Tasavvufta okur kitlesi genişledi

Sufi Kitap editörü Saliha Şişman’la tasavvuf yayıncılığı üstüne konuştuk.

Tasavvufta okur kitlesi genişledi

 

 

Saliha Şişman, son dönemde tasavvuf yayınları alanında ismine sıkça dikkat kesildiğimiz bir editör. Ardı ardına yayına hazırladığı kitapların, hazırlanma titizliğinden son baskı aşamasına kadar sıkı bir dikkatten geçtiği aşikâr. Tasavvufun nerdeyse bir asır aradan sonra toplumun gündelik meseleleri arasına her yönden girmesine tanıklık ettiğimiz bir dönemde Sufi Kitap’ın yayın politikasına yansıyan bu dikkati Saliha Hanım’la konuşalım istedim.

Yalnızca tasavvuf kitapları yayımlayan yayınevleri daha evvel de kuruldu Türkiye’de ve gitgide de sayıları artıyor. Büyük bir yayınevi bünyesinde alt bir kategoride özelleşmiş bir yayınevi olmanın olumlu ve olumsuz yönleri neler?

Büyük bir yayınevinde bulunmanın en olumlu yönü kanaatimce paylaşılan “tecrübe”nin büyüklüğü... Bunu teknik olarak da, yazarlarla diyalog, pazarlama ve satış açısından da düşünebilirsiniz. Ayrıca iyi dağıtım, tanıtım, temsil; düzgün telif ödeme imkânlarını da sayabiliriz. Birçok alanı kuşattığı için, yayıncılığı bir “bütün” olarak -tersinden söylersek yayıncılıktaki “çeşitliliği”- görme imkânı da sunar büyük yayınevleri. Olumsuz yönü ne olabilir? Zannederim ki küçük bir yayınevi daha şevkli çalışabilir. Profesyonellik ve sektörleşme bazen yaptığımız işin heyecanını alıp götüren bir şeye dönüşebiliyor.

Özellikle son yayınlarınızda oldukça titiz davrandığınız görülüyor ve ilk defa yayımlanan eserlere öncelik veriyorsunuz. Son yayımladığınız kitabı Nur Kandili – Velî Gönenli Mehmed Efendi olan yeni dizinizden bahseder misiniz biraz?Nur Kandili, Veli Gönenli Mehmed Efendi

Sufi Kitap’ın -iyi bir takipçisi olarak- kuruluşundan itibaren titiz çalıştığını düşünüyorum, tabii seneler ilerledikçe nicelikle beraber nitelikte de yükselme olması doğal. Kitaplarımızın çoğu ilk defa yayımlanan eserler. Fakat 2010’dan itibaren Su Üstüne Yazı Yazmak hariç bütün çalışmalarımız, ilk defa yayımlananlardan oluşuyor; belki sizin dikkatinizi çeken şey de bu olmuştur.

Manevi Mimarlarımız”a gelince… Sufi Kitap’ın en çok ilgi gören ve farklılaşmasını sağlayan “Tasavvuf Sohbetleri” dizisinin bir alt dizisidir “Manevi Mimarlarımız”. Bu dizide niyetimiz bir arifin hayatını, onun yol veya soy evlatlarından, kısacası gönlünü o zata vermiş kimselerden dinlemek. Bu çalışmalar, sadece bir arifin hayatı ile sınırlı kalmadığı gibi bir şekilde günümüze uzanan silsileye yahut aileye temas etmesi açısından sözlü tarih çalışmasına dönüşebiliyor. M. Fatih Çıtlak’ın Nur Kandili’nin girişindeki tabiriyle söyleyecek olursak “menkıbevî tarih”in peşinde… Yani -bizim manevi hayatımıza destek olacak şekilde- o arifin manevi hayatından hadiseler, düşünce ve hikmetli sözleriyle ön plana çıkarılıyor.

Bu dizinin ilk kitabı, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin torunlarından Belkıs İbrahimhakkıoğlu’yla Melek Paşalı’nın hazret hakkında hasbihali olan Aşk ile An Seyretmek. İkinci kitap ise Sadık Yalsızuçanlar’ın Kars’ta Evliya Camii imam ve hatibi, Harakanî Derneği başkanı ve 22 kuşaktan beri Ebu’l-Hasan Harakanî Hazretleri’ne hizmet eden bir ailenin mensubu Yavuz Uzgur’la yaptığı, hazreti konu alan çalışma:  Anadolu’nun Kalbi. Üçüncüsü de sizin sorduğunuz Nur Kandili, Velî Gönenli Mehmed Efendi. Asrın velisi olduğu yönünde cümle meşayihin ittifak ettiği Gönenli hazretlerinin senelerce dizinin dibinde bulunmuş M. Fatih Çıtlak’ın kaleme aldığı bir kitap.

Tabii, bu isimler hakkında konuşmak o kadar zevkli ki… Uzattıkça uzatabilirim. (Rahmete vesile olsun.) Bu dizide yer alacak iki eseri de söyleyeyim. Birisi Alvarlı Efe hazretleri olarak tanınan Muhammed Lütfi hazretleri hakkında Hüseyin Kutlu Hoca’nın, diğeri Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri hakkında Hasan Kamil Yılmaz Hoca’nın kitapları olacak inşallah.

