Taşrada dergi çıkaran heyecan?

Nazım Payam, Bizim Külliye dergisini mutmain bir şekilde ve özveriyle çıkarıyor. Elazığ'da öyle bir kültür sanat dergisi çıkarmak takdire şayan bir eylem olsa gerek.

Taşrada dergi çıkaran heyecan?

Nazım Payam, Elazığ’da yaşıyor. Sosyal Bilimler Lisesi’ndeki bir Panel-Şiir gecesinde İsa Kocakaplan’a,  “Nazım Payam’ın telefonu var mı?” diye sordum. Türk Edebiyatı dergisinde yazıyordu. Öyle başladı sözlü ve yazılı tanışmamız. Sözlü dedim çünkü bu güne kadar yüz yüze görüşmüş değiliz. Nasip olursa bir gün, kim bilir, belki. Elaziz’de Yukarı Yemenicilerde bulunmuş, kırk dutlarda gezinmiş ve oralarda top peşinde koşmuş çocukluğumun bir yılını da hesaba katarsak; Elaziz akrabaların ve hatıraların şehridir de benim için. Nazım Payam, Bizim Külliye dergisini mutmain bir şekilde ve özveriyle çıkarıyor. Elazığ’da öyle bir kültür sanat dergisi çıkarmak takdire şayan bir eylem olsa gerek. Zaman zaman uzaktaki dostlarını dahi misafir ediyor Bizim Külliye’de. Sorularımıza cevaplar verdi sağ olsun bizi kırmadı Nazım Payam. Sağ olsun var olsun.

 

Nazım PayamYazmaya nasıl ve nerede başladınız?

Yazmaya çocuk denecek yaşlarda başladım. Fakat yazdıklarım, benden başka kimselerin okumadığı ders defterlerinde idi. İlk yazdıklarım o defterlerde kaldı. Ve nice sonra hemşerimiz Ahmet Kabaklı’nın varlığından cesaret alarak Türk Edebiyatı dergisine bir şiir göndermiştim; gönderdiğim şiir Türk edebiyatı dergisinde yayımlandı. Şimdi sayısını ve tarihini tam olarak hatırlamıyorum, 1980 olacak galiba. Oysa uzun süre saklamıştım şiirimin yayınlandığı sayıyı.

 

Kaç yaşında olduğunuzu anımsıyor musunuz?

1955 doğumlu olduğuma göre,  okur huzuruna pek de erken çıkmış sayılmam.

 

Nazım PayamSizi yazmaya veya okumaya teşvik edenler oldu mu?

Okuma ve yazma hevesini arkadaşlarımdan, ağabeylerimden edindim. İlkokul yıllarında resimli hikâyeler elimizden düşmezdi. Bugün adını dahi unuttuğum o kitapları verilen üç beş kuruş harçlıkla kiralar,  saatlerce, aç susuz, köşede bucakta adeta gizlenerek okurduk. Gizlenerek deki kastım, kiraladığımız kitapları arkadaşlarla değiştirmemizdi. Böylece bir kitap kiralar; iki veya üç kitap okumuş olurduk.

Resimli hikâyelerden sonra tahkiyeli eserlerimize ayrı bir hayranlık besledim. Okuduğum tahkiyeli eserlerimizin temel fikri çözme, yazıldığı devrin konuğu olup sosyal sorunların kaynaklarına inme düşüncesi hem merakımı hem heyecanımı artırıyordu.

Şiir yazıyordum… O günler adlandırmamış olsam da şiir damarlarını açık tutmak için bolca okumam gerekiyordu. Önceleri şiir yazmak için okuyordum, şimdiler de okumak için yazıyorum.

 

İlk okuduğunuz kitap, şiir, hikâye veya yazı, dergi, gazete?

Ferhat ile Şirin, Köroğlu, Battal Gazi, Ergenekon aklıma ilk gelenler... Kerem ile Aslı’da Ermeni “Keşiş”in sinsi düşmanlığı hâlâ hafızamdadır. Hele destanlarımız! Destan kahramanlarımızın toplum içinde aranılan ideal tip olduğunu, kadınlarımızın cariye, komşu kızı, caddede sokakta,  pencerede görünen olmadıklarını, gökten inmiş ve kıymeti haiz olduklarını okumalarla öğrenmiştim. Okuduğum Türk destanları öyle diyordu. 

