banner17

The Pen İngilizce lisanı ile İslam'ı anlatıyor

The Pen, tüm dünyaya hitap eden İstanbul merkezli, fikrî ve kültürel periyodik bir yayın. Editörü Selahattin Özel ile dergiyi konuştuk..

The Pen İngilizce lisanı ile İslam'ı anlatıyor

 

The Pen, dört yılı aşkın bir süredir İngilizce olarak tüm dünyaya hitap eden, İstanbul merkezli, fikrî ve kültürel periyodik bir yayın. Dergi, Müslüman dünya Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) genel koordinatörü ve Türkçe olarak yayınlanan İrfan Mektebi dergisi genel yayın yönetmeni Cihangir İşbilir’in genel yayın yönetmenliği altında üç ayda bir yayınlanıyor. Derginin hazırlanmasında, içerisinde anadili İngilizce olan ve edisyon-redaksiyon konusunda uzman, yurtiçi ve yurtdışında yaşayan birçok kişinin bulunduğu güçlü bir edisyon ve yazar kadrosunun emeği var. Üç ayda bir yayınlanan ve 2012 Nisan ayı itibariyle 14. sayısını neşredecek olan derginin editörü Selahattin Özel, bu vesile ile sorularımızı cevaplandırdı. Satır aralarında Müslüman dünyanın şu anki durumu, Müslümanların yurtdışında yaşadıkları sorunlar ve dergi vesilesi ile ulaşabildikleri insanlar hakkında da değerli bilgiler aldık. Sorularımıza verdiği cevaplar ve hoş sohbeti için Selahattin Bey’e tekrar teşekkür ediyoruz.The Pen

The Pen İngilizce bir dergi diyorsunuz? Nasıl bir ihtiyaçtan doğdu böyle bir dergi?

Gerek ülkemizde olsun, gerekse diğer Müslüman ülkelerde olsun dergicilik bağlamında nispeten canlı bir yayıncılık faaliyeti var. Hatta Arap ülkelerinde, dil birliğinden dolayı, tüm Arap dünyasına hitap eden dergiler de mevcut. Ancak Müslüman dünyada konuşulan tek dil değil Arapça. Ortadoğu bağlamında Türkçe ve Farsça olmak üzere, Hint kıta altında Hintçe, Bengalce, Urduca, Doğu Asya’da ise Çincenin yanı sıra oldukça büyük bir yekûn tutan Endonezca ve Malayca var. Daha küçük etnik birimlerin konuştuğu dillere hiç değinmiyorum.

Öte yandan Avrupa ve Amerika’da da ciddi bir Müslüman nüfus var. Görüldüğü üzere Müslümanlar arasında, konuşulan dil anlamında oldukça büyük bir çeşitlilik var. Yaklaşık olarak böyle bir çeşitliliğin hepsine hitap edebilme imkânını bize –maalesef diyelim- İngilizce sağlıyor. Tüm dünyada olduğu gibi Müslüman dünyada da eğitimli kesime Arapçadan ziyade İngilizce vasıtasıyla ulaşabiliyoruz. Tabii ki Arapça bir dergi çıkarmaya yönelik planlarımız da var.

Peki, o halde günümüz dünyasında The Pen’e nasıl bir misyon yüklüyorsunuz?

