banner17

Yeni misafirleri için mütevazı bir Bayburt rehberi

Dünya Bizim yazarlarıyla, bulundukları şehirlere dönük küçük çaplı, 'rehber' niteliğinde bir dizi söyleşi yapalım dedik. Bayburt'a dair sorularımızı şair yazar Ahmet Mercan yanıtladı.

Yeni misafirleri için mütevazı bir Bayburt rehberi

Yeni bir eğitim öğretim sezonu daha açıldı Eylül ayı ile birlikte. Çiçeği burnunda üniversiteliler, kazandıkları üniversilerin bulundukları şehrin sokaklarını aşındırmaya başladı.

Dünya Bizim Ansiklopedisi'nde yer alan şehir maddeleri ve “Üniversite Rehberi” başlığı altında, özellikle genç arkadaşlarımıza yönelik rehber niteliğinde yazılar çıktı/ çıkıyor, söyleşiler yapıldı/ yapılıyor. Bu kez Dünya Bizim yazarlarıyla, bulundukları şehirlere dönük küçük çaplı, 'rehber' niteliğinde bir dizi söyleşi yapalım dedik.

Bayburt'a dair sorularımızı şair yazar Ahmet Mercanyanıtladı.

Şehrinizi birkaç cümleyle anlatın desek, neler dersiniz?

Ayrılanların yanında götürdüğü şehir. Şairler şehri, medeniyetler durağı, en güzel kalenin şehri. (Gaza geldim, halbuki beni "az Bayburtlu" olmakla suçlarlar.)

Her şehir farklı bir özelliğiyle öne çıkıyor. Bayburt nesiyle ünlüdür?

Bayburt öncelikle insanıyla öne çıkar. Gurbet insanıdır Bayburtlu. Çetin şartlarda uzun süre sabırla çalışır. Ayrıca dindar bir şehirdir. Kalesi ve Çoruh Nehri ile fiziki güzeliğini öne çıkarır. Büyük oranda göç vermiş bir şehir olarak, asıl nüfusunun ne kadar olduğu bilinmiyor. ( Bunu beğenecekler. Her hangi bir nakısada şehre giremem.)

Şehrinize gelen misafirler, ya da üniversite için şehrinize gelen öğrenciler ilk olarak "olmazsa olmaz" dediğiniz neler yapmalı? Nereleri ziyaret etmeli? Şehrinizde gezilmesi görülmesi gereken tarihi ve/veya doğal güzellikleriyle ünlü yerler nereler? 

 

Önce döner yemeliler. (Yapılış tarzı ve tadı ile farklıdır.) Sonra Şehitosman Tepesi'ne çıkmalılar. Bir de menkıbesi vardır tepenin. Ermeni çetelerinin saldırısından etkilenen bir ilimiz Bayburt. Taşhanlara halkı doldurup yakarken çeteler, derler ki, Şehitosman tepesinden top atılmış ve insanlar böylece kurtulmuşlar.

Bu bir rivayet ancak, Yukarı Kırzı köyünde yaşanmış bir olay şahitleriyle birlikte belgelidir. Köyün istila edilmesiyle birlikte on yedi kadın, bir bir kuyuya atlayarak, düşman eline geçmektense ölmeyi yeğlerler. Birinin kucağında bebek vardır ve atlarken onu geriye bırakır. O bebek büyüdü, seksen küsur yaşında üç yıl önce vefat etti. Şair Zihni yine o sıralar Bayburt'a gelir ve saldırı sonrası perişanlığı şöyle tarif eder:

Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş

Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı

Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş

Sakiler meclisten çekmiş ayağı

Şiir böyle başlar ve devam eder. Sanatın tarihe şahitliği açısından çarpıcı bir örnektir bu şiir. Aynı zamanda iki ayrı formda bestesi vardır. Münip Utandı'nın ve Zeki Müren'in yorumladığı sanat müziği formunun yanında türkü bestesiyle de okunuyor.

Konuyu dağıttım galiba, Şehitosman Tepesi'ni gezip kaleye çıkılabilir, imaret tepesinde çay içilebilir.

Anladığım kadar tarihi bir şehir Bayburt.

Elbette. İslam orduları Hz. Osman döneminde Bayburt'a ulaşmıştır. Salnamelerde Abdülvahap Gazi'nin kabrinin Duduzar yolunda olduğu belirtilir. Ulu Cami tarihi bir değere sahip. Bayburt Kalesi milattan önce yapılmış, Bizans ve Selçuklular döneminde tamir görmüştür. Kale içinden Sulukluk adı verilen kayadan oyularak yapılmış merdivenleri kullanarak Çoruh'tan düşman görmeden su çekme yolu yapılmış. Üç küçük tepe ve girişte sağ yanda Duduzar dağıyla çevrili olan şehri Çoruh ikiye bölerken Kale ihtişamlı duruşuyla gelenleri karşılar.

Müziğe, türkülere özel bir ilginiz olduğunu biliyoruz. Bayburt türküleri neyi anlatır? Ünlü âşıklardan kimler Bayburtlu?

