Yancılıktan kayırmacılıktan Allah'a sığınırım

Yedi İklim dergisinde yayınlanan şiirleri ve eleştiri yazılarıyla ve ilginç ismiyle tanıdığımız Yeprem Türk’le konuştuk..

Yancılıktan kayırmacılıktan Allah'a sığınırım

 

Yedi İklim dergisinde yayınlanan şiirleri ve eleştiri yazılarıyla tanıdığımız Yeprem Türk’e bir kaç soru sorduk..

 

 

2006’dan bu yana Yedi İklim’de şiir ve eleştiri yayımlıyorsunuz; şiire başlama sürecinizi ve Yedi İklim tercihinizin gerekçelerini, bunların yanında Yedi İklim’in size katkılarını anlatabilir misiniz?

“Dünyadan Allah’a nasıl bir Yeprem götürmeliyim” hesabı doğrultusunda çıktı ilk şiir. Sonraki süreci ise önemli olsa da olmasa da geçiyorum, bir gün kendimi Yedi İklim dergisinin kapısında görüyorum. Yedi İklim dergisinin başında Diriliş neslinin en önemli öykü ustalarından Ali Haydar Haksal’ın ve şair-eleştirmen Zafer Acar’ın bulunması tercih sebebi olmaya yetiyor. Mümin şairin yetişebileceği, serpileceği en iyi yerdir bana göre Yedi İklim dergisi. Derginin şairlere sağladığı katkı ise ürünler üzerinden anlaşılabilir. Ayrıca belirtmeye gerek yok.

Şiirimizde hangi şairleri hangi yönleriyle kendinize yakın buluyorsunuz. Modernistlerin bireyci tutumlarının aksine siz, şiir ve yazılarınızla Mehmet Akif-Yahya Kemal-Necip Fazıl-Sezai Karakoç zincirinin takipçisiymiş gibi duruyorsunuz. Türk şiirinin geleceği sizce de bu poetik mirasta yatıyor sanırım. Ne dersiniz? Hem bu bağlamda geleneğe bakışınızı da derinlemesine kavramış olalım.

Türk şiiri deyince hemen bu isimler geliyor insanın aklına, yıllar sonra da bu şairler hatırlanmaya ve yeni şairleri beslemeye devam edecek. Doğal olarak beni de. Cahit Zarifoğlu’nu da ayrıca anmak gerekir. Geleneğe gelince, gelenek şiir açısından ilginç bir konuma sahiptir. Yeri geliyor geleneği sırtlamış bu şairlere kızıyorsunuz, onlardan kaçmaya çalışıyorsunuz. Yeri geliyor, geleneğin kanatları altına sığınıyorsunuz. Bu yönüyle ilginç, hem bağlıyım hem bağlı değilim geleneğe, gerekirse kapısını çarpıp gidebilirim, tekrar da dönebilirim.Yedi İklim

Akranınız ve size yakın kuşaktan şairlerde gördüğünüz olumlu ve olumsuz poetik unsurlardan-yönelimlerden bahsedebilir misiniz?

Hangi kuşağı kimler oluşturuyor, aslında pek ilgilenmiyorum. Kuşak olayı şiirin başarısız dönemlerinde ortaya çıkmış bir bakış açısıdır. Üstelik her edebiyat çevresinin ayrı bir kuşağı okuyuculara dikte ettiğini bildiğimden bu meseleyle pek ilgilenmiyorum.

Şiir yayımlamaya başladığınızda taşradaydınız,  edebî çevrelerde tanınırlık kazandığınız şu dönemde ise İstanbul’a yerleştiniz. İstanbul, şiirinizde ve kendinizde yeni keşifler yapmanızı sağladı mı?

