banner17

Yaşar İliksiz kime meydan okuyor

Yazım sürecinde MİT'in engeliyle bile karşılaşan 'Konstantin'in Sırrı' kitabının yazarı Yaşar İliksiz'le romanı üzerine konuştuk.

Yaşar İliksiz kime meydan okuyor

Yaşar İliksiz, bir gazeteci ve aynı zamanda araştırmacı… Yarım yamalak tarih bilgisi kırıntılarıyla söz söyleyenlere kızıp roman yazdı: Konstantin’in Sırrı. Fatih Sultan Mehmed’in ünlü ressam Mehmet Siyah Kalem olduğunu savunan İliksiz, bu belgeleri, araştırma safhasında karşılaştıkları zorlukları ve bürokrasinin sert yüzüne nasıl tosladığını anlattı.

Yaşar İliksiz
(+)

Yaşar İliksiz kimdir?

1966 yılında Sivas’ta doğmuş gazetecidir. Evlidir, üç çocuk sahibidir ama eşi dört çocukla uğraşmak zorundadır. Hayatının her aşamasında gerçeği söylemeye yeminlidir lakin gerçeklerin insanların büyük çoğunluğuna acı verdiğinin farkında olduğundan dolayı da çoğu zaman suskun gezinen acayip ve garaip âdemoğludur.

Üniversitede tarih formasyonu aldınız ve haber7.com yayın koordinatörü oldunuz. Peki, Konstantin'in Sırrı adında 'tarihî roman' diyebileceğimiz kitap nasıl çıktı ortaya?

Haber yapmak için araştırdığım ancak bilimsel ölçülerde doğruluğunu somut olarak kanıtlayamadığım vakalar vardı. Hayli zahmet sarf ederek elde ettiğim bilgilerin kaybolmasına gönlüm elvermedi. İnsanlar bunlardan haberdar olmalı diye düşündüm. Bunu sağlayabilecek en iyi format romandı. Gerçekle kurgunun iç içe sunumuyla hem bilgileri kayda geçirerek yitmelerine engel oldum hem de tarihî roman yazdığını sanan bazı ediplerle kendi çapımda dalga geçtim.

Roman üzerinde çalışırken; Fatih Sultan Mehmed'in çizimlerini araştırırken MİT'ten telefon alıp, “ne işin var kardeşim senin böyle işlerle! Hem sen Murat Bardakçı'dan, İlber Ortaylı'dan daha mı çok biliyorsun?” diye bir engelle karşılaştığınız doğru mu?

Gençliğimde Mehmet Akif’in kendisine “doğru mu söylüyorsun” diyenlere, “Müslüman’a bu soru sorulur mu?” diye kızıp onlara darıldığına dair rivayetler duymuştum. Hoşuma gitmişti; kendi hayatımda uygulamak istedim, bir ay sonra etrafımda barışık olduğum insan kalmayınca vazgeçtim. Çünkü hem soru refleksleşmişti hem de Müslümanım diye ortalıkta gezinen pek çok insana ısrarla böyle sorulmasının ayrı hikmeti vardı…

Velhasıl evet, bana Ankara’dan tahlil raporlarını onaylaması gerektiği belirtilen üst düzey bir yetkili söz konusu garip cümleyi kullandı ve resmî raporun yerine de bir bardak su içmemi sağladı.

Yaşar İliksiz, Konstantin'in Sırrı, Profil YayınlarıRomanda iç içe geçmiş birçok hikâye var. Katman katman ilerleyen olaylar örgüsü... Bu hikâyelerden bahsedebilir misiniz? Mesela “haberci” olmanızın romanı oluşturmaktaki katkısı ne olmuştur sizce?

Haberci olmasaydım roman da olmayacaktı. Çünkü edebî eserim olsun diye yola çıkmadım. Fakat roman yazmaya karar verdikten sonra edebî eserde olması gereken en ince ayrıntıların bulunmasına hassasiyet gösterdim. Hatta gönül isterdi ki Dostoyevski gibi her karakteri onlarca sayfa tarif edeyim, ruh tahlillerini yapabileyim. Ancak piyasa şartları ve okurların beğeni kıstasları ortada iken bunu yapmak mantıklı değildi. Birkaç edebiyat âşığının okuyup alkışlayacağı eser yerine, herkesin okuyup tartışabileceği eser yazmayı tercih ettim. Çünkü yabana atılmayacak tezler öne sürüyor, gözden kaçmış önemli tarihî gerçekleri işaret ediyor ve hatta okura, “sizi uyutuyorlar, tarih aslında öyle seyretmedi” gerçeğini haykırıyordum. Buna rağmen piyasada tarihî roman ya da kurgu roman diye satılan eserlerin niteliğinin çok çok üstünde bir eser ortaya koyduğumuzu da göz ardı etmeyelim.

