Uçurum'la Sohbet Ettik

Yoğun okumaların nihayetinde, bir gün, yazmak eylemi geldi.

Uçurum'la Sohbet Ettik

Mustafa Uçurum:

Aklıma Ebu Zer Gelir!

 

 

 

 

Neden yazıyorsun?             

 

Bunun bir tarifi, sistemi ya da reçetesi yok bende. Yoğun okumaların nihayetinde, bir gün, yazmak eylemi geldi içime yerleşti. Sanki kendiliğinden oldu her şey. Sanki o kadar okuduğumun kefaretini vermek istercesine yazmaya başladım.

 

“Şu akıp giden düzeni bozmak için” yazmam gerektiğine inandım. Said Faik"in “Yazmasam deli olacaktım.” tarzında bir humma sardı beni de. Bu ateşten kurtaramadım kendimi. Halen de bu ateşin etrafında kalem oynatıyorum.

 

Şiirin ne hayrını gördün?

 

Şiirden bir hayır beklemeli miydim, onu bile kestiremeden şiirlerin ortasında buldum kendimi. Şiirler yazdım, dergiler çıkardım, kitap çıkardım. Döndüm şöyle geriye bir baktım ki; dağ gibi dostlarım olmuş benim. Şiir gibi dostlarım olmuş; bana ahenk veren, yüzümü ağartan. 

Üniversitede elli beş kişiydik sınıfta. Şimdi o sınıftaki arkadaşlardan görüştüğüm tek Hüseyin Kaya var. Çünkü o da şiirin, derginin ikliminden hiç uzaklaşmadı. Yıllar süren bir bağ var aramızda; şiirle kurulan ve hâlâ devam eden. 

 

Şiir olmasaydı Zeki Bulduk'u nasıl bir dost olarak karşımda bulacaktım ki? İmkânsızdı bu buluşma. Şiiri bu bağlamda kutsuyorum. Öyle ki; şiirin aracı olduğu hiçbir dostluk incitmedi beni. İşte bu da şiirin bir kerameti olarak kayda düşsün.


Taşra mı merkez mi?

 

Gönlüm hep taşrada kaldı. Hiçbir zaman büyük şehirleri arzulamadım. Çadırımı merkeze kurmak gibi bir hevesin ardına düşmedim hiç. Göçebe bir ruhum da olmadı aslında. Hep yerleşik hayatı seçtim. Taşrayı seviyorum. Kendimi bulunduğum şehrin yerlisi sayarım. Eğreti duruşlara meyletmem. Bir Kızılderili reisinin dediği gibi; “Benim için en güzel yer çadırımın etrafı, bu bozkırlardır. Burada özgürüm ben; gökte süzülen kartallar gibi.” Zihnimin dağılmasından korkuyorum bir de. Bu ürkekliğim geçer mi bilmem ama ben taşrayı, taşra da beni sevdi.

 

Bir sahabe söyle ki susayım:

 

Sahabe dendiğinde aklıma her zaman Ebu Zer gelir. Ağır bir ürperti kaplar içimi. Üstümdeki bütün elbiselerden utanırım. Boğazımdan geçen lokmadan utanırım. Başımı kaldıramam göğe. Şehre çıkmayı istemez yüreğim. Bütün kapital akıl çeldiriciler üstüme üstüme gelir. Bütün sahabaler baş tacımdır ama Ebu Zer benim kalbimin onarıcısıdır. Onu düşününce beni de uzun süren bir suskunluk kaplar. Sonra bu suskunluk, içimdeki devrimci ateşe kıvılcım gönderir. İşte ben bu kıvılcımı çok seviyorum.


Kabe'nin duvarına şiir mi şair mi mi asılmalı? Yoksa o meşhur örtüsü mü?

 

Kabe'ye yakışan örtüsüdür. O kalsın orda. Şairlere pek güven olmaz. Şairin şiiri de sırat gibidir. Kayma noktasındadır yani. Şiir için kolumu her sıvadığımda Şuara Suresi'ni kulağıma küpe yaparım. Şiirin gidişatın ne olacağı belli olmaz. Şairin de. Bu yüzden Kabe'ye örtüsü yakışır.

 


Ölmeyecek bir söz söyle, ben de mırıldanayım:

 

“Neden Yapmadığınız Şeyleri Söylüyorsunuz.”

 

Deniz Baykal deyince aklına ne(ler) geliyor?

 

Aklıma ılık bir rüzgâr geliyor. Sıcak havada esen bir rüzgâr. Varlığı pek hissedilmeyen, hissedilse de kimsenin umursamadığı, kimseye hayrı dokunmayan bir rüzgâr. Kendi kendine tufan çıkaran ve ancak dar alanda bir tufan olan; silahını kullanmasını bilmeyen – iyi ki bilmeyen- yeniçağ savaşçısı.  Oyuncağı elinden alınınca ortada öylece kalmaktan korkan uslanmaz bir çocuk. Biraz da oyunbozan mızıkçı.


Yalnız oruç açmak nasıldı?

 

Her ne kadar “Tenhalayın Kalbimi” desem de artık arzulamıyorum yalnızlığı. Benim yalnızlığım iki kişilik olmalı. Yalnız oruç açmak susuzluğumu dindirmez. Boğazım düğümlenir. Yalnız oruç açmak orucun devamıdır bende.



 

Ölmek..deyince kendi ölümün mü gelir aklına? Anlat hele...

 

Tam isabet dostum. İyi dedin. Ölüm bana kendim gibi gelir. Her ölüm, kendi ölümümün habercisidir. Kendimi koyarım ölünün yerine. Öyle bir ürperirim ki, uzun bir zaman toparlanamam. Hazırlıklı olmamanın verdiği telaşla her ölüm biraz daha büker belimi. “Ölmeyecekmiş gibi yaşamaktan” korktuğumdan olsa gerek, zihnimin bir yerinde çakılı durur ölüm.


Kıyamet zamanlarında mısın? Yoksa bir kitabı okurken soba sıcaklığını , o delikanlı dinçliğini duyuyor musun hala?

 

Kıyamet bir savruluşla, bir o yana bir bu yana yalpalıyorum uzun zamandır. Bunda yaşımın artık iyice alıp başını gitmesinin etkisi büyük.  Her gün biraz daha sona yaklaşıyoruz. Bu kesin. Hiçbir iyi dilek habercisini göremiyorum. Dört bir yanımız felaket tellallarıyla kuşatılmış durumda. Attığımız adım biraz daha büküyor belimizi. Rahat bir nefesi arzulayalı çok oldu.




Zeki Bulduk, şiirin mucizesi kabilince söyleşti.

Güncelleme Tarihi: 24 Eylül 2010, 16:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Esmagül Yeter
Esmagül Yeter - 12 yıl Önce

Güzel bir sohbet olmuş. sorular kadar cevaplar da seçici olmuş.

sedanur al
sedanur al - 12 yıl Önce

bu sohbetiniz çok güzel olmuş,tşk mustafa uçurum

sevil köse
sevil köse - 12 yıl Önce

Şu akıp giden düzeni bozmak için yazıyorum sözüne ,yazmak için çok önemli bir sebep,en azından bize dayatılanı yaşamamak için bir eylem.şair diyorki......KAYBOLDUGUM ANLARDA,ŞİİRDEN BİR GECE ÇALDIM FELEKTEN DEGİL.keşke herkes şiirden bir gece çalabilse,şimdi çogu insan felekten bir gece çalmayla meşgul.işte bu anlamda şairin TENHALAYIN deyipte tenhalayamadıgı yüreginden kaleme düşenler okunmaya degerdir diyorum.saygılarımla

banner19

banner26