Ümit Aktaş: Bu günlerde D vitamini takviyesi almakta ciddi fayda var

Deniz Demirdağ, Dr. Ümit Aktaş ile Alfa Yayıncılık etiketiyle yayımlanan son kitabı “Yaşam Sevinci”ni, sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazlarını, vitamin takviyelerini, bahar hâlsizliklerinin, alerjilerinin sebeplerini ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsü ile mücadelede neler yapmalı gibi pek çok konuyu konuştu.

Ümit Aktaş: Bu günlerde D vitamini takviyesi almakta ciddi fayda var

Yeni kitabınız “Yaşam Sevinci” okuyucusuyla buluştu. Kitabın kaleme alışınızın temel dinamiği neydi? Bu kitabın bir hedef kitlesi var mı?

Bu kitabı yazarken esas amacım okuyucumu sağlıklı beslenmek, hayatına şifa katan alışkanlıklar edinmesi için motive etmekti. Her zaman söylüyorum bizi bizden başka koruyacak kimse yok. Sağlığımızın, beslenmemizin kontrolünü ele almamız gerekiyor. “Yaşam Sevinci” tüm olumsuzluklara rağmen, okuyucuya pozitif bir bakış açısı sunuyor, neyi nasıl değiştirmesi gerektiğini, hastalıklardan korunmak için mutfağında neleri değiştirmesi gerektiğini anlatıyor. Bu kitabı sağlıklı bir yaşam isteyen, yaşam sevincinin sağlık olmadan mümkün olmadığını bilen herkes için yazdım.

Kitapta özellikle vurguladığınız konulardan biri “Yaşam sevincinin, sağlıklı bir yaşam ile mümkün olduğu” görüşü. Burada bahsettiğiniz yaşam sevincinin tanımı nedir? Yaşam sevinci ile sağlıklı bir yaşam sürmek nasıl mümkün?

Sağlık olmadan hayattan keyif almak da yaşam sevinci duymak da mümkün değil. Kitapta bahsettiğim yaşam sevinci yaşamı keşfetmek, potansiyelinize ulaşmak, en önemlisi de bunları yapmak için ihtiyacınız olan enerjiyi, şevki, konsantrasyonu bulabilmektir. Eğer sağlıklı değilseniz bunları yapamazsınız.

Çoğumuz aldığımız eğitim sırasında iyi bir yaşam sürmenin veya mutluluğun ne demek olduğunu, kaliteli bir yaşam sürdürmek için neler yapmak gerektiğini öğrenmedik. Buradaki asıl sorun eğitim sistemi mi?

Aldığınız eğitim potansiyelinizi ortaya çıkarmalı. Eğer eğitim sistemi bu konuda başarılıysa mutlu olmak için en önemli şeye sahipsiniz demektir. Eğer yeteneklerinizi, yapabileceklerinizi farkında olur, kendinize potansiyelinizin hakkını verecek bir yaşam kurar, bir kariyer seçerseniz mutlu olmak konusunda önemli bir yol almış olursunuz. Gerçekten eğitim çok önemli ve maalesef ülkemizde sizin bir birey olarak parlamanızı, ışıldamanızı sağlayacak bir sistem yok. Diğerlerinden farklılıklarınızı, sizi özel kılanları değil de aynılığınızı vurgulamak, öne çıkarmak üzere tasarlanmış bir sistem süregidiyor. İçinizdeki potansiyele ulaşamazsanız mutlu da olamazsınız. Mutluluğun en önemli şartlarından birinin bu olduğunu düşünüyorum. Bir diğeri ise sağlık. Eğer kendinize iyi bakar, beslenmenize özen gösterir, vücudunuza bir çöp tenekesi muamelesi yapmayı bırakırsanız yine mutluluk yolunda önemli bir adım atmış olursunuz. Bu çok önemli!

