Üniversitemiz Arapça'yı güzel öğretmesiyle meşhur

Arapça ile ilgilenenlerin yakından tanıdığı bir isim olan İbrahim Helalşah, 29 Mayıs Üniversitesi kapsamında yaptığı çalışmalar ve Türkiye'de Arapça eğitimi üzerine bir Mehmet Erken'in sorularını cevaplandırdı.

Üniversitemiz Arapça'yı güzel öğretmesiyle meşhur

İbrahim Helalşah, Arapça ile ilgilenenlerin yakından tanıdığı bir isim. Gayretiyle, çalışkanlığı ile ve yaptığı güzel işler ile tanınan Helalşah, bugün 29 Mayıs Üniversitesi Arapça Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (ARÖMER)in başkanlığını ve aynı zamanda Arapça Hazırlık biriminin koordinatörlüğünü yürütüyor. Helalşah ile 29 Mayıs Üniversitesi kapsamında yaptığı çalışmalar ve Türkiye'de Arapça eğitimi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Hocam kaç yıldır Arapça öğretmenliği yapıyorsunuz?

Yaklaşık 12 senedir Arapça hocalığı yapıyorum Türkiye'de.

Fakat ihtisasınız Arapça üzerine değil sanırım, değil mi?

Ben İslam hukukundan doktoramı yaptım. İslam hukuku uzmanıyım; aynı zamanda masterımı İslam Mezhepleri Tarihi alanında yaptım, lisans İslam hukuku.

Peki Arapça öğretimine ne zaman, ne şekilde başladınız?

Arapça öğretiyorum evet. Türkiye’ye geldiğimden beri öğretiyorum. Ben 99’da geldim. 16 sene önce. Ama Türklere Arapça öğretimine 12 sene önce başladım diyebiliriz. Benim çocukluğumdan beri Arapçaya yönelik bir ilgim var. Türkiye’ye geldiğimden beri Türkçe ile ilgilenmeye başladım. Türkçeyi ilk senedeyken halletmeye çalıştım. Bayağı da yol kat etmiştim 1 senede. İnsan başka bir dil ile ilgileniyorsa ya tercümeye yönelecek ya da dilin kendisine yoğunlaşacak. Burada yavaş yavaş Arapça öğretme yoluna girdik. İlk başlarda farklı merkezlerde küçük gruplara özel Arapça dersleri vererek bu alana girmiş oldum. Ayrıca çok önemli bir husus var. Ben lisans okurken Ürdün’de, Ürdün Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslam Halkları Komisyonu diye bir komisyon var, onun başkanlığını yapıyordum. O zaman tabiri caizse yabancılara yönelik ilgim başladı ve onlara hizmet kaygım oluşmaya başladı. O zamandan beri onların Arapça konuşurken, Arapça öğrenirken yaşadıkları sorunlarla daha çok haşır neşir oldum. Tabi Türkiye’ye geldiğimde daha çok geliştirdim bu ilgiyi.

Kurumsal olarak daha önce bir yerde çalışmış mıydınız 29 Mayıs Üniversitesi’nden önce?

Avrupa İslam Üniversitesi'nin uzaktan eğitim olarak başlattığı bir proje var. Bu üniversitenin “Diller ve Medeniyetler” fakültesinin ilk dekanı benim. 2008 yılında bu fakültenin kuruluşunda yer aldım. Orada dekan olarak çalıştım. Aynı zamanda Akademi İstanbul’daki Arapça programlarının koordinatörlüğünü yapıyordum. Ondan önce de farklı kurumlarda Arapça eğitimi veriyordum.

2 sene önce, Arapça hocalarını eğitme programınızın olduğunu gördüm. Okullara hizmet de veriyorsunuz. Yani benim anladığım 29 Mayıs’ı bu Arapça konusunda bir merkez olarak görüyorsunuz.

Biz İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi olarak “Arapça Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi”ni kurduk. Nasıl ki Türkçe için Türkiye’de TÖMER varsa, Arapça için de Türkiye’de ARÖMER var. Ve biz bu konuda çok iddialıyız. Hatta bu merkezin Arapça ismi “Uluslararası Arapça Merkezi”. Çok genel ve çok kapsayıcı bir isim. Çünkü bizim hedefimiz sadece Türkiye’deki kurumlara Arapça hizmetini vermek değil, uluslararası bir Arapça yeterlilik sınavını hazırlamak, dünyanın muhtelif yerlerinde Arapça’yı 2. dil olarak öğrenenlere Arapça eğitimi vermek gibi amaçlarımız olduğu için böyle genel bir isim seçtik. Ve biz büyük bir isim seçip ondan sonra yola girmeye çalışmadık. Gerçekten büyük üç tane projemizi başlattık. O projeleri, üniversitenin sürekli eğitim merkezi var, onun çatısı altında yürütüyorduk.

