Varoluşçuluk bize nasıl yansıdı?

Dunyabizim.com'un iki güzide ismi Zeki Bulduk ile Mustafa Nezihi Pesen egzistansiyalistleri ve 'biz'i konuştular.

Varoluşçuluk bize nasıl yansıdı?

Bu değerli ama belki de yer yer katılamayacağınız, yer yer harika diyeceğiniz konuşmayı sizlerle paylaşmak istedik.

Mustafa Nezihi Pesen 25 Mayıs, 02.11

Egzistansiyalistler üstüne konuşmak istiyorum Zeki Abi. Onlardan bazılarının müslüman 15587duyarlılığına yaklaştıklarını düşünüyorum. Dertli olmaları, benim onlarla buluşmamı kaçınılmaz kılıyor. Şimdilerde çok okumasam da hayatımın bir döneminde onlardan çok etkilendiğimi itiraf ediyorum. 'Çağın vicdanı olma' durumunun sosyalistlerden çok onlar için söz konusu olduğunu düşünüyorum. Yukardan, insanın dışından ve buz gibi konuşan bir felsefî geleneğin sarsılmasını sağlamışlardır. Sadece bunun için bile, onlara biraz borçlu olduğumu söylemek abartılı olmasa gerek. Ama görebildiğim kadarıyla İslam'la sağlam bir bağ kuramayan okur-yazar takımını bir karanlığa doğru sevkediyor. Sezai Karakoç, Rasim Özdenören ustalarımızın da varoluşçulardan ve diğer alternatif denebilecek akımlardan faydalandıklarını ve ama bunların söylediklerini o yüce hikmetle aştıklarını görüyorum.

Zor günlerimde, zamanlarımda Sezai Baba'nın, tasavvufun en incelikli mevzularını bu çağa yepyeni bir dille söylemiş olması benim için yaşamsaldı. Sezai Karakoç bir şeyhe bağlanmasa da Şeyh-i Ekber'in ve diğer büyük bilgelerin eserlerinden yani yitik hikmetten çok kapsamlı ve Üveysi bir şekilde beslenerek bana çok geniş bir yol açmıştır. Rasim Özdenören de bu anlamda Sezai Karakoç'la benzeşiyor.

Necip Fazıl ve Cahit Zarifoğlu ise biraz daha 'zaptedilemez' oldukları için daha somut himmetlere gereksinim duymuşlardır. Nuri Pakdil Usta'yla ilgili yorumları da sana bırakıyorum.

15588Zeki Bulduk 25 Mayıs, 02.44

Birinci paragraf üzerinden yürümek isterim: ‘Soren Kierkegaard’ derim. Bir nefes alırım. Şimdi, Kierkegaard, sıkıntılı adamdır. Bunalım vardır onda. Nuri Pakdil ile Mustafa Kutlu farklı zamanlarda “müslüman adamda bunalım olmaz” diye beyan etmişlerdir. Bu tespitten bakınca Kierkegard halt etmiştir. Ancak, İbrahim'i yazan, Kaygı'yı yazan adam halt etmemiştir. Buhranlı bir yüzyılda bunalmaktan başka yolu yoktu. Sağlam kavramları vardı: İman, kaygı, şüphe, gibi. Bir de âşık-ı sadık olsa idi, belki daha oturaklı metinler çıkartacaktı. Zaten Sartre, Simone, Camus gibi “aydın”lardan ayrı olması onun iman ile daha fazla iştigal etmesinden, bir de Kant'ın düşüncesiyle kavgalı olmasındandı. Bu sebepten egzistansiyalistler-varoluşçular içerisinde Kierkegard'ın yeri başkadır.

Nuri Pakdil: Kudüs.

Mustafa Nezihi Pesen 25 Mayıs, 20.20

Cezayir'in kalbinde atan büyük bir Kalb, Kudüs'ü marifetünnefs (nefsbilgisi) ile özdeşleştirir. 15589Kudüs'un tarih boyunca bunca sükûnete erememesinin gizil hikmeti bu olsa gerek. Çünkü marifetünnefs, marifetullah'tan daha zorludur. Ariflerin âşık-ı sadık, âşık-ı billah olmaları onların 'aydın’lar gibi çetrefilleşmelerini önlemiştir. Sözün dolambacında gezinmeyip, manaya meftun olup, oraya o manayı indirene ulaşmışlardır.

Nuri Pakdil'in karşısına Kudüs'ü yazmış olman birden beni uyandırdı ve Pakdil Usta'ya içsel bir haksızlık yaptığımın farkına vardım.

İbn Arabî, Füsus adlı konsantre eserinde Hz. Nuh'un tenzihî bakış açısıyla davayı çok zorlaştırdığını ima eder. Pakdil de sanki zor bir devrin üstüne üstüne giderek kendisiyle çetin bir hesaplaşmaya girişiyor. Ama Nurettin Topçu'dan, tavır alış olarak ayrıştığı da kesindir. Nurettin Topçu da kendini yepyeni bir dille 'acımasızca' eleştirir. Bu eleştiri o denli derinleşir ki; oradan merhametten bir cennet fışkırır. Fakat aynı zamanda büyük müslüman kitleye karşı da Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu'ndan farklı olarak çok serttir. Mevlana'yı ve Yunus Emre'yi ele alış bakımından Sezai Karakoç'la epey benzeşmelerine rağmen günümüz için (daha) umutlu bir seslenişe ulaşan isim Sezai Karakoç olmuştur.

