banner17

Türkeş de Türkçe ezan istemiş!

'Türkçe ezan' konusunda bilmediklerimiz ve merak ettiklerimiz…

Türkeş de Türkçe ezan istemiş!

Balyoz Harekât Planı’nda ezanın yeniden Türkçe okutulması da yer alıyordu. Yani hedefte ezan tekrar Türkçe okunacaktı. Eğer darbe yapılsaydı ve tabii ki başarılı olsaydı… Türkçe ezan konusunda bilinmesi gerekenler veya bilinmeyenler ve bir de yanlış bilinenler var.

Yalnız camilerde değil, evlerde de Arapça ezan okumak yasaklanmıştı. Bu yüzden yüzlerce kişi hapse atıldı, karakollarda dayak yedi, işinden oldu veya para cezası ödedi. Kıbrıs'ta Arapça ezan yasağının 1950'de kalkmadığını, 1969'a kadar devam ettiğini biliyor muydunuz? Türkçe ezan okumamak için Güneydoğu'dan Irak ve Suriye'ye göç edenler olmuştu. Adnan Menderes, iktidara geldiklerinde 'halka mal olmayan inkılaplar'ı kaldıracaklarını vaat etmişti.Mustafa Armağan -Türkçe Ezan ve Menderes Ezanda da böylesi bir uygulama 'halka mal olmayan inkılaplar'dan biriydi. Menderes, Celal Bayar'la Arapça ezan konusunda ters düştü ve az daha Arapça ezan yüzünden başbakanlıktan istifa edecekti. Demokrat Parti Türkçe ezanı yasaklamadı. Sadece Arapça ezan okuma yasağını kaldırdı. Böylece ezanı isteyen, istediği dilde okuyabilecekti.

İşte Türkçe Ezan ve Menderes (Timaş Yay., 2010) kitabının yazarı Mustafa Armağan ile bu konuları görüştük.

Hiç bilmeyen okurlarımız için, Türkçe ezan meselesini kısaca anlatır mısınız? O dönemin siyasî ve dinî konjonktürü içerisinde Türkçe ezan meselesi nerede duruyor?

Türkçe ezan (aynı zamanda Arapça ezanın yasaklanması) uygulaması, 1931 yılı sonlarına gündeme gelmiş olan “dinde reform” girişimlerinden sadece biriydi. Bunun yanında Türkçe Kur’an, Türkçe sela, Türkçe tekbir, Türkçe kamet, Türkçe hutbe gibi ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi görüntüsü altında gerçekte dinî alanda var olan, birikmiş bulunan hararetin soğutulması amaçlanmıştır.

Minare18 yıl sürdü ama hiçbir zaman kabul görmedi

Kaç yıl Türkçe ezan okunda bu ülkede?

Arapça ezan yasağı ve Türkçe ezan okutulması mecburiyeti Türkiye’de 1932-1950 yıllarında tam 18 yıl kesintisiz uygulanmış ama ne halk, ne de aydınlar katında bütün gayretlere rağmen tutunmamış, adeta Tek Parti döneminin devlet kökenli baskılarının simgesi olarak algılanmıştır. Yalnız Türkçe ezan, 1932-1941 yıllarında, yani Atatürk’ün sağlığında kanunla düzenlenmemiş, sadece Diyanet’in iki genelgesiyle idarî bir uygulama şeklinde yürürlükte tutulmuştur. 1941 yılından 1950’de Adnan Menderes hükümetinin kaldırmasına kadar da TCK’nın 526. maddesine eklenen bir fıkrayla düzenlenmiş, böylece aslında laiklik ilkesi derin bir yara almıştır. Zira bir ibadetin hangi dilde yapılacağını kanunla düzenlemek, ancak bir din devletinin işi olabilirdi ki, laik olduğunu her fırsatta dillendiren Türkiye Cumhuriyeti, işini gücünü bırakıp yıllarca Türkçe ezanla uğraşmak suretiyle, koruduğunu söylediği laiklik ilkesini bizzat kendi eliyle sakatlamıştır.

60 yıl sonra bile hâlâ korkanlar var

Çizme filmi
Çizme filmi
Yönetmenliğini İsmail Güneş'in, senaristliğini Ömer Lütfi Mete'nin yaptığı, 1991'de çekilen ve Arapça ezan yasağını anlatan 'Çizme' filminden sahneler

Türkçe Ezan ve Menderes kitabınızı yazma sebebiniz nedir?