Öncelikte kitabın aşk hikâyesi olduğunu üstüne basa basa tekrar vurgulayayım. Janet ile Tunç’un aşk hikâyesi etrafında dönmektedir diğer tüm hikâyeler. Hikâyeleri kaba hatlarıyla romandan ayrı tek tek sıralayacak olursak;

a. Mehmet Siyah Kalem İstanbul’da yaşamıştır ve Fatih Sultan Mehmet’in Mehmet Siyah Kalem olması mümkündür.

b. Rumeli Hisarı iddia edildiği gibi Fatih’in gösterdiği yere kısa sürede inşâ edilmemiştir, Osmanlı’nın tarihî amaçları ve lojistik planları çerçevesinde geleneğin halkası olarak daha önceden belirlenen stratejik noktaya daha uzun sürede inşâ edilmiştir.

c. Rumeli Hisarı’nın yapılacağı bölgeye Hacı Bayramı Veli’nin müridi ve Akşemseddin’in arkadaşı Kızılca Bedrettin’in dergâhı II. Murad döneminde yerleştirilmiştir. Bu erenler aynı zamanda gizli ilim ustalarıydılar ve İstanbul’daki büyücüler ve karanlık güçlerle savaşmak da vazifeleri arasında olabilirdi.

d. Rumeli Hisarı tekin yer değildir. İstanbul dünyanın enerji transfer noktalarındandır. Bu yüzden de İstanbul, Gurdjieff türünden metafizik güçlere meraklı ajanların ilgi alanlarındandır.

e. Fatih İstanbul’u dünyanın bir numaralı bilim ve sanat merkezi haline getirmek, sivil ticareti canlandırmak amacındaydı. Ancak o damar kesildi ve idealleri kendisiyle birlikte yok edildi. Fatih’in İstanbul’dan kovduğu ilimden nasipsiz şeyhler Bayezid ile birlikte geri döndü ve darbe yaparak hâkimiyeti ellerine geçirdiler.

f. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethi sırasında hem askerlerle hem ulemayla karşı karşıya gelmiş, direnerek oyunları boşa çıkartıp zafere ulaşmış ama hiç istemediği halde yağmaya izin vermek zorunda kalmıştır.

g. Fetihten sonra Ayasofya camiye çevrilmiş ama tarihî süslemeler hiç tahrip edilmeden sadece perde ile kapatılarak korunmuştur.

h. Bugünkü Fatih Camii’nin bulunduğu alandaki Fatih Külliyesi özellikle Havariyun Kilisesi’nin bulunduğu yere yağılmıştır. Çünkü burada Büyük Konstantin’in mezarı bulunuyordu. Daha da önemlisi kilise Hz. İsa’nın 12 havarisinin mezarlarının ve kutsal sayılan eşyalarının İstanbul’a getirilmesi için inşâ edilmiştir. Hatta bazılarının kemikleri de buraya getirilmiştir.

i. Büyük Konstantin sanıldığı gibi pagan değil inançlı bir Hıristiyandı. İmanı göstermelik değildi ancak gizlemek zorunda olduğu da kesindi. Çünkü o da Fatih gibi asker ve ulema karşısında yalnızdı ve daha da kötüsü yanında Akşemseddin ayarında âlim yoktu.

j. Türkiye’deki azınlıklara düşman ve hain gözüyle bakılması onların psikolojisini olumsuz etkilemekte ve o insanlara tebliğin önünü tıkamaktadır. Janet karakteri üzerinden bu olguyu işaret etmeye çalıştım.

k. Kan ve inanç bazlı ulusalcılık Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü engellemekte ve ortak hedefler, ülküler oluşturmasını engellemektedir.

l. Türkiye’de milliyetçilerin yaşadığı dramlar vardır, insanlar solcular kadar onların da yaşadığı acıları anlayabilmelidir.

m. Türk Rum Patriği, “Bizim Fatih sevgimiz ortada, biz buradayız ama bizi koruyup, saygımıza layık olacak Fatih gibi saygın yöneticileriniz nerede” mealinde sözlerle Türkiye’nin adil ve ilkeli yöneticilere sahip olmadığını işaret etmiştir.

n. Fener Rum cemaati ve bazı Müslüman cemaatlerin içine sızan beynelmilel örgüt üyeleri ve ajanlar, büyü de dahil olmak üzere karanlık güçleri de yardıma çağırarak ortalığı karıştırmaya çalışmaktadır. Farklı inançların birbirine düşman gösterilmesi ve hıyanet propagandaları onların ekmeğine yağ sürmektedir.