Günümüz şartlarında hepimiz çeşitli sebeplerle yaşam sevincimizi kaybediyoruz. Yapılan araştırmalar da mutluluk oranlarımızın düştüğünü gösteriyor. Yaşam sevincimizi kaybetmemek için ne yapmalıyız?

Tekrar ediyorum; her şeyin başı sağlıktır. İstediğiniz her şeye sahip olsanız bile eğer sağlıklı değilseniz hiçbir şeyden keyif almazsınız. Tabii bunlar iç içe geçmiş kavramlardır. Mutlu olabilmek için sağlıklı olmalısınız. Ayrıca mutlu olmanın da sağlık üstündeki pozitif etkisini unutmamak gerekir. Mesela hareketli bir yaşam sürmenin ruh halimizi nasıl olumlu etkilediğini maalesef unutuyoruz. Vücudumuz hareket etmek için tasarlanmıştır. Yürüyüş yaptığınızda beyninizde kendinizi iyi hissetmenizi, çevrenize, dünyaya daha pozitif bir pencereden bakmanızı sağlayan kimyasallar salgılanır. Dünyada, çevremizde her zaman kötü şeyler, moralimizi bozan şeyler oluyor. Bunları önlemek mümkün değil. Bunlar için üzüntü ve kaygı duymak son derece insanı bir durumdur. Evet, bu olumsuz duyguları hissetmek normal, ama bunlara yenik düşmek doğru değil. Çünkü böyle olunca kötü olanın yanındaki iyiliği, çirkin olanın yanındaki güzelliği de görmek imkânsızlaşır. Pozitif düşüncenin, sevdiklerinizle çevrili olmanın gücünü sakın hafife almayın!

Sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmazlar nelerdir?

Sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazı doğru beslenmektir. Toksik yiyecekler tüketiyorsanız sağlıklı bir yaşam sürmeniz mümkün değil.

Günümüzün en yaygın problemlerinden biri de halsizlik ve bu halsizliği gidermek adına alınan türlü vitamin takviyeleri mevcut. Bu konuda sizin görüşleriniz nelerdir? Halsizlikle savaş nasıl mümkün olur? İlaç hâlinde alınan vitamin takviyeleri ne kadar doğru ve etkili?

Kendinizi bitkin ve halsiz hissediyorsunuz. İşinize gücünüze odaklanmakta zorlanıyorsunuz… Unutmayın hâlsizlikle savaş yediklerinizle başlar. Endüstriyel olarak üretilmiş gıdaların içindeki lezzet artırıcı aromalar, gıdaya renk vermek, raf ömrünü uzatmak için kullanılan kimyasal maddeler enerjimizden çalar. Ne kadar çok toksik maddeye maruz kalırsanız hücreleriniz de o kadar çok zarar görür. Hücresel fonksiyonlar sekteye uğradığında ise mitokondriler yeterli enerji üretemezler. Bize senelerdir doğru belletilen yanlışlardan biri de enerji için basit karbonhidratlara ihtiyacımız olduğudur. Hâlbuki gerçek tam tersidir: Bize enerji verdiği söylenen yiyecekler aslında enerjimizi çalar. Neymiş efendim, pilav,  ekmek, makarna, çikolata bize enerji verirmiş. Hâlbuki vücutta şeker olarak metabolize olan bu yiyecekler önce kan şekerinin fırlamasına ardından da aniden düşmesine neden olur. Kan şekerindeki dengesizlikler kadar insanı hâlsiz, bitkin bırakan başka bir şey daha yoktur.

İşin sırrı, sağlıklı yağlar, kaliteli protein kaynakları, fermente gıdalar ve mevsim sebzelerinden oluşan bir beslenme modelini benimsemekten geçiyor. Bazı vitamin ya da mineral eksikliklerinin de ilk belirtilerinden biri hâlsizlik ve bitkinliktir. Mesela B12 vitamini eksikliğinin en önemli belirtilerinden biri hâlsizliktir. Böyle bir durum varsa sorunun kaynağında B12 eksikliği olup olmadığı mutlaka kontrol edilmeli. Özellikle vejetaryenler, mide enzimlerinin azalması yüzünden B12 vitaminini ayrıştırmakta zorlanan yaşlılar ve çok mide ilacı kullananlarda B12 eksikliğine sık rastlanır.