Son olarak Şeyh Muzaffer Ozak hazretlerinin müridânından Shems Friedlander’ın sohbetlerini bir araya toplayan Toynak Sesini Duyunca Zebra Gelsin Aklına kitabını yayımladınız. Yayınlarınızın ekseriyetle Halvetî-Cerrahî tarîkatinin risale ve sohbet derlemelerinde yoğunlaşmasının sebeb-i hikmeti nedir?

Toynak Sesini Duyunca Zebra Gelsin AklınaSufi Kitap, bütün tarikatlara aynı yerden bakar, kuşatıcıdır. Önemli olan eserin keyfiyetidir. Eğer Cerrahiyye’ye özel bir yer tahsis edildiği söylenirse, bu haksızlık olur. Zira Sufi Kitap’ın yayınları arasında İmam Rabbanî, İbn Arabî, Mevlâna hazeratının kitaplıkları var. Şazeliyye’nin kurucu pirlerinden Ataullah İskenderî’nin Hikem’i var, Halvetiliğin ikinci piri Şirvanî hazretlerinin Şifau’l-Esrar’ı, Şabanî meşayihinden Hasan Ünsî hazretlerinin Kelam-ı Aziz’i var. En velud mutasavvıflardan Celvetî şeyhi İsmail Hakkı Bursevî hazretlerinin İlahi İsimler’i var. Yani klasik eserlerde bir çeşitlilik söz konusu zaten.

Aynısı aslında sohbet ve düşünce dizisi için de geçerli. Şazeliyye, Mevleviyye, Uşşakiyye, Rifaiyye, Nakşibendiyye, Halvetiyye’nin muhtelif kolları mesela Uşşakiyye, Hayatiyye ve Cerrahiyye silsilesinden gelen kimselerin eserleri mevcut.

Cerrahiyye tarikatının temsilcilerinin bir görünürlüğü var, bunu inkâr edemeyiz. Şeyh Muzaffer Efendi gibi bizzat Sahaflar şeyhi olarak anılan, hem yayıncılığı hem de müellifliği ile tanınan bir zatın silsilesinden eli kalem tutan şeyh efendilerin bulunması manidar geliyor bana.

Tasavvuf kitapları yayımlamanın getirdiği bir tek-tipleşme var mı? Yani belli bir okur kitlesine yönelmenin getirdiği bir zorluk, yoksa bu kitle gitgide genişliyor mu?

Tasavvuf, üzerinde çok yayın yapmamıza imkân veren, bunu gerektiren bir alan. Tek-tipleşmeyi kırabilecek zenginliği haiz. Adab, erkân, asar, musiki, geleneksel sanatlar, cihaz-ı tarikat, mimari, tekke, türbe vs. bütün yönleriyle bir tarikat hayatı düşünün… Diğer taraftan mirasa bakın. Hazırlamaya çalışsak altından kalkamayacağımız binlerce eser var, çünkü Anadolu veli elinden mayalanmış. Sadece Halvetiyye’nin kırk küsur şubesi var mesela… Bir tevhid eğitimi var, ama oraya götürecek nefesler adedince de yol.

Zorluk, klasik eserde devreye giriyor. Çünkü muhatabı az. Ve eskiden destur alınarak okunan eserler bunlar, bir yandan da böyle bir sıkıntı var. Sıkıntı demeyelim de vakıa bu. Şimdi herkes okuyabiliyor. Geçenlerde TRT’de yyaınlanan Aklıselim programında tasavvuf yayıncılığı bahsinde Ahmet Murat Ağabey Titus Burckhardt hakkında anlattı. Burckhardt, Fas’tan dönerken kucağında Fütuhat ya da Füsus yazmaları olduğu halde bir derviş ile karşılaşır. Derviş ona ‘bunları şimdi okuyamazsın’ der. Çünkü okuyacak seviyede değildir. ‘Ne zaman okuyabilirim’ diye sorar. ‘Bunları okuyabileceğin zaman da bunlara ihtiyacın kalmaz’ cevabını alır. Aslında bu, bize tasavvuf yayıncılığının bir paradoksunu da gösteriyor.Aşk İle An Seyretmek

Okuyucu kitlesinin genişlediğine inanıyorum. Bu kitle “belli” de değil aslında çünkü sohbet geleneğinin bir uzantısı olarak değerlendirebileceğimiz Tasavvuf Sohbetleri’yle geniş bir yelpazede okuyucuya ulaşıyoruz. Sonuç olarak tasavvuf, hem tarihî hem kültürel hem manevi okumalar yapan geniş bir kitleye sesleniyor.

Yayına hazırladığınız ilk kitap hangisiydi? O hazırlık sürecinden bahseder misiniz?

Editörlüğünü yaptığım ilk kitap Mahmud Erol Kılıç’ın Tasavvufa Giriş’i. Bu kitap, Mahmud Hoca’nın ders notlarından oluşuyor. Bir gün danışmanımız dedi ki, “medresede talebelere evvela dersin zoru okutulur, bunu halleden sonrasında rahatlar.” Benim için de aynısı oldu. İşin tekniğine de aşina olmadığım için bayağı zorlandım. Neticesi güzel oldu ve çok şey öğrenmiş, kapak fotoğrafı araştırmaktan, arka kapak yazısına kadar bir kitabın unsurlarını görmüş oldum.

 

M. Fatih Kutan sordu

Güncelleme Tarihi: 20 Nisan 2016, 10:27
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13