Bayburt türküleri cazın anlam mekanını paylaşır. Diğer bir deyişle hayatın içinde günlük iş akışında, o anki duyguların ifadesi olarak ortaya çıkar. Pek çoğu eskiye, mevsimlerle ilişkili yaşanan hayata ait. Tarlada herg eden (Çoğu anlamaz, karine yoluyla bulsun.) gençlerin karşı tarladakilere türkü attığı veya orakla ekin biçen kızların yaktıkları türküler. (Traktör türkü düşmanı olur kendiliğinden.) Ya da bütün bu işler yürürken ortaya çıkan olaylar, vurgunlar, kavuşamamalar, destanlar üzerinden bedeli ödenmiş türküler ortaya çıkar. Bu nedenle de masa başı bestelerine hiç benzemezler. TRT repertuvarında yaklaşık kırk civarında Bayburt türküsü mevcut.

Şehrinizin bir anlamda koruyucusu manevi büyükler kimlerdir, kabirleri hangi semttedir? Şehrinizde iz bırakmış vefat eden/ yaşayan kültür sanat adamları kimlerdir?

En ünlü Bayburtlu Genç Osman kabul edilir. Bayburt büyük şairlere sahiptir. Ancak ne yazık ki onların eserlerini gün yüzüne çıkarma noktasında bir ilgisizlik var. (Her belediye başkanı ve vekile konunun önemini anlatmama rağmen...)

Bin seküzyüzlü yıllarda İrşadi var. Büyük şair, Kısas-ı Embiya eseri divan şiiri formunda yazılmış. Yeniden basılacağını duydum. (Üniversite konuyla ilgileniyormuş.) Yine Şair Zihni var. Divan edebiyatı ile halk edebiyatının bileşkesi konumunda eserler verdi. Hicivde de başarılı şiirleri var. Celali önemli bir söyleyişe sahip. (Taner Yüncüoğlu'na “Çoban” şiirini besteletmiştim.) Ümmi bir şair, hakkında hazırlanmış tezler var. İrşadi'nin torunu Küçük İrşadi (Ağlar Baba) tasavvuf yolunda dedesinin izini sürdürdü. Bir başka önemli gurbet şairi Hicrani, benim bildiklerim.

Tasavvuf geleneği güçlü şairler ve üstadların etkisiyle şehirde sohbet geleneği canlıdır. Günlük akışta bile Çoruh kenarındaki çay ocaklarında değişik konuların ele alındığına şahit olmak mümkün. Tabii Çoruh, şehir için kalenin ikiz kardeşi gibi. İsmi Farsçada “coşkun ruh” anlamına gelen Çoruh'un çocukluğumuzda ayrı bir yeri vardır. O dönemlerde akan her suya Çoruh derdik. "Ordaki Çoruh büyük mü?" derken nehir anlamında kullanırdık onu. Baharın diriliğinde boz bulanık akan, yazın dinginliğe kavuşan Çoruh, kendinden yararlanılmadığından belki de Batum'dan denize çok sinirli bir biçimde düşer. (Şimdilerde "Çoruh akar Bayburtlu bakar" sözü değişmeye durdu. Çeşitli barajlarla Çoruh'u toprağın sofrasına çağırmışlar.)

Daha yakına gelince kültür insanlarından kimler var? 

Çocukluğumda hatırladığım TRT sanatçısı Nurettin Dadaloğlu, bestekar Mustafa Ahıskalıoğlu, hayatta olan bestekar Fırat Kızıltuğ, ressam Hüsamettin Koçan, şair Yahya Akengin, (kabul ederseler kendim), rahmetli olan Durmuş Hocaoğlu, yine halkın pek tanımadığı dünya çapındaki fizikçi Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu (1922 - 2003) ki Einstein'in arkadaşı, teorisini kendisiyle tartışan önemli bir beyin idi. (O da benim gibi köken itibariyle Çaykaralı, yani az Bayburtlu.) (Popüler kişilerden söz etmeye gerek yok. Yaşar Nuri ile Bedrettin Dalan'dan Berhan Şimşek'ten bahsetsem mi? Bayburtluların ekseriyeti hazzetmez bu isimlerden.)

Bayburtlu bakışını anlatmak için yaşanmış bir olay anlatayım. Arkadaşım eski Bayburt milletvekili Fetani Battal bakkala girmiş, o anda da televizyon beni gösteriyormuş, tabii saçlar, sakallar epey uzun. Fetani “bu benim arkadaşım, hem de Bayburtlu” demiş. Bakkal, "Nasi Bayburtlu, ben kabul etmirem" demiş. (Kendim için “az Bayburtlu” deyişim ondan. Aslında normalim galiba, yani yeterli kıvamda.) Çaykara'da eskiden büyük bir sel olmuş ve pek çok insan Bayburt'a göçmek zorunda kalmış. Dolayısıyla iki kültür bir zenginlik olarak ortaya çıkmış, sosyal hareketlilik doğmuş.