o. Ayasofya her iki inanç için de tarih boyunca önemli sembol ve çekişme merkezi olacaktır.

p. Türkiye’de hâkim güçler tarihî gerçekleri gizlemek ve saptırmak suretiyle tarih bilimini maalesef bir siyasî ve psikolojik savaş silahı haline getirmişlerdir. Tarihe ilgisizlik ve tarihin sadece hamasî üslupla anlatılması bunun sonucudur ve nihai tahlilde yarardan çok zarar doğurmaktadır. Sadece resmî tarih değil gayri resmî tarih de maalesef diktacı ve gerçekleri göz ardı edip, işine geleni sunar haldedir.

q. Mafya Türk sporuna sızmıştır ve maalesef milli takımlar da bu olumsuz unsurun tehdidi altındadır.

r. Türk halkı kendi yerel değerlerine gerekli önemi vermemekte ve evrenselleşmesi için çaba sarf etmemektedir.

s. Müslümanlar Fatih’in kendilerine anlatıldığı gibi sadece savaş düşünen karikatürize tip olmadığını idrak etmek, onun deha ve kabiliyetlerini algılayıp, fethi askerî zafere indirgemekten vazgeçmeliler. Fetih sonrası kurulması için ilk adımlar atılan cihanşümul medeniyetin özünü idrak edip, günümüze uyarladıkları dinamikleri harekete geçirebilirlerse çürümeyi durdurabilirler.

t. İstanbul Boğazı’nın tarihî ve mitolojik arka planı turizm açısından altın yumurtlayacak tavuk olmaya adaydır ama maalesef kimse bu noktayı görememektedir.

u. İstanbul Hz. İsa’ya adanmıştır. Kudüs’ten sonra Hıristiyanlığın en önemli (dikkat edin Kudüs ve Roma’dan sonra demiyorum) kutsal şehridir. Müslümanların Hz. İsa’nın geri döneceği inancı ile çoğu insanın dönüş noktasını İstanbul olarak kabullenmesi ile Hıristiyanların inançları arasındaki paralellik iyi irdelenmelidir.

Mehmet Siyah Kalem, Avcılar
(+)

Hikâyelerden biri de Mehmet Siyah Kalem'inki. Siz Fatih'in çizimleriyle onun çizimlerinin benzeştiğini söylüyorsunuz, dolayısıyla "Mehmet Siyah Kalem Fatih mi?" diye soruyorsunuz. Ama mesela Mehmet Siyah Kalem'in çizimlerini inceleyen bir çok sanat tarihçisi bu çizimlerin 14-15. yy.larda Türkistan ve Maveraünnehir bölgesinin kültür atmosferine yakın olduğunu söylüyor ve iddia ediyorlar. Hatta merhum Mazhar Şevket İpşiroğlu, ilkin Fatih dönemini yansıttığını söylese de bu çizimlerin; sonra yaptığı araştırmalarla bu görüşünü düzelterek Türkistan ve Maveraünnehir'e yaklaşıyor. Siz kaç yıldır bu konuyu araştırıyorsunuz?

Yaklaşık on yıldır konuya kafa yoruyor ve araştırıyordum. Sadece M. Şevket İpşiroğlu değil, pek çok isim söylediğiniz yönde fikir ileri sürüyor. Konu hakkında hatırı sayılır çaba sarf eden sanat tarihçisi Sezer Tansuğ’un da reyi o yönde. Ancak şu satırlar da Sezer Tansuğ’a aittir ve Türk Kültür Değişimi içinde “Resim Sanatımız” adlı makalesinde yer almaktadır: “Türkiye’de Batı sanatını belirleyici bir ana etken olarak kabul edenler, bir süre geleneğin doğal akış çizgisini inkar ederek, modernleşme süreci ile İslam öncesi Antik Anadolu mirası arasında dolaysız bir bağ kurmayı denemişlerdir. Diğer bazı düşünce unsurlarını temsil eden kesimlerde ise ya Asya kaynaklarına yeniden bağlanma, ya da sorunu İslamî bağnazlık çerçevesinde yeniden oturtma baş göstermiştir. Bu arada soruna, geleneksel çizgiyi duygusal yönde çarpıtarak sahip çıkanlar da olmuştur.”