Vitamin ve mineral takviyeleri, diyetinizle yeterli miktarda alamadığınız, sisteminiz için elzem olan besin maddelerinden mahrum kalırız. Tarım toprakları artık eskisi gibi zengin değil.  Dolayısıyla da yediklerimiz eskisi kadar çok vitamin ve mineral içermiyor. Bu yüzden diyetimizi takviyelerle desteklemek mantıklı bir yaklaşım. Yalnız besin takviyesi seçerken sentetik olarak laboratuvarlarda üretilenler yerine doğal orijinli olanları tercih edin. Hangi besin takviyelerini, ne kadar miktarlarda kullanmanız gerektiği de doktorunuz tarafından, bazı testlerden sonra belirlenmeli. Tabii önce besin takviyelerinin önemine, hastalıkları önlemedeki etkisine inanan bir doktor bulmalısınız.

Toplum olarak en ufak rahatsızlıklarımızda bile ilaçlara başvuruyoruz. Neden bu kadar çok ilaç kullanıyoruz? Bunun yerine ne yapabiliriz?

Maalesef doğru bir tespit. Çok ilaç kullanıyoruz ve bu son derece yanlış, hem de ağır bedelleri olan bir yanlış. Başı ağrıyan hemen bir ağrı kesici alıyor. Uykusuzluk çekenler uyku ilacından medet umuyor.  En basit soğuk algınlığında antibiyotik almaktan imtina etmiyor. Neyse ki bu konuda etkili bir sağlık politikası geliştirildi de en azından gelişigüzel alınan antibiyotik kullanımına karşı bir farkındalık oluştu. Herkesin ecza dolabında bulunan ağrı kesicilerin son derece tehlikeli, hatta ölümcül yan etkileri olduğu nedense göz ardı edilir. Hele çektikleri kronik ağrılar yüzünden bu ilaçları devamlı kullananlar için risk daha da büyük! Basit bir ağrı kesici yüzünden karaciğerinizin iflas etmesi uzak bir ihtimal gibi görünüyor olabilir. Ama hepimizin kırıklık hissettiğinde aldığı, çoluğumuza çocuğumuza içerdiğimiz asetaminofen içeren ilaçlarla bu mümkün! Zaten karaciğer yetmezliği vakalarının %99’unun sahne arkasında ilaçlar vardır!

Leblebi gibi reçete edilen antidepresanlara ne demeli? Bu ilaçların ciddi yan etkileri vardır. Bu ilaçları kullananların ileride yine depresyona girme riskleri ciddi oranda artıyor. Bazı vitamin ve mineral eksikliklerinin, kötü beslenmenin depresyona neden olduğu biliniyor. Son yıllarda bağırsak floramızdaki dost bakterilerle tip 2 diyabet gibi kronik hastalıklarda ise ilaçlar sadece hastalığın semptomlarını baskılıyor, bu esnada da hastalığın vücutta yaptığı tahribat devam ediyor. Bu kadar çok ilaç kullanacağımıza önce soframızdakileri, beslenme modelimizi değiştirmeliyiz. Eğer mevsimsel beslenir, sağlıklı yağlar, kaliteli protein tüketir, en önemlisi toksik yiyecekleri sofranızdan men ederseniz pek çok kronik hastalığın da önünü kesmiş olursunuz. Hastalıkları önlemede ve tedavi etmede bitkisel kürlerin önemi de unutulmamalı. Bugün pek çok bilimsel araştırmanın merkezinde bitkiler var, Amerika’nın ikinci büyük kanser araştırma merkezi olan John Hopkins’in brokoli ekstresi olması bitkilerin hastalıkların tedavisinde ne kadar etkili olduğunun en iyi kanıtıdır.

