banner17

Tıp öğrencileri dergi de çıkarıyor!

'Tıp Fakültesi'nden her şey çıkar, ara sıra da doktor çıkar' sözü doğru mu? Tıp öğrencisi Abdullah Uçar ile konuştuk.

Tıp öğrencileri dergi de çıkarıyor!

Küçük kardeşim Emine’nin uzun yıllardır dillendirdiği “ben tıp öğrencisi olacağım ” sözleri ile rotasını çizmesi ve çalışmalarını bu yönde ilerletmesi akabinde, ben de ablası olarak çorbada tuzum bulunsun diyerek, aziz arkadaşım Abdullah Uçar ile hoş bir sohbette, tıp fakültesini hedefleyen birçok kardeşime faydalı olacak soru ve cevapları kaleme aldım.Tıp öğrencileri

Abdullah Uçar’ın dilinden besmele-i şerif ve hayır duaları ile başlayan sohbette, ben de kendi adıma bu yolu tercih edecek kardeşlerime Cenab-ı Rabbim’den zihin açıklığı niyaz ediyorum.

Abdullah Bey, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Üniversitenin ilk yıllarında kalbine Kur’an’ın inmeye başladığı, geleneksel bir İslam anlayışından ”vahiy İslam'ı”na dönüş yapmış, daha iyi anlayabilmek için Kur’an ile ettiği kavgalar neticesinde hakikatin ne olduğunu kavramış ve kendini yeniden doğmuş gibi hissetmenin verdiği müthiş huzurla hızlı hızlı nefes almaya başlamış sade bir Müslümanım. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencisiyim. Hem Ordulu hem Tokatlıyım, velhasıl Karadenizliyim. Okulum dolayısıyla son 6 senedir İstanbul'da yaşıyorum. Sivas Kongre Lisesi mezunuyum. “Tıp fakültesinden her şey çıkar, ara sıra doktor çıkar” diyenlere inat hem sosyal olmayı hem de hekim olmayı kafaya koymuş bir tıp talebesi olarak “Vira Bismillah” diyerek yola girdim. Profesyonel olmasa da amatör düzeyde bağlama çalarım, amatör olarak video çekim yaparım, bilgisayarları severim, onlar da beni sever. Yalnız bilgisayarda oyun oynamam, onun yerine işe yarayacak bir şeyler yapmayı severim. Şu sıralarda da Cerrahpaşa’da çıkarmakta olduğumuz CTF Panorama dergisinin tasarımını bir arkadaşımla beraber yapıyorum.

"Vahiy İslam’ı"ndan bahsettiniz, biraz açar mısınız?

Vahiy İslam’ından kastım, namazları dinî aerobik, orucu bir diyet/zayıflama fırsatı, zekâtı iyilik gösterisi, haccı dinî turizm olarak algılamayan bir yoldur. Kur'an'ı sabahtan akşama kadar -bir bilgisayarın da gayet rahat yapabileceği bir şekilde- tilâvet edip "acaba Allah bu kitapta ne dedi, ne demek istedi?" diye hiç sormayan, buna rağmen de konu “din” olunca "din bekçisi" kesilen, Karl Marks'ın "din afyondur" iddiasını neredeyse doğru çıkartan, bol bol “amîn” dedikten sonra duasını hayata aktarmak için harekete geçmeyen hayat anlayışını reddeden bir yol...

Diri diri toprağa gömülen kıza hangi günahtan ötürü öldürüldüğünü soracak olan bir Allah'a inanan ancak kız çocuklarını evlerine kapatıp, sadece "iyi ütü yapan, yemek pişiren, çocuk doğuran, ‘höyt’ deyince ses çıkarmayıp yola gelen ve itaat eden, erkeğe neredeyse köle olması beklenen” bir makine haline getirip onları kamunun/hayatın dışına iterek, camilerinde temiz bir abdesthaneyi dahi çok görerek hicretin 1431. yılında kız çocuğunu diri diri gömen bir zihniyete tamamen karşı bir yol…

Fizyoloji sınavı öncesinde Guyton Hall Fizyoloji kitabını, notlandırarak ve derinlemesine bir şekilde defalarca okuyarak çalışan, daha iyi anlamak için sayfalarına post-it’ler yapıştıran, satırlarının altını çizen, neredeyse yediği içtiği fizyoloji kitabı olan bir tıp öğrencisinin değil, sınav öncesinde fizyoloji kitabına verdiği kadar önemin –hatta çok daha fazlasının-  Kur'an’a da verilmesi gerektiğini düşünen bir tıp talebesinin yolu. Ve daha çok özelliği olan çok şeritli bir yol. Şimdilik bunları söylemekle yetineyim.

