Yaslanılacak tek merciye yaslanıyoruz

Dünya Bizim olarak kültür sanat dünyamızın nabzını tutuyoruz. Kültür sanat söyleşileri dizimizde konuğumuz Kitabevi Yayınları’ndan Mehmet Varış… Ahmed Öztürk sordu.

Yaslanılacak tek merciye yaslanıyoruz

Yayınevleri, televizyon programları, gazeteler ve belediyelerle, yürüttükleri faaliyetler üzerine konuştuğumuz soruşturmamızdaKitabevi Yayınları’ndan Mehmet Varış ile yayınevinin hem dününü hem de bugününü konuştuk.

Mevcut yayınevleri arasında yayınladığı kitaplarla en çok dikkat çeken yayınevlerinin başında geliyor Kitabevi Yayınları. Kitabevi’nin yayın politikasını belirleyen ilkeler neler?

Öncelikle iltifatınız için teşekkür ederim. Kitabevi Yayınları'nın politikası, Türk kültürü, tarihi, edebiyatı, sanatı ve ilahiyat alanlarında ciddi kitaplar yayınlamaktır. Bunları nasıl yayınlıyorsunuz diye soracak olursanız, editörlerimiz var, bunların çalma-çırpma olmamasına azami dikkat gösteriyoruz.

“Çay Kitabı”, “Kahve Kitabı”, “Saç Kitabı”, “Ehl-i Keyfin Kitabı” gibi daha önce ele alınmamış, ele alınsa bile müstakil bir kitap oluşturulacak şekilde üzerine düşülmemiş hususlarda yayınlar yaptınız. Bu kitapların hikâyesi nedir ve nasıl tepkiler aldınız bu dizi için?

Çay Kitabı, Kahve Kitabı, Saç Kitabı ve benzeri kitap serisine şu şekilde başladık. Mübarek Ramazan ayında diş kirası kitapları dağıtıyorduk. O zaman bir Ramazan Kitabı çıkardık. Sonra sırasıyla Karagöz Kitabı, Orta Oyunu Kitabı şeklinde devam etti.

Sonrasında Celal Bayar'ın torunu Emine Gürsoy Naskali Hanımefendi, Marmara Üniversitesi’nde yapılan "Osmanlı'da Tütün ve Türk Kültüründe Tütün" adlı sempozyumun bir neticesi olarak bize Tütün Kitabı'nı hazırladı.

Devamında hoca hanımdan gelen çeşitli çalışmaları, Ayakkabı Kitabı, Saç Kitabı, Kahve Kitabı ve diğerlerini yayınladık. Bu suretle 40'a yakın böylesi kitabımız oldu. Bunlardan bazısını da biz kendimiz sipariş ettik. Mesela Yemek Kitabı’nı, Yağmur Duası Kitabı'nı, Çay Kitabı'nı, Fındık Kitabı'nı... Son olarak da Karacaoğlan Kitabı ve Köroğlu Kitabı'nı çıkardık.

Önümüzdeki ayda da Korku Kitabı, Yılan Kitabı ve Ekmek Kitabı'nı çıkaracağız, Eylül'e doğru da Muska Kitabı'nı yayınlayacağız. Bu şekilde hem maddi kültür tarihi, hem de Türk kültürü ve folklorunda bunların yerlerini göstermiş oluyoruz. Bu kitapları çıkartmak, bana tabi sonsuz zevk veriyor.

Bu arada hayvanlara da başlamış olduk. On tane hayvan seçtik. Bunlar da önümüzdeki günlerde çıkacak. Şimdiye kadar bunlardan Geyik Kitabı ve Deve Kitabı çıktı. Önümüzdeki ay da Yılan Kitabı çıkacak. Diğerleri de peyderpey yayınlanacak. Kuşlarla alakalı üst başlık olarak bütün türleri içine alacak şekilde bir Kuş Kitabı yayınlanacak.

Ayrıca yine bir de hacimli bir Çiçek Kitabı yayınlayacağız. Tek başına lale, sümbül, gül falan değil ama tek bir Çiçek Kitabı'nın da yayını yapmış olacağız.

Bunlardan nasıl tepki aldığımıza gelince: Satışla doğru orantılı olarak bakarsak iyi tepkiler almıyoruz. Ama yok, “bunlar insanları gülümsetiyor ve sizi tebrik ediyorlar mı?" diyorsanız, biz bundan ziyadesiyle memnunuz.

Kitap almaktan daha çok tebrik mi ediyorlar?

Evet. O şekilde oluyor. Mesela, Türk Kahvesi Kitabı'mız Kültür Bakanlığı tarafından ödüllendirildi. Fakat kütüphanelerine bir tane bile almak istemediler. Bu da böyle bir şey...    

En çok divan yayınlayan yayıneviniz. Kitap satışlarını baz aldığımız zaman şiir en az okunan tür. Divan edebiyatı ise daha da az okunuyor. İnatla bu yayınları sürdürmenizdeki amaç kültür hafızamıza hizmet etmek mi?

Yayınevimiz eski edebiyat ve divanlarla ilgili yayınlar da yapıyor. Bu çalışmalarımızın editörü Prof. Dr. Mehmet Aslan. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nin Osmanlı edebiyatı profesörü. Divanları ve eski edebiyata dair kitapları hocamızın editörlüğünde yayınlamaya başladık. Her yıl 2 ya da 3 tane eski edebiyatımızla ilgili kitap ve divan çıkarıyoruz. Bu da yaptığımızın diğer işlerin zekatı olarak görülmeli.  

Avni Konuk'un “Mesnevi-i Şerif Şerhi”, Hüseyin Vassaf'ın “Sefine-i Evliya”sı ve “Aşcı Dede'nin Hatıraları” isimli tasavvufa dair başucu eserlerini neşrettiniz. Kitabevi, bu eserleri yayımlarken neler önceliyor?