Teknik anlamda sağladığı kolaylıklarla birlikte klasik dönemlere nazaran modern hayat, tüm insanlara yaşattığı bütünsellikten kopma, parçalanmışlık, yabancılaşma ve anlamsızlık duygularıyla hayatımızı derinden etkiliyor. Müslümanlar için ise – diğer Batı dışı uygarlıklarda da olabileceği gibi – durum katmerli bir kriz boyutuna ulaşıyor. Müslümanlar olarak modern dünyada yaşadığımız maceramızla yabancı bir ülkedeki mültecilere benziyoruz. Kavramlarımız işlevini yitirmiş durumda. Modern dünyadaki gelişmeleri kavrayıp, yorumlamaktan uzağız. Modernizm eleştirilerimiz bile modernizmin kendi içinde kendisine yönelik yaptığı eleştiriden besleniyor. İslam dini ve kültürü paranteze alınmış ve hayatla hiçbir teması olmayan ve ona hiçbir katkıda bulunmayan müzelik kültürel bir unsur konumuna gelmiş. Çağdaş bilim ve düşüncenin gelişim seyrine Müslümanların fikrî bağlamda hiç bir katkısı yok. Orta çağda gerçekleşen bilgi aktarımını kastetmiyorum tabii ki. Hâlihazırdaki gelişmeleri göz önünde bulundurursak durum böyle. Son derece edilgin bir konumda modern dünyanın bizi tanımlamasına maruz kalıyoruz. Canımızın sıkıldığı durumlarda da üzerinde fazlaca düşünülmemiş tepkisel davranışlarla karşılık veriyoruz. Sürekli bir yerlere ve bir şeylere eklemlenme süreci içerisindeyiz. Tüm bu edilgenlik ve tepkisellik sürecinde de haliyle popüler kültür mecralarında gerçeği yansıtmayan bir İslam ve Müslüman imajı çiziliyor.

Elbette ki bunlar devasa sorunlar ve son birkaç asırdır Müslüman dünyanın entelijansiyasını meşgul eden meseleler. Biz de The Pen’de temel kavramlarımızı yeniden tanımlıyor, modern dünyada Müslüman olmanın anlamı üzerine düşünüyoruz. Elbette bu fikrî ameliyeyi gelenekten kopuk bir şekilde yapmıyoruz ve böyle bir yaklaşımın da faydadan çok zarar getireceğine inanıyoruz. Kavramlarımızı tanımlama ve onlara tekrardan hayatiyet kazandırma faaliyetini önemsiyoruz çünkü ancak bu şekilde çağımızda yaşadığımız zihin yarılması ve kimlik bunalımını aşabileceğimize inanıyoruz.

Derginin detaylarına gelecek olursak, özellikle ne tür konular işliyorsunuz?

Bizim temel sorunumuz maddeci Batı felsefesiyledir. Öyle ki, bizce bu sorun Müslüman dünyada sadece küçük bir zümreye hitap eden entelektüel bir uğraş alanı değil. Bilakis, pozitivist maddeci felsefe sadece Müslüman dünyada değil, tüm dünyada etkin olmuş ve bir dönem insanlar arasında neredeyse inançsızlığın moda haline gelmesine neden olmuştur. Tabii ki bu felsefe şu anda hâlâ eski ezici konumunda değil, ancak yine de bilim ve düşünce çevrelerinde etkin olan düşünüş biçimi bu felsefedir. Geriye kalan insanlar da haliyle bilim insanları ve düşünürlerin yapıp ettiklerinden etkileniyorlar ve onların yönlendirmelerine açıklar. Dolayısıyla tavırlar, düşünüşler ve inançlar veya inançsızlıklarda kendini açığa çıkaran bir yaklaşımdan söz ediyoruz. Bu düşünce tarzı Batı medeniyetinin dünyaya ihraç ettiği en temel ve en yıkıcı fikri ürünüdür ve girdiği yeri ifsad etmiştir.