Sizin gibi birçok gencin hedeflediği bir bölümde okuyorsunuz. Özellikle tavsiye edebileceğiniz bir formülünüz var mı?

Şunu söylemeliyim ki hedefleri “çok çalışmak” yerine “düzenli çalışmak” olsun. Ben düzenli bir şekilde çalıştığım için böyle bir puanı aldığımı düşünüyorum. Bu düşüncemi birçok tıbbiyeli arkadaşım da paylaşıyor. Hepsi düzenli çalışmak üzerine vurgu yapıyor. Mezun olduğum lise bir düz lise ve benim gibi düz liseden Çapa’yı kazanmış birçok arkadaşım var. Hepsinin de vurgu yaptığı mevzu “düzen”.

Günü planlama açısından benim tavsiyem, günün beş vakte göre programlanmasıdır. Ancak genç arkadaşların içinde bulundukları sistem gayr-ı İslamî olduğundan böyle bir program onların düzenleriyle çakışacaktır ve neticesinde de başarıları etkilenebilir ama şunu söylemeliyim ki, bu düzenli çalışmalar esnasında en azından ders çalışmaya ara vereceklerinde bu arayı namaz vaktine göre ayarlasınlar. Arada camiye gitsinler. Aileleriyle sohbet etsinler. Kardeşleriyle evde muhabbet etsinler. Küçük kardeşlerini parka götürüp kumla oynasınlar. Konuşsunlar, dinlesinler. Yoğun bir ders sürecinden sonra verilen arada gözlerin farklı bir ortam görmesi, farklı seslerin işitilmesi, insanlarla iletişim kurulması, farklı bir işin yapılması, yani ortamın değişmesi müthiş dinlendirici bir faktör.

Abdullah Uçar

Bir gününüz nasıl geçer?

Şu anki günlerimi varsayarak cevap vermek istiyorum. Günüm mutlaka programlıdır ve tamamen dolu geçer. Boş vaktim ise yoktur. Ancak, derdi olan bir arkadaşımı dinlemeye, sinemaya gitmeye, bağlama çalmaya, hayır işlerinde koşturmaya, arkadaşlarımla piknik yapmaya, teyzemin küçük Melike’siyle oyun parkında oynamaya ve konuşmaya her zaman vaktim vardır. Arkadaşlarım ile muhabbeti çok severim ve bunu asla boş vakit olarak görmem, çünkü boş şeyler konuşmamaya gayret ederim. Bence boş zaman diye bir şey yoktur, doldurulamamış zaman vardır. Bir Müslümanın da boş vakti olmamalıdır zaten. Bir iş bitince diğerine sarılmalıdır.

Tıp fakültesini okumak sizin tercihiniz mi, ailenizin tercihi mi?

ÖSS (sınavın o zamanki ismi böyle idi) tercihlerimde 7 tercih yaptım. Yedisi de tıp fakülteleri idi. Ailemin yönlendirmesinden daha çok kendi ideallerimle yola çıktım. Allah onlardan razı olsun ki ailem de kararımı destekledi. Şu anda da iyi ki tıbbı seçmişim diye düşünüyorum. Seçimimden gayet memnunum elhamdulillah.