Taşranın şiir açısından çapı her zaman sınırlıdır merkeze göre. Hep öyle de olacak gözüküyor. İstanbul başka bir şehir ama. İstanbul’a geldiğimde açıkçası biraz boğuldum, anlaşılması zor bir şehir İstanbul. Bana bazen bir derviş gibi sıcak durdu; bazen de çok kötü davrandı. Beni değiştirdi mi İstanbul? Evet, değiştirdi; cismimi biraz daha yakışıklı yaptı, şiirimi...

Sizin çıkışınız, lirik şiir-epik şiir tartışmalarının edebiyata hâkim olduğu bir dönemde gerçekleşti, siz de neo-metafizik başlığı altındaki yazılarınızla bu tartışmalara katıldınız. Sonrasında lirik-epik sınırlamalarına aldırmadan, belki de bu sınırları yıkmak adına “gürül gürül” şiirler yazdınız. Lirik-epik sorunsalı, sanırım sizin dünyanızda çözümlenmiş oldu.

Ne lirik ne de epik şiir, hakikaten beni ilgilendirmiyor. Sınırsız zihin, sınırsız düşünce önemli benim için. Ama yerli, ahlaklı bir temelde.

Şiirinizde bireyselden toplumsala, oradan da metafiziğe ulanan bir dünya var. Peki, şiirde varacağınız nihai noktayı şimdiden hissedebiliyor musunuz?

Aslında yaratılmışların çoğunu ıskalıyorum. İnsan gibi bir varlık varken, börtü böceğe pek zaman ayıramıyorum. Metafizik konusuna gelince ondan daha toplumsal bir şeyin olabileceğini pek düşünmüyorum. Metafizik insanın yiyeceğidir. Yiyorum da. Epey sağlam bir yapıya sahip olduğumdan metafiziğe çekiç sallamaktan da yorulmam gibi geliyor bana. Sonum metafizikten olacak.

Eleştiri yazılarınızda muhtemel tepkileri umursamadan oldukça cesur hükümlerde bulunuyorsunuz, çetecileri ve onların gönüllü esirlerini rahatsız etmiyor mu bu?

Eleştiri yaparken Allah’tan mı korkmak gerekiyor yoksa usta-abi-kardeş şairlerden mi?

Yancılıktan, bu kadar kayırmacılıktan Allah’ın kalbi kırılacak bir gün, hayatı bozup kıyameti başlatacak Allah, eleştirmenin-adamın bundan haberi yok. Bu işte payım olsun istemem açıkçası.

Eleştiri tür olarak adalete yakın dursun sonra insan ruhunu taciz etmesin isterim, o kadar. Edebiyat çetelerine gelince onlar kimlerdir, bilmiyorum. Çetelere esir olanlara da rastlamadım. Gene de varsa Allah kurtarsın onları, başka ne diyeyim.

Yedi İklim’de yayımladığınız şiir ve eleştiri yazılarınız belli bir hacme ulaştı. Evet, şairlerin karşılaştıkları yayın problemleri hepimizin malûmu. Ama yine de meraklılarınız adına soralım, özellikle de beğeniyle okuduğumuz şiirleriniz ne zaman kitaplaşacak?

“Allah’ın Gerçeği” adlı şiir dosyam ve “İnsan Bir Dünya Klasiğidir” isimli bir düşünce kitabım hazır bekliyor. Belki yakın bir tarihte yayımlanabilir.

 

Aykut Nasip Kelebek konuştu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 11:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
YAŞAR YUMAK
YAŞAR YUMAK - 7 yıl Önce

"İnsan gibi bir varlık varken, börtü böceğe pek zaman ayıramıyorum." hoş bir söz. Bir yazar da buna benzer olarak toplumsal sorunlarla ilgili yazmaktan havadan sudan şeyler yazmaya vakit bulamadım diyordu bir roportajında...

SUNA
SUNA - 6 yıl Önce

Değerli şair arkadaşım şiirlerinizi ve yazılarınızdaki içsellik ve özgünlük; kelimelelerin ustalığı karşısında yapılacak tek yorum alkışlamaktır.

banner19

banner13