Taşrada dergi demek, ayakta durmak demek

Mustafa Uçurum ile şiiri üzerinden Türkiye nereye gidiyor, İsmet Özel’i Türkken de sevmek ne demek gibi meseleleri konuştu Selçuk Küpçük..

Taşrada dergi demek, ayakta durmak demek

 

Sevgili Mustafa Uçurum’u ilk tanıdığımda daha Sivas’ta öğrenci idi. Birbirimizin yüzünü görmeden epey mektuplaştık. O mektupları hâlâ saklıyorum. Martı isimli naif bir dergiyi çıkartıyorlardı. 1990’ların ikinci yarısı. Martı’da yer alan hemen bütün isimlerin bugün koşuyu bırakmadıklarını görürüz.

Sonra Uçurum sırf beni görmek için çıkıp geldi bir gün. Karadeniz’in koyulaşan maviliklerine bakarak uzun sohbetlerimiz oldu. Bütünüyle o yılların bizim kuşak açısından unutulmaz zamanlar olduğunu eklemeliyim. Onu, şiirlerini okuduğumuz birçok arkadaştan ayıran temel özellik, aynı zamanda dergicilik yönünün bulunmasıdır. Üniversitede öğrenci iken çıkarmaya başladıkları ve Sadık Yalsızuçanlar dâhil birçok önemli ismin bu öğrenci dergisinde ürünler yayınladıkları bir dönemden bahsediyorum. Ardından Polemik, Yitik Düşler ve bir ara yönetiminde yer aldığı Tasfiye dergileri onun bu yönünü dikkate almamızı sağlayan yayınlar.

Kısa bir süre evvel çıkan şiir kitabı Dünya Telaşı’nda yer alan ilk şiiri “Taşrada Bir Şair Kalbi”nde bahsettiği gibi Tokat’ta yaşamaya ve oradan hiç ilişkisini kesmeden edebiyat çevreleri ile nitelikli ilişkiler kurmaya devam eden Uçurum ile şiiri üzerinden Türkiye nereye gidiyor, İsmet Özel’i Türkken de sevmek ne demek gibi meseleleri konuştum… (S.K.)

Sevgili Mustafa, kitabının ilk şiiri olan “Taşrada Bir Şair Kalbi”ni çok sevdim.

“Bu eşyalardan kurtulmak Rabbim, bu istiladan sakınmak kalbi

İsmet Özel’i Türkken de sevmek Ankara’yı İstanbul’u sevmek

Turgut Uyar’ı hatırlamak göğe bakarken

Bir mendil kanarken Cansever’e karanfil vermek….” dizelerinin olduğu şiirde İsmet Özel’den Sezai Karakoç’a uzanan şiirimizin önemli taşıyıcılarına değiniler var. Bu isimlerin senin şiirinde ve hayata bakışında karşılığı nedir?

Bu şiiri kitabın ilk şiiri olarak seçtik. Çünkü ben bu şiiri otobiyografi gibi görüyorum. Kitabı okuyan birisi, taşranın bir köşesinde hayattan şiirler devşirmeye çalışan benim kısa hayat hikâyemle karşılaşsın istedim. Taşra demek aslında ağrıyan bir kalp demektir. Unutulmak, görmezden gelinmek, biraz da unutturulmak demektir. Ben bütün bunlara rağmen kalbime bir ecza olarak sığdırdığım her şeyi sıraladım bu şiirde. Beni yalnız bırakmayan, yürüyüşüme ahenk katan şairleri de saydım şiirimde.

İsmet Özel, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Turgut Uyar. Bu şairler benim yol göstericim oldular. Dirilişi, direnişi, hayata tutunmayı ve sevmek denen çetrefilli acıyla baş etmeyi ben bu şairlerin dizelerinden öğrendim. İnsan yalnız kalmamak için kendine yol arkadaşları arar. İşte bu şairler benim yol arkadaşım olarak taşradaki bir şair kalbine dokunup durmaktalar.

“İsmet Özel’i Türkken de sevmek” nasıl bir şey?

İsmet Özel, her şeyiyle özel bir insandır. Çünkü Türk şiirinin damarını besleyen bir güce sahiptir. Günümüzde gençlere hükmetmek, onları evirip çevirmek en zor işlerden biridir. İsmet Özel işte bunu başarmış ender insanlardandır.

İsmet Özel’in dününü bilmeyenler, onu bugün duydukları fikirleriyle eleştirmekteler. İsmet Özel hep bildiğimiz İsmet Özel. Özellikle Türklük konusundaki fikirleri çok ses getirdi. “Kalın Türk” tartışmaları çok uzun zaman gündemi meşgul etti. Fakat İsmet Özel bunları her zaman söyleyen bir kişiydi. “Kafirlerle çatışmayı göze alan Müslüman’dan başkası değildir Türk” diyor İsmet Özel. Bunu ilk defa duyanlar onu faşistlikle bile suçladılar. Bunu İsmet Özel çok önceden de söylemişti zaten. Ben bu dizeyle aslında İsmet Özel’i yeni keşfedenlere gönderme yapıyorum. Onu her zaman sevmek gerek diyerek.

Zaman zaman şiirlerinde “Türkiye, Türkçe…” ifadeleri karşımıza çıkıyor. Son yıllarda bu “Türkiye” meselesi birçok şairin şiirinde, durduğu zihinsel, ideolojik, poetik yere göre farklı biçimlerde gözlemleniyor. Nedir şairleri son yıllarda Türkiye üzerine çeken?