Projeleri ben şimdi özetle anlatacağım. Şimdi evvela “Arapça öğretmenleri haydi Türkiye’ye” diye bir proje var ARÖMER’de. Daha önce benimle yapılan bazı röportajlar var. Şöyle bir soru soruyorlardı: “Hocam biz Türkler neden yabancı dil konuşamıyoruz?”. Benim bir tezim var bu konuda ve bunu ispatladım bu projelerle. Ben diyordum ki; Türkiye’nin yakın geçmişinde Arapça öğretmeye kalkışan insanlar Arapça bilmiyor ve bilmediği için öğrenemiyorsunuz. Yani bilmiyor derken bazı Türk asıllı Arapça hocalarınız klasik metin okumak konusunda ustalar. Hatta bazı Arap hocaların anlayamadığı, çözemediği cümleleri çok güzel çözüyorlar, çok güzel analiz ediyorlar. Ama günlük hayatına gelince, üretmeye gelince bu üretmek sözle üretmek olsun veya yazılı üretmek olsun, bu üretime girdiğimiz zaman çok zayıf bir seviyede olduklarını görüyoruz. Şimdi bu bir öğrenci için çok önemli. Şimdi ben mesela bir yabancı dil öğrenmeye kalkıyorum, bakıyorum hocam “sıhhatlar olsun” bile diyemiyor. “Afiyet olsun” bile doğru düzgün diyemiyor. Taksiye binip taksici ile diyalog kuracak kadar bir dili yok. Ben bunu görünce bir öğrenci olarak hocama olan güvenimi yitiriyorum. Ondan sonra hocadan almamaya başlıyorum, yani alıcılarımı kapatıyorum bir kere. Arapça ve İngilizce veya başka bir dil öğreten Türk hocalarımızın büyük bir kısmı yakın geçmişte yabancı dil bilmiyorlardı. O yüzden “Arapça öğretmenleri Haydi Türkiye”ye diye bir proje başlattık. Tabi bu projeden önce de bazı Arap asıllı hocalar da Arapça dersi veriyorlardı ama hasbelkader Türkiye’ye geldiklerinde mesela tüccar olarak gelmiş olabilirler, mülteci olarak gelmiş olabilirler bakıyorsunuz Arapça öğretmeni olmuşlar. Halbuki her Arap Arapça hocası olamıyor, nasıl ki her Türk Türkçe öğretemiyorsa. Bir Türk'e “edilgen, ettirgen nedir" diye sorduğunuz zaman nasıl anlatılacağını bilmiyorsa aynı şekilde her Arap da Arapça hocası olamıyor.

Benim televizyon programlarımın aracılığıyla çok takipçi kitlem var Facebook’da Twitter’da filan. Şimdi bu düşünceden hareket ederek ben bu altyapıyı kullanmaya çalıştım. Bu projeyi 2013 yılında başlattık ve kendi hesaplarıma birer duyuru koydum. O zaman biliyorsunuz Türkiye’nin yıldızı Arap dünyasında ciddi bir şekilde parlıyor ve Türkiye her anlamda seviliyor Arap dünyasında. Özellikle sayın cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çok fazla seviliyor Arap dünyasında. Arap dünyasına gittiğim zaman gazetecilerle falan görüşüyorum. “Bir gelsin, burada seçimde aday göstersin kendini, %100 kazanır!” diyorlar. Hatta bazıları diyorlar ki; “Türkiye’den çok şey ithal ediyoruz, başbakanı da ithal etmek istiyoruz.” Gerçekten çok büyük bir ilgi var Arap dünyasında Türkiye’ye karşı. Demek istiyorum ki Türkiye’nin yıldızının o kadar parlaması hoca getirmek konusunu çok kolaylaştırdı bizim için. Yani 99 senesinde ben buraya geldiğimde Ürdün’deki hocalarıma danıştım “gideyim mi Türkiye’ye” diye. “Yok ya, ne diye gidiyorsun, Türkiye’de ne var ki!” demişlerdi. Şimdi bakıyorum herkes “Arapça öğretmenleri Türkiye’ye” projesine başvuruyor 1000’i geçiyor başvuranların sayısı. Sadece bu kadar da değil; Türkiye’deki maaşlar Körfez ülkelerindeki maaşlarla kıyaslandığında çok daha düşük olmasına rağmen Türkiye’yi tercih ediyorlar. Birleşik Arap Emirliği'ndeki görevini bırakıp Türkiye’yi tercih edenler oldu ve isimleri de var bende. Neden? Çünkü ümmetin gençleri sadece paraya bakmıyor, bu bir gerçek. Bakıyorlar ve diyorlar ki; “Burada İslam'a hizmet eden, ümmete hizmet eden bir sistem var ve ben de bu sistemin bir parçası olmak istiyorum”. Öyle olunca ben o yıldızın parlamasını değerlendirmek istedim. Madem herkes Türkiye’yi seviyor, Türkiye’ye güzel insanları getirelim o zaman dedim. Facebook sayfamda duyuru koydum ve “şu özellikleri taşıyan hocalar Türkiye’de çalışmak isterlerse başvursunlar” dedim. Bu projenin ilk ayağında sadece 150 kişi falan başvurdu, ben de mülakat yaptım. İlk ayağında 50 mülakat yaptım, 20 hoca seçtim. Ama bu 50 hoca benim istediğim özellikleri taşıyan hocalar. Herhangi bir hoca değil yani. Belirli bir eleme yapılmış oldu zaten. 20 hocayı getirdim.