Sağlıklı yaşam konusunda sosyal medyada ve toplum içerisinde inanılmaz bir bilgi kirliliği söz konusu. Bu bilgi kirliliğiyle nasıl savaşabiliriz? Doğru bilgiyi edinmek için neler yapmalıyız? Genel geçer bilgilerle hareket etmek kişiden kişiye farklılık gösteren insan bünyesinde ne gibi tahribatlara yol açar?

Gerçekten de bilgi kirliliği çok fazla. Doğru olanı, gerçek olanı ayırt etmek için ilk önce size sunulan bilgiyi akıl süzgecinizden geçirin. Mesela tereyağını kötüleyip margarini sağlıklı diye mi lanse ediyorlar? Hangisinin doğal olduğunu düşünün. Biri insanlık tarihi boyunca tüketilmiş bir besin diğeri ise laboratuvarlarda, kimyagerler tarafından üretilen bir trans yağ. Zaten biraz mantık yürüttüğünüzde doğru olanı bulursunuz.

Sağlık ile ilgili doğru bilinen yanlışlar nelerdir?

Tam tahılların sağlık için elzem olduğu, beslenme modelimizde öğretildi. Yazılarımda sık sık glutenin zararlarını, modern buğday kadar olmasa çavdar ve yulaf gibi tahılların da gluten içerdiklerini dile getiriyorum. Üstelik bunların hepsi basit karbonhidrattır. Yani bunları yer yemez kan şekerimiz tavan yapar. Başımıza ne geliyorsa kan şekerinde ani fırlamalara neden olan karbonhidrat zengini beslenme modelimizden geliyor. Maalesef tam tahıl tüketerek sağlıklı bir şey yaptığını düşünen çok kişi var. Tam tahılların faydalı olduğuna, tahıllardaki besin maddelerinin başka bir hiçbir şeyde olmadığına inandırılmışlar. Tahıllar neden baş üstünde tutuluyor? B vitamini açısından zengin bir besin kaynağı oldukları için. Peki, gerçekten öyle mi? Mesela 100 gram tam buğday unu 44 mcg folik asit içerir, ama 100 gram kuzu ciğeri yediğinizde 400 mcg folik asit alırsınız. Aynı miktarda taze fasulyenin içinde ise bu miktar 658 mcg’a fırlar. Tam buğday unundaki B3 vitamini (niasin) ve B1 vitamini, susam ve keten tohumunda kat be kat fazla miktarda bulunur.

Gelelim yağın damarları tıkadığı, kalp krizine neden olduğu yalanına! Onlarca yıldır tereyağı yemedik, peynirin, yoğurdun diyetine rağbet ettik. Yağ şişmanlatır diye cevizden, bademden, hatta zeytinyağından bile uzak durduk da ne oldu? Yağsız “light” ürünleri tercih ettik. Peki, az yağlı bol karbonhidratlı beslendik de ne oldu? Ben size söyleyeyim ne olduğunu? Sağlımızdan olduk! Tip 2 diyabet patladı. Kanserler arttı. Kalp krizine bağlı ölümler arttı. Alzheimer yetişkin nüfusun kâbusu hâline geldi. “Doymuş yağlara dikkat edin, mümkün olduğunca sınırlayın.” deniyor. Doymuş yağlar dedikleri ne biliyor musunuz? Tereyağı, peynir ve yoğurtta bulunan yağlar. Yani binlerce yıldır yediğimiz ve genetik olarak aşina olduğumuz yağlar. Söylenenin aksine sağlıklı yağlar şişmanlatmaz, aksine kilo verdirir. Neden? Çünkü sağlıklı yağların glisemik indeksi sıfırdır, birlikte yendikleri yiyeceklerin glisemik indeksini düşürmek gibi harika bir marifetleri de vardır. Kan şekeriniz dengeli seyrettiğinde, tok hissettiğinizde sizi şekere, tatlıya, böreğe, çöreğe doğru adeta mıknatıs gibi çeken mekanizma da devre dışı kalmış olur.  Kendinizi saatler boyu tok hissedersiniz.