Karmaşık günler yaşadığımız aşikâr. Özellikle ayyuka çıkan milliyetçi söylemler üzerinden fırtınalar koparılmaya çalışılıyor. Son zamanlarda öyle bir algı oluşturulmaya başlandı ki bu beni çok rahatsız ediyor. Kürt dediğinde özgürlükten, halkların özgürlüğünden, kardeşliğinden bahsedildiğini savunanlar, Türk dendiğinde ya da Türkçe dendiğinde hemen faşistlik damgasını vurmaya çalışıyorlar.

Bir şair şiirinde Kürtçeden dem vururken ya da Kürtçe bir ifade kullandığında özgürlükçü şair oluyor. Başka bir şair şiirinde Türkiye dediğinde maalesef faşist bir duruş ile yargılanabiliyor. Durum bu raddeye getirilmeye çalışılıyor. Kavramları, ideolojileri birbirinden ayırmak gerek. Ben şiirimde “Türkçe” diyorum, “Türkiye” diyorum. Bunu bir tepki için değil, şiirimdeki yerine yakıştığı için kullanıyorum. İçimdeki sesin, ayağımı bastığım toprağın kefaretini veriyorum şiirde.

Türkiye vurgusunu yapmak istiyor şairler. Çünkü bu topraklar besliyor bizi. Bunu başka anlamlara çekmek isteyenler olabilir. Şiir var, memleket var içimizde konuşup duran. Bu sesi sustursak şiir de susar. “İnsan yaşadığı yere benzer” diyor Cansever. Velhasılı; Türkiye candır, Türkçe sesimiz.

“Ülkem Bir Gülümse” şiirinden hareketle ülkemize, olup bitenlere nasıl bakıyorsun?

Şöyle bir dönüp baksak yaşadıklarımıza, bir tek iyi haber var mı acaba? Uzun bir zamandır iyi haberler alamıyoruz. Hem de hayatın her noktasında. Kötü haberler sürekli başımızda dönüp duruyor. Ben bunun sebebini uzakta aramıyorum. İçimiz dışımızdan daha karışık. Dört bir yanımız yanıp kavrulurken “ibret almak” yerine bizi bizden olanlar vurmaya çalışıyor.

Birbirinden ilgisiz bahanelerle ülkenin dört bir yanını alt üst eden bir zihniyet var. Yalan dolan haberlerle, kargaşadan medet uman bir zihniyetle başkalarının önlerine sürdüğü senaryonun figüranı oluyorlar.

Tarihimizde, Fuat Paşa’nın Fransız konta söylediği bir söz vardır; tam da günümüzü anlatır: “Türkiye en kuvvetli, en dayanıklı devletlerden biridir. Üç yüz senedir siz  dışarıdan, biz de içeriden yıkmaya çalıştığımız halde bir türlü  yerinden sarsamadık!...”

İşte böyle bir durum. İç ve dış tehdit hâlâ sürüyor. Fakat bütün bunlara rağmen “Ülkem bir gülümseme, ülkem bir bahar yeli” diyorum ben. Umut ediyorum ki bir bahar yeli esecek ve bütün taşlar yerine oturacak. Hak eden hak ettiğini elde edecek. Çünkü biz Hakk’ın adaletinin er geç tecelli edeceğine bütün kalbimizle inanmakla mükellefiz.

Dergiler çıkardın. Dergi süreçlerinde yer aldın. Polemik, Martı, Yitik Düşler, Tasfiye… Birçok şair arkadaşa göre bu senin farklı niteliğin. Dergicilik ve Mustafa Uçurum ilişkisi nasıldır?

Hasan Yurtoğlu, Hüseyin Kaya, Mustafa Uçurum ve Hasan Kaya.

Sivas'ta öğrencilik yılları ve ilk dergi tecrübeleri...

Dergilerin adını duymak bile içimde ayağa kalkma hissi uyandırıyor. Dergisiz bir edebiyat düşünemiyorum. Bu, dergi çıkarmak anlamında değil sadece, dergilere omuz vermek, dergilerle birlikte olmak anlamında da böyle. Ben bugün bu satırları yazıyorsam bunun en büyük sebebi dergilerdir. 1996 yılında Sivas’ta bir grup arkadaş dergi çıkarmak için kolları sıvadığımızda Sivas’tan içimizdeki umutları, heyecanları taşıyan bir Martı havalandırmıştık. Dergimiz o kadar büyük bir teveccüh gördü ki, ben ve diğer arkadaşlarım o teveccühten aldığımız güç ile halen edebiyat dünyasının içinde nefes alıp vermekteyiz.

Dergileri çok önemsiyorum. İnternetin varlığı beni tedirgin etmiyor. Derginin yeri hâlâ aynı. Derginin sayfalarını çevirmek, yeni şiirleri, öyküleri okumak bana hâlâ büyük mutluluk veriyor. Bu bir holding dergisi de olabilir, fotokopiyle çoğaltılan bir fanzin de olabilir. Hiçbir farkı yoktur benim gözümde.

Anadolu’da dergi demek, ayakta durmak demektir. Bir dergi etrafında toparlanan üç-beş kişi dünyayı fethedemese de yeni yüreklere sızmayı başarmakta. Bunu gördüğüm, yaşadığım için yıllar var ki dergilere sımsıkı sarılıyorum. Dergiler bana sizin gibi sağlam dostlar kazandırdı. Her şey kaybolup gitse de sadece bunun için bile dergilere her zaman kapım sonuna kadar açık olacaktır.

 

Selçuk Küpçük konuştu

Güncelleme Tarihi: 20 Mayıs 2016, 10:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13