Yaygın politik dile dahil değil Kafa Dengi

Dünya Bizim olarak kültür sanat dünyamızın nabzını tutuyoruz. Kültür sanat söyleşileri dizimizin konuğu Kafa Dengi programını hazırlayıp sunan isimlerden Tarık Tufan… Ümit Aksoy sordu.

Yaygın politik dile dahil değil Kafa Dengi

Yayınevleri, televizyon programları, gazeteler ve belediyelerle, yürüttükleri faaliyetler üzerine konuştuğumuz soruşturmamızda bu kez Tarık Tufan ile 24 TV’de yayınlanan Kafa Dengi programı ile ilgili konuştuk.

Programınız uzunca bir zamandır devam ediyor. Bugüne kadar birçok önemli insanı konuk ettiniz. “Kafa Dengi”nin derdi, tasası nedir gerçekten? Nasıl bir boşluğu doldurduğunu düşünüyor Kafa Dengi?

Bu dünyada bir “boşluk” doldurmak kolay olmasa gerek. Böyle bir iddianın arkasında değiliz. Derdi, tasası olan insanların bir masanın etrafında oturup konuştukları bir program. Bu derdin, tasanın yeri burası mıdır diye de sorulabilir fakat şimdilik bu soruyu bir yana bırakıp orada oturmaya devam ediyoruz. Niyetimizi sahih ve samimi tutmaya özen göstererek ve zaman zaman bu konuda birbirimizi uyararak masanın etrafındaki sohbetimizi sürdürüyoruz.

Dert, tasa dediğimiz şey aslında hayatın bizatihi kendisi. İnsan olmaklığımızdan mütevellit varoluş yarası. Hakikatin keşfi, yola düşme, bir ahlak biçimi olarak yaşamaya gayret etme. Büyük cümleler bunlar evet. Hiç olmazsa yolda olma diyelim. Bunun felsefî, estetik, etik imkânları, ihtimalleri üzerine kafa yormak meselesini önde tutuyoruz. Hayatımızın herhangi bir alanında hakikatin izini, kokusunu, izini, melodisini algılamamıza katkı sağlayacak uğraşılar peşinde olalım istiyoruz. Mesela iyi edebiyatla meşgul olanların gözleri hakikatin izine karşı daha hassas olabilir. İnsanı, toplumu, meseleyi kavrayışımıza duyarlılık, cesaret, nezaket, basiret katabilir. İyi edebiyat daha iyi insanlar olmamıza, daha iyi hayatlar sürmemize kapı açabilir yani. Daha doğru politik tutumlar geliştirmemize vesile olabilir. Felsefi düşünme kabiliyetimiz arttıkça insanın hayatında yer tutan her meseleye dair fikrimiz, tahayyülümüz gelişebilir. İyi filmler izlemekle, iyi müzikler dinlemekle, düşünce adamlarına kulak vermekle, irfanî geleneğe dikkat kesilmekle hakikat duyarlılığı artmış insanlar olabiliriz.

“Kafa Dengi”, popüler kültürün hanesine yazılacak işler yapmamaya özen gösteren bir program olarak yayın hayatına başladı. Geçen bunca zaman kafanızın dengesini, ruh sağlığınızı nasıl etkiledi?

Popüler kültürün eleştirisi de popüler kültüre dâhildir. Popüler kültürün gücünün bir kaynağı da bu. Öte yandan bundan çok büyük rahatsızlıklar duymuyoruz. Nihayetinde popüler kültürün açtığı zeminlerde yaralanmak da, kimi yaralara merhemler bulmak da mümkün. Ayırt etmesi kolay değil kuşkusuz. Kafa Dengi’ni yapıyor olmak bir çeşit sorumluluk duygusu geliştiriyor. Her hafta ince ince düşünüyoruz; yanlış yapmayalım, bir kötülüğe vesile olmayalım, bir sapmanın temsiline katkı sağlamayalım diye. Bu da okumalarımızı, düşünmelerimizi pekiştiriyor. Bu yanıyla iyi bir şey. Ama bir televizyon ekranında böylesi meselelerde bu kadar konuşuyor olmak bir şeyleri de alıp götürüyor.