Bunlar gibi pek çok doğru bellenen yanlış var…

Günümüzün en büyük sorunlarından biri de fazla kilolar ve bu fazla kilolarından ne yaparsa yapsın kurtulamadığından yakınan insanlar var. Sizin bu konudaki öneri ve tavsiyeleriniz nelerdir? Kilo veremediğinden şikâyet eden bir insan ne yapmalı veya yapmamalıdır?

Öncelikle basit karbonhidratları hayatından çıkarmalı. Kilo alıyoruz çünkü çok fazla karbonhidrat tüketiyoruz! Ekmek, pilav, makarna, pizza yedikçe doymuyor, aksine daha çok acıkıyoruz. Bir oturuşta bir ekmek yeseniz, büyük boy pizzayı bitirseniz bile bir-iki saat içinde hiçbir şey yememiş gibi acıkırsınız. Çünkü basit karbonhidratlar kan şekerinizin dengesiz seyretmesine, açlık ataklarına neden olur ve bu bir kısırdöngü şeklinde sürer gider. Siz de giderek daha fazla kilo alırsınız.

Çözüm moda diyetlerden, yağı alınmış light ürünlerden değil diyet yapmadan kilo vermenizi sağlayacak, aç kalmadan zayıflatacak bir beslenme modelinden geçiyor. Sağlıklı yağların yanına protein de eklediğinizde saatlerce acıkmadığınızı, açlık atakları yaşamadığınızı fark ettiniz mi? Derisi alınmamış tavuk eti, somon, hamsi, palamut gibi yağlı balıklar ve kırmızı ette bu mükemmel ikili bir arada bulunur. Yumurtayı bol tereyağı ile pişirdiğinizde, ev yoğurdunu içine ceviz, badem ya da fındık katarak yediğinizde de sizi uzun süre tok tutacak birlikteliği yaratmış olursunuz. Yağ ve protein kombinasyonunun yanına mevsim salatası ya da mevsim sebzeleriyle hazırlanmış zeytinyağlı bir yemek ve ev yoğurdu, evde kurulmuş turşu gibi zengin probiyotik kaynaklarını eklediğinizde ise ihtiyacınız olan tüm besin maddelerini, vitaminleri alır, diyet yapmadan kilo verirsiniz.

Probiyotik zengini beslenmenin kilo kontrolüne yardımcı olduğunu gösteren bilimsel bulgular da var. Yani diyetinizde ne kadar çok fermente gıda varsa o kadar kolay kilo veriyor, verdiğiniz kiloları geri almıyorsunuz.

Pek çok uzman D vitamini ihtiyacının vücutta yeterli oranda karşılandığında birçok hastalıktan korunacağımızı söylüyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Çok doğru bir tespit, katılıyorum. D vitamini aslında, ciğer, kırmızı et, yumurta, tereyağı gibi besinlerle vücudumuza aldığımız, güneşle aktive olan bir hormondur ve vücutta pek çok hayati fonksiyonda rol alır. Rezervinizi doldurmak için D vitamini zengini besinler tüketmeli ve güneşlenerek bu hormonu aktive etmelisiniz. İsveçli bilim insanları, yaşları 25 ile 64 arasında değişen 26.000 kadının güneşlenme alışkanlıklarını 20 yıl boyunca incelemişler. Çalışmanın sonucunda, düzenli olarak güneşlenen kadınların daha uzun bir yaşam sürdüğü; güneşten kaçanların ise kalp krizi ve kanserden ölme riskinin önemli oranda artığı görülmüş. Eğer D vitamini eksikliğiniz varsa bağışıklık sisteminiz çöker. Depresyona girme riskiniz artar. Kemikleriniz koflaşır osteoporoz hastası olursunuz. Tüm kanserlere yakalanma, kalp krizi geçirme riskiniz artar.

