de “makbul âdem” derim. Lakin literatürde, deli, aklını kaybetmiş olan, meczup ise, aklına değer vermeyip, aklını bir kenara bırakıp “hakkın cezbesi ile meczup olmuş” olandır. 

Zeki Bulduk, Müstesna Deliler AlbümüDelilik için ilginç benzetmeler yapıyorsunuz. Çok yerinde, çok isabetli teşbihler… Şehrin hafızası, insanlığın vicdanı, merhamet burcunun misafiri, vicdan ışıkları gibi teşbihler ile anlatıyorsunuz onları. Bir deli bizatihi deli değildir de nedir? Niçin şehrin hafızası, vicdan ışığı? 

Aslında bir delilik var bu tanımlarda ama ben bu tanımları yapar iken deliler tam da yanı başımda idiler. Yani, onlardan mülhem doğdu tanımlar da. Dünya ile baş başa kalınca daha merhametsiz kelimeler, daha soğuk bir dil oluyor insanın ağzında. Deli, sadece “deli” olmakla birlikte; bizatihi insanlığımızın kayıp vicdanıdır. Elimizi uzatsak değecek kadar yakınımızda duran bir vicdan… Bu yüzden vicdansız bir dünyada iyi ki deliler var. Tıpkı trafik ışıkları gibi yanıp sönüyorlar tam da karşımızda, bizler vicdanı dürüp büküp tarih rafa kaldırdığımızda. 

Memleketiniz Kırşehir’in güzel insanlarını anlatmışsınız kitabın büyük bir yekûnunda. Kemul, Çöllo, Çete, Deli Döne…  Şimdiler şehrin sokaklarından çekildi bu insanlar diyorsunuz. Delilerin boş bıraktığı yeri kimler aldı?

Kâinatta boşluk yoktur. Elbet dolduran çıkmakta… Allah bizden ümidini kesmiyor. Onun kadim yasası böyle. Bu yasa gereği olsa gerek, mutlak surette meczuplar peydah oluyor “acaip zamanlarda”. Her ne kadar simsarlar, tacirler, politik ve dini meczuplar hayatı topyekûn istila etmeye çalışsalar da masum bir delinin ya da bir sözü dünyalara bedel meczubun yerini yine de dolduramıyorlar. 

Bir şehir, bir mahalle delisizse artık korkmalı  mıyız? 

Evet, o şehirden, o mahallelerden intikam alma vakti gelmiş demektir. İnsanlığımızı “deli bağlar gibi” bağlayan insanların istila ettiği şehirlerde yüzü suyu hürmetine yaşayacağımız “Allahın Garipleri” hayattan tard ediliyor ya da bir şekilde zulme uğruyor, insan içerisine çıkarılmıyorsa, o belde aslında bir tür kıyametini yaşıyordur. Hem ne denilmiştir: Deliler, Allah’ın casuslarıdır. Ahir zaman peygamberi efendim Muhammed Mustafa’dan sonra vahiy gelmeyeceğine göre; Allahın casuslarına hürmette kusur edersek vay halimize! 

Kitaptaki delileri iki bölüme ayırmışsınız: Yüzler, Resimler adlı iki başlığa toplamışsınız. Mesela Muhammed Ali, Hilmi Oflaz ve Aleksi Zorba [ya da İlhami Çiçek ]gibi insanların yanına Deli Döne, Kemul gibi güzeller gelmiş. Onları bir çizgide tutan şey nedir?  

Tek ortak paydaları var: Delice bir iş yapmaları. Hani, ‘ben de deliyim’, diyen insanlar var ya… Hiçbir meczup ya da deli “ben de deliyim” demez. Ancak ikiyüzlü ve kimliğini oturtamamış insanlar bu yalanın ardına sığınır ve delilerin günahını alırlar. 

Zeki BuldukKitapta aslında üç bölüm olacaktı. Deliler, meczuplar ve delice eylem yapanlar. Mesela Hilmi Oflaz, aklı  iyi bilir, aklı yüzümüze vurur. Aklın zarını yırtar ve meczubi sözler, Allaha casusluk eden sözler dile getirir. Çıta, Allahın garibi’dir; elinden, dilinden zarar gelmez. Masumdur. Ömer Muhtar ise yetmişine merdiven dayamış, cami dibinde karınca saymak yerine gidip İtalyanlara karşı cihat etmiştir. Hatta, arkadaşlarından: “Yaşın ne başın ne. Otur oturduğun yerde!” diyen dahi olmuştur. Bu sebepten, masumlar, meczuplar ve akıl almaz delilik yapan akıllılar ortaklaşa şunu söylüyorlar: Yalandır yaşadığınız yalan! 

Kitapta en uzun anlatılan müstesna güzel Atilla abi… Onun hikâyesini bu kadar önemli kılan nedir, bahsedebilir misiniz kısaca? 

Atilla abi… Evet, O “cezbeyi Hakk ile meczup olmuş bir zaat”. Delilik var, velilik var, akıl var lakin işe yaramazlığı bilinen bir akıl. Kitabı kabz eden bir hikâyesi var. Bir de, O’nun hikâyesinin başı da sonu da biliniyor. Diğer anlatılan kişilerde rivayetler çok fazla. Kimi yerleri anlatamadım. Zira “casusu” ele veririm diye de korktum. Atilla Abi’yi dillendiren Mürsel Sönmez’dir. Onun anlattığı bir mesele göre: Bir adam Allah’a der ki: Rabbim, senin merhametini öyle bir anlatırım ki sana ibadet edecek kul bulamazsın! Bunun üzerine Allah ise o adama: Ey kulum! Seni öyle bir deli ederim ki sözüne inanacak kul bulamazsın! der

Şimdi, bu mesel deli kulların delilikleri namına epey ipucu veriyor sanırım… 

Zeki Bulduk; aşk derdiyle kendinden geçen güzelleri yazdı, aklı terk eden delileri yazdı. Şimdi sırada kim var? 

Aklın bittiği yerde delilik başlıyor… Delilikten ötesi nedir dersen; Ali’dir, Yusuf’tur, Muhammed Mustafa’dır. Tabi, nasip dediğimiz bir kuş vardır ki o kuşun kimin başına konacağını bilen Allah’tır. Nasip deyip bekliyorum tekkeyi. Belki bir mecnun, belki bir rüzgâr gelir kapıma. Ben, Yusuf rüyası görmekteyim amma bu rüyanın tabirini yapacak olan rüyayı gönderendir. 

Selam ile. 

 

 

Yılmaz Yılmaz konuştu.

Yayın Tarihi: 15 Mart 2011 Salı 11:22 Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 14:19
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
eşref akbaş
eşref akbaş - 11 yıl Önce

zeki bulduk'a bir soru sormak istiyorum: delilerin insanın hürriyetine ne yönde bir katkı yaptığını düşünüyorsunuz. ben onları ar damarımıza işaret eden bir orman olarak görüyorum.

banner26