Hocaları buraya getirdiğimizde ne yapıyoruz? Türkiye’de Arapça öğretimi başlıklı bir kurs veriyoruz onlara kırk saatlik. Bunları nasıl seçiyoruz? Her hocayı sınav yapıyoruz mülakattan sonra. Bu sınavlar online sınavlar oluyor. Bütün mülakatların kaydı var. Hatta mesela ben bir soru sordum, hoca hemen cevabı vermedi, gecikti mesela 20 saniyelik bir gecikme ya da şöyle dedi ama sonra değiştirdi fikrini. Bunu bile kaydediyoruz. Neden? Çünkü bunu görmek hocayı değerlendirmek konusunda çok önemli. Mesela mülakatta fark ettim ki hoca kopya çekiyor, bunu yazıyorum. Çok belli ki hoca google’dan girdi gördü, çok belli ki hocayla birlikte o mülakata giren başka biri var. Bazı hocalar şöyle yapıyorlardı, başka bir cihaz açıyorlardı. Skype ile ben soru sorduğum zaman o hoca duyuyor soruyu, okuyor hazırdan; bunları bile yazıyordum. Şimdi o kadar mülakat yaptıktan sonra en iyi 20 hocayı getirdik Türkiye’ye ve 40 saatlik bir eğitim verdik. O eğitimde ne var? Türkiye’de Arapça öğretimi hangi kurumlarda yapılıyor? İmam hatiplerde mi, müftülüklerde mi, ilahiyatlarda mı, bununla ilgili her biriyle alakalı eğitim verdik 2 saat. İmam hatip nedir? Oraya götürdük, mesela Beyoğlu İmam Hatip Lisesi'ne götürdük, orada 2 saatlik eğitim verdik. Marmara İlahiyat Fakültesi'ne götürdük. Hatta verdiğimiz eğitimin içinde şu vardı: Bir Arap’ın Türk toplumuna entegre olması için neleri bilmesi gerekiyor? En basitini söylüyorum; mesela umreye gidiyorsunuz, hacca gidiyorsunuz, görüyorsunuz, bizim Arap kardeşlerimiz camiye girmeden 10 adım önce ayakkabısını çıkarıyor, yalın ayakla camiye giriyor mesela. Arap dünyasında bu çok normal, Türkiye’de hiç normal değil mesela. Bunlar küçük şeyler. Biz bu küçük şeyleri anlattık Araplara, dedik ki “siz bu küçük şeyleri yapmayın çok daha hızlı ulaşırsınız öğrencilerin kalplerine.”

Eş zamanlı olarak her hoca 3 saat deneme dersi yaptı, biz videosunu çektik. Yani hocayla ilgili bizim 3 tane materyalimiz olmuş oldu. Hocanın CV'si var elimizde, mülakat tutanağı var, bir de bu 3 saatlik deneme dersleri var. Bu 7 günlük programı bitirdikten sonra hocaları uğurladık, güle güle dedik. Ondan sonra üniversiteleri ziyaret etmeye başladık. Ben TRT’de haftada bir program sunduğum için haftada bir yolculuk yapıyorum ve gittiğim her şehirdeki ilahiyat fakültesine o projeyi anlatıyorum. Çünkü benim bir hedefim var, “2023 senesi olmadan 500 kaliteli Arapça öğretmenini sokacağım Türkiye’ye” dedim. Ve bu 500 Arapça hocası sayesinde Türkiye’de Arapça konusunda sıkıntı yaşanmayacak inşallah. Denilecek ki “Türkiye’de çok güzel Arapça öğretiliyor, Türkler zaten Arapça’yı çok iyi biliyor.” Bir Arap turist Türkiye’ye geldiği zaman dil problemi yaşamayacak, “Türkler Türkçe dışında hiçbir dil bilmiyor” demeyecek. Böyle bir hedefimiz var ve Allah’ın izniyle gerçekleştireceğiz.

Şimdi birinci ayağını gerçekleştirdik ve şöyle bir şey tespit ettik; proje artık her yerde biliniyor elhamdülillah. Bu duyuruyu koyduktan sonra yayıldı ve gerekli özellikleri taşıyanlar başvurdular. Son seferde 105 mülakat yaptım, 105 hocadan 30 hoca getirdik. Daha önceki AHT 2’de de aynı şeyi yaptık. Yine 30 hoca getirdik. Halihazırda bu proje sayesinde 14-15 farklı üniversitede 30 hoca istihdamı gerçekleştirildi.

Peki hocam sizin bölümde kaç hoca var? Bu hocalar arasında Türkiyeli hoca var mı?

Bizim bölümde 18 Arap asıllı kadrolu hocam var. Ama bunlar arasında Türkiyeli hoca yok. 29 Mayıs Üniversitesi'nde Arapça biriminde eğitim veren bütün hocalar Arap asıllı ve Arapça öğretmek konusunda usta hocalar. ARÖMER’de de yani benim diğer projemde çalışan hocaların hepsi de Arap. Ama şimdi Mütercim-tercümanlık bölümü açılıyor bizim fakülteye. Orada Türk hocalarımız var. Ama bizim ARÖMER’de, Arapça eğitim merkezinde ve Arapça hazırlık bölümünde Arap asıllı hocalarımız var.

Bahsettiğimiz projelerimiz bu şekilde. Dediğim gibi hedefimiz 2023 senesinde Allah'ın izniyle Arap dünyasının en iyi 500 Arapça hocasını getirip Türkiye’ye yerleştireceğiz. İşte buna kelle avcılığı diyorlar ya biz onu yapıyoruz. İyi bir hoca gördük mü hemen ikna ediyoruz, gel diyoruz Türkiye’ye. Ve gerçekten elhamdülillah geliyorlar ve güzel bir iş yapıyorlar.