Dede Korkut hikâyelerine doyamadım. Ama mevcut on iki hikâye içinde tekrar tekrar okuduğum, “Deli Dumrul” hikâyesiydi. Deli Dumrul’un:

Nazım Payam, Şehrin Eylül Tarafı“Yücelerden yücesin

Kimse bilmez nicesin

Görklü Tanrı’m

Nice cahiller seni gökte arar, yerde ister

Sen hod mü’minlerin gönlündesin”

Söyleyişindeki Tanrı anlayışı Kur’an’ımın ve sünnetimin aileme yansıyan bilinciydi. Okumak, şiir yazmak için yola çıktığım bir olguydu. Şiiri kavrama umudu çerçevesindeki çabalarımın insanımı, inanç kaynaklarımı bana bu kadar tanıtacağına ihtimal verememiştim. Anonim halk ürünleri milletimin berrak suyu idi. Su kadar aziz şifahi kaynaklarıma baktıkça; duygu ve fikir karmaşamdan sıyrılıp huzuru yakalıyordum. Eser kahramanlarıyla birinci dereceden akrabalık kurmak benim için ayrı bir lezzet kaynağı olurdu çocukluk yıllarımda. Meselâ Deli Dumrul’u eniştem, eşini ablam bilmiştim. Ablamın enişteme seslenişinde şiirin ayak seslerini duyuyordum.

 …

 “Göz açıp gördüğüm

Gönül verip sevdiğim”

Nazım Payam, Külliye “Arş tanık olsun! Kürsi tanık olsun!

Yer tanık olsun! Gök tanık olsun!

Ulu Tanrı tanık olsun!

Benim canım, senin canına kurban olsun!”

Bağlılık ve fedakârlığın samimi şiirini, adı bir yerlere sıkıştırılmış hanım şairlerimizde göremedim. Belki bu yüzdendir, erkeklerimiz, şiir yazan kadından çok, şiir gibi yaşayan hanımefendilerden hoşlanır.

“Dede Korkut’un Mukaddimesini” hikâyeleri kadar sevmiştim, bize mahsus şiirselliği vardı. Mukaddimeyle birlikte fikir kitaplarına kapıyı araladım. Tezkirelerin uzantısı olan biyografi ve otobiyografilere düşkünlüğümü çok sonraları anladım. Bu düşkünlüğümle bir yanılgımı da fark ettim. Şiiri yalnızca Türkçe ders kitaplarından okumakla yetiniyordum.

Şiir yazmaya yeltenen, şiir yazmak için okuyan ben, o yıllar şiir kitaplarına hiç para vermemiştim. Hele, güçlü şairlerle iletişim kurmak aklımdan geçmezdi. Okuduğum, şiirlerin şairlerini hep ölmüşlerdir, diye düşünürdüm.

Lisedeydim; bir gün, arkadaşlarımdan biri beni Hisar’da şiirleri yayımlanan şair Süleyman Bektaş ile tanıştırdı. Bektaş ağabey, kabuğuna çekilmiş nezih bir insan... Hisar’a onun yardımıyla abone olmuştum. “Hisar dergisi yayınına ara verince öz kardeşimi yitirmiş kadar üzüldüm.”diyecek kadar vefalı bir şiir eriydi. Beni edebiyat dergileriyle tanıştıran Bektaş ağabeyimdir.

 

İlk yazdığınız yazı - şiir – hikâye yayınlandığında ne hissettiniz?

Yazdığım şiiri kabullenmiş, yazdığım şiiri belgeleştirmiş dergiyi herkese gösterme yaşını çoktan geçmiştim. Ama içten içe alevlenen sevincimin şavkı yalnız bana mahsus bir fanusta hâlâ yansır.   

 

Nazım PayamYazma tutkunuzu başından başlayarak anlatır mısınız?

Bende yazma tutkusu uyandıran ve uyandırdığı tutkuyu biçimlendiren Süleyman Bektaş’tır. Rahmetli hukuk fakültesini son sınıfta terk etmiş bir daha dönüp tamamlamayı hiç düşünmemişti, onun düşündüğü de onu terk etmişti. Bektaş’ Hisar’da Varlık’ta yayımlanan şiirlerini bana okurdu. Hele Hisar’da çıkan şiirleri daha güçlü bir şairlik edası verirdi ona. Yayımlanan her şiiri ile çocuk sevinciydi taşıdığı. En mutlu yüz hatlarıyla sorusunu yöneltirdi. “Hisar’ın bu sayısındaki şiirimi okudun mu?”  “Elbette okudum.” Okumuş olup olmamam o kadar önemli değildi. El ayak çekilinceye kadar beni oyalar, sonra rafları kendisinin sevdiği kitaplarla dolu kitapevinde sevdiği şiirlerden, şiirlerinden bir edebiyat matinesi düzenlerdi.

Şiir okumaya benimle başlar, yolculuğunu bensiz sürdürürdü.  Ara sıra “Şu mısraa bak.”geçişleriyle eski,  yeni, şiirlerini okur, niçin yazdığını, neyi anlatmak istediğini açıklardı. Çok zaman ben de virgüllerden, noktalardan sızar, benzer duyguları ifade eden şiirlerimi okuma fırsatı bulur, duygu fanyalarını serpmesine yardımcı olurdum. 