Hapislere atılanlar, para cezası alanlar, karakollarda dayak yiyenler, işlerinden olanlar… Bu dönemin canlı tanıklarının hatıralarında bunlar hep var. Türkçe Ezan ve Menderes (Timaş, 2010) adlı kitapta, yaşayan tanıkların hatıralarını toplayarak unutulmasının önüne geçmek istedik. Çektikleri eziyetleri, “Allah demenin yasak olduğu yıllar” şeklinde hatırlayanlar hâlâ aramızda yaşamaktadırlar. O kadar korkutulmuşlardır ki, 60 yıl sonra bile mikrofona konuşmaktan çekinenler olmuştur. Düşünün artık uğradıkları zulmün derecesini…

Amaç kin tutmak değil yakın tarihi unutturmamak

Günümüzde maalesef bizler Türkçe ezan konusunu sadece birkaç günlük olay gibi görüyor ve yeterince önemsemiyoruz. Sizce bunu diri tutmamızın faydası olacak mı? Yani sisteme karşı bir kin mi güdülmüş olacak ya da ana amaç siyasî olup burada tüm suçu CHP'ye mi yıkacağız?

Biz kin gütmüyoruz. Sadece bir hafıza çalışması yapıyoruz. Yakın tarihimizin kırılma noktalarının unutulmasını önlemeye çalışıyoruz. Unutmayalım ki, ezan, bu toplumun üzerinde mutabık kalabildiği asgari müştereklerden birisi. Onu yayıp geliştirirsek ve bir zamanlar bu asgari müşterekin elimizden 18 yıl boyunca alındığını bilirsek, belki sahip olduklarımızın değerini daha iyi anlarız, onlara yeniden sahip çıkarız diye düşünüyorum.

Meselenin dinî hükmü konusunda hiçbir açıklama yeterince yer almıyor sanırım. Yani ezanın Türkçe okunmasının dinen mahzuru konusunda âlimlerimiz hemfikir mi acaba? Birkaç ilahiyatçı ile görüştüğümde bana; konunun dinî olmayıp siyasî olduğunu, anlamı itibariyle tüm ümmetçe kabul edilen ve vazgeçilmez bir şiar olan 'ezan'ın Türkçe okunmasında ana amacın 'ümmetçiliği kırmak' olduğunu söylediler. Siz ne dersiniz?

Ahmet Hamdi AksekiTabii ki ben olaya tarih açısından yaklaştım kitapta. Dinî hüküm verecek durumda değilim. Ancak 1948-1949’larda Ahmet Hamdi Akseki –ki Diyanet İşleri Başkanı’dır o tarihte- Sebilürreşad dergisinde bir dizi makale yayınlayarak Türkçe ezanın eleştirisini yapar. Bu eleştirileri başka pek çok ilim adamının da yaptığını biliyoruz. Mesela Bediüzzaman Said Nursi Türkçe ezana ‘şarkı’ demiş ve onu bilerek okumanın sünneti tağyir (değiştirme) anlamı taşıyacağını söylemiş, yanına gelen hocalara, en azından öncesinde alçak sesle Arapça asıl ezanı okumalarını tavsiye etmiş, ancak böylelikle kendilerini manevi sorumluluktan kurtulabileceklerini belirtmiştir. Ancak dediğim gibi kitap esas itibariyle bir sözlü tarih çalışması olduğu için ezanın dinî anlamına girmedik. Bunun için Ahmet Çağlayan’ın Ezan kitabını veya Diyanet İslam Ansiklopedisi’nin “Ezan” maddesini okumanızı tavsiye edebilirim.

Ezan mağdurları dava açabilirlerdi

Nasıl ki Adnan Menderes'e iade-i itibar yapıldıysa ki anıt mezar sadece Topkapı'da değil gönüllerde de duruyor; ezanın tekrar Arapça’ya çevrilmesiyle iş bitmiş mi oluyor? Yani sizce iade-i itibar yapıldı mı yoksa hâlâ devlet bir özür borçlu mu?

Yok, artık özür olayı kapanmıştır bence. Menderes 1950–1952 döneminde yaptığı pek çok konuşmada Tek Parti rejimiyle ve onun din politikasıyla hesaplaşmasını açıkça, kamuoyu önünde yapmıştır. Düşünün ki, “Bu ülke müslümandır ve müslüman kalacaktır” açıklaması Menderes’in ağzından çıkmış ve malum çevreleri yeterince öfkelendirmiştir. Öte yandan halkın büyük çoğunluğu da Adnan Menderes’in ezanı Arapça’ya çevirdiği için idam edildiği kanaatini bugün dahi muhafaza etmektedir. Ona “Ezan şehidi” diyenler bile olmuştur.

Peki, bu olaydan dolayı mağdur olanlar, ya da dayak yiyenler en azından dava açmışlar mı? Araştırmanız da bu da var mı?