Elbette bu düşüncenin kaynaklarına antik dönemde de rastlanabilir fakat tarihin hiçbir döneminde bu gün olduğu kadar etkin olmamıştı. Dolayısıyla biz The Pen dergisinde bu mesele üzerine esaslı bir biçimde gidiyoruz ve yayınladığımız çeşitli yazılarda İslam’ın ana kaynaklarına ve felsefî birikimine de müracaat ederek bu felsefenin çıkmazlarını açığa çıkarıp Allah’a ve gayba inanmanın normatif bir durum olduğunu, materyalist felsefenin ise insanlık tarihinde bir sapma olduğunu ele alıyoruz. Materyalist felsefeye yönelik bu mücadelemizde en büyük birikimi bize Risale-i Nur kitapları temin etmektedir. Bu kitaplar daha birçok konunun yanı sıra Müslüman dünyada bu meseleye yönelik yazılmış en etkili kitaplardandır. Haliyle biz de bu konuda ilhamımızı ve yöntemlerimizi Risale-i Nur kitaplarından devşiriyoruz. Bu konuyla ilgili savunmacı, reaksiyoner bir tavır içerisinde değiliz. Yazarlarımız İslam’ın inanç esaslarını İslam Kelam geleneğinin mirasından da istifade ederek felsefî bir dille modern zihnin anlayabileceği bir tarzda yeni bir okumaya tâbi tutuyorlar. Ele aldığımız diğer bazı konular ise yine İslam ve peygamber ahlakının günümüz dünyasında nasıl yaşanabileceği, İslam ahlakına aykırı durumlara karşı bir Müslümanın kendini nasıl koruyabileceği, İslam tarihi içerisinde çatışmalara neden olmuş ayrılık noktalarının telifi, İslam’ın pratik yönünün ihtiva ettiği ruhani boyut ve hikmetleri vb. meseleler…

The PenSalt soyut, teorik konularla mı ilgileniyorsunuz peki?

Tabii ki hayır. Dergi olarak Müslüman dünyanın sosyal meselelerine de yer veriyoruz sayfalarımızda. Müslüman coğrafyadaki işgaller, hak arayışları ve baskıcı yönetimler gibi konuları mercek altına alıyoruz. Mesela çıkacak olan 14. sayımızda Balkanları ve orada yaşayan Müslümanların sorunlarını özel dosya konusu olarak ele alıyoruz. Müslüman dünyayla ilgili bizim temel perspektifimiz Müslümanların birliğidir. Bu konuyu açıkça dillendiriyor, izah ediyor ve teorik altyapısını inşa etmeye çalışıyoruz. İslam’ın tüm kaynakları ve tarihî tecrübesi bize Müslümanların kurtuluşunun birlikle mümkün olacağını göstermektedir. Biz de böyle bir birliğin mümkün olduğuna inanıyoruz. Ancak az önce de bahsettiğim Müslümanlardaki kafa karışıklığı ve kavram karmaşası, dahası mevcut reel politik durum her ne kadar böyle bir birliğin aleyhine görünüyorsa da bizce esas olan biz Müslümanların ne istediğiyle ilgilidir. Ne istediğimiz ise şu an çok belirgin değil. Esasen hepimizde var olan bu kafa karışıklığını gidermeye yönelik yayınlar yapıyoruz.

Müslümanların birliği konusu Müslüman arasında da çokça dile getirilen bir konu. Bu konuda sizin tavrınızda ayırt edici vasıf nedir?

Evet, bu konu Müslüman dünyada herkesin bir şekilde gündeminde olan bir şeydir. Bizim iddiamız İstanbul merkezlidir. Yani biz nevzuhur bir şeyden söz etmiyoruz. Yaklaşık bin yıllık bir tarihsel tecrübeden söz ediyoruz. Müslüman dünyanın birliğinin sahih bir şekilde ancak İstanbul perspektifiyle gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Bu perspektifle oluşturulacak bir birlikte Şam, Bağdat, Kahire, Kuala Lumpur ve diğer tüm İslam başkentleri eşit ve onurlu bir şekilde yerlerini alacaktır. Dediğim gibi bu tarihsel bir realitedir. Bunun dışındaki arayışlar maceraya atılmak olacaktır.

Okurlarımıza bir mesajınız var mı?

Dergi olarak İslam ve Müslümanlarla ilgili sosyal, siyasi ve kültürel analizleri, görüşleri olan yazarlara açığız. Bu konular üzerine yazılacak yazılara sürekli güncellenen ve aktif olarak kullandığımız http://www.thepenmagazine.net adresimizde yer verebiliriz.

 

Bekir Arslan konuştu

Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2012, 07:02
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20