Abdullah UçarBölümünüz gereği Kur'an-ı Kerim’e daha yakınsınız. Birçok ayetin birbirine uçan kuşlar gibi teğet olduğunu görmek, ayet-i celileleri insan fıtratıyla yani psikolojisiyle bağdaştırmak hem işimizi kolaylaştırır hem de dinimizi öğrenmekte yardımcıdır. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette fakültede dersler ilerledikçe ve bir yandan da Kur'an-ı Kerim ile hemhâl olunca insanın kafasında şimşekler çakıyor. Kur’an ayetlerinin yansımalarını insanın vücudunda görmek ise müthiş bir şey. Öyle tahmin ediyorum ki tıp dışındaki diğer birçok bilim dalında da durum böyle. Dolayısıyla tüm sistemin tek bir kaynaktan çıktığı bariz bir şekilde görülüyor. Hatta öyle ki, bence birçok toplumsal probleme insan vücudundaki mekanizmalardan hareketle çözümler bulunabilir. Kanserlerin oluşma mekanizması ile Müslüman dünyanın kavgaları, nörolojik problemleri olan şeker hastalarıyla İslam dünyasında birbirinden habersiz Müslümanların hali, ateistlerin "kötülük problemi" ile vücudun bağışıklık sisteminin çalışma mekanizması, hakikati inkâr etmekle başlayan beyin atrofisi gibi birçok benzerlik var.

Meslek olarak amaçladığınız yer neresidir?

Bilimsel yöntemi önemsiyorum. Bence akademisyenlik idealist tüm tıbbiyelilerin hayali olmalı. O nedenle akademisyen olmak istiyorum. Ancak elbette pek kolay değil. Sadece bir akademisyen olmanın yanında ayrıca mesleğimle ilgili STK’ların da yönetim, planlama gibi birimlerinde görev almayı düşünüyorum.

Kendinizden bahsederken birçok hobiler ve etkinliklerden bahsettiniz. Nedir bunlar? Bir tıp öğrencisi vaktini nasıl tayin eder hobilerine?

Bu röportajı olur da müstakbel tıp fakülteli arkadaşlar okursa, tıp fakültesinin sadece kalın kitaplardan ibaret olmadığını görmeleri açısından fakültede yaptığım/katıldığım birkaç sosyal faaliyetten bahsedebilirim. Bilgisayarlarla ilgileniyorum, örneğin fakültede geçmiş senelerde tıbbî animasyonlar yapmıştım. Sonrasında birçok hocam animasyon siparişi vermek için adeta sıraya girmişti. Sınıfım için bir e-posta grubu oluşturup tüm ders materyallerimizi bu grup aracılığıyla paylaşmıştık. Bu süreçlerde birçok hocam ile tanışma imkânım oldu. Birçok hocamla fakültede karşılaşsak selamlaşırız, birbirimize hal hatır sorarız. Fakültemizin halk müziği korosunda bağlama çalıyorum. Birkaç müzisyen arkadaşımla da bazen küçük konserler veriyoruz. Okulda da birkaç kez konser vermiştik. İnsanlar müziği seviyor ve bir tıbbiyeli olarak sizi bağlama çalarken gördüklerinde hayatlarına nasıl renk katabilecekleri konusunda sizi örnek alıyorlar.

Son iki senedir, ilgili olduğum bazı sivil toplum kuruluşlarında düzenlenen programların video çekimlerini ve montajlarını yapıyordum. Böylece o toplantılara katılamayan birçok insana dökümanlar ulaşabiliyor. Şu anda da Cerrahpaşa Tıp Fakülte'sinde çok hoş bir ekiple yeni bir dergi çıkarıyoruz. İlk sayısını hayırlısıyla çıkardık elhamdulillah. Şu anda ikinci sayının hazırlıkları içerisindeyiz. Hamdolsun dergimiz fakültede çok hoş bir rüzgâr yakaladı. İnsanlar ikinci sayının ne zaman çıkacağını merakla soruyorlar. Sağolsunlar, hocalarımızdan da dergimize destek vermek isteyenler oldu. İnşallah daha da kaliteli bir şekilde yeni sayıları çıkartacağız. Hayrolur inşallah.

Su akıp yolunu bulurken, zaman çok hızlı ilerlerken, dünya da başını alıp giderken, siz bu koşuşturmanın neresindesiniz?