Kendi ülkelerinde yani Arap ülkelerinde iyi bir şekilde Arapça öğretmeye imkan yok mu ki buraya gelmeyi tercih ediyorlar?

Şimdi biliyorsunuz aslında yabancılara Arapça öğretmek konusunda Mısır çok meşhurdur, daha önce Suriye meşhurdur. Her iki ülkede sorun yaşandığı için onların -tabiri caizse- müşterileri, öğrencileri çok azaldı. Çünkü hangi öğrenci gider ki şimdi Mısır’a ya da Suriye’ye Arapça öğrenmeye? Tehlikeli yani can güvenliği yok. Biz bu krizden fırsat bulmaya çalıştık. Tabi onların durumu için çok üzülüyoruz kesinlikle. Ama onlar için bir proje olmuş oldu. Onların işsiz kaldı bir kısmı. Türkiye’de büyük bir kapı buldular bu konuda.

Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün gibi ülkelerde imkanlar yok mu?

Var. Tabi Arap ülkelerinde Arapça öğretiliyor kesinlikle. Yabancılara da Arapça öğretiliyor. Özellikle Mısır’da dediğim gibi, Suriye’de de aynı şekilde. Birleşik Arap Emirlikleri'nde bazı merkezler var ama o kadar etkili değiller. Yani Birleşik Arap Emirliği Arapça öğretmek konusunda çok bir şey yapmış diyemeyiz. Siz şimdi uçağa binin, Dubai’ye gidin, orada bir taksiye binin, Arapça konuşmaya başlayın, size İngilizce konuşacaktır, çünkü Hindistanlı. Alışveriş merkezine gidin, çoğu insan İngilizce konuşacaktır. Hatta bunu çok üzülerek söylüyorum benim akrabalarım var Birleşik Arap Emirlikleri'nde, orada çalışıyorlar, bakıyorum çocukları İngilizce konuşuyorlar ve bir kısmı maalesef bununla iftihar ediyor. Yani insanlar bilmekle iftihar eder, bu arkadaşlar cahillikle iftihar ediyorlar. Yani vahim durumlar aslında. Bu yüzden dediğim gibi Arap dünyasında bu sektör çok gelişmiş değil. Tabi Tunus’ta mesela birkaç güzel merkez var. Fas’ta da aslında başarılı denilebilecek yerler var. Ama dediğim gibi Türkiye’de üniversite sayısı arttı. Talep arttı. İlahiyat fakültelerinin 21 fakülteden 100 fakülteye kadar ulaşması. İmam Hatip okullarının 500’den 1000’e kadar ulaşması. Bunların hepsi talebi artırdı ve şimdi nasıl ki Arap asıllı Arapça hocalarının üniversitelerde istihdamını sağlıyorsak, Milli Eğitim Bakanlığı da kapı açsın ki bize bu istihdamı MEB de sağlasın istiyoruz.

Şimdi 2. projeye geliyorum çünkü buradan başladı o proje. Bazı imam hatip okulları gerçekten çok başarılı. Onları finanse eden çok sağlam vakıflar var. Ama buna rağmen Arapça öğretemiyorlar. Biz de dedik ki biz size bir proje üretelim. Siz yabancı hoca istihdam edemiyorsunuz mevzuat gereği. Biz üniversite olarak istihdam edebiliriz. Dedik ki siz bizim için kapınızı açın ve bu hocaların sadece brüt maaşını ödeyin, biz başka bir şey istemiyoruz. Bu şekilde biz 29 Mayıs Üniversitesi Arapça Öğretim Merkezi olarak ekipler kurmaya başladık. Beyoğlu İmam Hatip Lisesi'nde başladık. Sonra da 4 kişilik çok sağlam bir ekip ile başladık. Gönderdik hocalarımızı ve Arapça öğretmeye başladılar hazırlıkta. Çünkü biliyorsunuz proje okulları var. Arapça hazırlık var orada. Arapça hazırlık programında biz A’dan Z’ye asıldık oraya. Yani ben 2 haftada bir toplantıya gidiyorum, 8 haftada bir 8 komisyon kurarak gidiyorum. Mesela en son tam 9 komisyonla gittik, 18 hoca götürdüm. Bu komisyonlar ne yapıyor, dışarıda bir denetleme mekanizması oluşturuyor. İlk senede sadece Beyoğlu İmam Hatip Lisesi'nde başlattık bu projeyi. Çok güzel sonuçlar aldık. Sonra diğer okullar da başvurdu biz de Arapça Eğitim Projesi istiyoruz diye. Rize’de bir imam hatip okulunda 3 hoca görevlendirdik. Samsun'da bir imam hatip okuluna da 1 hoca görevlendirdik. Onların finansmanı o kadardı, yani biz de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ve yönettiğimiz her programa 8 haftada bir gidiyoruz. Bu projeyi sadece imam hatip okullarında uygulamıyoruz, şimdi ortaokullara da inmeye çalışıyoruz, hatta anaokullarına.