D vitamini takviyesi almayı doğru buluyor musunuz? 

İdeali D vitamini zengini besinler tüketmek ve güneş banyosu yapmak. Bu ikisi bir araya geldiğinde vücudunuz D vitamini üretmek için ihtiyacı olan her şeye sahip olmuş oluyor. Ama eğer güneşten yeterince faydalanmak için fırsat bulamıyorsanız D vitamini eksikliğinden mustarip olmanız kaçınılmaz. Özellikle vejetaryenlerde bu hayati önemi olan vitaminin eksikliğine çok sık rastlanır. Çünkü en zengin D vitamini kaynakları et, ciğer, balık, yumurta gibi besinlerdir.

Ayrıca yaşlandıkça böbrekleriniz D vitaminini vücudun faydalanabileceği aktif forma dönüştürmekte zorlanır. Bu yüzden de yaşlılarda D vitamini eksikliğine çok sık rastlanır. İdeal D vitamini değeri 30-60 ng/ml olarak belirlenmiştir. Ancak bu hayati vitaminin kanserden koruyucu etkisinden faydalanmak istiyorsanız bu değeri 100 ng/ml’nin üstünde tutmanızı öneriyorum. Basit bir testle D vitamini değerinizi ölçtürebilirsiniz. D vitamini eksikliği olan herkese D vitamini takviyesini öneriyorum, D vitamini değerinizi 100 ng/ml’ye kadar yükseltmeyi hedefleyin.

Malum önümüz bahar. Bahar halsizliğine ve bahar alerjilerine karşı alınabilecek önlemler nelerdir? Bu konuda okuyucularımıza ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Mevsim dönüşlerinde vücut bu değişikliğe adapte olmaya çalışır, dolayısıyla hâlsizlik görülmesi normaldir. Alabileceğiniz en etkili önlem doğru bir beslenme modeli ile enerjinizi artırmaktır. Tabii uykunuza özen göstermek, eğer egzersiz yapmıyorsanız düzenli olarak yürüyüş yapmaya başlamak da bu semptomların hafiflemesine yardımcı olacak, vücudunuzun mevsimsel değişime adapte olmasını kolaylaştıracaktır. Daha sağlıklı yaşamak isteyen herkese, ama özellikle de alerjik bir bünyeye sahip olanlara gluteni kesmelerini öneriyorum. Yani gluten içeren tüm buğday ürünlerinden uzak duracaklar. Glutenin alerjileri tetiklediği, hatta bazı durumlarda alerjinin altında yatan esas neden olduğunu gösteren çalışmalar var.

Malum tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsü ile ülkemiz de mücadele etmeye başladı. Bu konuda görüşleriniz nelerdir? Bu süreci sen ufak zararla atlatmak adına neler yapmalıyız? Böyle güçlü virüs salgınlarıyla mücadelede en önemli adımlar nelerdir? Birey olarak sağlığımızı, direncimizi, bağışıklık sistemimizi güçlendirici neler yapabiliriz?

Tüm viral enfeksiyonlarda olduğu gibi en etkili korunma sık sık ellerinizi yıkamaktır. Ellerinizi yıkamadan gözlerinize, burnunuza dokunmamanız da çok önemli. Çünkü virüsün ellerden vücuda girişi bu şekilde oluyor. Eğer kendinizi toplumdan izole etme ve eve kapanma şansınız varsa bunu mutlaka yapın. İşine gitmek zorunda olanlar da insanlarla güvenli bir mesafede durarak yukarıda anlattığım gibi el hijyenine büyük önem göstermeli.