Tabii ki hukuken ceza alanlar, mağdurlar sonraki dönemlerde dava açabilirlerdi. (Herhangi bir davanın açılıp açılmadığını Adalet Bakanlığı arşivlerini incelemediğim için bilmiyorum.) Bugün ise, yasağın kaldırılışının 60. yılında artık eski defterleri açmanın, kin gütmenin bir âlemi yoktur. Önemli olan, ezan zincirlerinden kurtulduktan sonra ne yaptığımız değil midir? Bugün ezan serbest ama acaba onu tadarak mı dinliyorum yoksa “bir an önce bitse de bacak bacak üstüne atsam” diye mi bakıyorum? Mesele budur esasen.

Türkeş ezanın Türkçe okunmasını istemiştiAlparslan Türkeş

MHP'lilerin zaman zaman açıklamaları ortada ama kitabınızda okuduğum kadarıyla 27 Mayıs Darbesi’nden sonra Türkçe ezanı meğer en fazla savunan Alpaslan Türkeş'miş. Ama aynı parti, 1995'te, bir adayının "Türkçe ezan geri gelecek" açıklaması yüzünden barajı aşamamıştı. Türkeş halkın hassasiyetlerinden bihaber miydi ki -neticede iktidar olmak isteyen- bir siyasi partinin genel başkanı olarak Türkçe ezanı savunmuştu? Burada bir ikilem yok mu?

Tabii ki o yıllarda bir siyasetçi değildi Alparslan Türkeş. Bir askerdi (“ihtilalin kudretli albayı”). Türkçü olduğu için Türkçeciydi de. Hatta yalnız ezanı değil, Kur’an’ı da Türkçesi’nden okumamız gerektiğini savunuyordu 1960 ihtilalinden hemen sonra. Bunlar MHP tarafından sonraki siyasetçi günlerinde örtbas edilmiştir ama 27 Mayıs’tan sonra konunun yeniden gündeme geldiği, bugün de darbecilerin arasında aynı fikirde olanların bulunduğunu hatırlatmak amacıyla bir darbeci sendromu olarak yazılmalıdır. Balyoz Harekât Planı’nda ezanın yeniden Türkçe okutulması da yer alıyordu biliyorsunuz.

Halk traktör değil Arapça ezan istiyordu

Halkımızın bunu da bilmesi lazım diye düşünüyorum. Aslında siyasilerin amacı gerçek samimi dinî duygular değil, “oy kaygısı” diyebilir miyiz? Bu amaçla DP de ezanı geri getirirken siyasi kaygılarla mı geri getirdi? Gerçekten bu acıyı yürekten duyduğundan değil, diyebilir miyiz?

İlişkiyi bence tersinden kuruyorsunuz. Başlangıçta, yani 1946’da Demokrat Parti’nin “ezanı Arapça yapacağız” diye bir planı, programı yoktu. Partileşme sürecinde bu taleple yüzyüze geldi. Hatta merhum Adnan Menderes, Gediz ilçesi civarında ilk seçim toplantılarını yaparken halka yol, traktör vs. vaatlerinde bulunuyormuş. Ancak halk kendisine “Geç bunları, ezanı Arapça yapacak mısın, yapmayacak mısın, bize onu söyle” demişler. Yani talep tarafı önemli burada. DP bu talebi oluşturmuyor, zaten bu talep var. Yani CHP de kullanabilirdi bunu. Ama kullanamadı. Kullanan, kazanacaktı. Halkın kalbini fethedecekti. Yoksa siyasetçilerden kimse bu teklifi ortaya atıp da oy kazanayım derdiyle hareket etmedi.

Kaldı ki, ancak ezan bir seçim öncesinde Arapça’ya çevrilseydi, bu, oya tahvil maksadıyla yapıldı eleştirisine konu edilebilirdi. Ne var ki, Menderes büyük bir seçim zaferinin hemen arkasından, seçimlere daha 4 yıl varken bu kanunu değiştirdi. 4 yıl içerisinde ne olacağı bilinmiyordu bile. Daha Menderes, Menderes olmamıştı, zira güvenoyu aldığının 15. günü, DP Genel Başkanı olduğunun ise 5. günü meclise getirmişti kanun değişikliğini. Bu da onun halis niyetle bu değişikliği yaptığının kanıtlarından biridir. Bence siyasetçilerin ezanı kullanmalarından ziyade, halkın siyasetçileri kullandığından söz etmek daha doğru olur Arapça ezan meselesinde.

Mustafa ArmağanTürkçe ezan meselesi sizce neden hep gündemde tutulmalı ve unutulmamalı... Bunun için dernek, vakıf vb. gibi STK'lar ne tür çalışmalar yapabilirler?