Şimdi müsadenizle son projemi de anlatayım biraz. Bu projeyi yetim proje olarak tanımlıyorum çünkü bunu destekleyen kimse yok. Ama elhamdülillah bayaği güzel yürüttük bunu: AKTAK projesi. AKTAK, Arap kökenli Türklere Arapça kursu. Yani biliyorsunuz Hatay’da, Urfa’da, Siirt’te Arap kökenli olup ismini bile Arapça yazamayan çok insan var. Şimdi bu vatandaşlar Arapça biliyorlar mı? Biliyorlar aslında. Konuşabiliyorlar yani. Mekke’ye gidiyorlar, Suriye’ye gidiyorlar, anlatabiliyorlar dertlerini. Yani anadili Arapça onların, hatta büyük bir kısmı Türkçe’yi ilkokulda öğrendi biliyorsunuz. Ama şimdi kalkıp ismini yaz dediğin zaman yazamıyorlar. Ama bu Türkiye için bir kayıp, yani bu arkadaşların Arapçası Türkiye için büyük bir değer olabilecekken biz neden heder edelim. Bu düşünceden hareket ederek şöyle bir proje düşündüm, dedim ki; Suriye’deki olaylardan dolayı Suriye’den kaçıp Türkiye’nin güneyindeki illere sığınan Arapça hocaları var. Ben bunları bulmak istiyorum dedim. Bu hocaları tüketen bir sığınmacı pozisyonundan çıkarıp üreten bir öğretmen konumuna getirelim ve bulunduğu çevrede bir verimliliği olsun. Oradaki Arap kökenli insanlara Arapça okuma yazmayı öğretsin; parayı destek olarak değil maaş olarak alsın ve oradaki insanlar Arapça okuma yazmasını öğrensinler ve tercümanlık yapmaya başlasınlar. Bu bağlamda yine facebook aracılığıyla duyuru koydum, dedim ki “arkadaşlar Suriye asıllı olup Arapça hocası olan ve güneyde oturan nerede bir insan varsa bana bir CV’sini atsın.” Ve dedim ki “Siirt’ten başlayacağım.” Neden Siirt’ten? Çünkü başkanını yakından tanıdığım Siirt Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı diye bir vakıf var. Bu değerli vakfın yönetim kurulu üyelerine projemi anlattım ve onlarla birlikte bu projenin bayraktarlığını yapmaya başladık. Tabi ben bütün kapıları kullanmaya çalışıyorum; mesela o TRT Arapça’da yaptığım program vasıtasıyla rahatça uçabiliyorum, gidebiliyorum. Program sunduğum yere gitmişken başka bir hizmet sunmaya çalışıyorum. Şimdi öyle olunca ilk başta bir röntgen çektim. Siirt'te kaç Suriyeli Arapça hocası var? 13 hoca çıktı CV gönderen. CV gönderen tabi çok var ama bazısına bakıyorsun Arapça hocası değil. 13 hocayı tespit ettim. Sonra gittim oraya. Gittiğimde sayın valiyi ziyaret etmek istedim, sayın vali orada değildi. Vali yardımcısıyla görüştük.

Dedim ki, “Sayın Vali yardımcımız, şimdi biz iyi hocalar bulacağız size. O hocalara okutulacak dersler vereceğiz. Okuyan kursiyerlere sertifika vereceğiz, herşey hazır. Sizin yapmanız gereken tek şey, bu benim seçtiğim hocaları halk eğitim merkezinde istihdam etmek veya onların burada ders vermelerine müsaade etmek. Yani istihdam edin onları halk eğitim merkezinde ve ücretsiz kurslar açın. Hem sizin için büyük bir hizmet olmuş olur. Başarılı olmuş olur.” Allah razı olsun, çok olumlu bir şekilde yaklaştılar. Gittim, mülakatları yaptım, deneme dersleri yaptırdım. Benim bu yetim proje için desteğe ihtiyacım var. Sebebi şu: Şimdi tamam halk eğitim merkezi kapısını açtı bana, biz üniversite olarak katılım belgesini veriyoruz, müfredat veriyoruz, hocaya maaşı kim verecek? Şimdi biz hocaya maaş vermek için formüllere başvurduk, şimdi onları söylemek belki çok doğru olmaz. Ama şöyle bir gerçek oldu. Orada 2 sınıf açtım, 44 öğrenciyle. Yaş grupları çok farklı; 22 yaşında olanlar var, 50 yaşında olanlar var ve onlara 200 saatlik bir eğitim tasarladım. O 200 saat 4 kur şeklinde. 60 saat, 60 saat, 40 saat, 40 saat. Bu saatlerin içerisinde neler var. Okuma yazma var, dinleme var, fasih Arapça’nın anahtar kelimeleri var. Gidiyorsunuz bu arkadaşlara, bazı çok basit kelimeleri söylüyorsunuz fasih Arapça’da ama tam anlayamıyorlar. Bu anahtar kelimeleri öğrettik onlara. Ondan sonra dinleme dersi yaptık. Sonra metin okuması derslerini yaptık. 200 saat ile Arapça biliyorum diyemeyen insana “Arapça biliyorum” diyecek kadar Arapça öğrettik. Kursa katılım belgesini verdik ve çok güzel bir resim çekildik 44 kişi. 200 saat sonra katma değeri olan bir insan olarak kendilerini görmeye başladılar. Bu projenin aynısını Fatih semtinde de başlattık. Çünkü biliyorsunuz Fatih’te oturanların büyük kısmı Siirtli. Siirt 2. sırada geliyor herhalde orada yaşayanların memleketleri itibariyle. Oradan da 2 sınıf mezun verdik. Ama bu projenin finansmana ihtiyacı var. Benim bu proje dahilinde hedefim, 2023 olmadan evvel 10 bin insana okuma yazmayı öğretmek.