Memleketin politik ortamı oldukça yoğun. Bu yoğun ve karmaşık ortamda/ zamanda bütün bunlardan sıyrılarak, serin kanlı bir şekilde bir söz söylemek oldukça zorlaşıyor. Kafa Dengi, bu sıkıntıyı nasıl aşıyor?

Bu sıkıntıyı aşamıyoruz. Ya da arzu ettiğimiz ölçüde aşamıyoruz. Bir karar vermemiz gerekiyordu. Ya yaygın politik dile dâhil olup oradan bir söylem geliştireceğiz ya da bugüne kadarki tavrımızı sürdüreceğiz diye düşündük. Nihayetinde politik ortamdan uzak durmuyoruz. Ancak yaygın dile dâhil olmak durumunda değiliz. Çünkü bu politik dil hakikat gibi bir amaç taşımıyor. Nefret ve iktidar talepleri üzerinden gelişen bir politik ortam var. Yalan, dezenformasyon ve şiddet çağrısı çok yaygın. Buna dâhil olmayı reddettik. Memleketin temel meselelerini kendi üslubumuzla konuşmaya devam ettik.

Bunu eleştirenler var. Önemli değil. Fikir namusu, hakikat ve ahlak konularında sorunlar varsa adaleti tesis etmek mümkün olmaz. Kimse akıl vermeye kalkmasın. Herkes kendine dönüp ahlakî tutumunu ve adalet düşüncesini sorgulasın. Nefret ve fikir arasına bir mesafe koyup konuşmayı beceremedik ülkede.

Görebildiğimiz kadarıyla sizin program sürekli olarak selefi “Meksika Sınırı”yla birlikte değerlendiriliyor. “Meksika Sınırı” bir hayalet gibi sizi takip ediyor. Bu sizin üzerinden nasıl bir baskı oluşturuyor?

“Meksika Sınırı” hafızamızda güzel şeylere karşılık geliyor. Bu anlamda bir yoldan bahsedebiliyorsak “Meksika Sınırı” programının bir katkısı var. El ve ruh yordamıyla bir şeyler yaptık. İyi şeylere vesile olduğu hissini taşıyoruz. Hâlâ bir yerlerde birileri “Meksika Sınırı”nı güzel duygularla anıyor. Bir hayalet gibi değil, güzel bir hatıra olarak yanı başımızda duruyor.

“Kafa Dengi”nin kendine has bir izleyici kitlesi var. Bu izleyici kitlesi “Meksika Sınırı”ndan beri sizi takip ediyor. Öte yandan programınız giderek büyüyen bir muhtevaya da sahip. Bu, izleyici kitlesinin de değişmesi anlamına mı geliyor? Bütün bu süreçte sizi takip edenlerle ilişkileriniz ne tür değişmelere uğradı?

Büyük bir değişimden söz edemeyiz. Kuşkusuz “Meksika Sınırı”nın ilk olması duygusal düzeyini artıyor. O zamanlar izleyenlerin ağzında başka bir tat var. Önemli olan şu; birileri mevcut politik cephelere sorgu sual etmeksizin katılmayı reddediyor. Bazı şeylere kafa yoruyorlar. Bir dertleri var. Bu dertlerinin dermanını mütefekkirlerin, edebiyatçıların, sanatçıların dilinde, sözünde arıyorlar. Arkeolojik bir kazı hassasiyetiyle meseleleri irdeliyorlar. Onlarla bir ruh akrabalığımız var. Birbirimizi buluyoruz bir şekilde.

 

Ümit Aksoy konuştu

Yayın Tarihi: 07 Haziran 2014 Cumartesi 16:22 Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2014, 12:41
banner25
YORUM EKLE

banner26