Yolda tanıyacaklar sandım!

Nurettin Durman, Mehmet Narlı ile yazıyla irtibatını ve şairliğini konuştu. Dil Kapısı'na artık bir dahaki sefere sıra gelir herhalde..

Yolda tanıyacaklar sandım!

Mehmet Narlı:  “İstemedim, hiç istemedim, sesimle örtmek sizi.”

Mehmet Narlı hep uzaktan gelen bir ses gibi gelirdi bana. Güzel şehirlerimizin birinde olduğunu ve aynı camianın birer ferdi olduğumuzu, yani neticede aynı değirmende un öğüttüğümüzü biliyorduk haliyle. Lakin şu uzak denilen mesafe ru be ru görüşmeyi engelleyen bir faktör olarak kendini hep önde görüyor ve mesafeyi kapatmayı belki de aklımıza getirmiyorduk bile. Zaten hayat böyle değil midir ki bir bakarsınız bir anlık bir parıltı çıkmış ortaya ve siz kim bilir nerede nefes alıp vermektesiniz. Nihayet bir Dursunbey akşamında aynı masada çay içme bahanesiyle bir tanışma hali hâsıl oldu da birbirimizi bu defa yüz yüze temaşa etmiş bulunduk. Öyle de olsa baş göz üstüne haydi bir söyleşelim dedik ve dinlemeye başladık Mehmet Narlı’yı.  Mehmet Narlı

Bir şiirimin bir bölümü Mavera’da yayınlanmıştı

Bir yazma sayılır mı bilmiyorum ama çocukluğumda türkülerin unuttuğum yerlerini kendi kendime tamamladığımı hatırlıyorum. Bu tamamlamalarda ihtimal az çok bir anlam, vezin, kafiye uyumu vardı. Ama yazılı olmadığı için hatırlamıyorum tabi. Ortaokul son sınıfta kendimi bir şeyler yazıyor buldum. Sanıyorum âşık olduğumu kendimde fark etmek için, daha doğrusu âşık olmuş varsayarak kendimi ortaokul son sınıfta kendimi bir şeyler yazıyor buldum. Hatta o yıl  (1979 olabilir) Kelebek gazetesinde bir şiirimin bir bölümü de yayınlanmıştı da gazeteyi alıp dönerken acaba beni tanıyan var mıdır diye içimden geçirmiştim galiba. Sonra lisede bir iki sayı çıkan bir gazetede (Ne yazık ki adını hatırlamıyorum. Okulum Kahramanmaraş Endüstri Meslek Lisesi idi.  Belki de okulun benzer şeyleri saklayan bir arşivi vardır.) milli, hamasi şiir veya şiirler yayınladım. Dergi olarak sanırım bir şiirimin bir bölümü Mavera’da yayımlanmıştı. 

Hatta bir dayım bana Mahsuni derdi…

Çocukluğumu Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesinin Hasanağa (nam-ı diğer Çakallı) köyünde yaşadım. Hem dur durak bilmez hem de çekinik bir çocuktum. Dur durak bilmezliğim ağaçlara çıkmak, kuş kovalamak, gölde yıkanmak, naylon ayakkabının bağını bile bağlamadan durmadan düşen pantolon/pijamasını çekerek koşan birçok olmakla ilgili idi. Çekiniklik ise diğer birçok çocuğun çok sert ve tehlikeli oyunlarına biraz dikkatlice katılmak, diğer çocukların evlerinde bir şeyler yemek, düğünlerde güreşmek falan gibi şeylerle ilgiliydi.