Allah kolaylık versin hocam.

Allah razı olsun.

Hocam bütün bu projelerde beraber çalıştığınız bir takımınız var herhalde değil mi?

Tabi.

Kaç idareci var bu ARÖMER projesinde?

Şimdi şöyle, 2011-2012 senesinde başladığım zaman tek başıma çalışıyordum. Yani bir bakıyorsunuz ben ödev kağıtlarının çıktısını alıp bütün öğrencilere dağıtıyordum, bir bakıyorsunuz sınav hazırlığı olarak öğrencilerin oturduğu sıraları taşıyorum, yani her işe koşturmaya çalışıyordum. Bu noktada asistanım namına bir yardımcım yoktu. 2. sene de hiç yardımcım yoktu. 3. sene dedim ki “benim bu kadar projem varken ben sıraları taşımayayım artık. Ben o fotokopiyi çoğaltmayayım artık. 2 saat çoğaltmaya harcayacağıma gideyim başka bir şey öğreteyim.” Allah razı olsun üniversite çok anlayışlı davrandı ve bir asistan atadı. Sonraki sene bir asistan daha atandı. Allah razı olsun, benimle çalışan herkes çok iyi biliyor ki, hiç dinlenmek yok. Bu içinde bulunduğumuz sene 2 tane asistanım oldu. Asistan seçerken çok doğru seçmeye çalışıyorum. Şimdiki iki asistanım da beni çok iyi anlıyorlar. Çok uyumlu bir şekilde çalışıyoruz. Bakışlarımdan anlıyorlar, bakışlarından anlıyorum. Bu şekilde götürüyoruz 3’ümüz. Yani büyük bir ekip yok. Ama 7 gün çalışan bir müdür var. Gerçekten 7 gün benim hiç boş günüm yok, sadece bir yarım gün ayırıyorum aileme. Cumartesi gününün yarısını veriyorum aileme. Geri kalan her zaman çalışıyoruz ve çalışma kavramımızda hiç mesai diye bir şey yok. Benim 3 tane ofisim var bu arada. Üniversitenin Ümraniye kampüsünde bir ofisim var. Üsküdar kampüsünde bir ofisim var. Bir de evimin 2. katında bir ofisim var. Bu evdeki kitap ofisi. Her gün 7-7.30 gibi eve dönmeye çalışıyorum çocuklarımı görmek için. Onlar yattıktan sonra evimdeki ofisime çekiliyorum. O zaman çalışıyorum 2 saat filan. Bu şekilde gidiyor yani. Günde 13-14 saat şeklinde devam ettiriyoruz.

Peki hocam materyal olarak neleri kullanıyorsunuz?

Materyal olarak kendi ürettiğimiz ve daha önce üretilmiş olan şeylerle hareket ediyoruz. Şunu aslında itiraf etmek lazım: Arapça, İngilizce kadar kaynak bulunabilen bir dil değil. İngilizce öğreteceğiniz zaman yüzlerce kaynak bulabiliyorsunuz. Set dosyaları ile, videoları ile pek çok nitelikli şeyler bulabiliyorsunuz. Biz kendi okulumuz için piyasadaki kitaplardan bir kitap belirledik ve onunla devam ettik ama biz öğrencilerimize şunu anlatıyoruz; bu kitap okutacağımızın %40’ı sadece. Peki %60’ı nedir? Şimdi ben onu söylüyorum. Bizim bir kur sistemimiz var. Her kur 5 hafta eğitim 1 hafta sınav, 5 hafta eğitim 1 hafta sınav. Yani 6 haftalık bir programımız var. Eğitim olarak 30 haftalık bir eğitimimiz var. 5 hafta sürüyor ya her kur, 5X6=30 yapar. Her hafta öğrencilerimize Arapça film izletiyoruz. O filmi izletmeden 5 gün önce o filmde geçen en önemli 200 kelimeyi ve kalıbı çıkarıyoruz, Türkçe anlamlarıyla beraber öğrencilerimize sunuyoruz ve diyoruz ki: “Bak kardeşim, sen önümüzdeki hafta pazartesi günü o filmi izlemeye geleceğin zaman o kelimeleri 5 sefer okumuş olacaksın. 200 kelimeyi 5 sefer sesli olarak oku” diyoruz. Sonra gel bakalım filmi izlemeye. Öğrencilerimiz okuyorlar, sonra izlemeye geliyorlar. Bir bakıyorsunuz daha 2. kurda okuyan bir öğrencimiz film bitince koşarak geliyor bana, “Hocam filmin %60’ını anladım” diye. Daha 2. aydayız, o, o kadar büyük bir motivasyon yaratıyor ki çocukta yani bakıyorsunuz elhamdülillah çocuk daha çok istekli oluyor.

