Yavuz Bahadıroğlu: Osmanlı, İnsana İnsan Olduğu İçin Değer Verdi

''Bugün Afrin’e giren Mehmetçik tankın üzerinde Kızıl Elma’yı hatırlıyor ve söylüyorsa Osmanlı ile gönül bağlarımız hâlâ kopmamıştır. Hâlâ o idealizmimiz var.'' Tarihçi-yazar Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı’da toplum hayatı ve Kanuni Sultan Süleyman devri üzerine Leyla Başaran'ın sorularını cevapladı.

Yavuz Bahadıroğlu: Osmanlı, İnsana İnsan Olduğu İçin Değer Verdi

Tarihçi-yazar Yavuz Bahadıroğlu ile Osmanlı’da toplum hayatını ve Kanuni Sultan Süleyman devrini konuştuk. Osmanlı’nın insanî tarafının çok fazla bilinmediğine dikkat çeken Bahadıroğlu, Osmanlı Devleti’nin bir medeniyet inşa ettiğini dile getirdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın bilinmeyen yönleri başlığında neler söylemek istersiniz?

Kanuni Sultan Süleyman’ın şairliği çok fazla araştırılmıyor. Ben bu konu üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum. Kanuni önemli bir şairdir; aruzu çok iyi kullanan, şiir ile dinlenen ve şiir ile yaşayan bir insandır. Aynı zamanda şairlere de çok önem verirdi, onları ödüllendirirdi. Osmanlı’da eli kalem tutan her sultan şiir yazmıştır. Bunların en önemlileri Fatih Sultan Mehmed ile Kanuni Sultan Süleyman’dır. Kanuni Sultan Süleyman, el sanatlarına ve resme de değer verirdi. Hayatı güzellik olarak da algılamıştır.

Bizler Osmanlı’nın insanî tarafını çok fazla bilmiyoruz. Hep savaş yönünü biliyoruz. Oysaki Osmanlı Devleti bir medeniyet inşa etmiştir. Kanuni’yi sadece savaşçı bir padişah olarak ele alacak olursanız; 26 yaşında tahta geçti, bütün ömrü at sırtında geçti. 3 milyon kilometrelik toprak fethetti. Geride büyük eserler bıraktı. Mesela Venedik İmparatorluğu’nun Kanuni hakkında hazırlattığı rapor sayısı 80 bindir.

Osmanlı padişahlarının yetişme tarzında şükür vardır. Ders kitaplarında Osmanlı ‘vurdu, aldı, kesti’ gibi anlatılmaktadır. Osmanlı, hedefi olan bir devletti. Bizler bugün Kızılelma’yı telaffuz edebiliyorsak, bunu da Osmanlı’ya borçluyuz. Osmanlı Devleti iki büyük hedef üzerine inşa edilmiştir. Birincisi dinidir; Allah’ın indirdiklerini ilan etme ve yayma anlayışına sahiplerdi. İkincisi ise ‘Kızılelma’ olarak isimlendirilen o idealdir. Gitmeleri gereken her yer ‘Kızılelma’ olarak özetlenmiştir. Dolayısıyla bugün Afrin’e giren Mehmetçik tankın üzerinde Kızıl Elma’yı hatırlıyor ve söylüyorsa Osmanlı ile gönül bağlarımız hâlâ kopmamıştır. Hâlâ o idealizmimiz var. Namık Kemal’in; “Fıtrat değişir sanma!/ Bu kan yine o kandır” dizesi bu demektir.

Osmanlı ve Selçuklu saldırgan bir devlet değildir, yaptıkları bütün seferlerin bir sebebi vardır. Bizim Cumhuriyet döneminde tarih yazıcılarımız, Cumhuriyeti öne çıkarmak için Osmanlı’nın kötülenmesi gerektiği gibi yanlış bir düşünceye sahiplerdi. Bu yanlış düşünceler bize aşağılık duygusu olarak geri dönüyor. Mesela Kanuni’nin tıp tarafı da var. Osmanlı’da tıp üzerine çok kitap yazılmıştır. Rivayete göre Kanuni 6 saat boyunca yerinden hiç kalkmadan tarih kitabı okumuştur. Kendinden önceki kavimlerle ve başka yerde yaşayan kavimlerin nereden geldiği ile çok ilgiliydi.