Bunlar zaten televizyonlarda, gazetelerde de sık sık tekrarlanan önlemler. Tabii bunların yanında bağışıklık sisteminizi destekleyeceksiniz! Sadece koranavirüsten değil tüm hastalıklardan korunmakta en etkili silahınız güçlü ve dengeli bir bağışıklık sistemidir. Eğer sağlıklı beslenmenin temel kurallarına uyuyorsanız, zaten koruma altındasınız demektir. Ama özellikle bu dönem daha dikkatli, daha özenli olmakta, sisteme doping yapmakta fayda var. Size bu konuda birkaç ipucu vermek istiyorum… D vitamininin bağışıklık fonksiyonlarının etkin bir şekilde çalışmasında hayati bir önemi vardır. Şu dönem D vitamini takviyesi almakta ciddi fayda var. Probiyotik dopingi yapmayı da unutmayın. Bağışıklık sisteminizi güçlendirmenin en etkili yollarından biri ev turşusu, ev yoğurdu gibi probiyotik zengini gıdalardan geçiyor. Bağırsaklardaki faydalı bakteriler vücuda giren virüslerin bağışıklık sistemiyle ilk karşılaştığı yerdir.  Bu ilk karşılaşmadan galip çıkmanızda dost bakterilerin hayati bir rol oynadığını unutmayın.

Bol bol zencefil çayı tüketin, ıhlamur çayı, yeşil çay için. Listeye zerdeçalı da ekleyin. Hem zerdeçal, hem de zencefilin güçlü antiviral etkileri olduğunu uzun yıllardır biliyoruz. Bu konuda pek çok bilimsel çalışma var. Zencefil ve zerdeçalın koronavirüsün tutunma riskini artırdığını iddia edenlere de kulak asmayın. Bu bitkisel güçlerin koronavirüse karşı koruyucu etkisine dikkat çeken ve tedavideki faydalarını gösteren bilimsel çalışmalar yayınlandı. Çinko zengini beslenmek, C vitamini takviyesi kullanmak ve antiviral etkisi ile bilinen bir arı ürünü olan propolis ile bağışıklığı desteklemek de iyi bir fikir.

Covid-19 virüsü ile aynı zamanda toplumca psikolojik bir savaşın içerisine de girmiş olduk. Psikolojik dirayetin bağışıklığı doğrudan etkilediğini de göz önünde bulundurursak, bu sorunla kısa vadede ve uzun vadede mücadelede en önemli kriterler nelerdir? Bu psikolojik savaşta nasıl muvaffak oluruz?

Gerçekten de kronik stres bağışıklık sisteminin çökmesine neden olur. Diğer yandan televizyonu her açtığımızda ister istemez strese giriyoruz. Gereken tüm önlemleri alın ve panik yapmayın! C vitamininin kronik stres sırasında vücut sırasında salgılanan ve ölüm hormonu olarak da bilinen kortizol seviyesini aşağı çektiğini gösteren bilimsel çalışmalar var. Özellikle bu dönem diyetinizdeki C vitamini zengini besinleri artırın. Diyetinizi C vitamini takviyesi ile desteklemek de akılcı bir strateji. Lavanta, anason, Alman papatyasını (hepsinden eşit miktar kullanılacak) üç dakika kadar kaynatın. Her defasında taze olarak hazırlamanız gereken bu bitkisel kür, stres altındayken gevşemenize, sakinleşmenize yardımcı olacaktır. Günde dört defa içebilirsiniz.

Türkiye’deki önlemler yeterli mi?

Böyle bir salgına tamamen hazırlıklı olmak, gerekli tüm önlemleri almak gerçekten hiç kolay değil! Hatta mümkün bile değil. Ancak pek çok ülkeye göre önlem almak konusunda çok daha hızlı davrandığımızı söyleyebilirim. Bu önlemlerin ne kadar etkili olduğu, gerçekten yeterli olup olmadığı esas önümüzdeki günlerde belli olacaktır. Tabii bu salgında sorumluluğun büyük kısmının bireyin kendisine düştüğü de unutulmamalı. Kendinizi koruyacak, sosyal mesafeye dikkat edecek ve bağışıklığınızı destekleyeceksiniz.

Röportaj: Deniz Demirdağ

Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2020, 16:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26