Eğer bir haftada 200 kelime veriyorsak 1 kurda 1000 kelime veriyoruz. 6 kur varsa sadece filmlerden 6000 kelime çıkıyor. Peki biz bunların ezberlenmesini istiyor muyuz öğrencilerimizden? Şöyle istiyoruz, her kurun bitiminde 1000 kelime birikti ya. Ben öğrencilerime diyorum ki siz 1000 kelime ezberlemeyin. Siz beğendiğiniz ve ezberlemek istediğiniz 350 kelimeyi ezberleyin. İşaretliyorlar ve her kur bitiminde yaptığımız mülakatlarda “hocam ben bunları seçtim” diyorlar, biz onlardan soruyoruz. Bu demek olmuyor ki 350 kelimenin dışındaki kelimeleri bilmiyorlar. 5 sefer okudular, en azından aşina oldular. Üzerinden geçtikleri zaman tekrardan en azından ne anlama geldiklerini hatırlayabilir öğrenciler. 2.’si her haftanın başında öğrencilerimizin “hediye” olarak bildiği bir ödev var. Ben bu ödeve “hediye” ismini verdim. Bu ödev nasıl bir şey: “1000 kelime 1000 cümle” diye bir projem var, benim kendi hazırladığım bir materyal bu. Kelimeleri gruplandırdım; mesela haftanın günleri, renkler, eldeki nesneler.. Ödevi şöyle düşünün: Her hafta 2-3 sayfalık ödevler ve bu ödevi ben kendim dağıtıyorum bütün sınıflara. Geziyorum, veriyoruz tek tek. Mesela haftanın günleri ise kelime, orada Türkçe anlamındaki karşılığı yazıyor. Ve o cümlede kelimeyle birlikte genelde hangi cümle kullanılıyorsa ona yer verdik. Mesela “gelecek cumartesi”. Bu çalışmayı ben 4 senedir kullanıyorum bizim üniversitede. Geliştirerek kullanıyorum. Şimdi her hafta ödev veriyoruz, 2 sayfalık, 3 sayfalık. O ödev ne ödevi? Kelimeler belirlenecek, cümleler Türkçe’ye çevrilecek. Kelimeler öğrencinin kendi kurduğu cümle içerisinde yazılacak. Bu 2.’si. 3’ncü olarak ne yapıyoruz. 2 haftada bir, 1, 2 veya 3 öğrencimiz bir sunum yapıyorlar memleketleriyle ilgili; mesela Konyalı öğrencilerimize diyoruz ki “önümüzdeki hafta Çarşamba günü bütün öğrencilerimizin bulunacağı bir salonda siz Konya’yı Arapça olarak anlatacaksınız.” Gidiyorlar, kendi hocalarıyla hazırlıyorlar sunumu 1 saatlik resimlerle videolarla falan ve o sunumu yapıyorlar. Çünkü bizim hedefimiz bu öğrencileri mezun ederken uluslararası kongrelere katılıp Arapça tebliğ yapmalarını sağlamak. Ben şu ana dek 100 tane uluslararası kongrede konuşma yaptım. Gittiğim her yerde hemen hemen Türk bir konuşmacı geldiği zaman genelde Türkçe konuşuyor. Mesela neden Arapça konuşup Arapça etkileyemesin. Ben tercümelerdeki yanlışların ne kadar büyük olduğunu görüyorum. Yani bakıyorsunuz adam bir mesaj vermeye çalışıyorken tercüman aynı mesajı iletemeyebilir mesela. Bunu neden aşmayalım! Şimdi böyle projelerle öğrencilerimizi ilk haftadan itibaren yoğun bir çalışmaya alıyoruz. Bu sunumlar 2 haftada bir yapılıyor. Bu projenin olmadığı haftalarda münazaralar yapıyoruz.

Bunun dışında da yaptığımız çok şey var. Mesela benim Arapça öğretirken kullandığım metodlardan birisi tespih. Belki çok şaşırabilirsiniz. Bunun bir videosu var, çok güzel yansıtıyor. Şöyle: Öğrencilerime her gün bir sms gönderiyorum. Sms’te diyorum ki: Bugün şu şu şu kelimelerin çekimlerini yapacaksın tespih kullanarak. Öğrenciler tespih alıyorlar bir takıldı mı bir yerde, başa dönmesi lazım. Ne zamana kadar, tam 99 tane tespihi bitirene kadar. Yani bir kelimeyi, bir cümleyi, 99 kere hatasız bir şekilde çekmesi gerekiyor. Yani çok akıcı bir şekilde bunu çözene kadar tekrar edecek. Bitirince çağrı bırakıyor benim telefonuma ve ben her haftanın sonunda bir çağrı bırakıyorum. Bakıyorum biri beni birkaç defa çaldırdı, onu nota dönüştürüyorum. Tabi öğrenci sahtecilik yapabilir mi? Mesela bu değil, başka bir ödev veriyorum. Ödevde diyorum ki bugünkü ödevimiz sms olarak 1201’den 1299’a saymak Arapça olarak. Bitirdikten sonra beni çaldırıyorlar. Ben bundan sonraki gün sınıfına geliyorum. Diyorum ki hadi 1256’yı söyle. Eğer çok tereddüt ediyorsa demek ki yalancı. Yalancı olmuyor genelde bizim öğrencilerimizin arasında elhamdülillah. Bunu kullanarak çok şey çözdüm. Ne gibi? Mesela öğrenciler Arapça olarak ülkelerinin isimlerini söylerken çok yanlış yapıyorlar. Mesela Ürdü'ne Urdun diyorlar. El Ürdün aslında. Yemen'e Yemen diyorlar, El Yemendir aslında. Şimdi ben mesela bir liste hazırladım ülkelerin isimlerini. Hem Türkçe hem Arapça. Diyorum ki “kardeşim sen ilk başta iyi ezberle Arapçalarını, sonra katla o kağıdı, sadece Türkçesine bak şimdi ama tespihle okurken sadece Arapçasını okuyacaksın.” Ülke isimleri sorununu hallettik, sayıları hallettik bu şekilde. Daha akıcı pratik yapma konusunu da hallettik. Nasıl? Diyorum ki bugün tespih kullanarak yurtta oturmak mı daha iyi evde oturmak mı daha iyi, o konuyu tartışın. Eğer takılırsa, konuşamayacak bir duruma gelirse başa dönmesi gerekiyor. 99 haneyi geçene kadar hiç takılmadan akıcı bir şekilde bitirene kadar tekrarlıyor ve bu neyi sağlıyor öğrenciye? Akıcılığı sağlıyor. Bu yöntemlerle Arapça öğretmeye çalışıyoruz.