Şiir okuma dinletisi bitince “yarın akşam devam” şartıyla kalkılır: “Haydi biraz yürüyelim” arzusuyla gece yarısı sohbetine başlardık. Elazığ’ın Gazi Caddesinde geç vakitlere kadar dolaşır, sohbeti koyulaştırırdık. O, Voltaire’den, Konfiçyüs’ten, J.J Rouesseua’dan vecizeler söyler, söylediği vecizelerle, şiirlerle konumuzu belirlerdi. Batı klâsiklerine hayrandı. Ben onun yanında ne kadar iyi dinleyiciydim, anlatamam.

 

Daha çok ve özellikle çocukluk döneminizi anlatır mısınız?

Elazığlıyım. Dördü kız, ikisi erkek altı kardeştik. Babam,  yaşadığı şehri yoklukla anlatır, yedeğindeki yoklukla dili dönerdi. Sabahın köründen, gece geç vakitlere kadar çalış çalış, ortada var olan yine de yokluk, derdi. Evi sığınak, giyinmesi örtünmeden ibaretti. Babamın, susmak bilmeyen yokluğuna karşın besleyip büyüttüğü sabır ve şükürdü. Nasırlaşan fukaralık döneminde ona şehirli olduğunu hatırlatan tek husus gelenekleri; kapı komşu ilişkileri, bayram, düğün şölenleri. Bütün ilişkilerinde masrafsız olanları severdi babam.

Annemin şehir sohbetleri yok denecek kadar azdı, girmezdik şehir sohbetlerine. Öksüz ve yetim büyüdüğü dayı evinden, koca evine geliş güzergâhını upuzun çizer, öylece kalırdı. Odalar, hol, mutfak, salon ölçüsünden biraz büyük bahçe ve çıkmaz sokak, bütün şehir mekânı buydu. Caddeye bıraksanız dar sokaktaki evini bulamazdı annem. Annemin şehri de mazisi de babamdı.

Rahmetli ağabeyimin şehirli mazisi gözlerimdeki buğuyu az da olsa sildi. Müezzinlerden önce uyanışını, sabah ezanını bekleyip sonra camlara, şahnışenlere, cumbalara, damlara doğru uzun uzun “simiit simiiit!” diye bağırışını, simit çığırışlarından sonra, gün ortasına doğru elmalı şeker satışını çocukluk hayalleriyle izlerdim. Gençliğine sakalıkla girmişti ağabeyim. Örülü saçları tülbentten sarkmış genç kızların ağabeyimden su alışları, kovalarına boca edişleri göğsünü kabartırdı ağabeyimin. Kendini Ferhat’a benzetişine kulak kabartmışımdır.

Sakalıktan sonra da hiç boş kalmadı ağabeyim. Dinlenmek nedir, bilmezdi. Biriktirdiklerinden bir yaylı araba edindi, sonra onu satıp fayton aldı. Rahmetli annem, ağabeyimin bütün koşuşturmasına rağmen, bir baltaya sap olamayacağını anlatır dururdu. Ona baktıkça içi sızlardı.

O dönemler bizim için hayat, fukaralık ile terin çarçabuk kaynaştığı boğaz tokluğuna yaşanılandı. Şehrimizin eylül tarafındaydık biz. Kolay para kazanmaktan, sanattan, zevkten, yaşadıklarımızın inceliklerini yakalamaktan uzak, sarı solgun tarafında…

Rahmetli ablam bir köye gelin gitti. Dayanamadı köy hayatına. Sanırım, köy hayatı kabir hayatıdır, diyenler; şehirden köye gitmişleri kastediyorlar. Ailemden okur-yazar olan bir benimdim.

 

Artık yazar olmuştum dediğiniz zamana kadar olan çabanızı yazar mısınız?

Bir şeyler olmak için çabaladığım belli.  Ama hâlâ yayımlanan ilk şiirin, ilkyazının heyecanıyla kalem tutuyorum. Ve bu heyecanladır ki “Bizim Külliye” dergisini çıkarıyoruz.  

 

Nurettin Durman sordu ve bu hüzünlü incelikleri öğrenmiş oldu

Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2009, 07:49
YORUM EKLE
YORUMLAR
İlkay Türkyay
İlkay Türkyay - 9 yıl Önce

"bizim külliye" yani bize dair her şey ya dışarısı ve dışardaki biz,BEN ve O...Külli olanı cüze indirgemek ya şaşkınlıktan ya da kibirden.

adil
adil - 9 yıl Önce

bizim külliyenin en genç şairlerinden serdar arslan nerelerde? serdar eğer bu yorumu okuduysan e-mail adresini yaz buraya

serdar arslan
serdar arslan - 9 yıl Önce

ağustos ayından beri Kastamonu'da askerlik yapmaktaydım...Bugün teskere aldım...serdarslan-@hotmail.com

banner19