Zeki Bulduk 26 Mayıs, 00.01

Madem varoluşçular üzerinden başladın söze; varlık babında Kudüs'ün yeri nedir müslümanların hafızasında? Bu sorudan mülhem ilerleyeyim.

15590Kudüs'ün, malum, ilk kıble olması, peygamberler şehri olması, müslümanlara namazın farz kılındığı hadisenin başlangıç yeri olması hasebiyle, müslümanı var kılan eylem'in tetiklendiği mekandır Kudüs-ü Şerif. Bir nevi hüviyet cüzdanlarının mühürlendiği mekân. Bu, ismini zikrettiğin derviş-düşünürler için de aynıdır. Lakin iş, egzistansiyalistlerin suyundan içmiş olan Nurettin Topçu'ya geldiğinde başka bir varlık çizgisi izler. Bizi, Orta Asya yollarına düşürür ki bu da ırka ait bir izlektir. Müslümanı var kılan aslî mekân Kabe, adeta tadilattaymışcasına bir müddet uzak durur müslümana. Daha sonra ise sonsuza kadar merkez olma görevini yeniden yüklenir. Topçu zihninde ise Orta Asya bittiğinde “Anadolu” varoluş mekânı olarak durur Müslüman-Türk'ün önünde.

Ha, işi Sezai Karakoç ile bağlamışsın... Sahi, Sezai Karakoç neden 28 Şubat hakkında bir beyanat vermemiştir? Müslümanın “varlık”ına bir tehdit, bir kama saplanması olarak görmedi mi Şubat soğuğunu? Yoksa genel geçer fikrimizle “medeniyet mimarı olarak şair'in portresi” önünde her daim “İslam’ın şiir anıtı”na selam mı vermek durumundayız? Müslümanların vahdet-i vücut ve vahdet-i şuhud nazariyelerinin dışında bir varlıkları var ki, bu da modernite içerisindeki konumlarıdır. Bu sebepten, reel politik “müslüman varlık”ına ne kadar kastetmekte ve müslüman düşünür sadece düşünmekte midir?

Mustafa Nezihi Pesen 26 Mayıs, 01.32 15591

Daha çok Sezai Karakoç'la bir ruh aydınlanması, ışıması, dirilişi yaşamış biri olarak düşünürüm: Kahvehanelerde, deniz kenarlarında Hızır'la, Taha'yla yatıp kalkan bir şairin milletinin dar, sıkıntılı, soğuk zamanlarında neler söylediğini bilmesem de yüreğinin benim yüreğimden daha fazla yandığından eminim. O kara süreçte şu anlaşıldı: Müslümanlar 'hayır' diyecek kıvamda değillerdi. Reel politiğin içimizi kanatması imanın en zayıf işareti olması açısından önemliyse de, Menderes'in idamını engelleyemeyen bu milletin, aslında çok da değişmemiş olduğunu gösterdi.

Mümin bir düşünürün düşüncelerinin hayattan kopuk olması düşünülemeyeceği gibi kendisinin de, yüzyıllardır İslam'ın hayatiyetini devam ettiren milletin Türkiye'deki temsilcilerine ters düşmesi, onlara bigâne kalması düşünülemez. Gelenekten kopmamış sahihliği ve tazeliği ön plana çıkaran bir mümin sanatçı-düşünürün düşüncelerinin müslümanı imar etmeye devam ettiğine inanıyorum.

Zeki Bulduk 26 Mayıs, 02.02

Yani, imar eden-mamur eden deyip, çatıya son kiremiti koyup, kenardan keyifle bakar gördüm sizi Nezihi Efendi!:-) İmar etmenin değil de mamur etmenin zamanındayız kanaatindeyim. Zira İmam Gazali'den bu yana hakiki bir ruh mimarı bulamamaktan, kapıların kapalı olmasından dem vururuz ya hani... Bu sebeple müslümanın “varoluş” hikâyesinde sanatçı-düşünürlerin tarih perspektifleri olduğu, lakin varlık-zaman-reelpolitik alanlarında ise gönülsüz durulduğu kanaatindeyim. Bu cümleye sebep ise; ikna edicilikten yoksun, zaman zaman “İslamcı” düşünürlerin de devlet-i âlî rüyaları görmeleri. Halihazırda varolan “ümmet” üzerinden mamuriyet telakkisine eserlerinde pek yer vermemeleri, desem...

Mustafa Nezihi Pesen 26 Mayıs, 02.19

Mevzu gittikçe çatallanıyor. Öncelikle ‘İmam Gazali sonrası hakiki bir ruh mimarı, ihyacı olmadığı fikri’nin, içinde şarkiyatçı esintiler barındırdığına inananlardanım. Batının tekebbürü ve kendini merkeze yerleştirme planının bir parçasıdır bu sav. Büyük okumalar yapmaktan imtina etmeye çalışarak ama kaderin teslimiyetçi bir şekilde anlaşılması gerektiğini unutmayarak şöyle derim: Sezai Karakoç için en önemli isimlerden birinin Gazali olması nasıl açıklanabilir?