Kendisine Hz. Ömer’i Rol Model Almıştı

Kanuni Sultan Süleyman’ın hocaları ile iletişimine de değinmek istiyorum. Neler söyleyebiliriz?

Osmanlı sultanlarında kadın ve erkeklerin rol modelleri, örnek aldıkları insanlar vardır. Hürrem Sultan kendisine Hz. Havva’yı rol model almıştır. Hz. Havva iradenin sembolüdür. Her şart altında diri durabilmeyi başarmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ise kendisine Hz. Ömer’i rol model olarak almıştır. Her manada adil, bizler bu yüzden ona Kanuni diyoruz. Kendi koyduğu kanunlarına kendisi de uymuştur.

Peki, Kanuni Sultan Süleyman döneminde en çok hangi alanda kanunlar çıkarıldı?

Kanuni Sultan Süleyman daha çok toplum-devlet ilişkilerini tanzim eden kanunlar çıkarmıştır. Osmanlı’nın marifeti, nerede bir sorun varsa anında onu gidermek üzerine kuruludur. Kanuni döneminde sağlam ve işleyen bir hukuk sistemi var. Hangi geminin nereye ne kadar yanaşacağına, İstanbul-Tophane’ye gelen hangi geminin hangi yükü ne kadar boşaltacağına kadar ince ellenip sık dokunan bir Liman Kânûnnâmesi vardı. Kanuni döneminde Avrupa ile ticaretimiz genişliyor, Avrupa’dan ne kadar toprak alırsanız onlarla o kadar iletişim kurmuş olursunuz. Osmanlı, insanlara Allah’ın emaneti olarak bakmaktaydı. Osmanlı insana, insan gibi bakıyordu. Mesela Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettiğinde “İnançlarınızda, ibadetlerinizde, kılık ve kıyafetlerinizde, seyahatinizde ve ticaretinizde özgürsünüz.” diye ferman yayımladı. Avrupa’nın Cenevre Sözleşmesi’nde akıl ettiği insan hak ve özgürlüklerini, Osmanlı İstanbul’un fethinde ilan ediyor. Bunların bizim için anlamı olması lazım. Bizler Batı’ya giderken kendi tarihimize yabancı olduğumuz için aşağılık duygusu içinde kalıyoruz. Oysa biz Batı’nın varisi değiliz, bizler Doğu’nun varisiyiz.

Batı’nın bile ‘Muhteşem’ unvanını taktığı bir padişahtan bahsediyoruz. İspanyollar da ‘Büyük Adam’ diyor, Batı’nın verebildiği en büyük unvan budur. Muhteşem, çünkü ihtişama düşkündürler, bizimkiler ise mütevazıdır. Kanuna uyup uymadığına bakarlar. Kanuna uyduğu için de ‘Kanuni’ derler. O bakımdan Doğu’da ve Batı’da sevilen bir padişahtır.

İlk Büyük İstihbarat Teşkilatını Kurdu

Kanuni Sultan Süleyman etrafında hep iyi insanları tutmuştur. Çünkü iyi bir yönetici, etrafında iyi insanları barındırır. Gezgin denizcisi Piri Reis, kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin Paşa, sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa, mimarı Mimar Sinan gibi. Bunlar tesadüf değildir. Kanuni Sultan Süleyman’ın dünyada olan her şeyden haberi olduğu bilinir. Çünkü ilk büyük istihbarat teşkilatını kuran adamdır.

Peki, Osmanlı’da kadın nasıldı?

Şimdinin tanımlamasında kadın modaya uyduğu ölçüde güzel, kariyer yaptığı ölçüde başarılı… Osmanlı’da ise kadının güzelliği, sadakatinden; kariyeri, aileyi bir arada tutmasından; şanı ve şerefi de erkeğine destek olmasından gelirdi. Erkek eve ekmek getirecek, kadın da aileyi bir arada tutacak.