Hatıralarını anlatanlar hep şunu ekliyorlardı: “Allah bunlara bir daha fırsat vermesin, bugün de ellerine fırsat geçse aynısını yaparlar!” Bu, ezanın nasıl bir ‘simge’ olduğunu ve onun önünün ve arkasının nasıl derin bir kırılmaya işaret ettiğini gösteren bir örnek sadece. Arapça ezana dönüş kararı, bugün çok farkında olmasak da, Türkiye’de İslamiyet’in önce var kalması, sonra da inkişafı (açılımı) açısından tam bir dönüm noktası olmuştur. İslamî inkişaflar onun arkasından sökün etmiştir. Bir bereket gelmiştir Türkiye’ye…

Bilal-i Habeşi gibi ezan okuyan müezzinler lazım

Ezanın önemi ve kıymeti bir kez daha pekiştirilmiş olacak sanırım?

“Bu ülkede ‘ezan hakkı’nın nasıl kazanıldığını bilmek, yeni nesiller açısından ezanın kıymetini bilmeye doğru bir yönelişi başlatabilir” diye düşündüm. Ayrıca o 60 yıl önce ilk Arapça ezan okunduğunda hissedilenleri yeniden hissetmeye de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. O muazzam hasret ve arkasından gelen gözyaşları, sevinçler ve hüzün sahneleri. Adeta Bilal-i Habeşi yıllar sonra yeniden Ezan-ı Muhammedî’yi okuyor gibi okuyan müezzinler ve onu aynı frekansta dinleyenler bugün neden yok acaba? Bu soru hakkıyla sorulduğunda ruhumuzda önemli açılımlara yol açacaktır inancındayım. Güzel ezan yarışmaları açmak (tıpkı “Kur’an bülbülü” yarışmaları gibi), ezanı sadece namaz vakitlerinde okumakla sınırlamamak, onu hayatımızın içine dâhil etmek, ‘bakın bu nimetin kıymetini bilmezsek Cenab-ı Hak onu bir gün yeniden elimizden alabilir’ bilincini yaymak, bu dönemde yapılması gerekenler arasında aklıma ilk gelenler.

Türkçe ezan konusunu tekrar gündeme getirdiniz. Bir okurunuzu olarak size müteşekkirim. Sırada neler var Mustafa Armağan'dan? Türkiye, sizin vasıtanızla, hangi konuları gündeme almış olacak ilerleyen günlerde?

Ben teşekkür ederim okurlarımla beni yeniden buluşturduğunuz için. Tabii ki hem tarihî sorgulamalarımız devam edecek, hem de yeni bakış açıları kazandırmaya çalışacağız. Yapılacak iş çok ama vakit az. Yeni bir projenin startını verdik bile. Maksadım, gençlerin bu yola daha çok ve daha şevkle girmelerini ve yeni projelerimizde bizimle beraber çalışmalarını sağlamak. Kapımız onlara sonuna kadar açık. Bize başvurdukları takdirde kendilerine uygun bir projede yer bulmakta zorlanacaklarını zannetmiyorum.

 

Fahri Sarrafoğlu konuştu

Güncelleme Tarihi: 04 Ağustos 2010, 21:17
YORUM EKLE
YORUMLAR
captain
captain - 8 yıl Önce

üstad türkeş türkçe ezan istemez.

ezan yerine sagu, namaz yerine yuğ ister heyt breh!

yuğğğğ

aytug
aytug - 8 yıl Önce

heyy tükler siz kimsiniz.türk mü yoksa arap mı.sanki türçe ezan okumak suç.burada atatürkü yargılıyoruz.azıcık bilgileninde ondan sonra yazın.arapça kurandan,ezandan ne anlıyorsak

Serhat
Serhat - 7 yıl Önce

bu gericiler ne kadar da rahatsız olmuş türkçe ezandan ne de olsa içinde türk veya türkçe geçen herşeyden rahatsız olur bunlar çünkü arapçıdır bunlar arapçayı kutsal bir dil olarak görürler kaldı ki hiçbir dilde kutsallık yoktur olsa olsa millililk olur bir dilde.başbuğ türkeş'in türkçe ezan istemesi türk milliyetçiliğinin bir gereğidir bunda şaşılacak ve yadırganacak bir durum yok.

ne önemi var
ne önemi var - 7 yıl Önce

Şu yorumları alıp CafCaf'a göndermek lazım.

gerçek
gerçek - 7 yıl Önce

ezan İSLAM müslümanların simgesidir türkçe olsa yabancı dilde olanlar ezanı nasıl anlardı acaba.?kilisede ÇAN çalmayıpta davul çalınca nasıl olurdu ?sinagoklarda BORU yerine kendi dillerinde bağırsalar ne anlarlardı. demekki taşın toprağın konuştuğu şu devirde SİHİRLİ AYNALAR sayesinde tüm dünyadan haberdar olunan şu insanlık içinde müslümanım diyenlerin EZANDAN bir şikayeti yok amma ataisler veye müslümanlığı istemeyenler isteyebilir.

banner8

banner20