Bayburt nüfus açısından çok küçük bir şehir. Ayrıca tanınırlık/ bilinirlik açısından da epey geride. Bunun sebepleri hakkında neler söylersiniz?

Bayburtlular hiç bir açıdan şehirlerinin küçük olduğunu kabul etmezler. İstanbul'a kar yağmış, bir hemşehrimiz Boğaz'a bakmış, şöyle demiş: "Gene gözümde Coruhlaşirsen."

Herkes Bayburt'u yanında götürür. İstanbul'da, Ankara ve Bursa'da mukim yüz binden fazla Bayburtlu var. Şehirde yaz nüfusu kışın bir kaç katı. Köyler büyük göç vermiş. Gümüşhane tarafı ovadır ve tahıl yetişir, Erzurum yönüne gittikçe dağlık arazi başlar. Buralarda daha çok hayvancılık yapılır. Eskiden ağır kış şartlarında hayat çok zordu. Şimdi neredeyse sahil iklimi gibi. Yine de sağlam bir soğukla karşılaşmak mümkün.

Bayburt'un kültürel ve turistik açıdan gerek ulusal gerek uluslararası boyutta daha çok öne çıkarılması noktasında kamu kurumlarına ve STK'lara neler önerirsiniz? Mesela Bayburtlu ünlü âlim, sanatçı, edebiyatçı, kültür adamlarının tanıtılması ve şehrin rol model bir değeri olarak öne çıkartılması noktasında neler yapılabilir?

Özallı yıllarda Kültür Bakanı olan hemşehrimiz Namık Kemal Zeybek, bizim köye sınır Masat köyünde Dede Korkut kabrinin olduğunu açıklamış. Bir de türbe yaptırmış. Bir başkası da ortaya çıkıp “orada değil, buradadır” diyemediğinden mi bilinmez, kimse ses çıkarmamış. İşte o tarihten günümüze her yıl on beş gün Dede Korkut etkinlikleri yapılır. Bu etkinlikler içinde Uluslararası Şiir Şöleni de bulunuyor. Şehir merkezinde, yaylalarda farklı etkinlik yapılıyor. Yine 21 Şubat Kurtuluş Şölenleri çeşitli etkinliklerle kutlanır.

Tanınma ve tanıtma işinde doğal süreçlerin, zamanlamasının çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda şehrin ismi Baksı Müzesi'yle duyulmaya başladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi eski dekanlarından hemşehrimiz ressam Hüsamettin Koçan, doğduğu Baksı köyüne ilginç mimarisi olan bir müze inşa etti. Unutulmaya yüz tutan ehram dokumacılığını küçük çapta tekrar başlattı. İhram kumaşının bayan tekstilinde kullanışını sağlamak için tasarımcıları harekete geçirmiş. (Taş ustalığının kaybolmaya yüz tuttuğundan kaygılandığını söylemişti, böyle bir çalışma da bekleyebiliriz.) Avrupa'dan ödül alan müzenin işlevi zaman alacak olsa da, vefa açısından da ayrıca takdire şayan bir girişim.

Diğer yandan Çımağıl köyünde ip ve fenerle girdiğimiz mağaranın önemli bir bölümünün açıldığını, ziyaretim esnasında müşahade ettim. Bir ucu henüz keşfedilmemiş bu görkemli mağara da gelecekte adından çokça söz ettireceğe benzer. Mağaranın yer aldığı dağın diğer yüzünde Helva Köyü Buz Mağarası var. Uzayıp giden dehlizin Çımağıl Mağarası ile buluştuğu tahmin edilmekte. Kale yeniden restore edilmiş, ama asıl incelikler su yolunu oluşturan oyma taşlarda saklı. Şehre on kilometre mesafedeki Aydıntepe ilçesinde ortaya çıkarılan önemli bir yer altı şehri var. Roma zulmünden kaçan Hristiyan müminlerin kazdıkları yer altı şehri, zeminin iki buçuk metre altında ve devam eden dehlizler yer yer ortak kullanım mekanlarına açılıyor. İnsanların üç bin yıl önce, inanç uğruna nelere katlandıklarını anlamak için görülmesi gereken yerlerden biri. Yer altı şehri bin iki yüz metre uzunluğunda, kazı neticelenmiş değil. Yeraltı Şehir 1988 yılında bir inşaat kazısı sırasında tesadüfen bulunmuş. Yılda on bine yakın ziyaretçi bu ilginç yeraltı şehrini ziyaret ediyor. (Esere göre ziyaretçi sayısı çok az. Tanıtım şart. Kültür ve Turizm Bakanlığı otellerden çıkıp tarihi eserlere gelemiyor.)

(Anlattıklarım bir Bayburtlu tarafından nasıl bulunur? Kesinlikle yetersiz. Yörenin insanını tanıma açısından bu ilk ipucudur.)

Üstteki sıralı fotoğrafları büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Mehmet Emre Ayhan konuştu

Güncelleme Tarihi: 10 Ağustos 2016, 15:11
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20