15592Her ne kadar Karakoç'un bir siyasi plan ve duruşu-söylemi varsa da ben O'nun asıl görevinin, ruhlara sinen umutsuzluğu ve karamsarlığı ve eğriliği dağıtmak olduğuna kaniyim. Bundan ötürü görevini hakkıyla yerine getirdiğine şahidim. Ve bunu üç kere söyleyebilirim. Lakin Gazali'nin nasıl mücessem bir birikimin üstüne Ulumuddin'i kurduğunu hatırdan çıkarmak mümkün müdür?

Zeki Bulduk 26 Mayıs, 03.06

İşte, tam da bunu diyorum: Tarihsellik dedikleri şey bu. Müslümanlar bir nevi tanrısal göz rolü yapıyorlar: Zamanın üzerine çıkıp daha geniş zamanları izliyorlar, (yönetiyorlar demiyorum), lakin hak arama ya da sistem kurma bahsinde ise kısır kalıyorlar. Mısır’da Seyyid Kutup, Hasan el-Benna’nın “yönetim size geçtiğinde anayasanız hazır mı?” sorusuna verdikleri cevap manidardır: “Kur'an anayasamızdır!” Şimdi bu topyekûn anlayıştır. Sezai Karakoç'un bir medeniyet inşâcısı olduğu elbette doğrudur. Lakin medeniyet mimarı olurken İbn Haldun oradan çıkıp; “Ya hu sizin ülkenizde neler oluyor? Mukaddimenin 15593ortasından sorarsam, her âdem müezzin olmak istiyor amma imam ya da cemaat olmak isteyen kalmamış”, der.

Şimdi azizim, ‘İmam Gazali eskidi, güncelleyelim’, manasında demiyorum. Müslümanın “varoluş”u tehlikede; teskinât yapmak için sanatçı-düşünürler değil, başkaları zaten var! Daha dün Nasr,”Modernizm bitti!” dedi. Lakin müslümanın modernizm karşısında “varlık”ını ikamesi kaim olmuş değil ki; beylik sözler ya da ruhlara serin sular serpmeye hacet yok!

Şarkiyattan dem vurdun; sahi, şarkiyat karşısına ikamet ettiğimiz “varlık” binası ya da cüzü nedir? Tamam, şunu diyebilir birileri: “Allah İslam'ı tamamladı. Kulun ekleyeceği bir şey de kalmadı”. Kul, kendisini eklemlemek için “çağ”ın varlığıyla hesaplaşmak durumunda değil mi? Hem, ‘umutsuz’, ‘karamsar’ kavramları üzerine şunu da eklemezsem ölürüm: “Andolsun ki zamana, insan hüsrandadır!” Sıkıysa karamsar olma; yedekte hep ümitvâr olsak da…

Mustafa Nezihi Pesen 26 Mayıs, 03.35

Surenin son ayetini yazmak bana düştü: “Ancak iman edip salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı (direnmeyi) tavsiye edenler hariç”

 

Mustafa Nezihi Pesen'in işleri bunlar

Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2010 Pazartesi 15:57 Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2010, 21:26
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yusuf Er
Yusuf Er - 11 yıl Önce

Aşıklar şahane atışmış. Bayıldım.

ahmet edip
ahmet edip - 11 yıl Önce

Harika bir dertleşme olmuş. Zeki abiye, Mustafa abiye teşekkürler...

Taner Sabancı
Taner Sabancı - 11 yıl Önce

Şimdi yazdığım bu cümleye bakın "Bu feyiz ve kurtuluş dini ahlakını inancından, sosyal nizamını ahlakından, siyasetini ise sosyal nizamından alır"Neden politik bir duruştan veya siyasi bir yapıdan bahsediyoruz!! Gerek yok.Çünkü bizim inancımız yok! siyasi yapı kardeşim!siyasi yapı etrafındakileri insan olarak görmez o insanlar olsa olsa topluluktur! topluluk ya da halk diye bir şey yoktur yani olmayan bir şeyle ilgilenir bu yapılar. İnsan vardır.O insanın inancı vardır.İnsanların inancı vardır

Taner Sabancı
Taner Sabancı - 11 yıl Önce

Dahasında bu inancın oluşturduğu bir düzen vardır. Bu düzen bir sonuçtu. Biz basamak atlayıp düzen peşinde koşturuyoruz şimdilerde. Modern dünyaya bir tepki vermek istiyorsanız eğer işe kendimizden başlayalım. Kendimiz derken kişinin bizatihi kendi şahsiyetini kastediyorum. İnsanların düzelmesi ortaya kendiliğinden bir dirlik getirecektir zaten. Kafamızı yormayalım. İnsan.

memluk azade
memluk azade - 11 yıl Önce

devamını bekliyoruz...

banner26