Bu açıklama ışığında Mehmet Siyah Kalem’in bozkır kökenli olduğunu iddia edenlerin aynı zamanda o resimlerin Yavuz’un Mısır Seferi sırasında İstanbul’a gelmiş olabileceğine inanmış olmaları arasında nasıl bağlantı kurabiliriz diye düşünelim… İkisi de iddia. Üstelik birincisi çizimdekiler üzerinden varsayım olduğu halde diğeri afakî rivayet! Söz konusu isimlerin hepsi çizimlerdeki figürlerden yola çıkarak o tezi savunuyorlar. Üç nedenle bu teze şüpheli bakıyorum: 1- Orta Asyalı hiçbir minyatürcüde üç boyut ve bu denli Avrupa sanatına yakın fırça darbeleri yok… 2- Bunlar Siyah Kalem’in elde kalan sadece birkaç resmi, yok edilenlerde neler olduğunu bilmiyoruz. Öte yandan hem Avrupalı misyoner figürlerin hem zenci çizimlerinin varlığı sadece Orta Asya ile sınırlı çizim yapmadığının işaretleri… 3- Ressamın İstanbul dışında tek bir çizimi yok, hatta İstanbul dışında ona yakın teknikte yapılmış tek minyatür dahi yok…

Kaldı ki romanda Kızılca Bedrettin’in yanındaki dervişlerin Karanlık Dağlar’ın eteklerinden gelmesi hem gizli ilim meraklılarının Tibet referanslılığına düşkünlüğüne hem de Siyah Kalem’in Orta Asya’yı bu kadar iyi bilmesine atıftır… Yani o tezleri çok da yabana atmıyorum; sadece bilimsel tabanlı değil, duygusal tezler olduklarına dikkat çekiyorum.

Yaşar İliksiz
(+)

Roman çıktı, yayınlandı ama sizce bitti mi? Yani gelen yorumlara bakarak sanki romanın devamı gelecek diyebilir miyiz? Bundan sonra Türk okuru sizden ne tür kitaplar bekliyor? Üzerinde çalıştığınız yeni bir eser var mı?

Bence bitti. Sorular sordurarak işaret ettiğim noktalar aslında tüm açıkları kapatıyor.  Öyküde -olur ki sinemaya ya da TV’ye uyarlanabilir diyerek- açık uçlar bıraktım. Dileyen herkes o açık uçlardan yola çıkarak bağlantılı eserler kurgulayabilir. Yeni eser konusunda görüşüm net. Bu eserin öyküsü kadar güçlü ve derinlikli konu bulmadan başka roman yazmam söz konusu değil. Konstantin’in Sırrı’nın gölgesinde kalan eser yazarsam hem kendime ayıp hem okura haksızlık etmiş olurum. Üzerinde çalıştığım eser yok ancak dinlemek için yazdığım bilim kurgu öykülerim var. Belki vakit bulursam onları derleyip kitaplaştırabilirim.

Romanı mesela İngilizce’ye çevirtip dünya okuruna sunmayı düşünüyor musunuz? Elbette bu sizin altından kalkacağınız bir iş değil ama birtakım dinamikleri harekete geçirebilirsiniz sanırım.

Yani gönül ister. Eseri Türkiyeliler kadar Türkiye dışındakilerin -özellikle de Ortodoks ve Gregoryanların- beğeneceğini sanıyorum. Fakat her şey kader kısmettir. Örneğin sinemayla ilgilenen hemen her arkadaşım “harika film olur” görüşünde birleşiyor. Hatta eseri görür görmez, “Ben bunun filmini yaparım” diyen yapımcı da gördüm ama bu yönde de atılmış ciddi adım yok henüz. Bir gün eserin filmi çekilir mi bilemem ancak onu bir gün çizgi romanlaşmış olarak görmeyi çok isterim.

 

Fahri Sarrafoğlu sordu

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 14:00
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
yasin şafak
yasin şafak - 8 yıl Önce

engels bilim diye tarih biliriz diyormuş yaşar abi. kitabın hayırlı olsun.

ismail can
ismail can - 7 yıl Önce

tutarsız, eksik ve derme çatma realite den çok fikriyat ve tahmine dayanan, kainatın efendisi hz. muhammed s.a.v. in övgüsünü almış bir komutanı töhmet altına itemeyi hedefleyen böyle bir kitabın piyasaya çıkacak olmasını şiddetle kınıyorum..

APO_DÜŞMANI
APO_DÜŞMANI - 7 yıl Önce

kanal 7 yi pkk kampına çevirdiniz.kürtler artık hangi tarafta olduğunu açıkça meydana koymalılar artık.ya pkk ile yok olun,yada müsliman türk devletinin kanatları altında huzurlu,adaletle hakkınızı alarak yaşamayı seçin.radikal önlemler yakındır.abd ye de uyarımdır.çıkmasını temenni ediyorum.felaket olabilir.başka 13 vermek istemiyoruz.13 bizim için değerlidir.

banner8

banner19

banner20