Hocalara siz bunun eğitimini veriyorsunuz. Sizin eğitiminizden geçen hocalar bu materyalleri kullanarak buna benzer şeyler üretiyorlar. Bunların da bir kısmı sizin ürettiğiniz şeyler.

Yani kitap dışında olan şeylerin hepsi bizim ürettiklerimiz.

Kitap olarak ne kullanıyorsunuz?

Kullandığımız kitap pek de önemli değil aslında. Zira bu kitabı iyi olduğu için seçmedik, bilakis içinde okuma parçaları az olduğu için, kendi parçalarımızı daha rahat uygulayabilmek için ve bir düzen, bir devamlılık katabilmesi için seçtik.

Bizim müfredatımızda şöyle farklı bir şey var; Youtube’a girdiğiniz zaman bizim ARÖMER kanalımız var. Biz bu konuyu çok pişirdik. Şöyle pişirdik: Bizim dinleme derslerimiz var ama bizim bu derslerden çok bir beklentimiz yok. Zaten haftada 2 saatten çok bir şey olmuyor. Ne yapıyoruz biz? Öğrencilerimizi 3 kişilik gruplara ayırıyoruz. Ve onu belgeliyoruz, bir form dolduruyorlar, imza atıyorlar. Sonra diyoruz ki “kardeşim her hafta grup olarak ARÖMER kanalına gireceksiniz, her hafta bir dizinin üç bölümünü izleyeceksiniz. Her bölümü izlerken o bölümü 30 kelimeyle özetleyeceksiniz.” Yani fazla yormayın kendinizi. Sürekli durdurup durdurup geriye almanıza gerek yok. Sadece ne yapacaksınız? Kulak aşinalığını geliştirmek için, kelimeleri yakalama becerisini geliştirmek için yapmanız gereken şey 5 haftada 1 kurda 1 öğrencimiz haftalık filmlerin dışında 15 film daha izlemiş olur, artı o 15 filmden 1 tanesini seçip deşifre etmesini isteriz. Kelime kelime. Her kurun başında yaptığımız mülakatlarda bunları getiriyorlar. Her mülakatta her öğrenci kitapta geçenleri ses kaydı yaparak getiriyor bize. Bu yüzden söyledim ya kitap bizim sistemimizin %40’ını teşkil eder.

Muhtemelen kitap yazmayı da düşünüyorsunuzdur.

Düşünüyoruz. Ama şöyle bir inancım var benim bu konuda. Eğer bir kitap yazmaya çalışacaksak bütçe ayırmak lazım, bir ekibi sırf ona ayırmak lazım. Ama haftada 26 saat ders veren bir hocaya “hocam sen akşam dönmüşken bir şeyler de yazsana” demekle olmuyor bu iş yani. Bu yüzden öyle bir şey yapacaksam ben eğer bir ekip istihdam edeceğim, diyeceğim ki “bizim işimiz sadece o kitabı çıkarmak.”

Üniversitede Arapça eğitiminden sonra öğrencilerin lisanla bütün ilişkileri kesiliyor mu?

Yok, bizim üniversitede şöyle bir şey var, o da çok güzel bir şey. Derslerin hemen hemen %50’si Arapça veriliyor. Öyle olmak zorunda zaten çünkü getirdiğimiz hocaların bir kısmı Arap, zaten Türkçe bilmiyorlar yani. Ve elhamdülillah şöyle bir sorun yaşanıyor bizde, bizim Arapça hazırlıktan geçen öğrencilerimize lisans dersi vermeye Türk hocalar korkuyorlar. Çünkü bizim öğrencilerin Arapçası onlarınkinden daha akıcı. Bu yüzden rektör beyden duydum ben bunu, diyorlar ki “hocaları derse sokamıyoruz ya, girmek istemiyorlar.” Çünkü geliyorlar öğrenciler, sırf Arapçalarının ne kadar iyi olduğunu göstermek için zor sorular soruyorlar, hocalarını sıkıştırıyorlar. Anlatabildim mi ve elhamdülillah zaten bizim üniversitenin meşhur olduğu şeylerden biri de bu; Arapça’yı güzel öğretmekle biliniyor bizim üniversitemiz.

 

Mehmet Erken konuştu

Güncelleme Tarihi: 10 Ağustos 2015, 15:29
banner12
YORUM EKLE

banner19