Kendimi Niagara Şelalesi’nde akıntıya ters yüzen biri gibi görüyorum. Niagara Şelalesi gibi modern dünyanın da muazzam bir akış içerisinde olduğunu düşünüyorum. Ancak sorun şu ki bu akışın ve gidişin nereye olduğunu soran pek kimse yok. Neredeyse herkes kendini suya bırakmış durumda. “Su nereye giderse ben de oraya giderim” düşüncesi hâkim. Elbette ben ve benim gibi düşünen insanlar asla kendilerini bu suya bırakmayacaklar, akıllarını kullanarak belirleyecekleri menzillere doğru bağımsızca kürek çekeceklerdir inşallah. Her insan özgündür. Kendi yolunu kendi çizmelidir. Akıntıya kapılıp giden bir insanın kendini değersiz ve sıradan hissetmesi kaçınılmazdır ve bu nedenledir ki kendini böyle hisseden bir gençlik bu sıradanlığa tavır olarak farklılık arayışlarına girmekte, gerek giyinişleriyle, gerek tavırlarıyla, gerekse yaşantılarıyla "farklı" olmak adına birçok çılgınlık yapmaktadırlar. Farklı olmak için insanın kendisi olması yeterlidir. İnsan kendisinin farkına varırsa, Allah'ın onu özgün yarattığını fark eder ve taklitçi değil, orijinal tavırlar sergiler diye düşünüyorum.

 

Hatice Tüfekçi sordu

Güncelleme Tarihi: 06 Ekim 2010, 16:10
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
nurullah türe
nurullah türe - 8 yıl Önce

hasbihalin içindeki samimiyet...

Ubeydullah
Ubeydullah - 8 yıl Önce

Tıp okumak zor ve meşakkatli. Herdaim sakin bir kafa istiyor en azından benim için bu böyle. Allah yardımcıları olsun bu yola girmek isteyenlerin.
Hatice Hanım güzel bir haber paylaşmış. Abdullah kardeşimize de teşekkürler.

Hasibe Tüfekci
Hasibe Tüfekci - 8 yıl Önce

Hatice hanım,teşekkür ederiz.
yazmış olduğunuz bilgilerden yararlanıyoruz.
Devamını bekleriz..Allaha emanet olun...

Muhammed ATAK
Muhammed ATAK - 8 yıl Önce

Abdullah abimizdeki enerji ve çalışma metodu hayranlık uyandırıyor. Allah seni güzel kullarından kılsın abdullah abi :)

Melih Koşucu
Melih Koşucu - 8 yıl Önce

Bu da namazdan ayrobiği, oruçtan dieti, hacc'dan turizmi, zekattan iyilik gösterini anlayan gelenekçilere ders olsun. Osmanlı'da Şeyhülislam'lar da namazı ayrobik için kılarlarmış ki, sonradan bu makam kaldırılınca normal kılınmaya başlanmış. Geleneksel anlayışın handikapı da burada işte. Namaz ayrobik için kılınmaz ki.

MİR
MİR - 8 yıl Önce

Roportajı dikatle okuduktan sonra şöyle bir kanıya vardım Türkiyede islamcı akıl teklif yerine sürekli alternatif üreterek islamcı ahlakta Abdulah bey gibi zihinsel muhakimesi güçlü düşünenleri taşladıgı için kısa katetmesi gereken yolu çok uzaatdı Allah yardımcısı olsun rabim yolunu açık eylesin güzel roportaj için teşekurler

Onur
Onur - 8 yıl Önce

Selamlar. Arkadaşlar kendi çevrelerini ilgilendiren güzel bir iş yapıyorlar anlaşılan ama başlıktan hareketle bizi sayfaya yönlendiren dergiden sadece tek cümlede bahsedilmiş. Abdullah Uçar kardeşimizi de tanımak isteriz ama derginin ne olduğu da önemli..Ez cümle habere başlık olan dergi haberin içerisinde yok... Selamlar

İlker Soytürk
İlker Soytürk - 8 yıl Önce

Selamun Aleykum çok güzel bir yazı olmuş. Bilim ile uğraşan kafalarda misyon ve vizyon kaygısı çok olur o yüzden gerçeği görememezlikten ne yazık ki kendilerini alıkoyamazlar fakat şahsen tanıdığım Abdullah kardeşim cüzzi iradesi ile gerçekleri görenlerden olmuş, buna göre yaşamayı seçmiş ya.. Elhamdurillah..

Hatice Hanım sizede teşekkürler, gerçekten önemli bir yazıyı dile getirmişsiniz. Selametle.


banner8

banner20