Sefine-i Evliya kitabının birinci cildini Seha Neşriyat 1990'lı yıllarda yaptığı zaman, 1. cildini okumuştum ben. Arkası çıkmadı. Ben bu kitabın peşinden çok koştum. O zaman kitabı yayına hazırlayan hocalar bize vermek istemediler. "Biz Seha Neşriyat’a söz verdik, veremeyiz" dediler. Sonra Seha kapanınca ve ticarî faaliyeti sürmeyince hocalardan biz bu kitabı aldık ve Sefine-i Evliya'yı bütün ciltleri ile birlikte yayınladık.

Bununla birlikte Aşçı Dede'nin Hatıraları'na gelirsek; Aşçı İbrahim Dede, 1830'lu yıllarda doğuyor. Hem Osmanlı, hem asker, hem Mevlevî, Nakşî ve Kadirîlik'te de biraz behresi var. Onun tuttuğu günlükleri yayınladık.

Avni Konuk'un Mesnevi Şerhi’ni daha önce Gelenek Yayınları çıkarıyordu. Orada 3 cildi çıkmıştı. Onu da yayınevi olarak takıma tamamladık. Bazı üniversite hocaları kitaplarımızın pdf'lerini aralarında dolaştırıyorlarmış. Şayet aralarında bu röportajı okuyan varsa, buradan onlara bunun bir kul hakkı olduğunu hatırlatırım.

Yayınevinizin “yayın dünyasının Don Kişot’u” olduğu yönünde hayli baskın bir kanaat var. Kitabevi, kendini yayın dünyası içinde nerede görüyor?

Bilmiyorum. Yaptığım işlerin hepsini (satılmıyor belki, 500-600 tane basıyorum) satsın diye basıyorum. Yani Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi "Tohum saç, bitmezse toprak utansın".

Yani ben satacak diye basıyorum. Birkaç ders kitabı hariç kitapları 500-600 basıyorum. Bazılarını ise daha az basıyorum. Mesela Belagat Geleneğimiz diye bir kitap çıkardık, 300 tane bastık. Bir Sinanoğlu Mevlidi de bastık, o da aynı adette. Pentatonik Müzik diye bir kitap çıkardık, 300 tane bastık bunlardan.

Kültür hafızamıza katkı sağlayacak eserler bunlar…

Yani memleket meselesi. Başkaları için bu tür şeyler biraz belki istihza ile karşılanabilir. Ama ben gerçekten memleket için yapıyorum yani. Milletin ne dediği de çok umurumda değil. Ama Don Kişot değilim. Yani yel değirmenlerine karşı savaşmıyorum.

Bizim kimseye 'eyvallah' etmememiz, eğilip bükülmememiz, meşhur yazarların peşinden koşmamamız bazıları tarafından hayretle karşılanıyor olabilir. 'Tek başına bir insan nasıl ayakta durabilir, kimseye yaslanmadan' diye… Herkes klikleşmiş durumda. Herkesin bir grubu, herkesin bir cemiyeti var. Ama en büyük yaslanacak yere yaslandığımı söyleyeyim ben ayrıca.

Yayıncılığın sizce Türkiye'deki sıkıntıları neler? Bu sıkıntıların giderilmesi noktasında sizin önerileriniz nelerdir?

Yayıncılığın sorunları hakkında 40 yıldır söylüyoruz, 40 yıldır ağlıyoruz. Yani, kalkınma kültürel kalkınma ile olur. Bunların hepsi beylik cümleler. Biz şu an mevcut olan iktidar gelsin diye yıllarca bekledik, çalıştık kendimizce. Hor ve hakir görüldük. Böyle bir iktidar geldikten sonra, idareye gelenler veya bazı diğer gruplar tarafından hor görüldük.  

Bu şekilde gidersek asla muktedir olamayız. Kütüphanelerimizdeki kitaplar ve okullarda okutulan kitapların yarısı sol kitap. Bir bölümü ülkenin malum cemaatinin kitapları, diğer bir bölümü de belirledikleri bir kaç yayınevinin kitapları ki; bizim mahallemizde olmasına rağmen, bu mahallenin iktidarına akşam-sabah söven yayınevleri.

Bizim gibi bağımsız düşünebilen yayınevlerinin kitaplarını maalesef nazar-ı itibara almıyorlar. Kitabevi'nin 800 tane yayını var, en 'baba' kütüphanede 150-200 tanesini bulamazsın.  

Belediyenin yeni yaptığı bir ihale için belirlenen 45.000 kitabın bir defa 20.000’i sol kitap. 10-15.000’i cemaat kitapları. Geri kalanlar da, lûtfen, bizim gibi özgür düşünen, bağımsız hareket eden, Allah'tan başka destekçileri olmayan yayınevlerinin kitapları.

(İhale listesinden bir yayınevinin kitabını göstererek) Adam Kanuni Sultan Süleyman Han'la alakalı kitap yapmış. Kitabın içinde Kanunî ile tek bir cümle yok. Kitaplardan makas yapıp almış. Bu kitapları da kütüphaneye koyacaklar. Derdimiz çok bizim. Derd çok, hemderd yok.

 

Ahmed Öztürk konuştu

Yayın Tarihi: 12 Haziran 2014 Perşembe 16:03 Güncelleme Tarihi: 19 Haziran 2014, 13:08
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cengiz Coşkun
Cengiz Coşkun - 7 yıl Önce

Mehmet Varış ve Kitabevi'nin yazılı külturümüze yaptığı katkılar önemsenmeli. İslami kesimde sola ve liberallere karşı olan "aşağılık kompleksi" bir türlu tedavi edilemiyor maalesef.

banner26