Roman Ne Anlatır, Mehmet NarlıÇocukluğumda hatırladığım bir şey de bir dönem akrabanın konu komşunun bana türkü söyletmesiydi. Hatta dayım bana Mahsuni derdi. Aile içindeki meşguliyetlerden bazıları tarlaya gitmek, büyüklerime azık götürmek, oğlak gütmek olarak sayılabilir. Şehre, ortaokula gittikten sonra bu işlerden ayrılmak gibi bir şey olmadı tabi; ama sanki ağabeylerime göre biraz daha dayanıksız olduğum konusunda bir fikir oluştu. Çocukluğumda hatırladığım bir şey de yoldan geçen arabalara taş atmaktı. (Köyümüz Maraş- Adana yolu üzerindeydi. Bu asfalt yoldan çok az araba geçerdi.) Gerçi ben gruba uyup taş atsam da aslında bu işten çok zevk almıyordum. Bazen bir sürücü arabadan iner bizi tarlaların içinde dakikalarca kovalardı.

Büyük ağabeyimin hatıra defteri vardı

Hayır, beni doğrudan ne yazmaya ne de okumaya teşvik eden olmadı. (Tabii okul okumak anlamında değil.)  Fakat babamın bazen pamuk suyu, çapası, toplaması için tuttuğu küçük defterlere özdeyişlere benzer küçük notlar yazdığını hatırlıyordum. Teyzemin oğlu ile gazete okuduklarını ve bazı haberler üzerine konuştuklarını da hatırlıyorum. Büyük ağabeyimin de “hatıra defteri” dedikleri cinsten bir defteri vardı. O defterin içindekileri de merak ettiğimi biliyorum. Yani doğrudan okumamı teşvik eden bir şey olmadı; okumamı sağlayacak bir kitap kültür ortamı da yoktu. Ama sanırım babamın ve abimin belirttiğim noktalarda dolaylı bir etkisi oldu. Sanki onlar önemli olanı yazıyorlardı gibi algılıyordum. 

İlk okuduğum Kemalettin Tuğcu’nun Huysuz Çocuk adlı kitabıydı

Şiir ve Mekan, Mehmet Narlıİlk okuduğum kitabı hatırlıyorum. (Bu benim için mutluluktur çünkü neredeyse kitabın olmadığı bir ilkokuldu okuduğum.) Üçüncü sınıfta öğretmenimiz okuma yarışması yapmıştı, bir dakikada en çok kelime okuyana hediye vermişti, o bendim. Kitap da Kemalettin Tuğcu’nun Huysuz Çocuk adlı kitabıydı. İlk okuduğum roman da Oğuz Özdeş’in Aşka Dönüş adlı kitabıydı. Hatta lise bire başlarken büyük boy takvim yapraklarının arkasına, sarısaman kâğıtlara yazarak hazırladığım 114 sayfalık Racip’in hikâyesi adlı bir romanım bile vardı. Liseye başladığım için sevinçliydim çünkü lisede edebiyat dersi ve edebiyat öğretmeni vardı. Ona gösterecektim. Fakat büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Çünkü edebiyat öğretmenim hem bakmak istemedi hem de küçümser ve lakayt bir tavırla güldü. İlk okuduğum şiirler de sanırım Abdurrahim Karakoç’un şiirleri idi. 

İlk kitabım 1988’de Dolunay Yayınları arasında çıktı. Üniversite son sınıftaydım ve kendimi tuhaf bir boşlukta hissediyordum; birileri bana şair diyordu ama ben sanki karşılığı olmayan bir yola girmiş gibi hissediyordum kendimi. 

Yazar olmak için nasıl bir çaba harcanacağını şu an bile bilmiyorum. Yazdıklarımı dergilere verdim (Verdikten sonra sormam, aramam, ikisi yayımlanmamışsa üçüncüsünü göndermem vs.) onlar da yayınladı. Sonra akademik çalışmalar geldi. Üç beş kitap da öyle yayımlandı. Hala akademik çalışmalar ile edebi çalışmalar arasında kalan, ama şiirlerini daha fazla seven bir yazar olarak yaşamaktayım. 

 

 

Nurettin Durman sordu, Mehmet Narlı dil kapısını bir güzelce araladı

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2011, 10:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26