Batılı kaynaklar Osmanlı kadınlarını zarif olarak yazar, bizim kaynaklarımızda ise kadın ve aileden pek fazla söz edilmez. Harem üzerine de çok fazla çalışma yoktur. Olan çalışmalar da Batı’dan alınmıştır. Osmanlı’da harem hayatı anlatıldığı gibi değildir, kafes arkasında tıkılmış bir kadın yoktur.

Osmanlı’da İnsan, İnsan Olduğu İçin Değerlidir

Osmanlı hakkında bizim yanlış bildiğimiz başka neler var?

Bizler Osmanlı hakkında her şeyi yanlış biliyoruz. Saldırgan bir devlet değildi… Mensupları birbirine karşı tebessüm eden, kim olursa olsun gözlerinin içine bakıp selam veren insanlardan söz ediyoruz. Fransız bir gezgin, 1830’lu yıllarda Osmanlı’daki yaşam hakkında insanî bir tarafın olduğunu belirtir. Osmanlı’da bir adam sokaktaki bir çınar ağacını suluyor, teneke teneke su döküyor, ben de yanına gittim, ağaç senin mi diye sordum diyor; çünkü Batı’da mülkiyet hakkı esastır, çıkarlarına bakarlar. Osmanlı’da ise ne sevap kazanırım düşüncesi vardır. Kitabında Müslümanlar beni çok hayrete düşürdü, diye not düşüyor. Pera’da yürürken bir hamal bana ‘Selamün Aleyküm’ dedi. Benim de ağzımdan “Ben Müslüman değilim” çıktı, diyor. Osmanlı da diyor ki; ‘Ben senin dinine selam vermedim ki, insanlığına selam vermiştim. Eğer ben insan da değilim diyorsan ben selamımı geri alayım.’ Osmanlı’da insan, insan olduğu için değerlidir.

Hakaret Bir Fikir ve Görüş Değildir

Bu sorularım gündeme yönelik olacak. Akademisyen Celal Şengör önce Fatih Sultan Mehmed hakkında skandal bir açıklamada bulundu. Son olarak da Kanuni Sultan Süleyman’a hakaret etti. Osmanlı’ya olan bu tutumunu nasıl değerlendirmek gerekir, nasıl yorumluyorsunuz?

“Atatürk’ü sevmenin şartı Osmanlı’yı kötülemektir” düşüncesine bağlıyorum. Böyle bir şart yoktur. Bir konuda uzman olmak, tarih konusunda uzman olmak anlamına gelmez. Bu adam tarih konusunda kara cahildir. Onun için bu söylemleri ciddiye almaya gerek bile yok. Ortada bir fikir yok, bu yüzden cevap vermeye de gerek yok. Hakaret, bir fikrin ve görüşün ifadesi değildir. Akademik kariyer gerektiren bir olgu da değildir.

Her Şeyden Önce Biz Bu Toprağın Çocuğuyuz Demeliyiz

Kanuni Sultan Süleyman’a hakaret ettikten sonra ‘Ben kamuoyunda bir deney yaptım’ şeklinde bir açıklama yaptı. Kendi öz tarihimiz ve toplum bir denek midir?

‘Zırva tevil götürmez’ diye bir atasözümüz var. Bu bir zırvadır. Her şeyden önce milli ve yerli vicdan taşımamız lazım. Her şeyden önce biz bu toprağın çocuğuyuz demeliyiz. Önce yerli ve milli olacaksınız. Beni fazla Osmanlıcı diye eleştirirler; ben rol model aradığımda Osmanlı ve Selçuklu’ya gitmek zorunda kalıyorum. Bana Cumhuriyetten bir rol model gösterin. Çocuklarımızı modelsiz mi bırakalım, kimi taklit etsinler? Bizler bu dünyaya nasıl insan olunacağını ispat etmiş bir milletiz.

“Osmanlı’nın İnsanî Tarafını Fazla Bilmiyoruz”, Kitabın Ortası dergisi, sayı 13.

 

Röportaj: Leyla Başaran

Güncelleme Tarihi: 20 Nisan 2018, 16:58
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER